SUNUCU 1: Dem özel programından iyi akşamlar sayın seyirciler.
SUNUCU 2: İyi akşamlar sevgili izleyiciler, bizlere mesaj yoluyla ulaşabilirsiniz. Şu şekilde bize ulaşıyorsunuz; dem yazıyorsunuz, bir boşluk bırakıyorsunuz, sorularınızı 3929’a gönderiyorsunuz.
SUNUCU 1: Evet bu haftaki konuklarımız yine Adnan Oktar ve Oktar Babuna, hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk efendim sizler de hoşgeldiniz, sefa getirdiniz.
SUNUCU 1: Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim, Allah’a hamd olsun.
SUNUCU 1: Bugün biliyorsunuz sıcak bir gündem var. Mecliste oturum yapıldı, açılım oturumu yapıldı. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
ADNAN OKTAR: Açılım; tabii ki bizim istediğimiz bir şey, çok güzel ama, açılım hiçbir şekilde tek başına yeterli değil. İki husus çok önemli bir; güneydoğudaki insanlarımıza karşı derin bir sevginin şefkatin onlara olan saygının çok iyi hissettirilmesi, onlara her türlü yardımın yapılması, ikinci ve en önemlisi de; materyalist, Darwinist eğitimin yerine Stalinist eğitimin yerine; Yaratılışın gerçeklerini anlatan ilmi, bilimsel, akılcı izahlar yapılması, şiddetin yerine barışın ve kardeşliğin önemini anlatan izahlar yapılması. Bunlar çok önemlidir, o zaman bu tam yerini bulmuş olur.
SUNUCU 2: Ama zaten şu andaki hükümet bunu yapmıyor mu? Yani daha önce kitaplarda okutulan, bizim ilkokuldayken okuduğumuz Darwin teorisi kitaplardan kaldırıldı. Bunlar okutulmuyor şu anda, yani bu çözülecek mi?
ADNAN OKTAR: Darwin’in evrim teorisi Türkiye dahil dünyanın her yerinde resmi olarak okutuluyor, tek yanlı okutuluyor. Bütün ansiklopediler, devlet kitapları hepsi Darwinist eğitime göre ayarlanmıştır. Zaten anlatım da ona göredir. Yani tarih kitapları da darwinizme göre düzenlenmiştir, biyoloji kitapları da, hepsi Darwinizm’e göre düzenlenmiştir. Yaratılışla ilgili tek bir satır geçer sadece; ‘bir Yaratıcı’nın varlığından bahsedenler de vardır’ tarzında. Yani Yaratıcı’yla ilgili söz bu kadardır, başka bir şey yok. Yani bununla ilgili ne fosiller, ne ikiyüz elli milyon fosilin varlığından bahsedilir, ne ara fosillerin olmadığı Darwinistler açısından bundan bahsedilir, ne bir proteinin tesadüfen meydana gelemeyeceğinden bahsedilir. Bunların hiçbirinden bahsedilmez. Ama mesela psikolojiyle ilgili bir kitap okunduğunda yine bakarsınız, Freud’un Darwinist izahlarıyla karşılaşırsınız, felsefe dersinde ve sosyoloji dersinde yine Darwinist eğitim verilir. Dolayısıyla Darwinist eğitim hakimdir.
SUNUCU 2: Ama zaten bilimsel olanı bu değil mi, yani zaten bilim de hiçbir şeyin tesadüfen oluştuğunu açıklamıyorki.
ADNAN OKTAR: Doğru işte biz de onu anlatıyoruz, tesadüf yoktur diyoruz. Darwinistler tesadüflerle her şey meydana gelmiştir diyor. Atomun ilk başlangıçta, işte kendi başına, yaygın olarak bir şuur gösterdiğini, bir araya geldiğini, tesadüfler sonucunda proteinlerin meydana geldiğini, tesadüfler sonucu diğer tek hücrelilere dönüşmeye başladığını, hücrenin yapısının da yine tesadüfler sonucu oluşan mutasyonlarla gelişmelerin olduğu iddia edilir. Darwinizm tesadüflerin dışında bir izah getirmez.
SUNUCU 2: Şimdi ben bilim insanı değilim tabii ki burada bir açıklama yapamayacağım ama fizikçiler bunları; işte çarpışmalarla ya da daha bilim diliyle anlatabiliyorlar bunları. Yani bir de dönüp fizikçilere sorulduğu zaman bunların tesadüf olmadığını söyleyeceklerdir, illaki bir açıklama getiriyorlar bunlara da.
ADNAN OKTAR: Getiriyorlar, Dawkins getiriyor; uzaylılar yaptı diyor, şimdi yeni açıklaması o.
SUNUCU 2: Ama şey yani uzaylılar da çok bilimsel bir açıklama değil zaten.
ADNAN OKTAR: İşte o kadar. Zaten sıkıştıkları noktada, en son, bak en güvendikleri, en akıllı dedikleri adam bu; Dawkins. Darwinizm konusunda dünyadaki en yetkili, yeterli kişi olarak, lider olarak görülen kişi Dawkins’tir. O; protein safhasını da, kromozom safhasını da, hücre safhasını da uzaylılara bağlıyor, uzaydan geldi diyor. Çünkü hiçbir şekilde açıklanacak gibi değil. Tek bir kromozomda birçok devlet kütüphanesindeki kitapların toplamı kadar bilgi kodlu. Buna açıklama getiremiyor tabii. Şöyle düşünün; şu kitabın içindeki bilgileri düşünün, buradaki, harflerin dizilimi tesadüfen olabiliyor mu, olamaz. Kromozom bu kitaptaki harflerden çok daha karmaşık ve çok daha detaylı ve kompleks. Açıklama getiremeyince, uzaylıların üstün zekası burada devreye giriyor onların kafasına göre ve şu an öyle açıklıyorlar.
SUNUCU 2: Ama zaten dünyada on ila otuz milyon arasında canlı türünün olduğu söyleniyor ve bunların iki milyondan biraz daha fazlası tanımlanabilmiş. Yani demekki hepsi tanımlanamamış henüz, belki de daha fazlası tanımlandığı zaman bu şifre çözülecek.
ADNAN OKTAR: Darwin yalnız buna açıklık getirmiş diyor ki; fosilleri inceledik diyor dünya çapında; bütün katmanları tabakaları inceledik diyor; tek bir ara fosile rastlamadık ve rastlayamıyoruz diyor ve kainat karmaşık asimetrik ve bozuk olması gerekirken son derece düzgün, simetrik ve mükemmel diyor. Bu çok garip, teorimle zıt bir yapı ama, ara fosil hiç yok diyor. Onun demesinden sonra yüz elli yıl geçti neredeyse tek bir tane ara fosile rastlanmamıştır.
SUNUCU 2: Birkaç hafta önce ara bir fosil buldular; kanatları vardı bu fosilin ve evrimin teorisini çözecek kayıp halkalardan birisi bulundu diye yayınlandı bu da.
ADNAN OKTAR: Onlar öyle her hafta her ay eskiden bol bol kayıp halka muhabbeti yapıyorlardı, hepsine tek tek cevap verdim, hepsini geri aldılar. Hangilerini geri aldılar son günlerde?
OKTAR BABUNA: Ida’yı geri aldılar, özür dilediler hatta. İnsanın atası olarak tanıtmışlardı, özür dileriz haberi çıktı. Adnan Bey hemen ertesi gün zaten söylemişti onun lemur fosili olduğunu, sitelerinde de yayınlamıştı.
ADNAN OKTAR: Paçalı tavuklar vardır böyle ayaklarında tüyler çıkar hayvanın, süstür o. O buldukları hayvan da o tarz bir hayvan, yani ayaklarında tüyler olan bir hayvan ve mükemmel ve kusursuz. Ara fosil özelliği hiç göstermiyor. Kafa yapısı, omurga yapısı bütün kemik yapısı mükemmel ve düzgün. Ara fosil diye buna denmez.
SUNUCU 2: Söylediğim o değildi, daha dinozora benzeyen fakat kanatları da olan bir hayvandı.
ADNAN OKTAR: Benim kastettiğim o. Ben onu kastettim.
SUNUCU 2: Biraz daha irice bir şeydi.
ADNAN OKTAR: Evet ayaklarında da var.
SUNUCU 2: Sürüngen sanıyorum.
OKTAR BABUNA: Paçaları var.
SUNUCU 2: Hem kanatlı hem sürüngen.
ADNAN OKTAR: Paçalarında var evet biliyorum. Geçen gün onun cevabını verdik. Açıkladık.
SUNUCU 2: Peki.
ADNAN OKTAR: Tek bir tane ara fosil yok. Zaten ara fosil dedim ben 10 trilyon vereceğim dedim. Tek bir ara fosil getirene. Yani isterseniz yemin edeyim. Gerçekten 10 trilyon vereceğim yani noterde de belge düzenleyebiliriz. Bir tane ara fosil getirene 10 trilyon vereceğim. Yok. Yani Darwin’in kendi söylüyor benim sözüm de değil. Adam on binlerce işçi geceli gündüzlü, bütün yer tabakalarını araştırdılar tek bir tane ara fosil bulunamadı. Darwin de bundan şikayetçi, ‘yok’ diyor.
SUNUCU 2: Ama zaten sürekli kazılarda yeni bir şeyler çıkıyor ve süreç hala işliyor, belki de bulunacak.
ADNAN OKTAR: 150 yıldan beri bulunamamış. Buna karşılık ama bakın dikkat edin, 250 milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil bulunmuştur. 250 milyonun üstünde ama tek bir tane Darwin’in teorisine uygun fosil bulunamamış. Bir tane. Getirirlerse 10 trilyonu hemen vereceğim diyorum.
SUNUCU 2: Öyleyse buradan seslenelim.
SUNUCU 1: Ara fosil bulunsun diye.
Peki Darwin konusuna tekrar dönelim. Biraz Kürt açılımından bahsetmiştik, uzaklaştık. Siz az önce dediniz ki; Kürt açılımında Kürt vatandaşlarımızın hassasiyetleri göz önüne alınmalı dediniz. Bu zaten Kürt açılımı. Demokratik açılım Kürt açılımıydı. Sonradan demokratik açılıma çevrildi. Sizce neler yapılmalı, şu anda neler yapılmıyor?
ADNAN OKTAR: Şimdi bu konuda tabii saflık olmaz. Ben karşı tarafın izahlarını da tabii uygun bulmuyorum. Yani vatandaşımızın bir kere özgürlük hakkıdır yani o tartışılmaz.
SUNUCU 1: Karşı taraf dediğiniz?
ADNAN OKTAR: Yani hani olmasın diyenler kim diyorsa.
SUNUCU 1: Muhalefet.
ADNAN OKTAR: Yok muhalefeti kastetmiyorum. Kim diyorsa. Yani özgürlük verilmesin diyen kim var ise bu yanlış diyorum. Özgürlük bütün vatandaşlarımızın hakkı, bir kere o tartışılmaz. Yani onu yapalım mı yapmayalım mı diyerek tartışmaya açmak bile ayıp yani. O konu olmaz. Ama bu hiçbir şekilde çözüm değildir. Yani mutlaka çok köklü bir eğitim gerekir. Çünkü karşı taraf Stalinist eğitimden geçmiş, Marxist eğitimden geçmiş insanlar. Ona karşı böyle suskun politika olmaz. Gelin geri kalanını devam ettirin olmaz. Akılcı anti-darwinist, anti-materyalist eğitim gerekir. Ama ben buna rağmen bunu savunuyorum diyorsa adam o zaman bir şey yok. Yani bir şey diyemeyiz. Ama tek yanlı eğitime demokratik gözle baktığımızda, samimi gözle baktığımızda, vicdana uygun olmadığını görüyoruz. Bunu kabul edemeyiz. Tek yanlı eğitim olmaz. Çünkü cahilce alınmış bir karar alınmış oluyor o. Ama ben öğrenmek istemiyorum diyorsa ona da bir sözümüz olmaz. Tabii zorla bir insan bir şey öğretemez.
SUNUCU 1: Tek yanlı eğitim derken kimden bahsettiniz?
ADNAN OKTAR: PKK’nın eğitiminden bahsediyorum. Yani Stalinist, Marxist eğitim.
SUNUCU 1: Peki hükümetin şu ana kadar yaptığı açılımda, gerçi ne yaptığını hala bilmiyoruz diyor muhalefet. Siz ne tehlike gördünüz şu ana kadar? Ne açılımı yaptı?
ADNAN OKTAR: Şimdi benim gördüğüm daha açılım yapmadı. Ama yaptığında istenenler şuydu eğer ben yanlış görmediysem yani bazı yerlerden gelen bilgiler şöyle. Biz kendi polis teşkilatımızı kuralım, kendi iç işlerimizi ayarlayalım. Siz bizi maddi yönden destekleyin. Bayrak da asıyorsanız gelin asın ama biz ayrı bir yapı içerisindeyiz. Yani her şeyimiz ayrı imajı veriyorlar. Ben Kürt vatandaşlarımızı çok seviyorum. Ben onların ayrı olmasını istemiyorum. Gelsinler İstanbul’da yaşasınlar. Biz gidelim Diyarbakır’da Mardin’de onlar ile Kürt çadırlarında sohbet edelim, yemek yiyelim, arkadaş olalım yani ayrıma gideceği açıkca belli olan bir üslup görülüyor ama şimdi şöyle oldu bu. İddia edilen Ergenekon örgütü bizim Güneydoğudaki vatandaşlarımızı kardeşlerimizi çok çok aşağıladı ve ezdi. Yani kahpece, alçakca ve şerefsizce işkence yaptılar onlara ve canlarını yaktılar. Ve büyük bir bölümünü veyahut bir kısmını PKK’nın kucağına doğru ittiler. Bu kasten yapılmış bir şeydir. Çünkü onlar zaten Kürt kardeşlerimizden kalben nefret eden insanlar. Ayrılmalarını zaten istiyorlar, başından beri istiyorlar. Yani kendilerinde bir enaniyet ve kibir var. Yani biz üstünüz diyor adam onlar sıradan insanlar diyor ve bir an önce ayrılmalarını istiyor. Ayrılmaları için bu eziyeti yaptılar. Şimdi bu dezavantajlı durumda, durumu oturup seyredemeyiz. Bir kere iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün tahribatının temizlenmesi gerekiyor, yani yaptıkları tahribatın temizlenmesi gerekir. İkincisi vatandaşlarımızın samimi olarak eğitimden geçirilmeleri gerekiyor. Yani eğitimden geçirilmesi gerekir derken böyle disipline şey değil. Samimi rahat bir ortamda özgürce bunların anlatılması gerekiyor. Ondan sonra vatandaşlarımızın kanaati çok önemli olur. Yani PKK baskısı devam ederken siz bu konuda ne diyorsunuz diyemeyiz. Hiç kimsenin baskısı olmadan vatandaşlarımızın karar vermesi gerekir. Son derece özgür bir ortam olması lazım. Bilimde de, düşüncede de, kültürde de tam özgür bir ortam olması lazım ve yapılan tahribatın da önce ortadan bir kaldırılması gerekiyor.
