SUNUCU: İyi günler sayın seyirciler. “Adnan Oktar’la Başbaşa” programıyla karşınızdayız. Evet değerli konuklarım başta Sayın Adnan Oktar, Sayın Doktor Oktar Babuna ve Sayın Doktor Cihat Gündoğdu, efendim hoşgeldiniz.
ADNAN OKTAR: Efendim hoşbulduk, sizler de hoşgeldiniz, lütfettiniz.
SUNUCU: Teşekkür ederiz, nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah Allah’a hamdolsun çok iyiyiz. Sizleri de çok sağlıklı görünce, içimiz açılıyor, daha da mutlu oluyoruz, maşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederiz, çok teşekkür ederiz. Efendim bugün toplam 52 kanaldan ortak yayın yapmaktayız. İzniniz olursa programımıza başlamadan önce bu kanalları saymak istiyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sayalım inşaAllah.
SUNUCU: İzmir Kanal35 ve televizyon Kayseri TV’de yayınlanıyoruz. Aynı zamanda da yerel kanallarımız, Kanal72 Batman, Kanal56 Siirt, Kanal3 Afyon, CanTV Erzincan, NTV Niğde, Kanal54 Sakarya, GençTV Karaman, Destan TV Kütahya, Kanal47 Mardin, ORT Ordu, Konya TV, Sefa TV Tokat, Amasya TV, Süper TV Tokat, Elbistan TV Kahramanmaraş, Tokat TV, MRT Osmaniye, Süper TV İnegöl, CRT Adana, Tavşanlı TV, Kapadokya TV, Kanal 19 Çorum, Kanal60 Tokat, Çağdaş TV Karaman, Karahisar TV, Yenice TV Bursa, Otağ TV Adana, Iğdır TV, NRT Gaziantep, Kanal 55 Samsun, BRT Hatay, KTV Konya, Kanal Malatya, Can TV Diyarbakır, Trabzon TV, ORT Osmaniye, Ahi TV Kırşehir, Özege TV Uşak, Kanal G Giresun, MegaTV Gaziantep, Toros TV Mersin, BGRT Konya, Kanal23 Elazığ, Haber262 İzmit, Mersin TV, ERT Konya Ereğlisi, Venüs TV Bilecik, İstiklal TV Mersin, Elif TV Kayseri, Canık TV Ordu. Ayrıca da internet sitelerimizi de hemen söylemek istiyorum. İzleyicilerimiz oralardan da takip edebilirler. Haberdem.com.tr , Haberhilal.com.tr, Harunyahya.tv adreslerinden de bizi takip edebilirler. Ayrıca da İstanbul ve özellikle Marmara Bölgesi ve Ege Bölgesi’ne yayın yapan 106.4 frekansındaki MaviKaradeniz radyosundan, Bingöl ve çevresinde yayın yapan Bingöl’ün radyosu 102 frekansından da bizleri dinleyebilirsiniz, efendim.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah, Türkiye’nin hemen hemen tamamı.
SUNUCU: Evet maşaAlah.
ADNAN OKTAR: Aslanlarımızı tek tek saydın maşaAllah. Uydudan da dünya çapında yayın yapıyoruz değil mi şu anda? İki kanalda da, evet maşaAllah.
SUNUCU: Tabi, tabi, İzmir Kanal 35 ve Kayseri TV’den.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Oktar hocam belli bayağı bir donanımlısın. Hocam da öyle. Dün şahane konuştular. İlk defa biraz benden fırsat buldu hocalarımız.
