Muhabir: İyi akşamlar, sevgili izleyiciler. Türk İslam Dünyası’nın yetiştirmiş olduğu müstesna kişilerden birisi olan Sayın Harun Yahya Beyefendi ile bugün sizler için kısa da olsa bir söyleşi yaparak, Sayın Harun Yahya Bey’i daha iyi tanımanız, bazı merak ettiğiniz konulardaki görüşlerini sizlere yansıtmak üzere konuk ediyoruz. Efendim, hoş geldiniz.
Adnan Oktar: Hoş bulduk. Teşekkür ederim. Sizler de hoş geldiniz, lütfettiniz.
Muhabir: Hoş bulduk efendim. Tokat Radyo Televizyonu olarak zat-ı alinizin bazı konulardaki görüşlerini sık sık Tokatlılara yayın yaparak iletiyoruz ama bu vesile ile yakından tanımak, sizinle konuşmak, Tokatlılara selamlarınızı götürmek üzere gelmiş bulunuyoruz. Efendim, çok kısa olarak özgeçmişinizi sizden dinleyebilir miyiz.
Adnan Oktar: Evet. Bir kere herşeyden önce hemşehrimsiniz.
Muhabir: Bir Tokatlılığınız var. Evet annenizin Tokatlı olduğu söylenir ama.
Adnan Oktar: Çocukluğum oralarda geçti, Tokat’ta geçti. Batmantaş köyünde geçti, Tokat, Turhal oralarda geçti. Ama tabi Ankaralıyım. 1956 yılında, 2 Şubat’ta Ankara’da doğdum. İlk, orta, lise bütün tahsilim, gençliğim hepsi orada geçti. Ankara’nın da bu anlamda yerlisi sayılırım. Sonra 1979 yılında, Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’ni kazandım. Oraya tek başıma gittim. Sonra ailem de peşimden İstanbul’a yerleştiler. 79-83 arasında Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’ndeydim. 83’den sonra da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğretimime devam ettim. Ama o zamanlar biliyorsunuz, anarşinin en yoğun olduğu dönemlerde o kadar kolay olmadı bizim için, devam ettirmek pek mümkün olmadı. Zaten kitap çalışmalarım da çok yoğundu o zamanlar. CD’ler, kitap çalışmaları da başlamıştı bir anlamda. Sonra biliyorsunuz Yahudilik ve Masonluk kitabımı ilk çıkardım 1986 yılında. En dikkat çeken oydu. Daha önce küçük broşürlerim vardı ama asıl o çok ses getirmişti. Sonra diğer kitaplarımı yazmaya başladım. Şu an 300’ü aştı MaşaALLAH kitaplarımın sayısı. MaşaALLAH.
Muhabir: MaşaALLAH. Çok güzel efendim. Efendim, biz mahalli televizyonlar, yerel televizyonlar olarak, sizin eserlerinizden çok faydalanıyoruz. Hatta merak konusudur, bir kısım der ki arkadaşlarımız sağolsunlar Sayın Harun Yahya Beyefendi bizden telif hakkı bile istemeden eserlerini gönderiyor, yani İslamiyet’e ve inananlara büyük katkınız olduğunu herkes kabul ediyor ve inanmayanlarla bir mücadele yaptığınız da ortada.
Adnan Oktar: MaşaALLAH. Elhamdülillah
Muhabir: Allah’a şükürler olsun ki. Bu vesile ile son yayınladığınız Yaratılış Atlası’nın devam ettiğini biraz evvel, herhalde şu anda kaçıncı ciltteyiz efendim.
Adnan Oktar: Dördüncü cilt. MaşaALLAH.
Muhabir: MaşaALLAH. Bu herhalde uzun devam eder.
Adnan Oktar: 7 cilt, birinci kısım 7 cilt. Sonra ikinci kısıma başlayacağız. O da 7 cilt olacak ama o 7 cilt daha çok fosil ağırlıklı olacak. Yani fosil resimleri ağırlıklı olacak. Yazı kısmı çok çok az. Yani çünkü elimizde çok fazla fosil fotoğrafı var.