SUNUCU 2: Peki bu nasıl mümkün olacak sizce?
ADNAN OKTAR: Bu Türk-İslam Birliği ile olur.
SUNUCU 2: Yani başka bir alternatifi yok mu? Yani Avrupa’da Müslüman olmayan ülkeler ya da başka coğrafyalarda Müslüman olmayan ülkeler bunu başaramazlar mı?
ADNAN OKTAR: Yani benim şu an benim gördüğüm 150 yıldan beri başaramamışlar. Yani hiçbir şekilde ne Türk Birliği oluşabiliyor, ne İslam Birliği oluşabiliyor. Ancak ahir zamanda Mehdiyet döneminde, Resulullah’ın soyundan Mehdi’nin zuhuru ile bu konunun çözüleceğini biz anlıyoruz yani olayların akışından da anlıyoruz. Güneydoğu insanımız bizim şefkatten, merhametten, arkadaşlıktan, dostluktan çok zevk alan insanlardır. Böyle sohbet olsun, beraber yemek yesinler, iyilik güzellik olsun, hal hatır sorulsun onurlarına çok düşkün insanlardır. Bu kardeşlerimizi en hassas yerinden vurdular. Onurlarını kırdılar. Yani izzeti nefisleri ile oynadılar, aşağıladılar yani. Çok müthiş bir kahpelik ve aşağılık bir tavır. Yani bunun bir tamir edilmesi lazım. Yani bunun bir özürünün oturtulması gerekiyor ve onlara candan sahip çıktığımızı hissettirmemiz gerekiyor ve özellikle eğitim, anti-darwinist eğitim ve PKK’nın şiddet ve baskısının olmadığının onlara gösterilmesi gerekir. Yani insanın özgür kalabilmesi için ortamın rahat olması gerekiyor. Yani şimdi bizim başımızda silahlı adamlar olsa, burada karar verin dese biz ne yapacağı? Mecburen evet doğru diyeceğiz sizin dediğiniz gibi düşünüyoruz diyeceğiz. Başka ne diyebiliriz. Yani çünkü can bu canını kurtarmak için hayati tehdidin kalkması gerekir. Ondan sonra özgür ortamda alınan kararlar geçerli olur.
SUNUCU 2: Yani oraya yönelik bir hayati tehdit mi var?
ADNAN OKTAR: Vatandaşlarımız şu an tehdit altında tabii, PKK tehdidi altında. Mesela PKK diyor ki toplantı yapacağız hadi gidiyoruz. Nasıl gitmesin adam? Gitmediğinde mimlenir o yani ben PKK’ya karşıyım anlamına geliyor. Sağı öyle solu öyle güneyi öyle kuzeyi öyle adamın, kabul ediyor, o da gidiyor. İnsanlar zannediyor ki onlar PKK’lı. Halbuki bizim Güneydoğu insanı muhafazakardır ve çok sevecendir, dinine bağlıdır. Dostluktan, sevgiden çok zevk alır. Ama çok onur sahibidir yani, haysiyetine şerefine bir söz söylendiğinde çok ağırına gider. Bu hassasiyete özen göstererek, sevgiyle onları bağırımıza basarsak hiçbir sorun kalmayacaktır.
SUNUCU 1: Peki Mehdi geldiğinde dediniz, bu ortam düzelecek dediniz. Peki Mehdi geldiğinde Kürtlere nasıl bir ayrım yapacak? Nasıl bir olanak sağlayacak biliyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Kürtler, aşkla muhabbetle bağrına basar Mehdi’yi. Yani kendilerini kaybederler sevinçten. Yani, yüzyıllardan beri 1400 seneden beri bekleniyor Mehdi. Bütün Alevi kardeşlerimiz, Şiiler, Sünniler, herkes bekliyor Mehdi’yi. Yani beklemeyen yok İslam aleminde, bütün mezhepler bekliyor Mehdi’yi. Ve başka da vakit yok. Yani bu yüzyılın dışında başka da vakit yoktur. Mehdi’nin ben çıktığını söylüyorum ve bu dediklerimin de olacağını göreceksiniz. Eğer olmazsa 10 yıla kadar, bana siz ne söylüyorsanız söyleyin. Ama bakın, 600’ün üzerinde söylediğim söz çıktı yalnız bunu bir ön plana alın. Bakın ne dediysem çıktı. Bu çok hayati. Yani bir tane sözüm eğer doğru çıkmasaydı, kabul ederdim.
SUNUCU 1: Peki Mehdi ne gibi olanaklar sağlayacak? Neler verecek? İsteklerini yerine getirebilecek mi Kürtlerin?
ADNAN OKTAR: Mehdi bir kere onlara onurlarını, izzeti nefislerini, şereflerini... rahatça yaşayacakları bir güzel ortam meydana getirecektir. Onları, iddia edilen Ergenekon örgütünün zulmünden ve şiddetinden, kahpeliğinden ve alçaklığından kurtaracaktır. Bu çok önemlidir. Bir insanın onuru kırıldı mı, o insanı yarı deli hale getirirsin. Onur çok önemlidir bir insan için, haysiyetiyle oynanmak. En hassas damarlarından yakalamışlardır Güneydoğu’daki kardeşlerimizin. İvedilikle Mehdi bunu takip edecektir. Yani muhabbetle, sevgiyle ve kardeşlikle konuyu çözecektir ve bu, onlardan nefret eden insanların tahribatını ortadan kaldıracaktır.
SUNUCU 2: Peki Güneydoğu’daki insanların hassas damarı ya da hassas tarafı dediniz. Bu hassaslıktan kastınız ne?
ADNAN OKTAR: Bütün insanların hassas tarafıdır. Bizim insanımız izzeti nefsine düşkündür, haysiyetine düşkündür. Ama onlara özellikle ayrıcalıkla bir eziyet edilmiştir, işkence yapılmıştır. Yani akıl almaz işkenceler var yani, intikal edenler yüzde 1’i bile değildir. Basına, topluma intikal edenler. Yani müthiş bir zulümden geçtiler ve arkasında PKK tehdidi var. Arkasında tek yanlı eğitim var, Marksist, Leninist, Stalinist, terörist eğitim var.
SUNUCU 2: Ama, şimdi tek yanlı eğitim diyorsunuz ve bu eğitim verilmemeli diyorsunuz. Diğer taraftan...
ADNAN OKTAR: Hayır verilsin. Verilecek yani verilecek.
SUNUCU 2: Değil mi yani...
ADNAN OKTAR: Fikirden korkma olmaz. Fikirden yani en rezalet işlerden biridir o. Adam Marksizm’i öğrensin, Stalinizm’i öğrensin, hepsini öğrensin. Ama karşıt düşüncenin de ne olduğunu, yani doğruyu da öğrensin. Yani tek yanlı eğitim çok tehlikelidir. Yani Darwinizm’i öğretecekler ki, biz an-darwinist izahlar yapabilelim.
SUNUCU 2: Ya da tam tersi.
ADNAN OKTAR: Ya da tam tersi. Mesela biz anti-darwinist izahlar yaparız, adamlar Darwinist izahla karşımıza çıkar. Tabii ne ile çıkıyorlar onu bilemiyoruz. Ama Darwinizm gerçekten dünya da yıkıldı. Yani ücra yerlere, böyle basının, televizyonun, radyonun, gazetelerin giremediği yerde Darwinizm hükümranlığını sürdürüyor. Yoksa, mesela İngiltere’de, Avrupa’da yerle bir şu an Darwinizm.
SUNUCU 2: Peki, televizyonun ve gazetenin giremediği yere Darwinizm nasıl gidebiliyor?
ADNAN OKTAR: Fert fert eğitim yapıyorlar. Mesela PKK, kahve toplantıları yapıyor, ev toplantıları yapıyor. Dağ toplantıları yapıyor, mağaralarda toplantılar yapıyorlar. Orada tek taraflı eğitim veriliyor. Ama orada televizyon yok, radyo yok, gazete zaten malum yani gazeteyle olmaz. Yani kitapla olur.
SUNUCU 2: Benim anlatmak istediğim ama şeydi, dünyanın geneliydi. Yani Afrika’daki herhangi bir kabile olabilir, Güneydoğu’daki ücra bir köy de olabilir ya da Amerika’nın balta girmemiş ormanlarından herhangi bir yerde olabilir. Kastettiğim buydu yani daha genel.
ADNAN OKTAR: Aydın insanların olduğu, yani bilimsel araştırma yapan insanların olduğu her yerde Darwinizm yerle bir oluyor. Cahil kitlelerin olduğu yerlerde Darwinizm daha kolay zemin bulabilir. Mesela Darwinizm’in geliştiği dönem cehaletin en yaygın olduğu dönemdi. Bilimin en gelişmemiş olduğu dönemdi. Mikroskop yoktu, elektronmikroskop yani mikroskop vardı ama uydurma mikroskoplar. Elektronmikroskop yok, biyogenetik yok, biyomikroskop yok. Detay çalışma yapacak hiçbir cihaz yoktu. Son zamanlar da bunlar ortaya çıktı. Ondan sonra uzaya olayı çevirmeye başladılar. Uzaylılar yapıyor demelerinin sebebi budur. Yani elektronmikroskobun verdiği verilere cevap veremeyecek duruma geldiler. Ondan sonra uzaylılar bu işleri yapıyor demeye başladılar.
SUNUCU 2: Şimdi aslında genel anlamda olaylara baktığımız zaman, bir şeyin en yükselişte olduğu an, düşmeye en yakın olduğu andır. İşte dediniz ya karanlık dönemdi evet, ama aslında aydınlanma çağına başladığı dönemdi Darwin’in yaşadığı yıllar, 1809 ve 1882. Yani genel anlamda dünyada aydınlanma dönemi başlamıştı bu yıllarda.
ADNAN OKTAR: Aydınlanma döneminde 350 milyon insan öldü, 1 milyar insan sakat kaldı. Bütün insanların kalbinden sevgi alındı, şefkat, merhamet alındı. Dostluk, kardeşlik duyguları alındı. Şehirler yerle bir oldu. Terör ve anarşi dünyaya hakim oldu. Böyle aydınlanma olmaz. Bu tam bir kararmadır. Aydınlama da, sevgi hakim olur, şevkat, merhamet hakim olur. Dostluk, kardeşlik hakim olur. Bilim hakim olur. Evet.
SUNUCU 2: Ama tarihe baktığımız zaman her dönemin geçişinde bu tip olaylar yaşanmıştır. Yani işte ilk çağdan, karanlık çağa geçerken de bu tip olaylar yaşanmıştır. Başka bir dönemden, diğerine geçerken de bu tip olaylar yaşanmıştır. Yani bir şeyler değişirken, illaki beraberinde bunu desteklemiyorum ya da savunmuyorum, ama bu bir tarihsel süreç ve tarih kitaplarından okuduklarımız böyle. İllaki bu tip şeyler yaşanıyor çünkü tezi ve antitezi karşı karşıya geliyor.
ADNAN OKTAR: İşte Marksistlerin düşüncesi de o zaten. Tez vardır, antitez vardır, sentez oluşur. Sentez yine antitezini meydana getirir. Tez, antitez devam eder ve sürekli bir çelişki vardır ve mücadele sürekli devam eder, kavga bitmez. İddiaları da bu. Onun sonucunda da işte 350 milyon insan öldürüldü.
SUNUCU 2: Kavga bitmez diye bir şey yok. Evet tez, sentez, antitez doğru, birbirini doğuran çelişkiler ve çelişkilerden sonra da ortaya çıkacak bir gerçeklik var.
ADNAN OKTAR: Durur diyor mu peki ondan sonra?
SUNUCU 2: Hayır durmuyor işte yani. Dünyada hiçbir şey durmuyor zaten.
ADNAN OKTAR: O zaman antitezi çıkarırdı tamam doğru. Çelişki vardır diyor.
SUNUCU 2: Yani her şey aynı zamanda. Evet çelişki vardır.
ADNAN OKTAR: Çelişki çatışmayı getirir diyor.
SUNUCU 2: Evet.
ADNAN OKTAR: Çatışma işte kavga, savaş oluyor ondan sonra.
SUNUCU 2: Hayır, bu kavga savaş olacağı anlamına gelmiyor. Ya da sürekli kavga savaş olacağı anlamına gelmiyor ki. Yani bir yerde tabii ki duracak, ama çelişki, çatışma savaşı doğurmaz.
ADNAN OKTAR: Durağan toplum yok, Marksist model de durağan toplum yok. Toplumun durduğu hiçbir yer yoktur. Tez vardır, antitez, sentez. Sentez meydana geldiğinde mutlaka o antitezi doğurur diyor, anında ve hiçbir şekilde toplum durağan değildir diyor, yani sürekli çatışma halindedir diyor. Yani Komünizm varsa karşısına Faşizm çıkar diyor. Çatışır, antitezini çıkartıyor Faşizm. Onu yendiğinde, yeniden bir çatışma ortamı daha meydana gelir diyor ve hiçbir şekilde çatışma durmaz diyor. Yani, maddenin yapısında da, insanın ruhunda da, sosyal olaylarda da her şey de çelişki vardır diyor. Çelişki mutlaka çatışma getirir diyor. Çatışma yani durağan bir toplumu asla kabul etmez Marksist düşünce.
SUNUCU 2: Zaten sadece bu toplum anlamında değil, bilimde de böyle. Baktığınız zaman, moleküllerde, hücrelerde hiçbir şey yerinde durmuyor ki. Her şey sürekli bir hareket ve dönüşüm halinde, değişim halinde.
ADNAN OKTAR: Biz öyle demiyoruz. Biz diyoruz ki, toplum dengelenecek, sakinleşecek. Sevgi, şevkat ve merhamet hakim olacak. Ama bunun sonucunda toplum yine bozulacak, yeniden bozulacak. Ama antitez diyorsa onu diyenler diyebilirler.
SUNUCU 2: Ama, Marksizm de zaten şey yok ki, komünizmden sonra faşizm gelecek diye bir söylem yok ki. İşte adım adım çoğalacak, sosyalizm gelecek, komünizm gelecek. Ondan sonra da daha devletsiz toplumlar oluşacak diye açıklıyor bunu.