OKTAR BABUNA – CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah, sizin vesilenizle hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah deryalar, derya, Elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Hepsine siz vesile oldunuz, Allah razı olsun, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben bazı önemli konular var onlara dikkat çekeyim. Sonra siz yine muhabbete devam edersiniz, inşaAllah. Bir, bizi İran’la savaştırmak istiyorlar. Buna çok dikkatli olmak lazım. Yani bir kere biz böyle bir şeye hiçbir şekilde yanaşmayız. İran da yanaşmaz biz bayağı aklı başında insanlarız. İran da öyle. Bölgenin iki süper devletiyiz biz, İran ve Türkiye. İran ve Türkiye birleşti mi, bitti zaten. Yani Türk-İslam Birliği kuruldu demektir. Yani çok müthiş bir askeri güçtür Türkiye, İran da öyle, çok büyük, bölgenin en büyük askeri gücüdür ve sosyal güçtür ve sevgi gücüdür, muhabbet gücüdür. Alevi, Sünni ayrımı yapıp oyun oynamaya kalkıyordu bazı cahiller. Bunu Allah’a çok şükür yatıştırdık, bu ortadan kalktı. Fakat şimdi böyle ümitsizce bir atak var karşı tarafta. Yani “belki İran’la Türkiye’yi bir savaştırırız, aradan da biz kendi imkanlarımızı topladıkça toplarız” gibi düşünüyorlar. Bunun için kışkırtıcıları da var Türkiye’de. Bu çok tehlikeli. Mesela Cübbeli Ahmet de o yönde bir kışkırtma içerisinde. Çok çok ayıp yapıyor yani vicdanlı davranması gerekiyor. Müslüman Müslümanın kardeşidir. Müslümanlara karşı şefkatle yaklaşmak, sevgi dolu olmak çok önemli. Burada sen bir bak bakalım şu Şiilerle ilgili, Alevilerle ilgili bir şeyleri var, son sözleri var. Bulabilecek misin?
SUNUCU: Özellikle bu konularda çok çelişen ifadeleri var. Dolayısıyla da etrafındaki insanları da bu yönde yanlış yönlendirmiş olmuyor mu, bu konuda?
ADNAN OKTAR: Bir avuç Müslüman zaten Müslümanlar. Dünyada zaten azınlıkta. Ve zaten eziliyorlar dünya çapında ve acı çekiyorlar. Mesela 100 kişi varsa, 5 tane 6 tane aktif mücadele yapabilecek Müslüman var. Onları birbirine kırdırmaya kalkarsa bir insan, çok büyük zulüm işlemiş olur. Bir kere Müslümanlar kardeştir. Bilakis Müslümanların birliğini beraberliğini teşvik etmesi gerekir. Mesela bak ne diyor, “Bunlara molla diyorsunuz, ne mollası be, molla kendini kolla.” Yani bir Müslümanın konuşacağı laflar mı şunlar? “Bunların kafası açık” yani sarığının üst tarafı açıkmış. “Bunlar sarığı sarar, orta açık kalır. Bunların o sebeple her tarafı açık”. Bak bağlantının mantıksızlığına bak. Yani her tarafı açık. “Başı açıksa her tarafı açık” diyor. Yani bu bir kin ve nefret sebebi olur mu Müslümanda, böyle anormal bir düşünce olur mu? Sarık sardıysa işte daha ne istiyorsun işte, sarıyorsa güzel sarmış, sanane. İbadet olarak yapıyordur. Mesela diyor ki, “İran karışmış diyorlar” diyor, “ben de diyorum Allah karışıklığını arttırsın”. Yani İran birbirine girsin, kırsın, yıksın, kan gövdeyi götürsün anlamına gelir bu. Böyle Müslüman beddua eder mi? Yani İran yıkıldığında onun yerine hangi rejim gelecek, ne gelecek? Ne olacak orası?
SUNUCU: Üstelik de İran’dan yani neden bu kadar rahatsız oluyorsunuz değil mi yani?
ADNAN OKTAR: Karıştığında orada çocuklar ölür, Allah esirgesin, yaşlılar var, kadınlar var, binalar var, binalar yıkılacak, Allah esirgesin. Her türlü kargaşa olacak. Ve orada bir masonik sistem meydana gelecek sonunda. Yani Amerika’daki masonların, İngiliz masonlarının, Fransız masonlarının istediği bir sistem meydana gelecek. Bu mu seni rahatlatacak? Bakın “İran karışmış diyorlar, ben de diyorum Allah karışıklığını arttırsın”. Peki İran’ı sen çökerttin, Pakistan’ı da o şekilde. Çünkü Pakistan’da çok fazla sayıda Alevi, Bektaşi var, Caferi var, Şii var. Yapayalnız kalacaksın. Türkiye’de de bütün Müslümanları eleştiriyor aşağı yukarı. Bir tek doğru sen kalmış oluyorsun o zaman. Nasıl yapacaksın ondan sonra? Sana da baktığımızda ilim yok, irfan yok, kültür yok, bilgi yok. Ortaya çıkıyorsun. Mesela Darwinizm ile ilgili soru sordular, şak diye kaldı ortada, hiçbir şey konuşamıyor. Marksizmi sorsalar, diyalektik felsefeyi sorsalar, herhangi bir bilimsel konuda soru sorsalar, bir bilgisi yok. Ve çok rahat ezileceği belli fikren. Yani adamlar zaten bunu çıkarttılar, yerlere yatıyorlar güleceğiz diye, eğleniyorlar adeta. Bu bir fitnedir bu, çok tehlikeli bir tavır içerisinde. Aklını başına alsın, Müslümanları bölen üsluptan kaçınması lazım, Müslümanlara karşı nefreti körükleyen üsluptan da şiddetle kaçınması lazım.
