MUHABİR: Hocam menim için bir şereftir sizinle sohbet etmek. Biz internette her dem akdaşa verende, Türk Dünyası ile bağlı, Ümmet-i İslam ile bağlı, hemşe birinci sıralardan sizin kitaplarınız geleli, o sitelerde geleli, kitaplar geleli, birçok forumlarda, internet forumlarında insanlar tartışırlar ve birçoklarının dayan ötesi kimi, sizin fikirleriniz ve sizin kitaplarınız ola. Bunu önceden isteyelim ki bu sevgimi size bildiririm, bu sevgi hem de Azerbaycan’dan gelen bir sevgidir.
Muhabir: Ve bunu bir sevme olarak kabul etmenizi isterim.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, maşaAllah, bilmukabele, bilmukabele.
Muhabir: Ben bu görüşe gelmemişden evvel, birçok sizin hem Azerce hem Türkçe olan eserlerinizi okudum, baktım, sitelerden maralandım, çoklu jurnalistler repertüyorlar, size danışmışlar, istemezdim ki bizim sohbetimiz tekrar olsun, isterdim ki sadece bizim sohbetimiz bir kere ferkli olsun amma bu ferklilik hem de, hem okuyucularımız için hem Azerbaycan’daki okuyucularımız için hem de Türk Dünyası’nda, Türkiye’de olan okuyucularımız için maralı olsun. Eski Basiyev diyor ki: ‘’Son vakte kapitalizmde bir burhan gelir, bu evvel biraz maneviyatta gitmiştir sonra iktisadi burhana çevrildi’’. Böyle bir burhan vakti, sizin fikirleriniz ve sizin kitaplarınızda gösterilen yol, neykü diyeki şark dünyası için, Türkiye ve Türk Dünyası, Türk Dünyası’nı birleştiren ülkeler için, o cümleler Azerbaycan için, hem de garbın birçok ülkeleri için, yani illi burhanda olan ülkeler için de bir yol. Siz bunu evvelden mi duymuştunuz ki bu olacak yakın, Allah’tan gelen bir vehmiydi ki siz kafanızda görünce dünya böyle bir burhanın içindeydi ve bu burhandan çıkmak için yollar aktarmak lazımdı?
ADNAN OKTAR: Evet, bunu Peygamber Efendimiz (sav) 1400 yıl öncesinden bildirmiş böyle bir ekonomik burhan olacağını, bu tip olaylar olacağını ve bunun sonucunda da bir ferahlık dönemi geleceğini, rahatlık dönemi geleceğini bildirmiş. Hatta, yani o kadar detay vermiş ki 20-30 yıl içersinde olacak bütün olayları tek tek saymış Peygamberimiz (sav) ve çok şaşırtıcı, aslında dünyanın bundan pek haberi yok, gerçek anlamda haberleri olsa çok şaşırırlar benim kanaatim. Mesela, Peygamber Efendimiz (sav) Hicri 1400 yılından sonra olacak olayları bildiriyor; İran ile Irak arasında savaş olacağını söylüyor, Afganistan’ın işgal edileceğini, Fırat’ın suyunun kesileceğini, barajla kesildi. Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulmaları olacağını söylüyor, bu da oldu. Kuyrukluyıldızın doğacağını söylüyor, Halley kuyrukluyıldızı çıktı. Bunların hepsi 20-30 yıl içersinde peşpeşe. Kabe baskını olacağını söylüyor, Kabe’de kan akıtılacağını söylüyor, bu da oldu Hicri 1400’de. Güneş’te bir alametin belirmesi, yüzyılın en büyük güneş patlaması oldu. Tozlu dumanlı bir fitne, 11 Eylül olaylarına bakıyor. Bir ordunun kaybolması, mesela Irak ordusu çölde kayboldu. Iraklıların parası kalmayacak diyor Peygamber Efendimiz (sav), paraları kalmadı. Bağdat’ın alevlerle yok edileceğini söylüyor, o da oldu. Tahribat olacak diyor Bağdat’ta diyor Peygamber Efendimiz (sav). Çöller yeşerecek diyor. Yani bütün detayları anlatmış fakat bunların içersinde ekonomik buhran olacağını söylüyor; bunda hatta kişiler diyor çarşıda ‘’bugün de kazanamadık, bugün de kazanamadık’’ derler diyor. Yani o kadar detay vermiş, çarşıda insanların ne konuşacağını söylüyor, fakat sonradan benim evlatlarımdan Hz. Mehdi diyor zuhur eder, müthiş bir bolluk ve bereket dönemi başlar diyor. İnşaAllah biz o döneme doğru gidiyoruz. Bizleri Deccaliyet, dinsizlik, Darwinizm çeşitli entrikalarla ayırdı. Mesela, Azerbaycan’la bizim ayrılmamız, Konya ile İstanbul’un ayrılması gibi. Yani dilimiz aynı, dinimiz aynı, geleneklerimiz aynı, soyumuz aynı, aynı atanın çocuklarıyız fakat bizi bir odaya koymuşlar, karşı tarafı bir odaya koymuşlar, aramıza bir duvar koymuşlar. Allah’a çok şükür şimdi Azerbaycan gençliği uyanmış durumda, Türk gençliği de uyanmış durumda. Şimdi Türkiye’de, Türkiye’nin Azerbaycan’ın birleşmesini istemeyen ben bir kişiye rastlamadım, yani herkes bunu istiyor. Şimdi bu altyapı olduktan sonra, artık ondan sonrası çok kolay. Bundan sonrası sadece resmi birkaç görüşme, resmi birkaç karardır. Tabanın buna karar vermesi çok önemli, taban buna karar verdi, Allah’a çok şükür bunu sağladık, Allah vesile etti. Kazakistan, Tacikistan, Türkmenistan hepsi sırada Allah’ın izniyle sırada. Bunların bir araya gelmesi demek; Türk milletinin, bir millet olarak birleşmesi demek, makul olan bu. Böyle bir devleti dünyada kimse yere getiremez sırtını, hiç kimse ama. Yani böyle kültür bağıyla, sevgi bağıyla birbirine bağlı olan bir milletin kimse sırtını yere getiremez. Mesela son gelen arkadaşlarımız, Azeri gazeteci kardeşlerim, hemen tamamı bunun heyecanı içersinde. Biz burada Türklerle, kardeşlerimizle konuşuyoruz, herkes müthiş bir heyecan duyuyor Azerbaycan’la birleşme konusunda. Allah’a çok şükür bu zemin oluşmuş, adı konacak hale gelmiş. Şimdi inşaAllah büyük bir kongre yapacağız, Türk-İslam Birliği Kongresi. O zaman bunu daha güçlü şekilde dile getirmiş olacağız. Tabi burada alınan kararlar olacaktır, bunlar her iki tarafın hükümetine de bilgi olarak sunulacaktır inşaAllah. Biz istirham edeceğiz, onlar da bunu yerine getirecekler inşaAllah.