ADNAN OKTAR: Ondan sonra çelişki yok mu diyor toplumda?
SUNUCU 2: Ondan sonra çelişkiler tabii ki olacaktır, yani...
ADNAN OKTAR: Bitti.
SUNUCU 2: Ama, bu da faşizmi getirecek anlamına gelmiyor.
ADNAN OKTAR: Başka bir adı olabilir yani, ama mutlaka bir çelişki olur. Yani mutlaka karşıt, zıt bir düşünce gelişir diyor, ve mutlaka o çatışmayı getirir arkasından diyor. Yani çelişkinin kesildiği bir dönem olmaz. Marksist düşüncede bu mümkün değildir. Yani, niye faşizm diyelim? Kapitalizm olabilir, başka bir şey olabilir. Yani adını çoğaltabiliriz, birçok şey olabilir. Ama mutlaka zıt düşünce çıkar diyor ve çatışır diyor. Yani sınıf çatışması vardır diyor, değil mi? Toplumlar arası çatışma, mutlaka çatışma vardır.
SUNUCU 2: Ve bu çatışmaların sonucunda zaten sınıflar ortadan kaldırılacak diyor.
ADNAN OKTAR: Sınıflar ortadan kalkacak, Proletarya Diktatörlüğü olacak diyor. Yine arkasında çatışma var. Proletarya Diktatörlüğü’nün içi zaten çatışma dolu. Yani sistem ona göre dayalı. Yani dayandığı yere baktığımız da, yine çelişki çıkaracak gibi. Yani çelişkinin durduğu bir yer yok.
SUNUCU 2: Yani burada çelişkiyi çıkaracak tek şey varsa, eski sistemdeki, Marx’ın tanımına göre Burjuva sınıfı olacaktır. Ama onlar da zaten Proletarya Diktatörlüğü’nün olduğu dönemde azınlık olacakları için, evet çatışma olacaktır. Ama, çok da fazla bir sorun olmayacaktır. Yani, ne bileyim yerine Faşizm gelmeyecektir.
ADNAN OKTAR: Bakın Rusya’dan örnek alalım. Rusya’da Komünizm kuruldu, antitezi çıktı işte bakın buyurun, gitti. Yani, şimdi ona karşı yeniden Komünizm gelişecekti Rusya’da. Yani çatışma kesilmez. Yani ileri ki vadede, şu an değil de mesela yaklaşık 100 yıl kadar sonra, 100 yıl değil 70 yıl kadar sonra Komünizm gelişecektir Rusya’da. Antitezi çıkacak. Ve bütün dünyanın her yerinde antitezi çıkacak. Ve komünizm son aşamada yeniden dünyaya hakim oluyor. Yani komünist düşünce hakim olacaktır. Yani İslam’ın hakimiyetinden sonra, 70 yıllık falan bir hakimiyeti var bu önümüzde ki yıllar içerisinde. Sonra yeniden komünizm hakim oluyor. Fakat 3 ayrı devrim olacağını söylüyor Said Nursi. Yani yine çelişki teorisi burada geçerli. Tez antitez, tez antitez sürekli o kavga devam edecektir. Yani 2120 yılına kadar devam edecektir diyor bunu.
SUNUCU 2: 2120 yılında?
ADNAN OKTAR: Konu kökten hallolacak.
SUNUCU 2: Yani?
ADNAN OKTAR: Kıyamet. Dünya yerle bir olacak, yani bütün uzay dümdüz olacak.
SUNUCU 2: Peki nasıl bir şey yol açacak buna? Nasıl bir şey yol açacak dünyanın?
ADNAN OKTAR: Bir göktaşıyla başlayacak, bir göktaşının dünyaya çarpmasıyla başlayacak.
SUNUCU 2: 2012 yılında da bir göktaşının çarpacağı söyleniyor?
ADNAN OKTAR: 2012’de insanların düşünce ufku gelişecek, değişecek. Yani maddeye bakış açısı değişecek. Beynin içindeki görüntüyü insanlar kavrayacaklar. Mesela siz şu an benimle konuşuyorsunuz, ben sizin beyninizin içinde konuşuyorum. Siz de benim beynimin içinde konuşuyorsunuz. Bunu insanlar tam kavrayacaklar. Yani ışığın ve maddenin beyninin içinde oluştuğunu görecekler. İnsanlar bunun farkında değiller şu an. Mesela ses de insanın beyninde oluşuyor. Ben konuşuyorum, ses dalgaları, dışarıda ses yoktur dalga vardır. Beynimiz sesi yorumlar. Yani ses beyinde meydana geliyor. Dışarıda da, mesela ışık ışınları gözümüze geliyor, o elektrik akımına çevriliyor, beynimize geliyor. Elektrik akımını gören bir göz var beynimizin içinde. İşte asıl insan onunla muhatap olmaya başlayacaklar 2013’den itibaren. Yani maddenin hakikatine, ruhun hakikati bilinecek insanlarca. Yani bunu gerçekten fark eden insanın bütün dünyaya bakış açısı değişir. Mesela şu an bizim evin içini, mesela bütün vatandaşlarımız bizi televizyon da seyrediyorlar. Televizyon karşıda görünüyor. Herkesin beyninin içindedir televizyon. Yani hiçbir insanın karşısında değildir. Beyninin içindeki televizyonu seyrediyor herkes. Hatta gözlerini yanlardan bastırsınlar, televizyon oynar iki tarafa doğru, sağa sola oynar. Eğer sabit dursa oynamaması lazım.
SUNUCU 2: Ama bu da yanılsamaz zaten. Yani söylediğinizden ben şunu anladım, yanlış mı anladım? Aslında maddeler yok, bizim algıladıklarımız mı?
ADNAN OKTAR: Dışarıda madde var, fakat simsiyah karanlıktır. Işık yoktur dışarıda. Bunu Marksist bilimadamları da söylüyor, Yaratılışçılar da söylüyor, aynısıdır hepsi. Işık, dalga. Sadece dalgadır. Dalganın ışığı yok ki. Yani ışık yoktur. Beyin dalgayı ışık olarak yorumluyor.
SUNUCU 2: Yani bizden bağımsız cisimler yok mu?
ADNAN OKTAR: Var. Fakat saydamdır mesela dışarıda madde. Nötron, proton, çekirdeğin birbirine uzaklığından kaynaklanacak şekilde saydamdır. Yani maddeyi biz böyle, bu şekilde görmemizin nedeni, beynimizin yorumudur. Normalde saydamdır. Mesela ışık da yok dışarıda, renk de yoktur.
SUNUCU 2: Peki hepimizin beyni aynı mı yorumluyor?
ADNAN OKTAR: Yani evet. Mesela dışarıda renk kesinlikle yok, ışık da yoktur. Bütün bilimadamları bunu kabul ediyorlar. Beynin yorumudur. Beyin bu şekilde yorumluyor. Bakın Darwin ne diyor? “Eğer diyor gerçekten türler öbür türlerden yavaş yavaş gelişmeler türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz?” Onbinlerce işçi çalıştı, yerin bütün katmanlarını aradılar Darwin’in zamanında. Bakın Darwin’in şikayetine bakın: “Neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz?” Bir tane ara geçiş formu yok diyor. Yani Darwinistlerin dediği gibi. “Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde?” hem simetrik, hem altın oran var, hem matematik mükemmellik var. Buna şaşırıyor Darwin, bu nasıl oluyor diyor. “Sayısız ara geçiş formu olmalı,” çok fazla yani milyonlarca ara geçiş formu olması gerekir diyor. Mutasyonların etkisiyle böyle eciş bücüş birçok anormal varlık olması lazım diyor, “fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında” yani yüzlerce, binlerce katmanında “gömülü olarak bulamıyoruz?” diyor. Niye bulamıyor bilin bakayım? Yok.
SUNUCU 2: Ama zaten Darwin’in ömrü kainatın ömrüne baktığımız zaman 80 yıla yakın, neki 80 yıl? Peki bunlar bulunursa?
ADNAN OKTAR: 150 yıl geçti yine yok. Bütün katmanlar arandı yani titizlikle aranıyor. Şu an 300 milyona doğru yaklaştı bulunan fosil. Sadece yaratılışı ispat eden fosil bulunuyor. Yani burada gereksiz bir inat yok mu?
SUNUCU 2: Yoo gereksiz inat değil de...
ADNAN OKTAR: Hayır sizin için demiyorum, yani darwinistler açısından diyorum.
SUNUCU 2: Dünyanın ömrü milyarlarca yıl ve biz bunun yanında 300 milyondan ya da 80 yıldan bahsediyoruz.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi bakıyoruz toplamda 300 milyona yakın yaratılışı ispat eden fosil bulmuşuz ama bütün tabakaları aramışız tek bir tane ara fosil bulamamışız. Şimdi biz mantıken ne düşünmemiz gerekir bu durumda? Ya bir gün ara fosiller bulunursa dememiz biraz komik olmaz mı? Bütün tabakalar aranmış çünkü. Yani jeolojik bütün tabakalar arandı, didik didik aranıyor, yok. Bakın. “Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil?” “Fosil kayıtlarından bir türün diğerine dönüştüğünü gösteren tek bir örnek yok” diyor Darwin. Bak bir tane örnek yok diyor. “Tek bir türün bile değiştiğini kanıtlayamayız” diyor. Charles Darwin, Darwin’in Hayatı ve Mektupları, 1. baskısında var. Kendi söylüyor adam.
SUNUCU 2: Ama Darwin bunu söyledi diye de bilim insanları bundan vazgeçmemeli. Bence araştırılmalı ve araştırılmaya da devam edilmeli ve eğer ara fosiller varsa da bulunup açıklanmalı kamuoyuna.
ADNAN OKTAR: Onlar araştıracak, biz de onları çıtır çıtır ezeceğiz. Onlar çalışacak tabii yani. Darwinistler direnecek, biz de onların yanlışını ispat edeceğiz, anlatacağız. Onlar direnmezse biz ne anlatalım?
SUNUCU 2: Yani tez ve anti-tez.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Ama mesela cennette tez, anti-tez, sentez yoktur. Düz toplum vardır. İnsanlar mutludur, sevinçlidir, kardeşçe, dostça yaşarlar. Sonsuza kadar tez, anti-tez, sentez yoktur. İslam’ın hakimiyeti döneminde de tez ve anti-tez, sentez yok. Toplum 70 yıl kadar mutlu yaşayacak. Ama ondan sonra tez, anti-tez, sentezin şahı başlıyor. Yani yeniden komünizm devreye girecek. Ben komünizm bitti demiyorum. Yani asıl komünizmi o zaman görecek insanlar. Yani bütün şiddetiyle, bütün kan dökücülüğüyle, bütün acımasızlığıyla komünizm ortaya çıkacak ve anti-tezini çıkaracak diyor Said Nursi. Yani yeniden kapitalistler karşı atağa geçecekler. Muazzam bir kan daha dökülecek. Hicri tarihle 1443 yılına kadar devam edecek diyor. 2 yıl kadar. 1543. Miladi takvimle kaç ediyor?
OKTAR BABUNA: 2117.
ADNAN OKTAR: 2117 evet. 2120’de de kıyamet kopacak diyor. Bilimadamları gizliyorlar bir kısmı yani muhtemelen o dönemde gizleyecekler ama bir göktaşı ama çok büyük bir göktaşı dünyanın dönüş istikametinin tersine dünyaya çarpacak. Bunun sonucunda kıyamet başlayacak yani bütün detayları ile tarif edilmiştir. Denizlerin yandığını görürsün diyor çok en yüksek derecede depremler başlayacak. Dünya dönüşünü tersine çevirmeye başlıyor yani kabuk kısmı terse dönüyor mağma kısmı ama dönmeye devam edecek ve denizin her noktasından mağmalar fışkırmaya başlayacak. Bu ortamda aklın ihtiyari artık kalkıyor ondan sonra işte o metafizik varlıklar cinler, melekler hepsi görünecek hale geliyorlar. Ondan sonra da imtihan kalkacaktır ve yepyeni bir yaratılışla yeniden biz diyor Cenab-ı Allah dünyayı yaratacağız diyor. Yani hem insanlığı hem dünyayı yepyeni bir yaratılışla.
SUNUCU 2: Peki nasıl bu kadar kesin tarihler verilebiliyor?
ADNAN OKTAR: Şu ana kadar denenlerin tamamı çıkmış Peygamberin (sav) söylediklerinin bundan sonrasının da çıkacağını oradan anlıyoruz yani sağlaması var. Mesela diyor ki “Dünyanın ömrü 7000 yıldır” diyor, “bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor, geriye 1400 kalıyor, biz şu an 1430 dayız. Hicri 1500’e kadar 1506’ya kadar. Fırat’ın suyunun kesilmesi, Afganistan’ın işgali, Irak’ın işgali, Kabe baskını, Ramazan ayında 15 gün ara ile ay ve güneş tutulması... 150’ye yakın Peygamberin (sav) izahı tıpkısının aynısı ile çıkmıştır. Yani kusursuz bir düzgünlükte mesela hatta son olarak diyor ki iki salgın grip hastalığı meydana gelecektir diyor Peygamber efendimiz (sav), Mehdi döneminde son alametlerdendir. İkisi de hayvanlardan kaynaklanacak diyor ve birçok can alacak diyor, bakın biri kuş gribidir biri domuz gribidir.
SUNUCU 2: Sars vardı bir de kuş gribinden önce.
ADNAN OKTAR: Hadiste de kadar detay yok, ikisi etkili olacağı belirtiliyor, yani etkili olacak olanlar bunlar şeklinde belirtiliyor aynısı ile çıkmıştır. İşte grip tarzında ben açıkta detay vermiyorum.
SUNUCU 2: Ama sars da bir grip çeşidiydi ondan da birçok insan öldü.
ADNAN OKTAR: Şimdi bakarsanız zaten göreceksiniz olayların akışı bu şekilde yani pratik önemlidir pratikte bu bu şekilde.
SUNUCU 2: 7000 yıl dediniz değil mi? Oysa dünyanın 6 milyar yaşında olduğundan bahsettiniz,
ADNAN OKTAR: 15 milyar yıl yaklaşık.
SUNUCU 2: 15 milyar yıl mı?
ADNAN OKTAR: Evet. Kainatın ömrü 15 milyar yıl kadar. Yani ilk bing bang’den itibaren.
SUNUCU 2: Dünyanın ömrü şu anda bulunduğumuz yerdeki....