Muhabir: Fosil fotoğrafı fazla olacak.
Adnan Oktar: Biliyorsunuz 100 milyon yaratılışı ispat eden fosil var dünyada. Biz o 100 milyonun çok çok az, bir avuç olanını yayınlayabiliyoruz.
Muhabir: Ancak yayınlayabiliyoruz.
Adnan Oktar: Ancak inşaALLAH.
Muhabir: Efendim, bu son gelişmelerle ilgili bir görüşlerinizi almak isterim ama.
Adnan Oktar: Tabi, buyurun.
Muhabir: Mesela Türkiye Ermeni ilişkileri açısından. Ermeni katliamı ile ilgili düşünceleriniz nedir?
Adnan Oktar: Ermeniler çok güzel insanlardır. Böyle ruhu temiz, sevecen, sanatçı insanlardır. Osmanlı döneminde de hep böyle olmuştur, hep güvenilir bir tebaa olmuştur, güvenilir insanlar olmuşlardır. Biliyorsunuz Ermeni paşalarımız vardı, siyasetçilerimiz vardı, doktorlar, sanatçılar hepsi vardı. Ne zamana kadar, Darwinizm ortaya çıkıncaya kadar. Darwinizm ortaya çıktıktan sonra bir azgınlık, bir ırkçılık, romantik milliyetçilik çağı başladı ve komünist düşünce çağı başladı. Orada şeytan ağırlığını koydu işte ve bizi Ermeni kardeşlerimizden ayırmış oldular. Bu güzellikten bizleri mahrum etmiş oldular. Halbuki iç içe, çok mutlu, güzel yaşadığımız insanlardı Ermeniler. Ve hiçbir zaman için millet olarak Ermenilere kalbimizde bir buğuz duymayız biz Türk Milleti olarak, onlar da bize duymazlar. Kimdir bu azgınlığı yapan, masonlar. Mason teşkilatı, dünyayı örümcek ağı gibi sarmıştır. Amerika’da milyonlarca mason var, İngiltere’de milyonlarca mason var. Türkiye’de 7 bin mason var, ama kilit noktadalar. Darwinizm’i milletin ta ciğerlerine kadar işlettiler. Allah’a çok şükür bu Yaratılış Atlası ile gerçi yerle bir ettik dünya çapında Fransa’dan başlamak üzere, bütün Avrupa’da da, Amerika’da da yerle bir ettik. Şu an artık nefes alamayacak hale getirdik kıyamete kadar İnşaALLAH.
Muhabir: İnşaALLAH.
Adnan Oktar: Fakat bu fitneyi de attılar. Fakat artık şimdi bu fitnenin düzelme vaktine girdik. Ermeniler bizim canımız, ciğerimiz kardeşlerimizdir. O yiğit, temiz insanları bağrımıza basmanın vakti geldi. Bu ayrılığı, gayrılığı artık gidereceğiz inşaALLAH.
Muhabir: İnşaALLAH.
Adnan Oktar: Geçmişte olanlar için herkes hakkını helal etsin, geçmişi artık unutalım. O Darwinizmin, fitnenin getirdiği bir kabustu, bir akılsızca mantıktı ve o devirde gereksiz yere Müslümanlarla Ermenileri birbirine bir düşman haline getirdiler adeta, bazı yerlerde. Fakat o karanlık çağ artık kapandı, o yok oldu. Bir daha dönmemek üzere yok oldu inşaALLAH. Ermenilerin Türklere karşı yaptığı, mesela Hocalı Katliamı veyahut Güneydoğu’da veyahut Güney’de o bölgede de Ermenilerin yaptığı iddia edilen katliamlar var. Onu Ermeni Milleti yapmaz, onu masonlar zorla ve cebren yaptırmışlardır ve biz de hakkımızı gani gani helal ediyoruz. Öyle bizim kin ve intikam hissimiz yok. Eğer onların da bizlere hakkı geçtiyse onlar da onu helal etsinler. Konu inşaALLAH yepyeni, güzel bir başlangıçta, yeniden en güzel şekline gelecek inşaALLAH.