Muhabir: İnşaAllah. Bu biz biraz dünyadan geldi böyle Türkiye ile Azerbaycan arasına, siz bir hoca olarak bilirsiniz ki eskiden evvellerinde de, Azerbaycan’da ve Türkiye’de bu tartışmalar oldu. Yani o vakte getirildi, bu 1920. illere atelyedi ve Azerbaycan’dan Türkiye’ye çoklu akın oldu, bizim o vakte hatta demokratik cumhuriyeti yaratan isimlerle Türkiye’ye geldiler, yaşadılar ama böyle bir vegamda, böyle birleşmeye yakın olan bir vakta yine de Türkiye’de Avrupa’nın tesirinle, Azerbaycan’da da Rusya’nın tesirinle bir itirazlar da oldu insanlar arasında ve siz çok doğru buyurdunuz ki siyasetçilerden evvel halkı, insanlarımız bu birleşmeninistemeliler. Zaten hem siz de, hem biz de bu birleşmeye çokluk büyük bir hevesler var, istekler var ve bu hadise siyasetçiler tarafından, Kafkas Birliği şeklinde de ileri sürüldü. Siz mütefekkir bir insan olarak, elim bilgi adamı olarak bunu daha genişlendirip Türk Birliği, Türk dünyası şeklinde diyirsiniz. Bu birleşme, imdi bilirsiniz ki Orta Asya’daki ülkelerle Azerbaycan ve Türkiye arasında çok berabersizliği var, ister ekonomik bakımından ister bilgi bakımından ve diğer bakımından, bu birleşme tebi şeklinde anlar mı bu berabersizliği olan bir zamanda? Çetin olmaz mı?
ADNAN OKTAR: İki suyu birbirine karıştırdın mı daha büyük bir su olur, başka bir şey, iki taraf da su çünkü, yani bir tarafta asit olur, bir tarafta su olur, bunu da aklım alır, ama iki taraf da memba suyu, karıştırdın mı büyük bir kupa su olur. Azerbaycan’la Türkiye’nin iç içe geçmesi ruhu sadece şahlandırır, kalbi sadece şahlandırır, hiç böyle bir sorun yok. Azerbaycan son derece kültürlü, aydınlı insanlardan oluşuyor, velev olmasa biz onları aydınlatırız, velev fakir olsunlar, biz onları zengin ederiz Allah’ın izniyle, öyle bir konu olmaz. Çünkü baba ile oğlu ayırmışlar, şimdi oğul çok cahil olsa, babası da çok alim olsa, çok zengin olsa, çocuğu da çok fakir olsa, ne fark eder? Baba ile oğul karşılaştı mı, babanın malı zaten onun, babanın bilgisi zaten çocuğunun, hemen aktarır bilgisini, hemen malını, mülkünü verir. Yani biz Azerbaycan’ı canımızın bir parçası olarak görüyoruz. Ne fark eder yani, istediği kadar farklılık olsun, anında ihya ederiz, anında o sevgiyle ve muhabbetle hallolur. Ayrıca Azerbaycan her yönden madenleriyle, petrolüyle zengin bir ülke zaten, yani böyle bir şeye ihtiyacı yok. Ama Türkiye’nin tabi teknik bilgisi, tecrübesi, iş gücü Azerbaycan’ı şahlandırır tabi. Ama biz aç bile kalsak, önce bir kardeş olmak istiyoruz, yani oturup beraber sofrada yemek yiyeceğiz önce, belki peynir, ekmek yiyeceğiz yani, biz ona razıyız. İlla ki bir kardeşliğimizi bir yaşayalım, biz manevi yönün üstünde duruyoruz, yani Azerbaycan bize ne getirir, ne götürür bunun derdinde değiliz. Babanın oğluna kavuşma olayı var burada. Biz bunun peşindeyiz. Ne fark eder yani? Bir an önce sofrada beraber yemek yiyeceğiz.
MUHABİR: Adnan Bey, burada sadece bizde bir fikir vardı, içtimaatte böyle bir fikir var, diyirler ki meselem, Orta Asya’nın arsasıtotaliter bir devletle birleşmektense Avrupa’yla birleşmeye bize daha çok serpilinir, yani ben bu bakımdan dedim. Desinler zaten Türkiye ile Azerbaycan burada hiçbir problem yok, biz onsuz da birleşmişiz, ister benagal alemde, ister dahili meselelerde hiçbir problem yok bizde. Çünkü siz önce de dediniz, hem kültürel hem başka bakımdan, biz daha çok yakınız birbirimize ve indi ata, ya oğul, ya kardaş fark yok eyni milletleri, ama Orta Asya’daki bazı devletlerde, siz onları yani benden ki yahşi bilirsiniz ki onlarda biraz farklı bir bakış, ona göre ben bunları dedim.
ADNAN OKTAR: Onlara o sevgiyi vermek, yani birkaç günü alır, üç-dört günü bile almaz, hemen açılırlar. Yani Türkmenler şahane insanlar, çok çok şahane insanlar. Türkmenistan, Tacikistan, bunlar mükemmel, yani bunlar hepsi tamam, buralarda hiçbir sorun yok. Kazakistan’da az ilgilenildiği için belki o konuma gelir, yoksa Kazakistan’ın üst düzeyi tamam, yani yöneticileri falan Türk-İslam Birliği’nin yiğitleri, tam anlamıyla bu konuda istekli ve kararlılar, öyle bir konu yok. Fakat daha yeni bunlar bu konuyu anlamaya başladılar, bir de Avrupa’da onlar hiç yapamazlar Türkler, yani Avrupa’yla birlikte biz, bizim kendi soframızda biz rahat edebiliriz, biz kardeş kardeşe rahat edebiliriz biz, Avrupa’yla yani o kadar uyum gösteremeyiz.