ADNAN OKTAR: Oradaki kastedilen 7000 yılla da bir takvim veriliyor belki Hz. İbrahim’in doğumu kastedilmiş olabilir, Nuh’un zamanı kastedilmiş olabilir, bir takvim başlangıcı vermek amacıyla söylenmiştir. Yoksa bütün alem o tarihte oluştu anlamında değil o.
SUNUCU 2: Takvimin başlangıcı veriliyor mu? Yani şu tarihte verilmiştir?
ADNAN OKTAR: Yok yani 7000 yıllık dönem verilmiş, 7000 yıllık dönem mesela belki muhtemelen Hz. İbrahim dönemi olabilir. Nuh dönemi olabilir. Yoksa 124 bin peygamberden bahsediyor rivayete belli ki çok daha eski ama bir takvim mesela miladi takvim neye bağlı Hz. İsa’nın doğumu, Hicret neye bağlı Peygamberimizin (sav) hicreti, 7000 yıllık takviminde bir başlangıcı vardır.
SUNUCU 1: Bir izleyicimiz sizin dDarwinizm hakkındaki düşüncelerinize katılmamış, Amerikan fikirlerini savunduğunuzu düşünmüş. Siz katılıyor musunuz Amerikan fikirlerine?
ADNAN OKTAR: Amerikan toptan koro halinde Darwinizm’i savunur, bütün Amerikan gazeteleri bakın bana röportaja geliyorlar tamamı geldiler, tamamı çok koyu Darwinist, şiddetle Darwinizm’e bağlılar. Yaratılışa da şiddetle karşılar, Yaratılışçılığı savunan Amerika’daki grupta Amerika’da eğlence unsurudur. Yani hiçbir şekilde bir güçleri yoktur, çünkü bakın diyorlar onlar 6000 yıldır Bing Bang’den itibaren bütün dünyanın ömrü diyorlar. Yani zaten olay orada bitiyor. Granite dönüşmüş fosiller var nerenin altı bini, nerenin altyüz bin yılı, 100 milyon yıllık, 200 milyon yıllık, 400-500 milyon yıllık fosiller var. Yani orada bir kere kesin yenilmiş durumdalar. Çünkü daha da detaylara indiğimizde daha da eski fosillere rastlayabiliyoruz. O yüzden Amerika’da Yaratılışçılar tam gariban konumundadırlar. Yani sadece eğlence unsurudurlar orada. Yani dini konuları tenzih ederim. Tam anlamıyla yenilmişlerdir. İlk defa Darwinizm dünyada yenilgiyi tattı. Yani bizim atağımızdan sonra tattılar. Yani daha önce böyle bir olay yoktu. Onun için şoktalar. Yani şaşırıyorlar. Yüzlerce, binlerce üniversitede Amerika’da Darwinizm anlatır. On binlerce enstitü Darwinizm anlatır. Bütün yayınevleri bütün eserler Darwinizm üstüne kuruludur ve en önemlisi rejim Darwinizm üstüne kurulmuştur Amerika’da. Yani kapitalizm, Darwinizm üstüne kurulmuştur. Fransa, İngiltere, Almanya hepsi resmi ideoloji devlet ideolojisidir Darwinizm. Bizzat devlet himayesindedir. Yani devletin koruması altındadır Darwinizm.
SUNUCU 2: Şimdi kapitalizm, Darwinizm üzerine kuruludur diyorsunuz ama, sosyalizm de Darwinizm’i savunur.
ADNAN OKTAR: Doğru.
SUNUCU 2: Peki bunların arasında bir çelişki yok mu?
ADNAN OKTAR: Var. Zaten onların dediği de o. Faşizm, komünizm, kapitalizm, masonluk yani bunların tamamı Darwinizm’e dayandırılır. Yani Hitler sorulduğunda bütün felsefesini açıklaması söylendiğinde Darwinizm ile ilgili çok kapsamlı açıklamalarda bulunuyor ve bütün felsefesinin Darwinizm’e dayandığını söylüyor. Mussolini’ye soruyoruz yine o da Darwinizm’e dayandırıyor. Mao’ya soruyorlar Çin komünizminin temeli Darwin’e ve evrim teorisine dayalıdır diyor. Troçki de, Lenin de, Stalin de hepsi aynısını söylüyor. Masonlar da.
SUNUCU 2: Sosyalistler zaten Darwinizm’e inanıyor bunu biliyoruz fakat sosyalizm kapitalizmin alternatifi olarak sunuluyor ve kapitalizm Darwinizm’i savunurken sosyalizm nasıl Darwinizm’i savunuyor? Ya da sosyalizm Darwinizm’i savunuyorsa kapitalizmin başka bir şeyi savunması gerekmiyor mu?
ADNAN OKTAR: İşte tez, antitez, sentez düşüncesi içerisinde ona göre organize edilmiş bir şeydir masonluk dünyayı yönetirken tezide meydana getirir antitezi de meydana getirir sentezi de meydana getirir ve o çatışmayı masonluk organize eder dünyada. Kendi başına organize olmaz mesela Marx masondu. Lenin de masondu. Hitler de masondur. Mussolini de masondur. Hepsinin locaları bellidir. Yani mesela bir sağcı lidere bakarsın masondur, aynı şekilde komünist bir lidere bakarsın aynı locada arkadaştırlar. Yani masonluk dünyayı dizayn eder. Bin yıllık, yüz yıllık dünyaya yönelik planları vardır ve onu uygularlar.
SUNUCU 2: Şimdi evet hani biliyoruz ki dünyada böyle yapılanmalar ve böyle kişiler var. Fakat sosyalizmde zaten dinlerin ötesine geçildiği için, zaten toplumun bağlı bulunduğu dinleri bile bu liderler bir yerde reddebiliyorlar. Yani nasıl mason olabiliyorlar?
ADNAN OKTAR: Masonluk dinler üstüdür kendi düşüncelerine göre. Kendilerini onlar çok büyük görüyorlar. Allah gibi görüyor onlar kendilerini yani ilah biziz diyorlar. İnsanlar ilahtır diyorlar yani ayrı ayrı her fert ayrı bir ilahtır diyorlar. Dolayısıyla masonluğu da öyle görüyorlar ama asıl en üstünde, ne diyorlar onlar şeytana?
OKTAR BABUNA: Işık.
ADNAN OKTAR: Yok yok bir ismi var. “Baphomet” diyorlar evet. Asıl “Baphomet”e inanıyorlar yani dünyayı onun yönettiğine inanıyorlar.
SUNUCU 2: Yani masonluk Yahudilik’ten gelmiyor mu?
ADNAN OKTAR: Hayır hayır Yahudiliği kullanıyorlar sadece. Zaten benim iki tane mason arkadaşım vardı. Onlar çok detaylı içinde görmüş insanlardı. Onlar da bana çok detaylı anlattı. Uzun yıllarca da kaldılar içlerinde. Tevrat, İncil ve Kuran; üçünün üstüne yemin ettiriyorlar. Toplam üç Kitabın üstüne yemin ettiriyorlar. Biz Allah’a inanıyoruz diyorlar başlangıçta fakat gerçek anlamda Allah’a inanmadıklarını fakat bunu yavaş yavaş anlatmak gerektiğini söylüyorlar. Birdenbire anlatılmaz bu diyorlar.
SUNUCU 2: Şimdi benim bildiğim kadarı ile masonluk, Yahudilik’te şöyle bir inanç var. Bir insan Yahudi doğar sonradan Yahudi olmaz.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 2: Eğer sonradan Yahudi olursa bunlara mason deniliyor.
ADNAN OKTAR: Yok Yahudiler bir kere gerçekten Yahudi olmayanlara, Yahudi gözüyle bakmazlar. Benim Yahudi tanıdıklarım var. Dün buradaydılar yine. Haham tanıdıklarım var. Yani Sanhedrin üyeleri ile ben görüşüyorum, yani dünyada en yetkili Musevi hahamlarla görüşüyorum ben ve meşrik-i azamlarla da görüştüm ben. Yani otuzüç dereceli masonlarla da görüştüm; direk kaynağından bilgi alıyorum. Masonlar net olarak dini kabul etmezler. Hiçbir dini kabul etmezler. Ama başlangıçta inanıyor gibi görünürler. Bu bir taktiktir ve bunun taktik olduğunu da kendileri söylüyorlar. Bakın diyor ki; “ışığı uykulu gözlere yavaş yavaş vereceksin, aniden verirseniz gözleri kamaşır” diyor. Dinin olmadığını birdenbire anlatmak olmaz, yavaş yavaş anlatacaksınız diyor.
SUNUCU 2: Ama masonluk yine dinle ilişkili bir öğreti, benim şimdiye kadarıyla, okuduğum kadarıyla ve bildiğim kadarıyla böyle ve dediğim gibi saydığınız lider de...
ADNAN OKTAR: Hangi dinle ilgililer?
SUNUCU 2: Yahudilikle ilgili.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır, öyle olsa Yahudiliğe uygun hareket ederler, Tevrat’a uygun hareket ederler. Tevrat’ı bir kere hurafe olarak kabul ediyorlar, hiç bir şekilde üç dini de kabul etmezler. Bakın diyor ki; masonların kendi kitaplarını getireyim oradan görürsünüz. Kendi çıkarttıkları dergileri var; bilmiyorum o size belge olur mu? “Bizim gideceğimiz yolu şeytanın feneri aydınlatır” diyorlar, daha ne desin adam, çok net. Dinlerin sonradan insanlar tarafından ortaya çıkarıldığını çok detaylı anlatıyorlar. Onunla ilgili kendi toplantıları var, konferanslar veriyorlar. Yani dinleri insanların meydana getirdiğine dair izahları var. Nasıl Musevi olsun bu insanlar böyle bir durumda? Vahyi kabul etmiyorlar, vahyi kabul etmeyen insan Musevi olabilir mi?
SUNUCU 2: Şimdi eğer böyle bir inanışları varsa bile, dünyada saydığınız diğer işte Lenin olsun, Marx olsun, Mao olsun, Troçki olsun bunların mason olduğunu yine de söyleyemeyiz ki.
ADNAN OKTAR: Belgeleri var. Hatta şeyhülislamlar vardır, şu anda da mason profesörler var, ilahiyat profesörleri var ilahiyat fakültesinde profesör; mason, üstad mason.
SUNUCU 2: Şimdi baktığımız zaman Rusya’da Hıristiyanlık yaşanmıştır, Lenin’in önder olduğu zamanda da. Nasıl masonlukla ilişkisi olabiliyor? Öyleyse o sistemi koysaydı; anayasayı ona göre düzenleseydi.
ADNAN OKTAR: Lenin masondu ve Marksistti. Zaten masonluğun amacı, dünyadan bütün dinleri kaldırmaktır. Bütün dinleri kaldırıp tek bir toplum meydana getirmeyi amaçlayan bir düşüncedir. Dinlerin insanlığa zarar verdiğine inanıyor masonluk. Bununla ilgili onların çok fazla konferans, toplantı zabıtları var, bir tane, iki tane değil.
SUNUCU 2: Ama masonlukla diğer liderler aynı şeyi söylüyor diye ya da sosyalizm aynı şeyi söylüyor diye, evet birbirine benzer söylemler olabilir, ama aynı şeyler değillerdir yine de.
ADNAN OKTAR: Bakın, mason locaları olmadan ne Marx ortaya çıkabilirdi, Marx’ı bir gün bile yaşatmazdı masonlar. Lenin’i de bir gün dahi yaşamaya, mason desteği olmadan Lenin adım atamazdı. Masonluğa ihanet edeni de anında yokeder masonluk, öyle bir konu olmaz. Bir insanın, o lider konumuna getiriliyorsa, dünya çapında masonik destekle o göreve gelebilir. Savaşların çıkmasını, büyük dünya savaşlarını masonluk yönetir. Yani kendi başına, hiçbir toplum durduk yere savaşa girmez, hiç. Halklar, insanlar çok mazlumdurlar. Savaştan hiç hoşlanmazlar. Onu yöneten dünya hükümeti vardır. Dünya hükümetinin de başı masonluktur. Birinci Dünya Harbi’ni de, İkinci Dünya Harbi’ni de organize eden yine masonluktur. Marx dediğin insan garibanın teki, istese masonlar onu anında yokederlerdi. Yani o güce erişmesinde, o imkanı elde etmesinde masonluğun gücü olmuştur. Gerçi haham bir aileden geliyordu, Musevi kökenlidir. Fakat ateistti Karl Marx ve klasik bir masondu ve mason desteği olmadan da asla yükselemez. Yani öyle elini kolunu sallayarak gezmesi mümkün değildir.
SUNUCU 2: Yani o zaman şu anda dünydaki her şeyi masonluk kontrol ediyor. Dünyadaki bütün ülkeleri ve bütün liderleri, lider olmasını masonluk mu kontrol ediyor? Ya da bütün filozoflar, bütün düşünce adamlarını masonlar mı çıkarıyor?
ADNAN OKTAR: Önemli olan insanları, önemli gördüklerini, mutlaka, mesela Mozart, müzisyendir ama masondur. Mesela birçok Amerikan lideri, hatta Amerikan Yargıtay’ı, yarıdan çoğu masondur. Yani Amerika süreki masonların kontrolünde olmuştur. Mesela Kennedy masonluğa karşı tavır aldı, hemen karşılığını verdiler. Mesela Obama da öyle, masonluğa karşı tavır alamaz. Mutlaka onlara uygun tavır göstertmek durumundadır. Yani bağımsız hareket edemezler liderler. Öyle zannedildiği gibi bir şey yoktur. Mesela Amerika’da iktidarlar değişince, Amerika’daki iktidarın fikri de değişir zannediyorlar. Öyle bir şey yok. Amerika’nın milli bir politikası vardır. Bunu da masonluk belirler. Hangi hükümetin geleceğini, kimin geleceğini, kimin gideceğini de masonluk belirler. Yani liderler çok garibanlar, George Bush, çok gariban bir insan, yalnız bir insandır, bir gücü yoktur, masonluk istese onu anında ezer.
SUNUCU 2: Bu sadece Amerika’da mı böyle?
ADNAN OKTAR: Mühim ülkeler bunlar için sorundur. Diğer ülkeler, onlar için yönetilen ülkelerdir. O kadar önemli değildir.
SUNUCU 2: Diğer ülkeler neden önemli değil?
ADNAN OKTAR: Rusya önemlidir, Amerika, Çin, Hindistan, Fransa, Avrupa ülkeleri, bunlar, öbürleri dünyayı yönetiyorlar zaten.