SUNUCU: Peki bu konuşmalarının, bu tarz açıklamalarının temelinde cehalet mi var yoksa bilinçli bir şekilde belli bir yöne hizmet mi var sizce?
ADNAN OKTAR: Yani bu cahil cesaretine pek benzemiyor. Bir de bunun desteklenmesi de benim biraz şüphelenmeme neden oldu, yani Habertürk bunu niye desteklesin? Niye temize çıkartmaya çalışsın? Mesela Said Nursi’ye olmadık lafı söyleyen, o büyük müceddide, gelmiş geçmiş en büyük müceddiddir, en büyük alimdir, o kişiye olmadık lafları söyleyen kişiler, Cübbeli Ahmet’in bunca garip tavrını çıkarttılar televizyonda, tertemiz yapmaya kalktılar ve avukatlığına soyundular. Her konuda onu kurtaran bir üslup içerisine girdiler adeta. O zaman insan şüpheleniyor. Habertürk niçin böyle yaptı, bir başkası neden bunu destekledi diye insanın aklına kuşku gelmiyor değil, geliyor. Özetle İran’la kardeşliği pekiştirmemiz lazım. İran Mehdi’yi bekliyor ve geldi diyor İran. Bu çok güzel, ayrıca Ahmedinejad “dünyadan bütün silahlar kalksın” diyor, “kan dökülmesin”, yani benim daha önce aktardığım bilgiyi, aynısıyla Allah’a çok şükür aktardı ve munis ve itaatli, saygılı bir insan, öyle ekabir, bilmiş, katı değil. Ve mezhep taassubu içerisinde de değil. Geldi burada Sünni imamın arkasında Osmanlı camisinde geldi namaz kıldı. Ve son derece sevecen tavrı. Yani hiçbir şekilde de ne savaşa niyeti var, ne kargaşaya niyeti var, yani ılımlı, hoşgörülü bir insan. Ki zaten Aleviliğin kökeninde de sevgi, şefkat, merhamet vardır. Yani insancıllık vardır, affedicilik vardır. Allah’ın bütün yarattıklarına karşı sevgi vardır. Bu tarz kışkırtmalar son derece tehlikeli, çok yanlış. Alevi, Şiir, Bektaşi karşıtlığı, onlara karşı vatandaşları böyle olumsuz bakışa doğru iten üsluplar, bunlar riskli ve çok yanlış. Ve Kuran’a aykırı, en başta Kuran’a aykırı, vicdana aykırı, akla aykırı, vatanın milletin birliğine bütünlüğüne aykırı. Çok tehlikeli sözler.
SUNUCU: Evet. Birçok sorumuz da var size izleyicilerimiz tarafından yöneltilen. Sizi can kulağıyla dinliyorlar maşaAllah ve dolayısıyla anlattıklarınıza karşılık her anlattığınız onların ilgisini ve merakını uyandırıyor. Birçok sorumuz var, dilerseniz sorularımıza da geçelim.
ADNAN OKTAR: Tabii, buyurun.
SUNUCU: Evet, İzmir Bornova’dan bir izleyicimiz demişler ki; “Sevgili Hocam hayırlı günler dilerim, sizi büyük bir ilgi ve sevgiyle takip ediyorum. Birkaç gündür programınızda Hz. Mehdi’nin adının Peygamberimiz (sav)’in adına uygun olacağıyla ilgili önemli açıklamalarda bulundunuz. Peygamberimiz (sav)’in amcasının oğlu Hz. Ali de ünlü Kaside-i Ercüze’sinde Peygamberimiz (sav)’den bahsederken ona dedesi olan Hz. Adnan’ın ismiyle hitap etmiş ve Peygamberimiz (sav) için hadi olan Mustafa Adnan Peygamber ifadesini kullanmıştır. Hocam, sizin açıklamalarınıza göre de eğer Peygamberimiz (sav) günümüzde yaşamış olsaydı kendisine Muhterem Adnan Peygamber gibi ifadelerle hitap edilecekti. Hocam, acaba Peygamberimizin döneminde sahabeler ve ehl-i beyt kendisine Hz. Ali gibi dedesinin adıyla hitap ediyor olabilirler mi?” diye bir soru yöneltilmiş.