Muhabir: Evet, bu meselelere bir kerede aydınlığı getirdi, ama siz necifkeşleşiyorsunuz bir dünyagörüşü İslam’la bağlı olan bir mütefekekimin, modern İslam’a ihtiyaç var mı bu Türk dünyasında, yoksa öyle gasilvatif İslam’la biz Türk dünyasını kurmak isteyerek?
ADNAN OKTAR: İslam şu haliyle çok güzel, yani bunu modern hale getirmek, işte ultra modern yapmak, böyle bir şeylere ihtiyaç yok. Gidelim biz Azerbaycan’a çok güzel, aydın, aklı başında bir Müslümanlık anlayışı var, Türkiye’de de çok güzel, aydın, aklı başında Müslümanlık anlayışı var; kimse de kimseye baskı yapmaz, kimse kimseyi zorlamaz, bu çok önemlidir. Yani laikliğin zeminde olduğu bir İslam anlayışı, laiklik bu çok önemli. Musevi kardeşim gidecek Sinagog’da ibadetini yapacak, Hıristiyan kardeşim gidecek kilisede ibadetini yapacak, benim Müslüman canım, ciğerim kardeşim de gidecek camide namazını kılacak. Kimse de kimseye karışmayacak, baskı yapmayacak, zorlama olmayacak. İslam, zaten sevgi, muhabbet, şefkat, güzel ahlak, yardımlaşma, biz bunları yaşayacağız yani. Adam İslam gelince, bazı cahiller işte şiddet düşünüyor, baskı düşünüyor. Din baskıyı kaldırır; Hatta ayette Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: ‘’ Üzerinizde’’ diyor ‘’Zincirleri kaldırıyor’’ diyor Peygamber (sav) için, zincirleri. Bizim üstümüzdeki teklif zincirlerini, ağırlıkları kaldırıyor, din bizden bu ağırlığı alır.
Muhabir: Bizde bir söz var, diyirler: ‘’şahlar zamanen ığlatır’’ yani, ataanalarının yok, zamanenle varlardır. Ben bu sözü modern İslam ve çağdaş İslam ifadesini hede gele işletmedim, siz bilirsiniz ki kütlevi medeniyet ise Türkiye’de, ise Azerbaycan’da, dünyanın her yerinde olduğu gibi gençleri baskılamalıdır ve gençler artık Amerikanizme daha çok meyil gösteriyorlar ve bir kere kökten izahlaşırlar. Bu bakımdan İslam köküne bağlı bir şey, gedinliyle bağlı bir anlam, bir dünya görüş, bir sistem, bir sivilizasya hadisesi ama bizim gençler, yani sizin doğrunuzun o yaşlı neslinin mendrekigibi değiller; İmdi daha çok az okumaya meyilliler, daha çok vizüal görüntülere, televizyen, interne te meyil gösterirler ve bu insanları, yani bilirseniz, hem Türkiye’de hem Azerbaycan’da elli, atmış faize kadar milletin büyüğünün sesi gençlerden ibaret ve bu Türk Birliği gibi biz çalışırak yaratmalar veyahut bu ideali aşılamak isteriz. Bu idea daha çok o gençlere yönelik. Çünkü yaşlı neslin değişme bir kere çetin olur ve onlar zaten hep bu şekil olur ki değişmeye meyilli olmalı. Yani bu gençler için, hususi bir İslami yol, yani çağdaş, çevi bir İslami yola ihtiyaç var mı? Ben sizin biraz kitaplarda bunu görürem, hatırıram diyirim ama ben fikirleşerem ki bunu daha sistem, daha sistematik daha ardıcıl etmek lazım ki o gençler var şahlardan tutmuş canlandıra gibi ve onları heveslendire ve bu ideaları onların beynine yedirme.
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu, Harun Yahya kitapları, yani benim kitaplarım, bütün İslam aleminde aydın, aklı başında, canlı, aktif, yaman bir Müslüman gençlik meydana getirdi. Modern, teknolojiyi çok iyi bilen, interneti çok iyi bilen, hatta modern de giyinen, modern yaşayan, ama çok imanlı, şuurlu, aklı başında, çok büyük bir kitle oluştu. Endonezya’dan gir, Amerika’dan çık, her yer böyle. Seksen milyon kitabım indirildi bir yıl içersinde, daha bir yılı dolmadı, yani daha bir yılı dolacak, seksen milyon kitap. Yer gök oynuyor elhamdülillah, her yer sallanıyor yani. Bizim fikir sistemimizde, küfür asla dayanamaz, Darwinizm, materyalizm asla dayanamaz; her gördüğümüz yerde mutlaka ezilir, mutlaka ezilir, yani hiç hayat şansı yok Allah’ın izniyle. Bu daha önce böyle bir şey yoktu; yani Müslümanlar tartışır ama konular genellikle ya ortada kalır yahut Müslümanların geri çekilmesiyle sonuçlanırdı veyahut hiç tartışmazlardı. Biz şimdi koparacak adam arıyoruz böyle, yani fikrini ezeceğimiz adam arıyoruz, var mı karşımıza çıkacak konuşacak diyoruz? Mesela, Dawkins, bu İngiliz Darwinist, haber gönderdik, kardeşim dedik istiyorsan hemen gelelim mekanına, istediğin yere söyle gelelim, istersen lütfet sen gel, biz bütün masraflarını karşılayalım veyahut senin diyeceğin bir yerde, herhangi bir yerde buluşalım, gel bir tartışalım dedim. Sureti katiyetle kabul etmedi, niye? Çünkü kesin yenilecek. İslam çok güçlü bir fikir, çok güçlü bir düşünce, çok güçlü bir aksiyondur. Hiçbir kuvvet karşısında duramaz. Modern gençlik bunu çok güzel anladı maşaAllah, elhamdülillah. Tam anlamıyla modern gençlik, hiç ummamıştım acaba bunlar böyle alakası var mıdır gibi de aklımdan dahi geçmedi. Hepsi birden ayağa kalktılar, hocam dediler kitaplarınızı okuyoruz, çok beğeniyoruz, örnekler verdiler, bir şeyler anlattılar, yani çok çok hoşuma gitti, ama bu kaçıncı karşılaşmam böyle. Her yeri sarmışlar maşaAllah. Türkiye’de Allah’a inananların, Darwinizm’in geçersizliğini kabul edenlerin oranı, yani Darwinizm’i kabul etmeyenlerin oranı % 95 Türkiye’de, % 90 ile %95 arasında değişiyor yani yapılan çalışmalarda, müthiş bir oran, Avrupa’daki en yüksek oran.