SUNUCU 2: Ama Çin, son dönemde ayağa kalktı. Son dönemde bu kadar gelişti. Ondan öncesinde Çin, Çin değildi.
ADNAN OKTAR: Eğer masonik kontrol olmazsa, masonik bir yapılanma olmazsa, bu tarz, yani dünyanın büyük liderleri adım dahi atamazlar. Bir gün dahi yaşayamazlar. Yani hiç kimseye güvenemezler. Masonik yapılanma, onları koruyan, kollayandır. Yani, insanlar hep yalnızdır. Ama masonluk dünya çapında büyük bir yapılanmadır. Mesela Amerika’da milyonlarca mason var. Mesela Amerika Irak’ı işgal etmeye karar verdiğinde, George Bush, oturup bacak bacak üstüne atıp kendi karar vermiyor. Masonluk karar veriyor. O, onu uygular, uygulayan insandır.
SUNUCU 2: Yani, tabii ki birtakım kararlar verilirken kişiler ya da liderler tek başlarına karar vermiyorlar. Danışma kurulları var, meclisler var ve organlar var, yasama, yürütme organları var. Onlarla birlikte karar veriliyor. Ama dünyadaki her şeyi masonluk yönetiyorsa, o zaman biz çok aciziz ve boşuna çabalıyoruz her şey için.
ADNAN OKTAR: Masonluğu da, onun da üzerinde bir güç vardır. Allah vardır. Masonluk, Allah’ın kontrolündedir. Hepsi, Allah’ın kontrolündedir. Mesela bakın, Mehdi, şu an zuhur etti. Sıkıysa masonlar engellesinler. Engelleyemeyecekler ve kesinlikle hakim olacak. Bakın, açık açık söylüyorum. Bakın, Amerika, Rusya, Çin, hepsi işbirliği yapsınlar. Buna rağmen Türk İslam Birliği olacak ve durduramazlar, mümkün değil.
SUNUCU 1: Peki, masonluk konusuna devam edeceğiz. Türkiye masonluğun neresinde? Bunları da konuşacağız. Ama kısa bir aramız var. Reklamlardan sonra buradayız.
Dem Özel devam ediyor, değerli izleyenler. Ortak yayınımız sürüyor şu an.
SUNUCU 2: Evet, sorularınız varsa, Dem yazıp, bir boşluk bırakıp, 3929’a yollayabilirsiniz.
SUNUCU 1: Masonlukta kalmıştık. Siz dediniz ki önemli ülkeler için geçerli masonluk, dediniz. Türkiye bu konuda önemli değil mi acaba? Çünkü yurtdışında hep coğrafi konum olarak Türkiye çok önemli bir yerde. Amerika’nın özellikle böyle bir düşüncesi var.
ADNAN OKTAR: Bizim için sorun değildir gibi onlar düşünüyorlar, Türkiye’yi o kadar önemli görmüyorlar kendi kafalarınca. Ortadoğu ülkelerini de önemli görmüyorlar. Mesela Irak, Suriye, pek onlara o kadar önem vermezler.
SUNUCU 1: İran?
ADNAN OKTAR: İran’ı da önemli görmüyorlar.
SUNUCU 2: Peki neden bu kadar üstüne düşüyorlar?
ADNAN OKTAR: Sadece atom bombası, gizlice yaptılar mı diye, ondan şüpheleniyorlar. Yani öyle bir durumda, bir çılgınlık yapacaklarından çekiniyorlar. Halbuki öyle bir şey yok.
SUNUCU 2: Peki İran’ın uranyumunu neden Türkiye’ye vermesini istiyorlar?
ADNAN OKTAR: Türkiye’yi daha güvenilir görüyorlar. Daha İran’ı çılgın görüyorlar, benim kanaatim, kendi kafalarına göre. Ama değil tabii. İran güvenilir bir devlet, samimidirler İranlılar.
SUNUCU 2: Ahmedinejad, zaten dünyadaki birçok lidere kafa tutuyor. Türkiye’yi biraz daha mı uzlaşmacı görüyorlar? Yani onların kanaatince nedir?
ADNAN OKTAR: Türkiye’ye evet eskiden beri güvenirler. Bizde zaten atom bombası, biliyorsunuz, NATO’nun atom bombaları, eskiden beri bizdeydi. Halen de var bildiğim kadarıyla, İncirlik’te ve birçok yerde var.
SUNUCU 2: Ama bunlar, Amerika’nın askeri üslerinde.
ADNAN OKTAR: Amerikan askeri üslerinde ama Türkler’in de kullanabileceği gibi, yani Türkiye istese kullanabilecek gibi ama daha çok güveniyorlar. Nedir bu?
OKTAR BABUNA: Ahmedinejad’ın konuşması.
ADNAN OKTAR: Mesela Darwinizm-masonluk ilişkisini anlatayım, bir parça. Gerçi din ile ilgili kısımları anlatmamışlar. Çok fazla vardır, koymamışlar. Türk Mason Dergisi, Sayı 25-26, Mart, “Hepimize düşen en büyük insancıl ve masonik görev, olumlu bilim ve akıldan ayrılmamak, bunun evrimde en iyi ve tek yol olduğunu benimseyerek, bu inancı insanlar arasında yaymak ve halkı olumlu bilimle yetiştirmektir.” Yani, evrimin olumlu bilim olduğu kanaatindeler. “Buna dayanarak diyoruz ki yaşamın ilk oluşması, bugün bilmediğimiz, bulamadığımız koşullarda, kristallerde başladı. Evrim yasasıyla canlılar doğdu ve yavaş yavaş yeryüzüne dağıldı. Evrim sonucu olarak bugünkü insan oluştu. Bilinci ve aklı hayvanların üzerinde yükseldi.” Bu inanç nedir? Yani dinle, Tevrat’la alakası olmadığı belli bunun. Yani direk materyalist, Darwinist, ateist bir inanç bu ve bunu savunuyorlar, çok açık. “İnsan evrim bakımından hayvanlardan ayrı değildir” diyor. “İnsanın oluşması ve evrim için hayvanların tabi oldukları güçlerden ayrı özel güçler yoktur.” Din yoktur diyor, işte bu kadar. “Doktor Selami Işıldağ, Sezerman Kardeş, İstanbul, 1977, Sayfa 78-110”. Çok açık.
SUNUCU 1: Ergenekon’un da masonluktan çıktığını söylediniz.
ADNAN OKTAR: O da masondur, evet.
SUNUCU 1: Ergenekon operasyonuyla sizce masonluk alt edildi mi?
ADNAN OKTAR: Masonluk ayakta fakat iddia edilen Ergenekon Örgütü, masonluğun bir vurucu koludur, yani bir silahıdır ve bayrağı da masoniktir. Bilmiyorum, gördünüz mü? İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bayrağında mason sembolleri vardır, pergel, iletki. Renkler de öyle masoniktir. Yani masonların ateist, Darwinist, materyalist bir yapılanması vardır. Dolayısıyla hem faşistleri, hem komünistleri, her iki tarafı da yöneten güçtür. Farkına bile varmazlar onlar.
SUNUCU 2: Ama baktığımız zaman kapitalistleri de yönetiyorlar, Amerika kapitalist bir ülke, emperyalist bir ülke.
ADNAN OKTAR: Doğru, hepsini yönetiyorlar, evet, evet.
SUNUCU 2: O zaman hani çelişki, tek bir güç yönetiyorsa?
ADNAN OKTAR: Mühim olan ateist olması, mühim olan dine karşı olması. Onlar için faşizmin, komünizmin, kapitalizmin bir farkı yok. Mühim olan dine karşı olan sistemlerin geliştirilmesidir. Mesela Marx, demin de söyledim, haham bir aileden geliyor, masondur yani, üst dereceli bir masondur. Düşüncelerini yayarken, aynı anda karşı düşüncenin mensubu insanlar da yine aynı mason locasında, başka mason localarında yine aynı görevlerle devam ediyorlar. Yani masonluğun asıl amacı dinsizliktir, dinsiz bir toplumdur. Bunun için de Darwinizm’i kullanıyor. Bakın açıkça söylüyor. Ne diyor? “Hayvanların tabi oldukları güçlerden ayrı özel güçleri yoktur insanların.” O kadar, yani masonluğun düşüncesi budur. Kapitalizm Darwinisttir, faşizm Darwinisttir, marksizm de Darwinisttir. Her üçü de Darwinisttir.
SUNUCU 2: Ama şimdi, evrim zaten insanı hayvandan ayrı değildir diye nitelemiyor ki, insan çok gelişmiş bir canlı olarak niteliyor. Evrimin en son halkası, evrim şemasına baktığımız zaman da. Yani bunun evrimle bir ilgisi yok ki o zaman.
ADNAN OKTAR: Bakın, “İnsan evrim bakımından hayvanlardan ayrı değildir” diyor.
SUNUCU 2: Ama evrim ayrı olduğunu söylüyor. Evet, genetik olarak aynı kodlar olabiliyor bazı canlılarda ama sonuçta aynı değil ki farklı özelliklerimiz var, çok farklı özelliklerimiz var hem de.
ADNAN OKTAR: Tamam, ama belirli bir aşamasında hayvandı diyor insan, doğru mu?
SUNUCU 2: Yani, insan hayvandı değil, aslında Darwinizm’in söylemek istediği de bu değil. Genetik kodlarımız benziyor ve bir evrim süreci var.
SUNUCU 1: Hayvandan gelme olduğu…
ADNAN OKTAR: Yani ağaçların üzerinde geziniyordu, kuyrukluydu falan demiyor muydu insan için.
SUNUCU 2: Ama ben önceden hayvan değildim. Ben sonuçta insan olarak dünyaya geldim.
ADNAN OKTAR: Hayır, insanlar ağaçların üzerinde geziniyordu, kuyrukluydu, konuşamıyorlardı falan demiyor mu Darwin?
SUNUCU 2: O, insanlar için söylemiyor ama yani doğadaki bir devinimden bahsediliyor aslında burada.
ADNAN OKTAR: Çok özür dilerim, yani, o zaman şöyle diyelim. 10 milyon, 20 milyon yıl önceki bana insanı bana tarif edin, Darwin’in söylediği insanı, yani, nasıldı görünüşü?
SUNUCU 2: Yani, canlılar, hepimiz de biliyoruz ki bu teoriye göre tek hücrelilerden başlıyorlar ve devam ediyor bu süreç.
ADNAN OKTAR: Bakın ben özetle şöyle, primat tarzı bir şeydi diyorlar. Yani, normal hayvan, klasik hayvandı diyorlar. Daldan dala hopluyorlardı, zıplıyorlardı diyorlar. Bir kısmı dallardan indi, aşağı ovaya indi diyorlar. Onlar insan oldu. Daldakiler de kaldı, işte maymun, gibon, şu, bu falan oldu diyorlar. Ama kökeninde hepsi hayvandır diyorlar. Yani bu karmaşık bir şey değil.
SUNUCU 2: Ama bu hayvan olduğu anlamına gelmez ki genetik kodlamalarımız benzemiyor mu bakıldığı zaman? Mesela beyaz fare ile insan genleri çok yakın, bu yüzden laboratuvarlarda beyaz fareler üzerinde deneyler yapılıyor.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi bakın, bütün Darwinistler insanın hayvan olduğunu söylüyor, bir tek siz insanın ayrı olduğunu söylüyorsunuz. Tamam, biz size katılıyoruz. Biz insanın başından beri insan olduğuna inanıyoruz. Ama Darwinistler bu kanaatte değiller, yani, başından beri hayvandı diyorlar ve hayvani gelişimi devam ediyor, adı insan oldu ama diyorlar, kökeni hayvandır diyorlar. Biz de insan olarak başladı, insan olarak devam etti diyoruz.
SUNUCU 2: Benim de Darwin’den anladığım, insan hayvan olarak, yani, insan hayvandı demiyor, zaten bütün kavgalar da bunun için çıkıyor, bu yanlış anlaşılma nedeniyle çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Peki, hayvan demeyelim de garip bir mahluk diyelim. Kuyruklu falan dallarda yaşayan bir mahluk tarzındaydı. Doğru mu?
SUNUCU 2: Daha sonra gelişiyor canlı.
ADNAN OKTAR: Siz hayvan sözüne karşısınız aslında.
SUNUCU 2: Evrim süreci var ama burada.
ADNAN OKTAR: Tamam ama şimdi bakın şu konuda bir anlaşalım.
SUNUCU 2: Evrim sürecinden bahsediliyor. Sonuçta bu çirkin bir şey değil ki, çirkin bir şeyden bahsedilmiyor burada.
ADNAN OKTAR: Yok, yok, ben bir şey demiyorum zaten, yani Darwin’in ne dediği beni ilgilendirmez. Ağaç dallarında kuyruklu bir varlık mıydı önce insan Darwin’e göre.
SUNUCU 2: Aslında canlılar suda başlıyorlar.
ADNAN OKTAR: Balıktı, balık gibiydi. Tamam olur, yine oluyor. Balık nedir? İnsan balık şeklindeydi önce diyebiliriz, herhalde, anladığım kadarıyla. Balık şeklindeydi insan, sonra primat şekline geldi diyorsunuz. Ama hep insandı diyorsunuz siz anladığım kadarıyla.
SUNUCU 2: Hayır hep insandı değil tabii ki ama şimdi bütün kavga da bundan dolayı çıkıyor işte.
ADNAN OKTAR: Yok, kavga yok, bir şey yok.
SUNUCU 2: Hayır, yok, bizim aramızda bir kavga yok. Bilim insanlarının arasındaki ya da tarihsel süreçteki kavgadan bahsediyorum ben. Yani insanlara acaba şu mu ağır geliyor? İşte biz hayvandık. Hayır, öyle bir şey değil, bu olaya böyle bakılmamalı.
ADNAN OKTAR: Hayır zaten biz bir şey demiyoruz. Adam diyor ki bizim atamız tarla faresiydi diyor, ondan sonra, balıktı diyor, çeşit, çeşit ifadeler var. Bir kısmı, mikroptu ilk atamız diyor. Gazetede haberleri var. Bir kısmı primattı diyor ilk atamız diyor, yani atalarımız diyor. Ama siz buna hayvan demeyelim diyorsunuz. İnsan diyelim diyorsunuz.
SUNUCU 2: Hayır insan demiyoruz ki buna, yani canlı, canlı ve bir evrim süreci var bunun.
ADNAN OKTAR: Mahluk diyelim o zaman, canlı bir mahluk.
SUNUCU 2: Yani evrim sürecinden bahsediliyor.