Muhabir: İnşaALLAH, inşaALLAH. Kafkasya’nın durumu, efendim siz de duyduğumuz, bildiğimiz kadarıyla Kafkas ırklarından biri...
Adnan Oktar: Evet, benim ceddim Medine’den geliyorlar. Hz. Hasan’ın soyundanım ben. O katliam zamanında, biliyorsunuz Ehl-i Beyt’e bir katliam uygulanıyordu, o devirde yüksek yaylalıklara kaçmışlardı onlar, kendi canlarını kurtarmak için. Güneydoğumuza, Kafkasya’ya, Kafkasya’nın daha üst bölgelerine kadar kaçmışlardı, yüksek yerlere yani ulaşılmasın diye. Benim ceddim de oraya kadar gelmiş. Sonra da ben şeceremi çıkarttırdım, 30 kuşağa kadar aşağı yukarı. Medine’ye kadar dayanıyor.
Muhabir: MaşaALLAH.
Adnan Oktar: Evet, fakat Kafkas kökenliyim, Kafkasya’dan Tokat’a gelmişler annemlerin kolu. Batmantaş Köyü’ne yerleşmişler. O da yüksek yaylalıktır.
Muhabir: Evet, yayla köyüdür. Dumanlı Yaylası’na giderken.
Adnan Oktar: Dumanlı Yaylası, evet. Babamlar da Bala’ya, orada Bala da yüksektir, soğuk ve yaylalık bir yerdir. Tokat’ta, Tokat’a gittiğimde müthiş mutlu olurdum, çok hoşuma giderdi. Ali Paşa Cami’nin bitişiğinde teyzemlerin evi vardı Osmanlı tipinde. Böyle ahşap, kagir böyle bir ev vardı. Çok nefisti, tam büyük bir Osmanlı eviydi. Ali Paşa Cami’nin orda büyük bir selvi ağacı vardı. Bilmiyorum şu an duruyor mu?
Muhabir: Duruyor, evet.
Adnan Oktar: Duruyor değil mi? MaşaALLAH. Onun ben gölgesinde orada otururdum. O şadırvandan su içerdim, oralarda gezinirdim. O bakırcılar çarşısı vardı arka tarafta, oraya giderdim. Orada bir kütüphane vardı gene çocukluğumda, o kütüphaneye giderdim, Devlet Kütüphanesi, kitap okurdum. Hatta teyzemlerin bahçesinde bir tane küçük bir domates bir yerde gelişmiş, kocaman domates olmuştu. Çok hoşuma gitmişti. Elimi sürdüm böyle, domates kokusu gelmişti. Hiç unutmam çocukluğumda.
Muhabir: Çok meşhurdur, Tokat domatesi.
Adnan Oktar: Ankara’da domates bizim bahçede ekmemiştik. Fakat orada çok güzeldi, hakikaten. Mesela eniştem vardı, onun güzel bir evi vardı gene Tokat’ta. Osmanlı eviydi böyle, bağ eviydi. Oraya giderdik biz çocukluğumuzda. Orada da domatesler, biberler, dut ağaçları vardı, elma ağaçları vardı, tırmanırdık, koca koca şeftaliler vardı. Çok bereketli bir memleket Tokat, çok şahane bir yer. Yani bambaşka bir havası vardır. Ekmeği, suyu falan herşeyi değişiktir. Çok güzel, evet. Hatta yine Ali Paşa Cami’nin biraz ilerisinde bir kebapçı vardı.
Muhabir: Molla.
Adnan Oktar: Evet, çok mükemmel bir yerdi, bayağı güzel. Topraktan, her yer toprak. Fırın toprak, oturulacak yerleri de topraktı hatırladığım kadarıyla. Oraya her gittiğimde mutlaka bir tokat kebabı alırdım.
Muhabir: İnşaALLAH, bekleriz yine hocam.
Adnan Oktar: İnşaALLAH.
Muhabir: Bir söz alalım sizden bir Tokat’ta.