Muhabir: Evet, bu ama her bir hadise gibi men sohbet yani Kuran’ı görüyom mukaddes kitap olarak, bir tarafa Kuran’dan sonra gelir ki elbette. Biraz din şunasından sohbet gerek, birazda İslami yaşantıdan sohbet edek, yaşamdan sohbet edek; Bence bir intelektüel islahatlara, büyüğe ihtiyaç var İslam’da, çünkü İslam diyen anca Türkiye ve Azerbaycan Devletleri olmuyor, veyahut Avrupa’da yaşayan, çağdaş, moderen gençlik, moderen insanlar nezerde tutulmuyor. İslam diyende hem de şerk dünyası nezerde tutuluyor, yani bir milyardan çok insanların inandığı bir dinin nezerde tutuluyor, hali hazırda onun vecidetinden keçerek. Yani bu bakımdan nece bilirsiniz bir intelektüel islahatlara, İslami Dini görüşlere ihtiyaç var mı? Yani siz, zaten özür diliyorum, siz imdi Peygamberden statlar getirdiniz ve orda da imdiki baş gören hadiseler tamamen gösterdi, yani bu, siz bir ilim adamı olarak, bir düşünce adamı olarak, hemin kodları, Kuran’da olan kodları, bir neçesini bizlere verdiniz. Ama tek Harun Yahya ile bu iş bitmiyor, öyle değil mi? Kuran çok büyük bir hezinedir, her bir insan, o hezineden bir zer götürebilir. Yani bu bakımdan siz ve sizin ardıcılarınız, heni zaman olabilir ki diğer İslami intelektüellerde, bu yönde entelektüel bir islahatlara, reformlara biraz hevesli olmalılar ki tercihi de onların ardıcı gitsin.
ADNAN OKTAR: Mesela, Peygamber Efendimiz (sav) zamanında, Peygamber Efendimiz (sav)’in imanı, coşkusu bütün sahabelere yetti. Bir kişiydi peygamber, tabiine yetti, tebbe tabiine yetti, bütün ümmete yetti, onun coşkusu dalga dalga devam etti. Bütün mesele kararlılıktadır, azmetmektedir, yani amansız bir kararlılıktadır. Bu, Allah’a çok şükür şu an, çok şiddetli şekilde var, bayağı güçlü olarak var. Kesin doğru yoldayız. Darwinizm yani böyle aslanın bir sincapla oynaması gibi oynuyoruz artık Darwinizm’le, eskiden böyle değildi. Mesela, şimdi diyoruz ki yüz milyon fosil var, ortaya koyuyoruz, tek bir tane fosil getirin karşıtı diyoruz, yani bizim iddiamızı çürütecek bir tane fosil getirin, üstelik biz fosil getirdiğimizde sergiliyoruz, kebapçılarda, sokakta, her yerde, caddede sergiliyoruz. Siz de getirin, bir tane getirin, ben de üstüne diyorum 10 trilyon para vereceğim size, çıt yok. İşte bu ölüm haberi, bu Darwinizm’in bittiğinin haberi. Darwinizm bittikten sonra, zaten yollar sonuna kadar açılıyor. Darwinizm’le bu felaketleri yaptılar; Azerbaycan’la Türkiye’yi öyle ayırdılar, Türk Devletleri’ni böyle parçaladılar, 1.Dünya Harbini, 2.Dünya Harbini öyle çıkarttılar, Stalin’i bütün Türk Devletleri’nin başına bela ettiler, Türkleri katlettirdiler, milyonlarca Türkü yok ettirdiler Stalin’e, ki Stalin bir psikopattır yani tarihin kaydettiği, gözü dönmüş bir psikopattır, ruh hastasıdır, bir canidir, bütün Türk aleminde geniş katliam yaptırdılar buna. Ama bu devirler hep Darwinizm’in desteğiyle, dayanağıyla oldu, ama bu devirler bitti artık. Aklı başında Müslümanlık anlayışı Türkiye’de çok güzel, yani Türkiye çok ideal bir ülke İslam’ın yaşanması açısından, temizliği, derinliği, alimleri, bilgisi hepsi mükemmel. Azerbaycan da Türkiye’nin bir benzeridir; yani olgunluk, derinlik, aklı başındalık açısından. Türk Dünyasına çok güzel örnek olacak bir yapıda, zaten şu iki kişinin birleşmesi, zaten bitti demektir; Türkiye ile Azerbaycan birleşti mi domino taşları gibi peş peşe gider artık o. Bütün mesele bunda. Ama daha önceki birleşmelerdeki risk şuydu; Türk dünyanın en büyük insanıdır diyorlardı, bu çok büyük bir tehlike. İşte kafatasını ölçüyor, ensesine bakıyor, senin ensen buruşuk diyor falan, bu rezillik, rezalet bu. Hepimiz Adem’in oğullarıyız. Türklerin üstünlüğü ahlak üstünlüğüdür, kişiliği ve karakteri mükemmel olduğu için biz Türk Milletini seviyoruz; yani fedakardır, cesurdur, imanlıdır, vefalıdır, yani Türk vefası bilinir. Seçkin bir millet, ahlak yönünden seçkin, o yüzden üstün diyoruz biz. Bu insanların bir araya gelmesi, dünya barışı açısından, son derece hayati; Türkiye’nin öncülüğünde, Türk Birliği’nin desteğinde Türk-İslam Birliği, bütün İslam ülkelerini bir araya getirmek. O zaman ne ekonomi sorunları kalır, ne terör sorunu kalır, ne şu kalır, ne bu kalır. Ama bunun tabi alt yapısının süratle yapılması gerekiyor, alt yapı yapıldıkça neticeler de süratli gelmeye başladı. Son zamanlarda Türk-İslam Birliğiyle ilgili gelişmeler hayret edilecek boyutlarda, yani saymayla bitecek gibi değil. Birkaç ayın içersinde oldu bunlar. Biraz daha bastırılırsa, çok daha büyük inkişaflar olacak inşaAllah.
MUHABİR: Efendim sizin Fransa’dabir kitabınız yapıldı ve bir sitede yayıldı. Antidarwinizme bağlı Tekamül nazariyesi. Fransa’da böyle bir patlayışa sebep oldu. Eğer bir Türk mütefekkirinin bir kitabı böyle patlayışa sebep olursa biz birleşsek, Türk dünyası birleşse Avrupa buna karşı bir muharebe açmaz mı? Bir savaş açmaz mı?