OKTAR BABUNA: Gazete haberleri...
ADNAN OKTAR: Bak “Atalarımız Mikrop” diyor mesela Hürriyet Gazetesi’nde, Aydın Bey, “Atalarımız Beyinsiz çıktı” diyor öbür haber, “İnsanoğlunun ilk atası 70 milyon yıl önce yaşamış tarla faresi” diyor “Evrim Teorisinde Gelişme”, “Bilimadamlarına göre bu balıktan insan oluştu” diyor, devam. Başka ne var? Oktar Bey, devam ediyor musunuz? Bu kadar mı? “Atalarımız Mikrop” diyor, “Yoksa Hepimiz Marslı mıyız?” diyor.
SUNUCU 2: Bu hiç bilimsel değil ama hiç bilimsel değil.
ADNAN OKTAR: Ama bunu da Dawkins diyor, şu kırmızı yanaklı bey, neşeli arkadaş. Zaten hepsi safsata da ama görüyorsunuz. Peki o zaman ben en iyisi onu demeyeyim, bir canlı, bir canlı mahlukat diyelim.
SUNUCU 1: Genetik yapının benzediğini doğruluyor musunuz peki? Mehtap da ondan bahsetti. Bir evrim süreci olduğundan, benzerlik olduğundan bahsediyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi bakın, böyle bir şeyin olması için bir kre bir proteinin tesadüfen olabilmesi gerekiyor. Protein tesadüfen olamıyor, bir ara fosil gerekiyor tek bir ara fosil yok. Yani 250 milyonun üzerinde Yaratılış’ı ispat eden fosil var, biz bunu nereden bu şekilde düşünelim ki? Yani elimizde hiçbir delil yok, bilimsel delil yok. Genetik benzerlik patatese de benziyor değil mi insanın genetik yapısı?
OKTAR BABUNA: Evet 46 kromozon var, solucana yüzde 75 benziyor.
ADNAN OKTAR: Yani, ama onlar solucan da atamız diyorlar. Yani o da var. Sen göstermedin. Solucan, ilk atamız solucandı diyorlar.
SUNUCU 2: Ama bilim insanları da diyorlar ki; aslında herhangi bir laboratuvarda evrimi açıklayabiliriz biz.
ADNAN OKTAR: Keşki yapsada bir görsek. Hep atıyorlar... Atış serbest. Olmaz, gösterecekler. Yani mesela bir tane protein tesadüfen yapılabiliyor mu bir göstersinler. Bakın tek bir tane proteinin temel yapısını oluşturan aminoasit oluşturamadılar. Bak aminoasit oluşamıyor tesadüfen.
SUNUCU 2: Peki genetik kopyaları olan koyun vardı.
ADNAN OKTAR: Doly mı nedir?
SUNUCU 2: Evet Doly vardı.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 2: Tüp bebekler var.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 2: Laboratuvar ortamında yapılıyor bunlar.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi orada kromozon var. Bir kromozon İngiltere’deki en gelişmiş kütphanedeki bilgilerden daha fazla bilgiye sahip içindeki bilgi. Yani kusursuz bir yapı var. Şimdi bunu soruyorlar işte Dawkins’e bu nasıl oldu diyorlar, bunu diyor biz tesadüflerle hiçbir şeyle açıklayamayız diyor. Nasıl açıklanabilir diyor, uzaylılar yapmıştır diyor. Yani bilimin bunu açıklayacağı bir yönü yok diyor bu mucize diyorlar. Yani hiçbir açıklaması yok.
SUNUCU 2: Neyi Dora’yı mı?
ADNAN OKTAR: Hayır kromozonların yapısı. Yani bir kromozonun oluşması yani bir hücrenin içersindeki kromozomun bilimsel açıklaması yok. Nasıl olduğunu dair hiçbir açıklama getiremiyorlar.
SUNUCU 2: Belki de bilim şu anda o kadar gelişmedi henüz.
ADNAN OKTAR: Ama bilimle açıklanacak gibi değil ki. Yani bakın şurada kitaplar var ya, buradaki kitapların içindeki harflerin bin misli bilgi kodlu. Bir kromozonun içersinde ve kusursuz bir kodlama var. Böyle bir sıralamanın bu kadar düzgün olması bilimsel olarak imkansız açıklanamıyor. Yani hiç bir açıklaması yok. Tek açıklaması var, mucizeyle açıklayabiliyorlar. En akıllıları da işte Dawkins o da uzaylılar yaptı diyor, başka bir açıklama yok.
OKTAR BABUNA: Soruyorlar 17 saniye havaya bakıyor sonra.
ADNAN OKTAR: Sorduklarında tabii 17 saniye göğü seyrediyor.
SUNUCU 2: Ama bu aşamalı olarak giden bir şey, yani bilim aşamalı olarak gidiyor.
ADNAN OKTAR: Doğru.
SUNUCU 2: ... ve şu anda da o aşamaya gelinmemişte olabilir, ama ilerliyor. Birisi başka bir şey açıklıyor, bir diğer bilim insanı çıkıyor öbürünü açıklıyor, birisi yine başka bir şey açıklıyor ve katediyor.
ADNAN OKTAR: Atış serbest tabiki onu söyleyebilir ama yani bilimsellik olması için delile dayanması lazım, herhangi bir delil olması gerekiyor. Yani sıfır delille ortaya çıkarsak, o zaman yarın öbür gün birisi de derki işte cinler çıktı cinler yaptı diyebilir. Bir başkası işte uzaylılardan bahseder. Yani akla hayale gelmedik şeyler izah edilir. Ama delil konursa ortaya bilimsel olan budur.
SUNUCU 2: Ama zaten sıfır delille çıkmıyor ki kimse, yani sıfır delille çıkılırsa evet bilim olmaz.
ADNAN OKTAR: E peki ama Darwinistlerin bir tane delilini söylemeniz lazım.
SUNUCU 2: Böyle havadan herkes konuşabilir.
ADNAN OKTAR: Tek bir tane delil verin. Yani mesela bakın, 250 milyonun üzerinde Yaratılış’ı ispat eden fosil var, Yaratılış’ı ispat ediyor. 250 milyon bakın kafanızda canlandırın, dağ taş bunlarla dolu. Tek bir tane diyorum bak, tek bir tane Darwinizm’in iddia ettiği tarzda fosil göstresinler bana diyorum, bir tane. Yok. Hep mükemmel fosiller, hep kusursuz, hep tam kemik yapısı olsun, omurga yapısı olsun, kafatası yapısı olsun kusursuz varlıklar var. Proteinlere bakıyor adamlar kesiliyorlar yani samimi olarak adam söylüyor uzaylılar yapmış başka türlü açıklayamayız diyor. Yani Dawkins şu anda dünyada en iyi Darwinizm’i bilen adam. Bak gel tartışalım dedim, fellik fellik kaçıyor adam. İngiliz gazetesine ilan verdim, yarım saat tartışalım dedim başka bir şey istemiyorum dedim. Böyle beş yıldızlı otelde ağırlayalım burada dedim istediğin gibi yani saygıda kusur etmeyiz, her türlü nezaketi, ilgiyi alakayı göstericez yarım saatini veya bir saatini ver bize tartışalım dedim. Kesinlikle gelmiyor. Ortaokul öğrencileriyle gidip tartışıyor, rahiplerle tartışıyor, hahamlarla tartışıyor ama benimle tartışmıyor. Bilin bakayım niye?
SUNUCU 2: Niye?
ADNAN OKTAR: E yerle bir olacağını biliyor da onun için.
SUNUCU 2: Peki bunun için mi?
ADNAN OKTAR: Efendim?
SUNUCU 2: Peki bunun için mi? Yani kaçıyor mu? Duydu mu kendisi, var mı haberi?
ADNAN OKTAR: Bilmez olur mu? Ben büyük gazetelerden The Times’dan, diğer gazetelere kadar hepsine haber gönderdim. Cevap veriyor zaten, gönderiyor. Ben tartışmam onunla diyor. Net konuşuyor.
SUNUCU 2: Belki Dawkins değil de başka bir bilim insanı tartışmak isteyebilir.
ADNAN OKTAR: Yani, ama şimdi onlar onu önemli görüyorlar yani Dawkins’i şimdi onlar, zaten öbürleri darmakeşan vaziyetteler. Yani Habertürk’te çıktık dümdüz oldular. Darwinistleri çıkarttılar karşımıza, o Ender Helvacıoğlu... Bilmem, neydi öbürünün adı bir tane daha vardı.
OKTAR BABUNA: Ezgi, Deniz Ezgi.
ADNAN OKTAR: Neyse, hepsi dümdüz oldular ve bir daha da çıkamadılar karşımıza. Yani nasıl çıksın elinde adamların hiçbir delil yok. Bir tane ara fosil göstermeye kalktı, böyle gösterip gösterip geri çekiyor kameradan. Ara fosil göstersinler bize dedik, çünkü bütün hayvan, kusursuz hayvan, yani kemik teşekkülatı tam ve simetrik ve düzgün, onların ara fosil olamayacağını biliyor, gösterip gösterip geri çekiyor. Biz masanın üzerine küt diye koyuyoruz fosili yani, getirip koyuyoruz ve gösteriyoruz.
SUNUCU 2: Yani ara fosiller sizce çarpık çurpuk, eğriş büğrüş mü olmalı?
ADNAN OKTAR: Tabii yani, asimetrik, tabii doğru.
SUNUCU 2: Kusursuz olursa ara fosil olmuyor mu?
ADNAN OKTAR: Düzgünlük ve mükemmellik varsa yaratılışa ait bir delildir o.
SUNUCU 2: Yani geçerken bir şeyler ecişti, bücüştü mü? Eğrildi mi?
ADNAN OKTAR: Bakın şimdi...
SUNUCU 2: Ondan sonra düzeldi, yani önce düzgün oluyor, sonra yamuluyor sonra tekrar mı düzgün oluyor şeklinde bu ana kadar?
ADNAN OKTAR: Onlar şöyle diyor; aslında gene mantıksız izahları da yani yine onların mantıksızlığı içersinde kabul edelim diyelim, çünkü onların öyle demesi için mükemmel canlı gerekiyor. Mükemmel bir hücre gerekiyor değil mi? Önce, yani normal oluşmuş bir hücre, zaten bunun oluşması imkansız. Hadi diyelim o kısmı geçtik, hiç düşünmüyoruz kafamızı dondurduk orada diyelim. O aşamada da o mutasyonlara uğramaya başladığında, binlerce anormal mahluk olması lazım, içlerinde birkaç tanesinin normal olması gerekiyor, o normaller gelişecek ama anormaller yine bir süre gelişmeye devam edecak ama anormal olarak gelişmeye devam etmesi gerekiyor ve anormalden anormal oluşması gerekiyor, anormalden anormal oluşması gerekiyor ve anormallerin her yeri kaplaması gerekiyor. Bunu da Darwin’in kendi diyor. Bakın, “eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş yavaş gelişmelerle türemişse neden diyor sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz” diyor, çok fazla olması lazım diyor. “Sayısız ara geçiş formu olmalı fakat niçin yeryüzünün sayılamıyacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz” diyor, böyle bir delil yok. Yani doğrudan tahmine dayalı, resimlere çizimlere dayalı izahlar var.
SUNUCU 2 Şimdi 1800’lü yıllardan bahsediyoruz. Belki o yıllarda bulunmadı ama 2100 yılında da bulunacak.
ADNAN OKTAR: Ara fosiller?
SUNUCU 2 : Belki bulunacak, ki ara fosil dediğim gibi bundan birkaç hafta önce de bir ara fosil bulundu ve bu fosilin hem kanatları var hem de sürüngen.
ADNAN OKTAR: O tam kusursuz mükemmel bir hayvan. Ben biliyorum onu. Yani kemik yapısı tam simetrik, düzgün her yeriyle mükemmel, sadece süslü hayvan o kadar. Yani başka bir özelliği yok.
OKTAR BABUNA: Bu sizin sitenizde verilen cevap. İnşaAllah. Bu hayvan, fosil olarak bulunan.
ADNAN OKTAR: Evet. Bunu kastediyorsunuz siz. Şu değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. Darwinopterus. Mükemmel bir kuş bu. 160 milyon yıllık. Burada açıklaması var, isteyenler www.harunyahya.org sitesinden ulaşabilirler.
ADNAN OKTAR: Ben bunu çok detaylı kapsamlı izah ettim yani tepeden tırnağa hayvan mükemmel. Çok kusursuz, simetrik mükemmel bir hayvan. Yani öyle ara fosil olacak hiçbir özelliği yok, bak dikkat ederseniz her yeri tam oranlı ve son derece düzgün. Ara fosil özelliği yok. Böyle çok fazla soyu tükenmiş hayvan vardır.
OKTAR BABUNA: Sonra da özür diliyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet, sonra da özür diliyorlar.
SUNUCU 1: Bu muydu acaba ? Biz sürüngenden bahsetmiştik ama...
ADNAN OKTAR: Evet bu.
OKTAR BABUNA: Evet. Bunun işte eskiye ait olduğu yarısının, yarısının da yeniye ait olduğunu söylüyorlar, doğru değil. Ön kısmı günümüzdeki modern kuşlar gibi arka kısmı soyu tükenmiş kuşlara benziyor, tam ve mükemmel uçucu bir kuş. Bütün kanatları, iskelet yapısı, göğüs kemiği hepsi tam olduğunu gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Hayır bizde o devre ait zaten kuş fosilleri var. Yani halihazırda elimizde. Yani fosil var yaşayan kuşlar var. Normal kuş. Bildiğin kuş. Bir tane iki tane de değil yani çok fazla var.
SUNUCU 2: Şimdi mi?
ADNAN OKTAR: Efendim?
SUNUCU 2: Anlamadım ben kaçırdım orayı.
ADNAN OKTAR: Şu an bizde, yani o devre ait kuş fosili var o devre ait. Normal kuş bildiğin. Simetrik, düzgün, mükemmel kuşlar.
SUNUCU 2: Yani ara fosillerin simetrik olmaması mı gerekiyor?
ADNAN OKTAR: Tabii, asimetrik ve son derece bozuk olması lazım. Çünkü mutasyonlar bozmaya başladı mı yamuk yumuk olması lazım. Kafası, gözü darmakeşan olması lazım yani mutasyonun bir şeyi bozması demek onu garip hale getirmesi demektir. %99 ‘u mutasyonların bozucudur, %1’i durumu muhafaza edicidir. Yani mükemmelleştirici mutasyon olmaz. Yani, mesela çocuklar, mutasyonla doğan çocuklar oluyor biliyorsunuz, mutasyon sonucu bozulmuş, iki kafalı filan ecüş bücüş, pek yaşamaz onlar. Yaşasa da hilkat garibesi derler biliyorsunuz, yani anormal kalır.