Adnan Oktar: Yani şart, şart İnşaALLAH
Muhabir: İnşaALLAH.
Adnan Oktar: İnşaALLAH.
Muhabir: Efendim, sizin vakıflarınız var herhalde, başkanı olduğunuz.
Adnan Oktar: Fahri başkanı, evet.
Muhabir: Fahri başkanı olduğunuz. Bunların faaliyetleri nedir? Ne tarzda bir çalışma yapıyorsunuz?
Adnan Oktar: Evet, en ünlü vakfımız Bilim Araştırma Vakfı biliyorsunuz.
Muhabir: Bilim Araştırma.
Adnan Oktar: Evet, bir de Milli Değerleri Koruma Vakfı diye vakfımız var. Ben her ikisinin de fahri başkanıyım. Türkiye’nin güzel olması için ne gerekiyorsa hepsi. Atatürkçülük, Milliyetçilik, vatanseverlik, vatan- millet-bayrak sevgisi, mukaddesatçılık, milliyetçi düşünce içerisinde her şey. Her türlü güzellik. Türk İslam Birliği temel hedefleridir bu her iki vakfın da. Hakikaten çok güzel faaliyetleri oldu. Anti Darwinist, darwinizmi eleştiren faaliyetler yapıldı. Türk İslam Birliği faaliyetleri yapıldı. Kıbrıs için, Kıbrıs’ta bir konferans yapıldı, Sayın Rauf Denktaş da katıldı Cumhurbaşkanımız ve milletvekilleri, komutanlar. Çok seçkin bir zevat gelmişti MaşaALLAH. Ankara’da yine bu tarz bakanların, generallerin, emekli paşalarımızın da katıldığı toplantılar olmuştu. Çok güzel faaliyetler oldu, halen de devam ediyor, edecek de inşaALLAH. Ama tabi ufkumuz geniş. Olabildiğince daha fazla olsun istiyoruz, daha iyi olsun istiyoruz inşaALLAH.
Muhabir: Yurtdışı faaliyetleri de var mı? Türki Cumhuriyetler?
Adnan Oktar: Tabii, tabii. Özellikle Türki Cumhuriyetler bizim parçamız, etimiz kemiğimiz. Benim için oralar Konya gibi, Kırşehir gibi, Eskişehir gibi, Kayseri gibi yani Türk Devletleri’nin hepsi. Azerbaycan’da, Kazakistan’da, Türkmenistan’da, her yerde, her Türk Devleti’nde çok güzel faaliyetlerimiz oluyor, konferanslarımız oluyor. Rusya’da da var, Amerika’da oldu, İngiltere’de, Fransa’da, İtalya’da hatta İsrail’de. Her yerde konferanslarımız oluyor. İmani, Allah’ın varlığı-birliği. Darwin’in yalan söylediğini ispat eden konferanslar. Bu tarz bilimsel, güzel konferanslarımız oluyor ve devam da ediyor.
Muhabir: Bu konferanslar olurken bizzat kendiniz mi, vakıf mı yönlendiriyor sizden. Nasıl ulaşabilir? Mesela Anadolu’dan bir ekip veyahut bir kuruluş sizi davet etmek istese nasıl faydalanabilir?
Adnan Oktar: İnternete eğer mesaj gönderirlerse hemen mesaja cevap veriyor arkadaşlarımız. Evet, zaten adresimiz de belli, telefon da edebilirler ama internet en kolay yol. Hemen internete söylerseler Hızır gibi Allah’ın izniyle yetişirler arkadaşlarımız inşaALLAH.
Muhabir: Efendim, sizi yakinen tanımak isteyenler, gelmek isteyenler, İstanbul’da böyle bir normal yaşamınızda görüş imkanı olabiliyor mu?
Adnan Oktar: Tabi ki, evimize gelebilirler, benim bulunduğum yere gelebilirler veyahut herhangi bir restoranda, uygun bir yerde gidip görüşebiliriz, konuşabiliriz. Ama internetten mutlaka mesaj göndermeleri gerekir, kendilerini tanıtmaları gerekir. Yani kim oldukları hakkında kısaca bilgi verirlerse önden arkadaşlarımız kısaca bir görüşürler sonra bana iletiyorlar. Ben memnuniyetle kabul ederim. Hemen görüşürüm inşaALLAH.