ADNAN OKTAR: İşte benim dediğim bu. Biz Avrupa’yı kurtarmaya geliyoruz. Avrupa’yı batırmaya gelmiyoruz. Türk-İslam birliğinin özelliği Avrupa’ya müthiş bir ekonomik destek sağlamak, iş gücü sağlamak, teknik destek sağlamak ve zinde bir gençlik ile onlara destek olmak. Avrupa yaşlı bir yapıda, yaşlı ülkelerden oluşuyor, insanları yaşlı, ekonomileri çöküyor. Ama Türk nüfusu zinde, genç, dinamik ve patlamaya hazır. Bu Avrupa için çok büyük bir nimet. Avrupa’yı canlandırmak için manevi yönüyle ve maddi yönüyle Avrupa’ya böyle cansuyudur Türk Birliği. Rusya için de. Rusya’yı müthiş kalkındırır Türk Birliği. Yani Rusya dünyanın en büyük devletlerinden biri olur. Çin’i ihya eder böyle bir birlik. Amerika’yı ihya eder. Mesela Amerike Allah esirgesin çökme aşamasına geldi neredeyse. Amerika’yı şahlandırır böyle bir şey. Yani bütün dünyayı şahlandıracak bir şeydir Türk-İslam birliği. Bir bereket vardır Türk-İslam birliğinde, bir güzellik vardır. Hakikaten öyle mesela bu kitap için Almanya “Yaratılışçıların en yıkıcı etkiye sahip olan savunucularından biri” diyor. “Adnan Oktar evrim karşıtı yaratılışçılığın en yıkıcı -atom bombasından bahseder gibi bahsediyor- etkiye sahip olan savunucularından biri.” Almanya Stern dergisi diyor ki: “Gökgürültüsü gibi patlayan bir kitap.” Gökgürültüsü nasıl yer gök inler, böyle zıngır zıngır sallanır, öyle salladı diyor. MaşaAllah. Almanya Nürnberg Zeitung; “Darwin’in Avrupa’da işi zor” diyor. Ne demek bu; bitti. MaşaAllah. O kadar çok ki yani. Mesela; İtalya Colleria Della Sera gazetesi; “Ama kesin olarak bildiğimiz şey-bakın kesin bildiğimiz şey-bizim kaybedenler olacağımız.” Kaybedeceğiz diyor. Darwin konusunda bittik diyor. Mesela Polonya Interia haber sitesi: “Antidarwinist eğitim kitabı otoriteleri şok etti.” Belçika: “Kulisler arasında yaşanan panik.” İtalya La Stampa gazetesi, İtalya’nın en büyük gazetelerinden; manşet bu: “Elveda Darwin”. Yani binlerce haber var böyle.
MUHABİR: Diyem ki siz Avrupa, Amerika’dan danıştınız ve Amerika’da bir president eskisinin verdiği bir çok teessüf edici bir nifak ile karşılaştım hatta okudum ki namzedlerden biri Demokrat Obama’ya “Sen Müslümansın” diyene baskılar yapıldı. Hatta orda ultra evangelistler,artistler ona hücumlar geçirdiler,anti yarışlar yaparlar ki “sen Müslümansın”. Orda Müslüman olma Avrupa’da ve dünyada, o kadar aşağlayıcı bir hadise mi? Bu düşünceye nice bakarsınız ? Özür dilerim. Bu meselede bizim özümüzün de günahımız mı var mı? Ki ardasa “sen Müslümansın” diyen fertleri ikisine biz Avrupa’da tanırık bize Müslüman diyorlar veyahut bizi aşağlıyorlar “sen Müslümansın” diye. Bunların gaynaları nedir?
ADNAN OKTAR: Obama eğer gerçekten Müslümansa bu Amerika için tam anlamıyla bir kurtuluş. Çok büyük bir nimet. Sen Müslümansın diye saldıranlar masonlar Obama’ya. Onların içinde gerçek Hıristiyan yok. Yani gerçek Hıristiyan, bir Müslüman başa geçse iftihar eder. Biz de şöyle düşünürüz. Biz de Amerika’nın başına geçecek insanın dinsiz olacağına Hıristiyan olmasını isteriz, gerçek bir Hıristiyan olmasını isteriz. Gerçek bir Hıristiyan da başa geçecek kişinin Darwinist, materyalist, ateist olmasındansa Müslüman olmasını iftiharla ister. İstemesi gerekir. Bu şamatayı yapanlar masonlar. Müslümanları böyle terörist gibi gösterten, tehlikeli adamlar gibi gösterten yine masonlardır. Gerçek terörist komünistlerdir, Darwinistlerdir, materyalistlerdir, Stalinistlerdir. Bunu bütün Avrupa gördü. Mesela Hitler bir teröristtir, Mussolini teröristtir, Stalin teröristtir. Gerçek terörist bunlardır. Bunların ne özelliği? komünist, Marksist, Darwinist, materyalist adamlar olmaları. Bunlardan çıkar. Müslümanlıkta sevgi var, şefkat var, merhamet var. Müslümanlıkta bir insan, bir insanı öldürdüğünde Allah diyor ki, katil için “Onu affederseniz, sizin için daha hayırlıdır.” Katili kim affetmek ister kolay kolay değil mi? Ama Cenab-ı Allah diyor ki: ”Affederseniz daha hayırlıdır.” Nasıl terör oluyor burada? Hangi dinde bu affedicilik vardır? Hangi inançta vardır bu, hangi felsefede vardır bu şefkat, bu merhamet? Bu Allah’ın affediciliği, İslam dininin güzelliğidir. Bunun için bu propagandayı yapanlarla muhatap olmaya dahi gerek yok. Müslümanlık dünyanın en kaliteli adamı olmak demektir. Müslüman demek dünyanın en akıllı adamı demektir. En şerefli adamıdır Müslüman, en sükseli adamıdır. En süper insanıdır. Onun için sükse nedenidir Müslüman. Ama gerçek Müslümanlığı kast ediyorum ben. Ağzında değil. Gerçekten yaşayan için.