SUNUCU 2: Belki de o ara canlılar çok erken öldüler? Dediğiniz gibi çok fazla yaşamıyorlar o tip canlılar onun için, çok küçük oldukları için belki fosilleri bulunamadı hala.
ADNAN OKTAR: Ama sadece Yaratılış’a ait fosil var. Yani yoksa zaten evrim olmamış demektir. Zaten orada durduysa, kaldıysa... Yani mutasyonlar demek ki etkili olmuyor demektir. Yani sizin dediğiniz tamam. Yani mutasyon oluyor, anormal mahluk çıkıyor, fakat yaşamıyor, ölüyor. Devam etmiyor. Türünü devam ettiremiyor ve sadece normal olan varlıklar yaşıyorlar. Yani mesela 100 milyon yıllık kurbağaya bakıyoruz, 100 milyon yıl önce neyse, şu anda da aynısı. Hiçbir değişikliğe uğramamış. Mesela timsah var 80 milyon yıllık, aynısı, tıpkısının aynısı. Hiçbir değişikliğe uğramamış. Çok küçük olması da bir ölçü değil. 3.5 milyar yıllık tek hücre fosilleri var. Bir tek hücrenin fosili var.
SUNUCU 2: Şimdi timsah evet hani 3.5 milyon yıldır aynı diyorsunuz. İnsan da bin yıllardır aynı şeklinde. Ama zaten işte deniyor ki: Bu canlılar da işte kökeni, atası ve geldiği kaynak aynı. Hani sürekli evrim devam ederse o zaman hepimizin şekli değişecek.
ADNAN OKTAR: Bakın şimdi şöyle; 200 milyon yıl öncesine gittiğimizde... Mesela çekirgeye gidiyoruz 150 milyon yıl öncesine veyahut 120 milyon yıl önce çekirge bakın milimi milimine aynı. Hiçbir değişikliğe uğramamış. Amber içinde...
SUNUCU 2: O evrimini o zaman tamamlamış işte.
ADNAN OKTAR: Ama yani şimdi evrim varsa 120 milyon yıl içerisine gelişmesi lazım. Yani hiçbir canlıda bunu göremiyoruz. 200 milyon yıl, 250 milyon yıl öncesine gidiyoruz. O zaman zaten sizin dediğinize göre evrim teorisi kalmıyor ki zaten. Yani 100 milyon yıl, 200 milyon yıl içerisinde hiçbir canlı değişmediyse, zaten evrim yoktur. Yani onun ispatı oluyor.
SUNUCU 2: İşte evrim o ana kadar var zaten. O zaman biz de değişeceğiz. Evrim devam ediyorsa, devam eden bir süreçse değişeceğiz anlamına gelir.
ADNAN OKTAR: Yani 200 milyon yıl önceye kadar evrim... Ne nasıl oluyor?
SUNUCU: Şimdi ben bilim insanı değilim açıkçası. Bunu size çok iyi anlatamayacağım ama dediğim gibi bilim insanları evrimi laboratuvarlarda açıklayabileceklerini söylüyorlar.
ADNAN OKTAR: E biz de olmayacağını söylüyoruz. Biz ispat ediyoruz, onlar ispat edemiyorlar. Arada fark bu. Bakın hiçbir fosilde evrime ait delil yok. Hiçbir fosilde. Yani dünyada böyle bir fosile rastlanmadı şu ana kadar. Yani bu yeterlidir. Hayali düşüncenin ne anlamı var? En gerisine kadar gidiyoruz, değişiklik yok. En sonuna gidiyoruz, yine değişiklik yok.
OKTAR BABUNA: 3.5 milyar yıllık bakteri fosili. Günümüzdeki bakteriyle tıpatıp aynı milimetresi milimetresine.
SUNUCU 2: Tamam, o da evrimini o zaman tamamlamış. 3.5 milyar yıl önce.
OKTAR BABUNA: Birden bire ortaya çıkıyor, birden bire ortaya çıkıyor.
SUNUCU 2: Birden bire böyle ortaya çıkıyor?
OKTAR BABUNA: Tabii, ilk fosil bu. İlk hücre fosili.
ADNAN OKTAR: Zaten onların şaşaırdıkları da o. Ani ortaya çıkış. Yani ondan çok bizarlar. Hatta sakladılar değil mi yetmiş sene?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Sen devam et Oktar, sen devam et.
OKTAR BABUNA: Smithsonian Enstitüsü’nde yetmiş yıl saklıyorlar. Kambriyen patlaması diye bir dönem var. 500 milyon yıl önce elli temel canlı grubu birden bire atası olmaksızın ortaya çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Bakın 500 milyon yıllık deniz yıldızı fosili. Tam bu orijinali. Bak granit haline gelmiş. 500 milyon yıllık. Hiçbir değişiklik yoktur. Tıpkısının aynısı. E bütün canlılar böyle. E tek bir tane ara fosil olmayınca biz nasıl evrimden bahsedelim? Olsaydı derdik, evrim vardı derdik. Yok. Olmayınca insanları kandırmış oluruz.
SUNUCU 1: Peki bunları nerede yapıyorsunuz? Bir laboratuvar ortamında mı? Siz nasıl kanıtlıyorsunuz? Fosiller var elimizde dediniz.
ADNAN OKTAR: Bu fosili nasıl mı yapıyoruz?
SUNUCU 1: Nereden buluyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Bunu...
SUNUCU 1: Bir televizyon kanalında hatta bulmuştunuz, göstermiştiniz. Ben size Pazartesi günü bunun aynısını vereyim demişlerdi falan. Nasıl bulunuyor bunlar?
ADNAN OKTAR: Bunlar Amerika’da, Avrupa’da, Çin’de, dünyanın her yerinde bunu araştıran insanlar var, kurumlar var, kuruluşlar var. Kaya tabakalı içerisinde bulunuyor. Bakın, yakından inceleyin. Kayanın içerisinde oluşmuştur.
OKTAR BABUNA: Üç yüz doksan tane fosil yatağı var dünyada. Oralardan çıkartılıyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Üç yüz doksan’ın da üzerindedir, evet fosil yatakları. Bakın görüyorsunuz normal kaya, taş, taşlaşmış.
SUNUCU 2: Peki bunun öncesinin olmadığının ispatı mı bu?
ADNAN OKTAR: Ama şimdi yani en sonuna kadar gidiyoruz, hiçbir şekilde evrime dair delil yok. Şimdi nasıl ortaya çıkalım biz bu durumda? Yani sıfır delille ‘Darwinizm vardır’ demek mantıklı olur mu?
SUNUCU 2: Ama işte sıfır delil yok ki. Bunu açıklıyor bilim insanları.
ADNAN OKTAR: Bir tanesini söylemeniz lazım o zaman.
SUNUCU 2: Hani dediğim gibi ben bilim insanı değilim. Onu size onlar açıklayacaklar, ben açıklamayacağım.
ADNAN OKTAR: Olmaz, olmaz. Bakın size açıkça samimi söyleyeyim: Evrim diye bir şey yok. Darwinizm diye bir şey yok. Net safsataydı. Şok oldular şu an dünyada. Yani büyük bir yalandı. Bütün dünyayı parmaklarına takıp oynattılar ve yalan söylediler.
SUNUCU: Neden böyle bir yalan söylediler o zaman?
ADNAN OKTAR: Allah’a inanmayınca bir çözüm aramaya çalıştılar. Yani bu biraz da basit bir açıklama bu, çok kolay bir açıklama. Yani Marx’ın açıklamaları da çok kolay. Onunla kendilerini avutmak istediler. Yani böyle bir cevap verileceğini, bilmsel olarak yerlebir edileceklerini tahmin etmediler. Bir de muzzam bir diktatörlük de kurdular. Kimseyi de konuşturtmadılar. Böyle bir sonla karşılaşacaklarını hiç bilmiyorlardı. Yani ben bunları söylüyorsam, tam samimi kanaatim olarak söylüyorum. Binlerce, on binlerce delile dayalı olarak söylüyorum. Net olarak evrim yok. Öyle bir şey yok.
OKTAR BABUNA: Bilimadamlarının alıntıları var ara fosil olmadığına dair en ünlü evrimcilerin yani.
ADNAN OKTAR: Ona ne gerek. Zaten hepsi söylüyor; ara fosil yok diyor. Evrimci olup da ara fosil var diyen yok. Aklı başında adam hiçbiri yok. Bakın Dawkins, en sivri zekalıları o. O da uzaylılar yaptı diyor son olarak. Yani çaresizliğin onları nereye götürdüğünü görüyor musunuz? Yani Allah’ı kabul etmemek için olayı nerelere kadar vardırıyorlar. Yani olayın kökeninde Allah’ı kabul etmemek var. Her ne olursa olsun kabul etmeyelim düşüncesi var.
SUNUCU 2: Bu bir son mu peki? Yani evrimin sonu mu? Devam etmeyecek mi? Evrim teosini savunan insanlar devam edip başka bir şey araştırıp yeni bir şeyler açıklamayacaklar mı?
ADNAN OKTAR: Ben size söyleyeyim. Bunu 10 yıl sonra tarih kitaplarında okursunuz. Olay bitti. Yani net olarak bitti. Ben bu kadar çabuk da çökerteceğimi tahmin etmiyordum işin doğrusu. Yani o kadar fos ve boş bir şey ki... Yani inanılır gibi değil. Nasıl cesaret etti bunlar? Nasıl böyle ortaya çıktılar? Ben buna şaşıyorum. Oku bakayım ne diyorlar?
OKTAR BABUNA: Niles Eldrege. Bu, dünyanın en ünlü paleontologlarından. Fosil bilimci. “Aynı türlere ait fosillerin, fosil kayıtlarında bulundukları süre boyunca değişim göstermedikleri, Darwin’in Türlerin Kökeni’nin yayınlanmasından önce bile paleontologlar tarafından bilinen bir gerçektir. Aradan geçen yüz yirmi yılı aşkın süre boyunca yürütülen tüm paleontolojik araştırmalar sonucunda fosil kayıtlarının Darwin’in bu kehanetini doğrulamayacağı açıkça görülür hale gelmiştir. Bu fosil kayıtlarının yetersizliğinden kaynaklanan bir sorun değildir. Fosil kayıtları açıkça söz konusu kehanetin yanlış olduğunu göstermektedir”. Bu dünyanın üç numaralı falan evrimcisi. Stanley Johns Hopkins Üniversitesi’nden “Bilinen fosil kayıtları kademeli evrim ile uyumlu değildir ve hiçbir zaman olmamıştır.” Science dergisi: “Bu gelişmeler elde edilememiş ama yine de iyimser bir bekleyiş devam etmiş ve bir kısım hayal ürünü fantazilerle ders kitaplarına kadar girmiştir.” Neville George: “Her türlü keşfe rağmen fosil kayıtları hala türler arası boşluklardan oluşmaya devam etmektedir.” Antropolog Geoffrey Schwartz: “Bugüne kadar kaydedilmiş fosil türleri arasında herhangi bir ara form olmadığı gerçeğiyle yüzyüze geldi” Bunlar 2000 yılına ait. Edmond Ambrose, Londra Üniversitesi’nden Hücre Biyolojisi profesörü: “Jeolojik araştırmaların bugün gelinen safhasında jeolojik kayıtlarda yaratılışçıların Allah’ın her bir türü ayrı olarak yarattığı düşüncesine ters düşecek hiçbir bulgu yoktur.” Hepsi evrimci bunların. Kitts, Oklahama Üniversitesi Bilim Tarihi profesörü: “Evrim türler arası geçiş formlarını gerektirir. Ama paleontoloji bunu evrimcilere vermemiştir.” Mark Zanecki, evrimci paleontolog: “Teoriyi evrimi ispatlamanın önündeki büyük bir engel her zaman için fosil kayıtları olmuştur. Bu kayıtlar hiçbir zaman Darwin’in varsaydığı ara formların izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar”. Carlton Brad, “Yeryüzünde hayat zaman içinde yavaş yavaş ve kademe kademe mi gelişti? Fosil kayıtlarının bu soruya cevabı hayırdır”. Doktor Colin Peterson, çok ünlü bir paleontolog İngiltere’den, “herhangi bir türün başka hangi tür canlılardan geldiğini gösteren bir fosil fotoğrafı göstermemi istemişsiniz, böyle bir fosil kaydı mevcut değil”.
ADNAN OKTAR: Hepsi Darwinist bunları söyleyenler. Dünyanın en ünlü Darwinistleri.
SUNUCU 2: Yani demek ki bir eksiklik var böyle söylediklerine göre. Ya da çok çabuk bırakmışlar araştırmayı.
ADNAN OKTAR: Çaresizlikten yani, bazı ilginç sözler ediyorlar işte. En son söyledikleri şey uzaylılar, başka bir konu yok. Yani bunu açıkça söyleseler Darwinizm bitmiştir deseler tamam. Yani Allah’a inanmıyorlarsa yine inanmazlar ama halkı bundan sonra kandırmaları mümkün değil, imkansız. Yani çünkü o kadar harika ki insanın yapısı hiçbir şekilde böyle tesadüflerle açıklanacak gibi değil. Yani kromozonlar, kofullar, mitokondriler, golgi cisimciği ve bunların hepsi şehir gibi. Yani İstanbul şehrinin karmaşası gibi ve detayları gibi. Tesadüfen oluşması hiçbirinin mümkün değil. Ama işte yine bir derece en akıllıları o Dawkins, uazaylılar yaptı diyor. Yani ona da insan artık güler herhalde, bilmiyorum hani onu ciddiye alıyorlarsa ona bir şey diyemeyiz herhalde.
SUNUCU 1: Peki bir izleyicimiz demiş ki, “Beyefendi niçin bu kadar Darwinizme saldırıyor? Darwinizm ve Darwinistler ateistler olduğu için mi, dini düşünceleriyle Darwinizm’i kötüleme hakkı var” diyor.
ADNAN OKTAR: “Dini düşünceler Darwinizm’i kötüleme hakkı var”. Ne demek bu?
SUNUCU: Bu yüzden mi diyor.