Muhabir: Bu ilmi çalışmaların dışında herhangi bir çalışmanız var mı? Ticari bir faaliyet gibi veyahut...
Adnan Oktar: Allah’a şükür. Şimdi Türkiye biliyorsunuz serbest teşebbüs için, müteşebbüs için çok uygun bir yer. Arkadaşlarım, kardeşlerim yurtdışında da, yurtiçinde de çok güzel ticari faaliyetlerde bulunuyorlar. Allah böyle bol bol onlara bereket veriyor. Elhamdülillah.
Muhabir: Allah daha çok versin.
Adnan Oktar: Çok güzel kazanıyorlar. Ben de kendi ihtiyaçlarımı karşılayacak kadar birşeyler yapıyorum. Ama öyle mal mülk yığma meraklısı değilim. Üstüme hiç benim malım mülküm yok, ama gün kazanıp gün harcayan tarzda bir faaliyetim var, inşaALLAH.
Muhabir: Çok güzel. Sizin asıl gayeniz bizim anladığımız kadarıyla, inanmayanlarla inananların savaşında ispatçı olmak. İnananları güçlü kılmak. Allah’a çok şükür. Bu konudaki eserlerinizde çok başarıyla her yerde okuyucu buluyor, değer kazanıyor, araştırılıyor. Bunlar yapılırken bu eserlerin fiyatları üzerinde, yani ekonomik maliyeti nedir acaba diye düşündüm.
Adnan Oktar: Aslında bilindiği gibi değil.
Muhabir: Aslından biraz daha ucuz gibi geliyor bana yani.
Adnan Oktar: Evet, evet. Türkiye’de hem kağıt fiyatları da çok iyi, baskı masrafları da çok iyi. Avrupa ile kıyaslanmaz.
Muhabir: Daha mı ucuz?
Adnan Oktar: Çok çok daha ucuza mal oluyor. MaşaALLAH, Elhamdülillah. Satarken de şirket çok düşük karla satıyor. Yani kendi ihtiyaçlarının ve yani zarara uğramayacak şekilde satıyorlar.
Muhabir: Tamam. Kar gayesi az diyorsunuz.
Adnan Oktar: Çok ciddi bir kar gayeleri yok. Çünkü sürümden kazanma şeklinde oluyor. Allah’a çok şükür çok fazla satılıyor. Yani bu sene mesela 10 milyonu aştı satılan kitap sayısı. Geçen sene 8 milyondu.
Muhabir: MaşaALLAH.
Adnan Oktar: İnternetten ücretsiz kitap indirimi çok yüksek oluyor Elhamdülillah. Yani mesela geçen seneki miktarları ve bu seneki miktarları hakkında kısaca bir bilgi vereyim. Önce kitapları söyleyeyim. Otuz iki ayrı dilde, üç yüzden fazla internet sitemiz mevcut. Her ay 167 ayrı ülkeden, 4 milyonun üstünde kişi tarafından ziyaret ediliyor. Sitelerden ayda yaklaşık 1 milyon belgesel film, 50 bin sesli anlatım indiriliyor. Sadece 2007 yılı içerisinde 35 milyondan fazla eser kullanıcıların bilgisayarına indirildi, ücretsiz olarak.
Muhabir: Çok güzel.
Adnan Oktar: Bu sene 60 milyonu buldu ücretsiz. MaşaALLAH.
Muhabir: MaşaALLAH.
Adnan Oktar: Hemen hergün sitelere 150 bin kişiden fazla ziyaret ediyor. Sitede 300’ün üzerinde kitap var. Toplam 57 dile çevrildi, toplam 57 dil. Çok müthiş birşey bu. 40 ülkede kitapçılarda satılıyor. Makaleler, 5 binden fazla makale dünyanın pek çok ülkesindeki dergi, gazete ve sitelerde yayınlanmaya devam ediyor. Belgeseller, 200’e yakın belgesel film var. 20 ülkede 100 ayrı televizyon kanalında yayınlanıyor. MaşaALLAH.