MUHABİR: Masonluğa bağlı sizin çok sayıda yazılarınız, fikirleriniz var, kitaplarınız var. Ve bu birçok insanları sinirlendiriyor. İster Türkiye’nin dışında isterse de Türkiye’nin özünde de ve muhtelif fikirlerle sesleniyor. Masonlarla da bağlı ben biliyorum ki sizin şahsi hayatınızda da onlarla bağlı muayen itiraflar var. Doğrudan mı masonlar yani gizli teşkilatlar belediyenin kökü dışarıya girip çıkanlar vaktiyle kimi sufizim olur bizde rufizm olur. Onlar da gizli teşkilatlar o kadar büyük bir kuvvet ki bunlar nitekim büyük bir ülkeyi oynatabilirler.
ADNAN OKTAR: Masonluk şeytanın güdümünde olduğu için şeytan da dünyanın en zeki, en bilgili varlığıdır. Çok yaman bir mürşidleri var, yani şeytan gibi mürşidleri var. Ve çok eskiye dayanan bir sistem. Mesela Amerika’da milyonlarca mason var. İngiltere’de milyon hesabıyla mason var. Kalabalık bir yapılanma. Rusya’da da var masonlar. Çin’de de var, Hindistan’da da var. Her yerde var. Osmanlının yıkılışını masonlar organize etmiştir. Birinci Dünya Harbini, İkinci Dünya Harbini masonlar organize etmiştir. Fransız İhtilalini masonlar organize etmiştir ve bundan da övünüyorlar, biz yaptık diyorlar. Sayıyorlar, şu şu şu şahıslarla biz yaptık diyorlar. Belgelerini gösteriyorlar, inanmıyorsanız belgelerini gösterelim diyorlar. Mesela Hitler masondu, Stalin masondu, Lenin masondu. Belgeleri var. Bu habisat, iddia edilen habis örgüt şeytandan aldığı ilhamı dünyaya uyguluyor ve şeytandan çok korkuyorlar. Şimdi diyorlar ki adamlar; ya sen şeytana inanıyor musun? Kardeşim mason adam şeytanın korkusundan ağlıyor. Sinir krizi geçiriyor korkudan. Hatta diyor ki Cenab-ı Allah ayette; şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah’tan korkar gibi, hatta daha şiddetli korkarlar” diyor Allah. Ne diyorsa yapıyorlar. Birisini oturtuyorlar. Hipnoz haline geçiriyorlar. Onu transa sokuyorlar. Transa soktuktan sonra o şeytan ile bağlantıya geçiyor. Sonra kendi kendine konuşmaya başlıyor. Abuk subuk laflar etmeye başlıyor. Onlar da onu kayda alıyorlar. Orda ne diyorsa adamlar onu teker teker uyguluyorlar. Onu kutsal bir şey zannediyorlar. Peygamber vahyi gibi görüyorlar haşa. Ve sürekli sıcak bağlantıdalar şeytanla. Ama İslam, Kuran güçlendikçe, Darwinizm yıkılınca bunların hayat alanı pek kalmadı. Mesela Türkiye’de iddia edilen Ergenekon örgütünü kurmuşlardı masonlar. İddia edilen Ergenekon örgütünün fikir sistemi yıkıldı. Türklüğü kullanmaya kalktılar, Türkçülüğü kullanmaya kalktılar. Allah ayaklarına dolandırdı, Çünkü inanç sistemleri yok oldu, Darwinizm yok oldu. Masonluk da Türkiye’de şu an durdu. Mesela 7000 mason var Türkiye’de. 2000’i gizli, 5000 tane de açık mason var. Ama ilerlemiyor sayıları. Bak yıllardan beri aynı. Ama kilit noktadalar, şu anda da kilit noktadalar. Fakat çok mutaasıp ve katılar. Yani bir şey anlatsan da anlamıyorlar. Fakat Türk halkı çok iyi aydınlandığı için, Darwinizm tamamen yıkıldığı için Türkiye’de bir zemin bulamıyorlar artık. Bu çok önemlidir, halkın tamamını kazanmak çok önemlidir. Elhamdülillah Türk halkının tamamı çok imanlı. Milleti kazandık, tamamını kazandık elhamdülillah. Şimdi sıra Türk-İslam birliğine geldi inşaAllah.
MUHABİR: Şimdi Masonlar siz özünüz de bilirsiniz ki hatta birçok araştırmalar da var ki masonlar dünya ülkelerinin çoğunda, rehberliğinde temsil olunurlar veyahut dünya ülkelerinin presidentleri,başbakanları da mason localarının nüzulleridir. Nece bilirsiniz biz sizinleyde Türk dünyasından- Türk birliğinden naşır Masonlar bu ideanın, bu güzel ideanın üzerine uygun bir farmas şekilde pekbiyebilirler mi ve Türk Birliği Masonların yaymak istediği idealara hizmet edebilir mi? Bu korku var mı? Bu korkuyu aradan kaldırmak için biz neyleyebiliriz?
ADNAN OKTAR: Size bir mason gelse etkileyebilir mi?
MUHABİR: Mene yok.
ADNAN OKTAR: Bana edebilir mi? Edemez. Azerbaycan’ın tamamı senin gibi. Türkiye’nin tamamı da benim gibi oldu artık. Bundan sonra kimseye güç yetiremezler Allah’ın izniyle. Yani millet acayip şuurlandı, acayip açıldı. Yani Mason dedin mi millet hemen irkiliyor hemen anlıyorlar. Darwin dedin mi millet gülüp geçiyor. Muhatap dahi olmuyorlar. Müthiş şuurlandılar. Şu fosil sergileriyle, kitaplarla, internetle özellikle internetle, ki internet inşaAllah Türk-İslam birliğinin oluşması için, İslam’ın inkişafı için Allah tarafından yaratıldı. Çok büyük bir nimet; böyle bir bilgi hazinesi içinde masonların artık yüzmesi mümkün değil. Masonların boğulacağı bir ortam meydana geldi. Bu onları zehirler böyle bir ortam. Yaşayamazlar artık.