ADNAN OKTAR: Bakıyım. “Hz. Ali de ünlü Kaside-i Ercüze’sinde…” evet, çok önemli böyle bir eserde geçiyor olması. “Ona dedesi olan Hz. Adnan’ın ismiyle hitap etmiş ve Peygamberimiz (SAV) için hadi olan…” yani hidayete vesile olan, mehdi olan, “Mustafa Adnan” diyor Peygamberimiz (sav)’e hitap ederken “Mustafa Adnan Peygamber ifadesini kullanmıştır.” Doğru Peygamberimiz (sav)’in soyadı Adnan, ismi de Mustafa’dır. Ahmet Mahmud Muhammed Mustafa’dır, ama soyadı Adnan’ dır. Çok güzel, benim de ismim de Adnan olduğu için çok hoşuma gidiyor. MaşaAllah. Tabii sahabeler ve ehl-i beyt kendisine Hz. Ali gibi dedesinin adıyla hitap ediyorlar ki böyle açıkça ünlü Kaside-i Ercüze’sinde bu şekilde söylediğine göre Hz. Ali bu bir delildir. Çok açık delildir, tartışılmaz. Hadi olan Mustafa Adnan Peygamber diyor, çok güzel. Ama o demek istediği şu, bunun Ahmet; Mehdi’nin ismi Ahmet olacak şeklinde bir ifadesi var.
SUNUCU: Cübbeli Hoca’nın değil mi?
ADNAN OKTAR: Halbuki Peygamber Efendimiz (sav) diyor ki; “adı adıma uygun düşer”.
SUNUCU: Evet, orada bir sır gizli değil mi? “Adı adımla aynı” gibi bir ifade yok.
ADNAN OKTAR: Adı adıma uygun düşer, adlarıma demiyor. İsimlerime uygun düşer de demiyor bakın. “Adı adıma uygun düşer” bir tane addan bahsediyor, tek bir ad. Bu ada benzer diyor. Hangi ad olduğunu söylememiş, tek bir ad. Ahmet Mahmud Muhammed Mustafa, bunların hepsi olabilir ama soyadı da Peygamber Efendimiz (sav)’in Adnan’dır, Ben-i Adnan’dır. İster ismi Adnan olsun, ister Ahmet, ister Mahmud, ister, Muhammed Mustafa; hiçbir şekilde bu delil olmaz çünkü en az ama en az 100 milyon bu isimde insan vardır. En az 100 milyon. Onun için yani adı Ahmet, işte Mehdi’dir, adı Adnan’dır Mehdi’dir böyle bir olay olmaz. Böyle bir delil yoktur. Bu karine olabilir yani hoş olur. Mehdi çıktığında bu yönden de bir benzerlik olduğunda hoşumuza gider, çok hayret vericidir. Resulullah (sav)’ın bir mucizesi olmuş olur. Ama biz bunu zuhur ettiğinde anlarız, ne anlama geldiğini. Yani hikmetini ve sırrını Mehdi zuhur ettiğinde anlayacağız, şu an bunu anlama imkanımız yok.
SUNUCU: Acaba Cübbeli Hoca bu isimdeki “adı adıma uygundur” ifadesinden yola çıkarak sizinle ilgili, sizin Mehdi olduğunuzla ilgili görüşlerine bir kanaat getirip bunu kesinleştirip bu yüzden bir panik içine girmiş olabilir mi? O yüzden size bir tavır geliştirmiş olabilir mi, bu düşüncesinden ötürü?