Muhabir: Evet, çok güzel.
Adnan Oktar: Avrupa’da da çok büyük etkisi oldu kitabımın. Fransa’da dağıtıldı biliyorsunuz.
Muhabir: Evet.
Adnan Oktar: Fransız basını Sarkozy’nin çok etkilendiğini kitaplarımdan ve üslubunun tamamen değiştiğini yazdı. Mesela, o konuşmalarından bir tanesini veriyorum.
Muhabir: Tabi.
Adnan Oktar: “Her insanın düşüncesinde ve kalbinde var olan Yüce Allah’tır.” Nefis bir ifade. Hiç kullanmadığı ifadeler daha önce. “Sürekli olarak insanlara bir alçakgönüllülük ve sevgi mesajı, barış ve kardeşlik mesajı, hoşgörü ve saygı mesajı veren Allah’tır. İnsanların ölçüsüz kibirine -yani enaniyetine, gururuna- ve deliliğine karşı bir sur olan Allah’tır. İnsanı esir kılmayan, onu özgür kılan Allah’tır.” Mesela Tony Blair’da da çok müthiş değişiklik oldu. Ona da kitaplarımı gönderdim, o da okumuş. Mesela diyor ki, Guardian gazetesinde 4 Nisan 2008 tarihli Guardian gazetesinde. Çok köklü hayata bakışı değişti “Dini koruyun ve onun iyilik için bir güç olmasına yardım edin.” Mesela yine başka bir ajansa verdiği haberde Tony Blair “Dünyanın problemlerini çözmede dinin merkeze konması için çağrıda bulundu. Din dünyanın vicdanını uyandırabilir” dedi. Halbuki sosyalist, solcu, Darwinist. Çok çok değişti MaşaALLAH. O yönden çok güzel.
Muhabir: Çok teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Aydınlatıyorsunuz, cevaplar geliyor, düşünceler.
Adnan Oktar: MaşaALLAH. Mesela Avrupa’da kitaplarım hakkında çok sansasyonel haberler çıktı. Mesela Almanya’da Stern dergisi: “Gökgürültüsü gibi patlayan kitap” diyor Almanya’da. Gökgürültüsü gibi, yani yıldırım. Almanya’nın yine büyük bir gazetesi “Darwin’in Avrupa’da işi zor.” Hollanda yine büyük bir haber ajansı: “Büyük bir tufan oluşturdu” diyor kitap için. İtalya’nın büyük bir gazetesi: “Kesin olarak bildiğimiz şey, bizim kaybedenler olacağımız.” Hepsinden anlaşılıyor. Yani Avrupa’yı adeta böyle silkeledi kitap, çok çok etkili oldu. “Yaylım ateşi” ne benzetiyor mesela Belçika. Fransa’daki bilim dergisi “Soğuk duş etkisi yaptı” diyor kitap için. Bunlar hep bizim için tabi müjde. MaşaALLAH. Çok çok güzel gelişmeler oluyor. Hayret edilecek şeyler bunlar tabi, inşaALLAH bunun sonucunda büyük bir kültür şoku yaşayacak Avrupa önce ve inançları tamamen değişecek. Allah inancı bütün Avrupa’ya ve bütün dünyaya hakim olacak inşaALLAH.
Muhabir: İnşaALLAH.
Adnan Oktar: Türkiye de Türk İslam Alemi’nin lideri olacak ve büyük bir Türk İslam Birliği kurulacak inşaALLAH önümüzdeki 10 yıl içerisinde. Bunu herkes görecek. Türkiye de başına geçip, bu dünyadaki anarşiyi, terörü, kaosu hepsini ortadan kaldıracak inşaALLAH. Allah’ın izniyle.
Muhabir: İnşaALLAH.
ADNAN OKTAR: Ermenisi, Musevisi, Rumu hep iç içe, kardeş olarak çok güzel ve hoşnutluk içerisinde, sevgi içerisinde, bereket, bolluk, barış içerisinde yaşayacağız inşaALLAH.