ADNAN OKTAR: Yok yok o anlamda değil. Darwinizm gerçek olsaydı biz derdik Allah böyle yarattı yani evrimle yarattı derdik, bu da makul olurdu, derdik yani Allah evrimle yaratmıştır. Ama böyle bir olay yok. Darwinizm, komünizmin, faşizmin, terörizmin felsefi temeli ve insanlar bunun sonucunda mahvoldular. Yani 350 milyona yakın insan öldürüldü. Şehirler yerle bir oldu ve muazzam bir kargaşa oldu. Sonunda insanlar mutluluğu kaybettiler, dünyada insanların hiçbirinin yüzü gülmüyor artık. Yani aşkı, tutkuyu, derinliği, muhabbeti, sevgiyi, kardeşlik düşüncesini kaybettiler. Sadece kavga, edişme, boğuşma bu kaldı geriye ve egoist, bencil bir toplum meydana geldi ve bir milyona yakın, bir milyara yakın insanı sakat bıraktı bu teori. Yani komünizmin kökeninde de Darwinizm var, faşizmin kökeninde de bu var. Mesela PKK düşüncesinin kökeninde de Darwinizm var. Mesela Amerikan kapitalizmin kökeninde de Darwinizm var. Mesela güçlü olan zayıfı yok eder düşüncesi var Amerikan felsefesinde. Avrupa’da da bu çok yaygın. Türklere olan nefretin kökeninde de Türk düşmanlığının kökeninde de Darwin’in düşünceleri vardır. Mesela, var mı sende o? Oku bakayım.
OKTAR BABUNA: Charles darwin diyor ki, "Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı. Ama artık bugün Avrupa'nın Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür aşağı ırkların,” haşa Türk’ler için söylüyor “çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum”.
ADNAN OKTAR: Yani Türk milletinin bir süre sonra Avrupa’lı ırklar tarafından yok edileceğini düşünüyor çünkü geri kalmış bir maymun türü diyor, insan türü diyor insan ırkı diyor Darwin. Yani ilkel bir maymun türüdür diyor, bir mahluk gibidir diyor. Avrupalılar da yok edecek bir süre sonra Türkleri diyor. Zenciler içinde bunu düşünüyorlar aynı şekilde. Çingeneler için de bunu düşünüyorlar, Çinliler için de bunu düşünüyorlar. Bunlar ilkel ırklardır diyor. Avrupa ırkı bir tek normal ırktır diyor. İnsan olan bunlardır diyor.
SUNUCU 2: Bu Hitlerin düşüncesi Ari, yani üstün Ari ırk düşüncesi.
ADNAN OKTAR: Ama işte Darwin’e dayandırıyor. Darwin’in düşüncesi bu. Yani Darwin’in bu fikrinden istifade ederek onu yapıyor Hitler.
SUNUCU 2: Peki o zaman Marx nasıl bunu savunabiliyor? Çünkü Marx’ın felsefesinde ekonomik sistem yatıyor ve Marx eşitliği savunuyor.
ADNAN OKTAR: Marx diyor ki, “Darwin canlıların diyalektiğini mükemmel açıklamıştır” diyor. “Ben de ona dayanarak tarihin diyalektiğini açıklıyorum” diyor. “Doğanın diyalektiğini de diyor bilimadamları da zaten açıklamıştır” diyor. Üçünü birleştiriyor bütün kainatın diyalektik yapı içerisinde, tez, anti-tez, sentez düşüncesi içerisinde geliştiğini iddia ediyor. Zaten kitabını da “Das Kapital”in birinci cildini Darwin’e ithaf etmiştir ve bütün fikirlerinin Darwin’den kaynaklandığını ondan ilham alarak eserlerini yazdığını söylüyor Karl Marx. Lenin de öyle. Son derece önemli görüyor Darwin’in izahlarını. Bütün eserlerinde fikirlerinde Darwin’i esas aldığını belirtiyor. Troçki de öyle.
SUNUCU 2: Zaten birbirine çok uzak insanlar değil bunlar da. Az önce bir şey söylediniz. Darwinizm yüzünden oldu savaşlar dediniz.
ADNAN OKTAR: Tamam.
SUNUCU 2: Ama aslında savaşlar tamamiyle ekonomik sistem ve paylaşım yüzünden yani. Pazardan pay alabilmek adına çıktı savaşlar. Bunun Darwinizm’le ilgisi ne?
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki, Darwin bunu açıklıyor. Hitler’e bu fikri vermiştir. Hitler’de heryeri işgal etti biliyorsunuz. Muazzam kan döktü yani ekonomik nedenlerden değil ki. Alman ırkının üstünlüğünü savunduğu için. Alman ırkı üstündür ve bütün dünyaya hakim olacaktır dedi ve ortaya çıktı. Mussolini de İtalyan ırkının üstünlüğü olduğunu düşünüyordu ve İtalyanların dünyaya hakim olacağını iddia etti ve dünyayı kan gölüne çevirdi. Ama tabii ki orada güçlü olan ezer, güçlü olan haklıdır düşüncesi var. Bakın ne diyor Darwin, "Belki de yüzyıllar kadar sürmeyecek yakın bir gelecekte, medeni insan ırkları, vahşi ırkları tamamen yeryüzünden silecekler” işte bu. Faşizmin kökeni budur.
SUNUCU 2: Hayır, aslında baktığınız zaman İkinci Dünya Savaşının görünen sebepleri arasında bu vardır.
ADNAN OKTAR: Tamam.
SUNUCU 2: İşte Hitler’in Alman ırkını üstün saydığı için Ari ırkı üstün saydığı için, sadece Alman ırkı değil çünkü üstün saydığı için böyle bir savaşı çıkardığı söyleniyor, görünen sebep budur. Ama sadece böyle bir sebepten dolayı da bir savaşın çıkması çok komik. Almanya, I. Dünya Savaşı’nda pazardan istediği payı elde edememişti. Bunun için yeni bir savaşın çıkması aslında kaçınılmazdı ve bunun içinde bir sebep üretmek gerekiyordu. Bu da Hitler için belki iyi bir sebep oldu.
ADNAN OKTAR: Aslında pazar sorunu filan yoktu. Almanya o zaman çok zengindi öyle bir sorunu yoktu. Doğrudan masonluğun verdiği kararları uygulamıştır. Yani faşizm adına uygulamıştır. Yani öyle bir zırvaya zaten kendi de inanmaz. Yani Alman ırkının üstünlüğüne inandığından değil. Yani olay psikopatlık olsun, yani şeytanın dediklerini yapsın. Yoksa Alman ırkının üstünlüğü iddiasıyla yeryüzündeki diğer insanları yerle bir etmenin, ülkeleri yerle bir etmenin hiçbir mantığı yok ki. Yani dengeli bir insanın bunu yapmayacağı belli. Bu psikopatlıktır bu.
SUNUCU 2: Bu ekonomik sistemle ilgili. Yani bir insan sadece psikopat olduğu için milyonlarca insanı öldürebilir mi?
ADNAN OKTAR: Ama Almanya fakir düştü savaşta yani.
SUNUCU 2: Evet.
ADNAN OKTAR: Ona bir ekonomik çıkar sağlamadıki.
SUNUCU 2: Bunun için bir pazar gerekiyordu. Bunun içinde II. Dünya Savaşı başladı.
ADNAN OKTAR: Ama o pazar tepesine göçtü yani. Fakir düştü Almanya perişan oldu. Mussolini’de perişan oldu. İtalyanlar da perişan oldular. Yani istese sırf zenginliği amaçlasa, mesela bir ülkeyi işgal eder sadece oranın imkanlarını kullanır. İşi bitirirdi. Ama böyle yapmadılar. Adam büyük bir hırsla bütün dünyaya saldırdı.
SUNUCU 2: O işte dünyaya hakim olmak istedi. Daha fazlasını elde etmek istedi. Kapitalist sistemde de böyle değil midir? Daha fazlası, en fazlası benim olsun. Pastanın en büyük payı benim olsun.
ADNAN OKTAR: İşte bu felsefeyi ona Darwin veriyor ve masonluk veriyor. Yani durduk yere kimse bunu yapmaz.
SUNUCU 2: Ama Hitler hıristiyan.
ADNAN OKTAR: Hitler açlıktan ölmüyordu ki böyle bir şeye ihtiyaç duysun. Hıristiyanlık ile alakası yoktu Hitler’in. Hıristiyanlığa karşıdır.
SUNUCU 2: Evet, Hıristiyan Hitler.
ADNAN OKTAR: Hayır, nüfus cüzdanına Hıristiyan yazar ama hıristiyanlığa krşı Hitler. Yani şiddetle karşı. Konuşmalarında bu açıkça ortaya çıkıyor. Sapkın inançları vardı. Masonik düşünceyi savunuyordu. Böyle bizim iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün masonik düşüncesi gibi onun da kendine has masonik düşünceleri vardı ve dolayısıyla onları uyguladı. Yani ekonomiyle ilgili, Alman halkı o zaman aç bilaç perişan değildi ki. Yahut mal satamamaktan kaynaklanan bir sıkıntısı da yoktu Hitler’in.
SUNUCU 2: Vardı işte. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya yenikti. Yani bir pazara ihtiyacı vardı.
ADNAN OKTAR: Tabii ki birçok çıkarı olur. Ama yani asıl sebebi bu değildir. Darwinist felsefeye bunu dayandırıyor. Yani ekonomik çıkar olur, başka şey olur. Adam kan dökmekten de zevk alıyor olabilir psikopatlıktan yapıyor olabilir. Gururunu tatmin etmek istiyor olabilir. Kibir ve gururundan yapıyor olabilir. Yeni ülkelere gidip oraları sömürge haline getirmek istiyor olabilir. Ama kökeninde Darwinist düşünce var. Mühim olan bu, felsefesi bu yani.
SUNUCU 2: Darwin’in yaşadığı çağın öncesine gidelim. Haçlı seferleri yüzyıllar öncesinde yapıldı. Bunun Darwinizm’le nasıl bir ilgisi var?
ADNAN OKTAR: Firavun’da Darwinizm’i savunuyordu o da aynıydı.
SUNUCU 2: Ama Darwin olmadan önce Darwinizm’i nasıl savunulabiliyor?
ADNAN OKTAR: Evrim düşüncesi vardı. Aynısı. Yani İbn-i Miskeveyh vardı mesela Müslüman alim. Geçenlerde Yaşar Nuri Öztürk onun kitabını getirdi anlattı. Aynısıdır Darwin’in düşüncelerinin, izahlarının. Tıpkısının aynısı. Yani tabii ben onun ahlaksızlığını anlattım İbn-i Miskeveyh’in bir daha da ağzına almadı Yaşar Nuri Öztürk.
SUNUCU 2: Yani o dönemde Haçlılar, Hıristiyan dünyası Osmanlı’nın çok fazla ilerlediği için pazarlarını kaybetmesinden dolayı değil. Yeni pazar arayışlarına girmek için Doğu’ya ve Kudüs’e bu seferleri düzenlemediler sadece onları yöneten bir felsefe vardı, bu da Darwinist felsefeydi. Yani tıpkı Hitler’i yöneten felsefe gibi ya da diğer savaş çıkaran liderleri yöneten felsefe gibi. Haçlıları da mı bu felsefe yönetiyordu?
ADNAN OKTAR: Haçlıları yöneten güç Tapınak Şövalyeleri değil miydi? Tapınak Şövalyeleri’ydi. Tapınak Şövalyeleri ne demektir? Masonluk örgütü. İlk masonluk örgütlerindendir. Gül Haç Teşkilatı nedir? Onları yöneten. Masonik örgüttür. Tamam çok net işte.
SUNUCU 2: Ama dünyaya gelmeden önce bir insanın, böyle bir felsefenin var olması ya da onun çok daha öncesine gidelim; Haçlı seferlerinden önce de dünyada her şey ama her şey ekonomik sistem yüzünden olmadı mı?
ADNAN OKTAR: Tabii ki birçok nedenler çıkar. Ama kökeninde inananlarla inanmayanların mücadelesi vardır. Hep kökeninde bu vardır. En kökenine inersen bu çıkar. Yani Allah’a inananlarla inanmayanların mücadelesi vardır, yani şeytani güçlerle inananların mücadelesi olmuştur hep.
SUNUCU 2: Yani Hıristiyanlarla Müslümanların yaptıkları savaşta o zaman kim inanmayan taraf oluyor?
ADNAN OKTAR: Hıristiyanları Tapınak Şövalyeleri yönetiyorlardı, zaten işaretleri de masoniktir. Halen de var Tapınak Şövalyeleri, mason örgütlenmesidir.
SUNUCU 2: Ondan sonrada mı, yani Hıristiyanları hep onlar mı yönetiyor, masonlar mı yönetiyor? O zaman Hıristiyanlık diye bir din mi yok? Ya da kim yönetiyor?
ADNAN OKTAR: Hz. Süleyman zamanında var mason. Adamlar diyor ki biz Hz. Adem devrinden beri görevdeyiz diyor masonlar. İlk insandan itibaren biz göreve başladık diyor masonlar. Yani insanlık tarihi kadar eskidir masonluk, çok eskidir. Yani nasıl din, inananlar bir örgütlenme içerisine giriyorlarsa, ibadethaneler varsa, şeytana inananların da bir örgütlenmesi ve ibadethaneleri vardır.
SUNUCU 2: Masonlar şeytana mı inanıyor?
ADNAN OKTAR: Evet. “Baphomet” denen bir varlığa inanıyorlar, şeytan.
SUNUCU 2: Ama bir de hiçbirisine inanmayanlar var.
ADNAN OKTAR: Tabii ki orada psikopatlık olsun diye şeytana inanıyorlar. Yani üst derecelerde asıl masonlar şeytan ile bağlantı haline geçerler. Nedir? Her yerde sıfırlar görüyorum, bitti anlamına mı geliyor?
SUNUCU 1: Peki bu haftalık bize ayrılan sürenin sonuna geldik.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 1: Son sözlerinizi alabiliriz isterseniz.
ADNAN OKTAR: Son sözlerim, bu yüzyıl inananların hakim olacağı, Darwinizm’in yerle bir olacağı yüzyıl olacak. Bu yüzyılda 70 yıl kadar bir mutlu, sevinçli, güzel bir yaşantımız olacak. Sonra yeniden komünizm dünyaya hakim olacaktır, yeniden kan dökülecektir ve sonunda da kıyamet olacaktır. Bunu yaşayan insanlar hepsi görecektir. Yani sizler gençsiniz, hep beraber göreceğiz.
SUNUCU 1: Peki çok teşekkür ederiz yayınımıza katıldığınız için. Dem Özel burada sona eriyor değerli izleyenler, haftaya görüşünceye dek hoşçakalın.
SUNUCU 2: Hoşçakalın. 14 Kasım 2009
|