MUHABİR: Hıristiyan dünyası, garp dünyası, hemşem de büyük buhranlar içinde olan İslam dünyası.Biz bunu tarihte de gördük. Roma, Yunan ilmi, felsefi eserleri Arapçaya İslam dünyasının ilmi dili olan Arapçaya çevrilmişti. Sonradan da Arapça’dan Avrupa dillerine çevrildi. Şimdi Darwinizm’in buhranından sonra ister Almanya’da ister Fransa’da ister İngiltere’de ve Amerika’nın özünde İslam’a bir kayış var yeniden kayış var. Müslaman olanlar Almanya’da 3 milyona yaklaştı. Fransa’da da 2 milyona yakındır. Bu bilgi de de özünü gösterir. Sizin Antidarwinist eserleriniz Fransa’da büyük patlayışa sebep oldu. İnternete konulan kitaplarınız 80 milyon kere indirilmesi büyük bir patlayıştı aslında. Biz böyle buhrandan istifade edip ilk evvel ordan da ister Türk dünyasının özünü bile yaratmak daha düzgün olmaz mı kültürel, ilmi bakımdan ve internette bir Türk dünyasını yaratmak ki hem de vaktiyle nice ki Atilla gibi diğer Türk Hanları gibi Avrupa’yı yeniden zapteylesin beyinlerde sonra bunu diğer artı real şekilde eyleme geçirsin. Bu bakımdan fikirleriniz bizim için de malum olsun.
ADNAN OKTAR: Bakın açıkça söyleyeyim,10 yıla kadar Türk-İslam birliği net olarak oluşacak. Ben de buradayım siz de buradasınız. Ben ne söyledimse çıktı şu ana kadar. Yani benim söyleyip de oluşmayan hiçbir olay olmadı, Allah’a çok şükür, elhamdülillah. Mesela Sarkozy’e kitabımı gönderdim, Yaratılış Atlasını. Darwinist, materyalist görüşteydi. Olağanüstü değişti fikirleri. Bak diyor ki: “Her insanın düşüncesinde ve kalbinde var olan Allah’tır”. Sarkozy diyor bunu. Son kitaptan sonra.” İnsanı esir kılmayan, onu özgür kılan Allah’tır. İnsanların ölçüsüz kibrine ve deliliğine karşı bir sur olan Allah’tır. Tüm farklılıkların ötesinde sürekli olarak insanlara bir alçakgönüllülük ve sevgi mesajı, barış ve kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah’tır.” “Fransız gazeteleri Sarkozy’nin açıklamaları karşısında şok yaşadı.” diyor Le Monde. “Kimse bu kadarını beklemiyordu” diyor. Tony Blair’e de gönderdim Yaratılış Atlası’nı, diyor ki; yani Marksistti, Darwinistti; “Dini inancın önemini anlamadan çağdaş dünyayı anlayamazsınız.” diyor. Değişikliğe dikkat edin. “Dini koruyun ve onun iyilik için bir güç olmasına yardım edin. Tony Blair röportajında akşamları Kuran okuduğunu ve ünlü sanatçılara Kuran hediye ettiğini söyledi. U2 adlı müzik grubunun solisti Bono, Blair hediye ettikten sonra Kuran okumaya başladığını açıkladı.” Jacques Chirac’a da gönderdim atlastan o da bana kendi el yazısı ile teşekkür mektubu gönderdi. Çok beğenmiş, bayağı güzel diyor. Fransa böyleyse artık ondan gerisini siz düşünün.
MUHABİR: Ben bu yakınlarda Moskova’daydım ve Moskova’da büyük bir sergi gezildi. 21.Moskova Beynelmilel Kitap Sergisi. Mene en çok tesir eyleyen sergide büyük bir yer sizin kitaplarınıza ayrılmıştı ve 200 den çok sahış kitabı hem de elektron varyantı, slaytlarınız orda gösterildi. Orda çok büyük bir kalabalık vardı. İnsanlar meraklanırdı. Orada başka düşünce tarzı da vardı. Yani masonik düşünce tarzı da vardı. Hıristiyan düşünce tarzı kitaplar da vardı. Ama en çok beni sevindiren,hoş olan insanların kitaplarınıza karşı olan merakı idi. Bu merak ancak diyem ki İslam müsemmaları yok din müsemmaları çokluk teşekkül ediyor. Bir çok ülkede olduğu gibi Azerbaycan’da eski Sovyetler Birliğine dahil olan Türk soylu ülkelerde sizin de kaydettiğiniz gibi Darwinizm ve ateizm çok güçlü olup, hatta orta mektep tahsillerinde bile Darwinizm öğretiliyor. Orda aynı zamanda İslam bilgileri de çok zayıf ve sözümün canı nerdedir ben bilerem ki sizin hayatınızda çok kalkınma ve iniş vakaları olur, çetin vakalar olur. Türkiye’nin özünde de sizin fikirlerinizi kabul etmeyen insanlar olur. Bunu göre de çokluk problemler yarattılar sizin için. Ve Allah’ın gömeyiyle ve özünüzün inancı iradenizle siz bütün çetinlileri karşınıza aldınız. Hatta birçok ülkelerde Harun Yahya kim tanınırsınız diyene Harun Yahya sevenler var. Gençlerdir bunlar. Bunlar çok sevindirici. Niçin böyle olur? Bizim bilge adamlarımız ister dini bakımdan olsun,ister ilim sayesinde olsun ecnebiler tarafından kabul olundan sonra özel ülkelerinde de sayılmaya başladı sizin özünüzde de hissedersiniz sizin kitaplarınız haricinde çıkandan sonra artık siz Türkiye dışından, kenarından kabul olunandan sonra Türkiye’de artık ebil olmaya başladınız. Ve bu çokluk da var değil mi?
ADNAN OKTAR: O doğru. Benim özellikle de yaptığım en güvendikleri Fransa ve İngiltere idi. Orada Darwinizm’i yerle bir edince buradaki bizim Darwinistler çok gariban hale geldiler. Çok zavallı hale geldiler. Yani kolu kanadı kırıldı o zaman.
MUHABİR: Çok çetin oldu. Bu bakımdan bizim gençlere ayrıca nasıl bir yol göstermek lazım? Yoksa İslam’ın, Kuran’ın gösterdiği yol besbellidir. Sadece onu İnsanların kafalarının kabul ettiği varyantda onlara teklif etmek lazım. Yani burada söylediğim Türk ülkelerinden, İslam ülkelerinden, Hıristiyan ülkelerinden gelir.