Muhabir: İnşaALLAH.
Adnan Oktar: Ama bunun için tabi Türkiye’nin öncülük etmesi şart. Kader de öyle zaten inşaALLAH. Gelecek Peygamber Efendimiz tarafından tarif edilmiş bu asır, bu Ahirzaman anlatılmış. Bütün bu olaylar, son zamanda olan olayların hepsi sanki bir film sahnesinden görülmüş gibi, tek tek tarif edilmiş ve aynısıyla oldu. Mesela İran-Irak Savaşı, Afganistan, Fırat’ın suyunun kesilmesi, Irak’ın yabancı ülkeler tarafından işgal edilmesi gibi yüzlerce olay. Mesela hatta şu 11 Eylül’deki o tozlu dumanlı olay. Mesela “tozlu, dumanlı bir fitne görülecek” diyor. Buna benzer bütün olayları bildirmiş Peygamber Efendimiz. Ahirzaman’da Mehdi’nin zuhuru da olacak, Hz. İsa’nın nüzulü olacak. İnşaALLAH Müslümanlarla Hıristiyanlar birleşecekler, tek İslam dini kalacak. Huzur ve barış içerisinde dünya gerçek mutluluğu bulmuş olacak inşaALLAH.
Muhabir: İnşaALLAH. Hocam, söylemek istediğiniz başka, mikrofon sizin derler ya yani son olarak zat-ı aliniz...
Adnan Oktar: Evet.
Muhabir: Arzu ettiğiniz, Tokatlılara.
Adnan Oktar: Tokat’ı ben çok seviyorum. Aman Tokat’a sahip çıksın hemşehrilerim, çok güzel bir yerdir. İnsanları da çok hoş ve güzeldir. Biliyorsunuz orası bir Osmanlı şehridir ve konuşmaları da mesela demir demez demür der, gemi demez gemü der, öyleydi. Benim anneannem o şekilde konuşurdu.
Muhabir: Aynen, aynen öyle. Toğat.
Adnan Oktar: Tokat demez, toğat derler evet. Çocukluğumda en zevk aldığım yerdi diyebilirim. Amasya bir, geçerken Amasya’dan çok geçerdik. Elma ağaçlarına sürünerek geçerdi otobüs böyle; kırmızı, kırmızı elmalar sarkardı. Tokat’a da geldiğimizde çocukken biz hemen Yeşil Irmak’a giderdik, aşağıya. Ağabeyimle ben hemen suya dalardık yüzmek için. Akşama kadar sudan çıkmazdık, yani sürekli yüzerdik Yeşil Irmak’ta. Oranın bahçeleri vardı, Yeşil Irmak’ın kenarından geçen. O bahçelerden birine girmiştik. Mısırlar böyle akılalmaz yüksek.
Muhabir: Yüksektir, evet.
Adnan Oktar: Elmalar koca koca, çok çok iri, çok sıhhatli. Aklımda kalmıştır çocukluğumda. MaşaALLAH. Çay Mahallesi vardı Tokat’ta.
Muhabir: Evet.
Adnan Oktar: Orada küçük bir su akar ortasında çayın. Böyle klasik Tokat evleri vardı orada, çok hoştu. Kıjkıj diye bir tesisi vardı, ondan sonra Gümenek Mesire Parkı vardı. Oraya gitmiştik bir kere eniştemlerle beraber, hep birlikte oraya gitmiştik. Yani heryeri çok güzeldir Tokat’ın. Çok hoş bir yerdir.
Muhabir: Tokat kendine has güzelliklerle.
Adnan Oktar: İnsanlar da mutaassıp, dindar. Bütün Anadolumuz gibi güzel ahlaklılardır. Tokat’ın doğal vasfını korumak çok önemli.
Muhabir: Pek fazla korunamıyor ama yine de, diğer şehirlerimize göre.
Adnan Oktar: Aman, aman. Ben hemşehrilerimden onu rica ediyorum. Doğal vasfını mutlaka korusunlar, klasik Tokat evlerinin özellikle muhafazası çok önemli.
Muhabir: O Çay Mahallesi’ndeki o evler tamirat gördü.
Adnan Oktar: Evet, çok iyi.
Muhabir: Bayağı güzel oldu. Tarihi evlerimiz oldu.
Adnan Oktar: Evet, yani bütün tarihi evlere çok itina göstertmek lazım. Bahçelere dokunmamak gerekiyor. Bahçeler, bağlar, bahçelere kesinlikle dokunulmaması gerekiyor. Yani böyle şehir genişletilmek isteniyorsa uygun bir yere doğru şehir kaydırılabilir. Fakat Tokat Merkez’e aman aman. O benim çocukluğumdaki güzelliğiyle orası mutlaka kalsın. Batmantaşlı hemşehrilerime de selamlarımızı götürün inşaALLAH.
Muhabir: İnşaALLAH.
Adnan Oktar: Batmantaş da aynı şekilde. Onu da doğal haliyle korusunlar aman Batmantaş’ı.
Muhabir: Duruyor Batmantaş, duruyor.
Adnan Oktar: Aman sakın yani, orayı turistik tesis yapacağız diye böyle doğallıktan çıkarmak riskli olur.
Muhabir: Bir ara düşünüldü ama pek başarılı olunamadı oraya, Batmantaş’a böyle yayla evleri gibi turistik biraz ev yapalım dendi. Ama olmadı yani.
Adnan Oktar: Bence o doğal haliyle kalması çok çok daha iyi olur. Bu hali çok çok güzel. Ama evleri mesela ben dikkat ettim, internette gördüm tavanlarını saç yapmışlar. O olmaz, onun mutlaka kiremit olması lazım. Oluklu kiremitten olması gerekiyor. Yani dış cephelerinde de öyle, mutlaka Osmanlı izleri taşıması gerekiyor becerilebildiği kadarıyla. Onun yapılması lazım. Fakat genelde tabi köy çok çok güzel, Batmantaş. Bütün yaz tatillerinde giderdim. Balık tutardık biz ağabeyimle, oranın güzel bir ırmağı vardır. Oltayla da tutardık, böyle sepetle de tutardık. Oradan birisi kovalardı balıkları suyun içinden, onlar da sepetin içine dolardı. Ağabeyimle ben onları, balıkları biriktirirdik, alıp götürürdük, küçük bir ateş yakardık. Irmağın kenarında onları ben temizlerdim ağabeyimle birlikte. Sonra onları kızartırdık. Yanımızda tuzumuz da bulunuyordu bizim, ekmek de bulunuyordu. Herkes çalışıyordu, biz bu işlerle uğraşıyorduk.
Muhabir: Yaz tatili olunca.
Adnan Oktar: Evet, MaşaALLAH.
Muhabir: MaşaALLAH.
Adnan Oktar: İnşaALLAH Tokat’a geliriz, Allah nasip ederse.
Muhabir: İnşaALLAH.
Adnan Oktar: Batmantaş’a da geliriz.
Muhabir: Güzel bir konferans tertip edelim inşaALLAH. Tokatlılar daha iyi aydınlansın, daha faydalı birşey yapalım.
Adnan Oktar: Çok iyi olur, hem de Tokat kütüphanelerine de inşaALLAH nasip olursa biraz daha kitap gönderelim inşaALLAH.
Muhabir: İnşaALLAH.
Adnan Oktar: Siz de aracı olursanız çok çok iyi olur inşaALLAH.
Muhabir: Tabi efendim, inşaALLAH.
Adnan Oktar: Allah razı olsun. Geldiniz, lütfettiniz inşaALLAH.
Muhabir: Biz teşekkür ederiz. Bize zaman ayırdınız. Görüşlerinizi Tokatlılarla paylaştık. Çok teşekkür ediyoruz efendim. Hayırlı akşamlar.
Adnan Oktar: Ben de teşekkür ederim, hayırlı akşamlar. 15 Eylül 2008
|