ADNAN OKTAR: Aslında yeni gençlik iyi. Ben görüşüyorum, konuşuyorum. Bir kere internete düşkünler. Tam bizim aradığımız bir olay. Akılcı yaklaşıyorlar, imanlılar. Yani safsataya inanmıyorlar. Safsatayı mutlaka araştırıyorlar. Eskiden körükörüne inanırlardı. Mesela Darwin diyor, çamurlu suda tesadüfen hücre oluştu diyor. Hücrelerden kol bacak çıktı diyor. Eskiden inanıyorlardı. Şimdi 8 yaşındaki 9 yaşındaki çocuğu bile inandıramıyorlar. Kök söktürüyor çocuklar maşaAllah. Bir de gençlik böyle sevecen yani aklı başındalar. Zaten dinin özünü yaşıyorlar bu çok önemli. Yani sevgi, şefkat, merhamet, akılcılık. Buna karşı çok yatkınlar. Bu zamanla daha da oturacaktır, gittikçe oturuyor. Ama Türk-İslam birliğinin oluşması bunu mesela şimdi bir hızla gidiyorsa o zaman bin hızla gider. Bine çıkar hızı. Çok çok hızlanır. İnşaAllah bu safhaya doğru gidiyoruz. O zaman onun milli bir heyecanı olacak, manevi bir heyecanı olacaktır. O her şeyi çorap söküğü gibi götürür inşaAllah.
MUHABİR: Bilim adamları diyorlar ki ”İnkilap ihraç olunmaz. İnkilap ülkenin içinden geçmeli.” Ama sizin eserleriniz, sizin fikirleriniz ortaya koyduğunuz bu model inkilabı bir modeldir. Korkmuyor musunuz ki? Sizi düşündürmüyor mu ki? Hıristiyan ülkelerinde buna karşı ex fikirtez, yeni bir exfikir yaratabilmiren çünkü bu inkilabı bir düşünce gelir bütün bir sistemi dağılır, milletin kafasını değiştirmeye meyilli bir yol ve buna karşı ister istemez reaksiyonlar olabilir. Buna karşı bir korku var mı?
ADNAN OKTAR: Allah taraftarları bu yüzyılda kesin galip olacaklar. Yani kader böyle. Ben biraz evvel anlattım. Peygamberimiz (sav) bütün olayları anlatmış. Bütün gelişmeleri anlatmış. Yüzde yüz Müslümanlar galipler bu yüzyılda, mutlaka. Her fikri ezeriz, her düşünceyi ezeriz Kuran ahlakının dışında. Çünkü o kadar çürük ve o kadar boş fikirler ki yani bunları ezmek yerde giden bir böceği bir tankın ezmesi gibi oluyor. Yani böcek kadar bile kıymetleri yok fikir olarak. Çok çok rahat ezilecek şeyler. Mesela masonluk, faşizm, Darwinizm, komünizm, satanizm bir üflemede dağılacak fikirler bunlar. Onun için tamamı biraraya gelse, toparlansa, bunun yüz katını daha hazırlasalar gene böcek hükmünde olurlar. Gene yok ederiz.
MUHABİR: Kesin olur. İnşaAllah öyle olsun. Hocam bayağı da kaydettim ki Azerbaycan’da sizi çok adamlar seviyor. Bunların içinde büyük ekseriyetle Türk Liselerinde okuyan gençler var, diğerleri de var. Sizin kitaplarla hiç tanışığı olmayan Azeri gençleri var. Siz onlara münacatınız nica ola?
ADNAN OKTAR:Ben o yiğitlere diyorum ki çok samimi olsunlar. Samimiyet çok rahatlatıcıdır. İnsanın kafasını çok açar. Allah’ı çok rahat sevmeyi ve çok rahat anlamayı sağlar samimi olmak. Allah’tan korkmak, Kur’an’ı samimi incelemek, İslam’ı samimi incelemek, samimi teslim olmak. Gerisine karışmasınlar. Ama bu yüzyıl kurtuluş yüzyılı evvelAllah. Yani bayram yerine çevireceğiz ortalığı Allah’ın izniyle. Bütün gençlik uyanmış vaziyette maşaAllah.
MUHABİR: MaşaAllah, inşaAllah. Ben sizi hiç çok yormak istemiyorum.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah. Allah razı olsun.
MUHABİR: Ben isterdim ki bu sohbetler, bu fikirler daha çok internette de tartışılsın. Sizin kime suali varsa, sizin fikirlerinize karşıysa, kimin size sevgisi varsa. Çünkü her zaman sizinle görüşmek imkanı olmuyor. Bilem ki siz bir ilim adamı olarak, bilgi adamı olarak sizin de fiziken imkanınız yok daha fazla görüşmeye. Tabii yahşi olarak gençlerimiz de mail göndersinler,umumiyetle bizim Türk dünyamız internette virtuel alanlar yaratsın, hükümlensin ve sonra hayata geçirtme imkanı olsun. Ben size çok teşekkür edirem. Bizim vaktimiz yeterli olmadı inşaAllah önümüzdeki yayınlarda görüşebiliriz. Bundan sonra daha ayrı ayrı fikirlere bağlı olarak görüşeceğiz. Biz sizi de Azerbaycan’da görmek isteriz. Sizin yolunuz gözleyeriz biz orda.
ADNAN OKTAR: Şu pasaportu, vizeyi kaldıracağız inşaAllah, Hazar Denizinin kenarına masayı kuruyoruz inşaAllah, Allah’ın izniyle.
MUHABİR: Beni Bakü’yle bağlı iki kitabım var. Bunları size emanet etmek isterim size. Bu kitapları ben size Bakü’den getirdim. Ardası Türk dünyası ile bağlı biraz kültürel bakışlar burada da var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok istifade ederiz inşaAllah.
MUHABİR: Estağfirullah, sadece tanınmak için yok. Sadece size olan sevgimizin bir varyantı olarak. Bir de mümkün olsa Bakü ile bağlı bir hediyemiz daha var. Bu, sizin gibi hocaların heykeli yapılmış Azerbaycan’da Nizami adlı bir müzeydi. Bu müzenin bire bir şeklidi. Bunu size hediye getirdik.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah razı olsun. Lütfettiniz. MaşaAllah.
MUHABİR: Bir vakit gelecek de İstanbul’da da, Bakü’de de, bu heykellerin arasında sizin de heykelinizi göreceğiz. Zaten siz ilerlerde böyle bir heykel yapmışsınız.
ADNAN OKTAR: Kalplerde heykel diksinler yeter bize inşaAllah. Allah’ın izniyle.
MUHABİR: Teşekkür ederim size.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun,Allah’ın rızasını kazanalım yeter inşaAllah. Bütün Azerbaycan’lı aslanlara selam söyleyin hepsine.
MUHABİR: Taşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Çok güzel gelişmeler olacak, çok güzel neticeler alacağız. Hep beraber olacağız ve birleşeceğiz inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah. Çok memnunum. 07 Kasım 2008
|