ADNAN OKTAR: Mesela geçenlerde de bu Freddy’nin kabusu çıkmış, Mehdi de gelmeyecek, İsa da gelmeyecek diyor. Peki, muhterem, yani artık Müslüman olduğu için muhterem diyorum, muhterem kardeşim desene “Mehdi gelmeyecek, İsa da gelmeyecek ama İslam bu yüzyılda dünyaya hâkim olacak Allah’ın izniyle. Uğraşalım, gayret edelim, İslam hakim olmasa bile var gücümüzle biz gayret edelim Allah’ın dini bütün dünyaya yayılsın hakim olsun. Bu yüzyılda bu nimeti Allah bize nasip etsin inşaAllah” niye diyemiyorsun? Mesela bakın Cübbeli de diyemiyor. Çünkü eğer İslam hakim olursa İslam hakimiyeti eşittir Mehdiyet; Mehdiyet eşittir Adnan Hoca, kafası var bunlarda. Hatta birçok mesela eskiden Darwinizme karşı tavır alan bir vatandaş vardı, bizimle de zamanında görüşüyordu Darwinizme karşı, böyle İngiliz aksanıyla, Amerikan aksanıyla konuşarak böyle Latince kelimelerle çıkıp televizyonlarda bir şeyler anlatıyordu. Güzel yani onlar iyi. Fakat bizimle bağlantısını kestikten sonra Darwinist oldu. Sebep şu; etrafında entel, dantel takımı var, onlarla beraber yaşıyor. Bir de böyle entel dantelin daha da ilginç tipleri böyle morumtırak renkli tipler böyle değişik. Bir anda üslubu değişti. Sırf onlara yaranmak için. Ve Darwinizme karşı tavır alırsa kime hizmet etmiş olacak? Onun kafasına göre İslam’a hizmet etmiş olarak almıyor onu, doğrudan bana hizmet etmek olarak alıyor. Onun için böyle bir hastalık da çıktı. Şimdi anti-darwinist olduğunda bana hizmet ettiğini düşünüp hizmet etmiyorlar. İslam’ın hakimiyetini anlatmak istiyor içinden belki ama sonunda bunun bana yarayacağını düşünüp ondan da kaçınıyor. Bu şeytani ve çok delice bir düşünce bu, çok acayip bir düşünce.
SUNUCU: İslam hakimiyetini istemek sizin de zaman zaman ifade ettiğiniz gibi her Müslümanın görevi değil midir? Yani bu kişiyle ilgili, alakalı olan bir durum değil.
ADNAN OKTAR: Hayır, nereden biliyorsun benim Mehdi olduğumu, nereden biliyorsun İslam aleminin başına geçeceğimi? Ben Allah’ın herhangi bir kuluyum, Allah’ın naçiz bir kuluyum. Benim öyle bir iddiam da yok. Ve yemin de ettim diyorum ki; eğer ben Mehdilik iddia edersem Allah’ın, Meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun. Yani ahir zamanda gelecek Mehdi benim dersem Allah’ın, Meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun. Yemin ediyorum ben böyle bir şey demem. Müslüman böyle bir şeye niye girsin? Vahiy yokken, Kuran’da böyle açık bir anlatım yokken Müslüman hiçbir şekilde bunu söyleyemez. Hiçbir Müslüman söyleyemez. Ben belli değil ki Cennete de gidebilirim ben Cehenneme de gidebilirim, nasıl öyle bir iddiada bulunayım ben? Ömrümün sonuna kadar benim öyle bir garantim yok, bilemem ben. Son nefeste inşaAllah Müslüman olarak gözlerimi kaparsam tamam, Elhamdülillah. Ama hiçbir insanın garantisi yok. Onun için boş yere telaş ediyorlar. İslam’ın hakimiyetini savunmuyorsa ve arkasından da Mehdi gelmeyecek diyorsa bu çok karanlıktır. İslam’ın hakimiyetini savun, zulüm kalksın de. Bütün İslam aleminde kan gövdeyi götürüyor, sel gibi kan akıtılıyor. Bütün dünyada fitne fücur ayaklanmış durumda, müthiş sıkıntı var bütün dünyada. Hem ekonomik kriz, hem manevi kriz, intiharlar, uyuşturucu, sapıklıklar, ensest olayları, zulüm dünyada kol geziyor. Böyle bir ortamda İslam’ın dünyaya hakimiyetini istemesi Müslümanın en acil görevlerinden bir tanesidir ve çok acildir. En önemli konudur Müslüman için, en hayati konudur. Her gün namazda, ibadetlerinde “Ya Rabbi İslam’ı dünyaya hakim et, bir an önce hakim et, bizleri vesile et” diye Müslümanın sürekli dua etmesi lazım. Yani eğer bunu yapmazsa günaha girer. İslam’ın dünyaya hakimiyeti farzdır. Müslümanların bölünmesi haramdır. Baksana daha hala Şii, Caferi diye Müslümanları bölmeye ve aralarında nifak meydana getirmeye çalışan bir üslup var. Ve çok büyük bir zulümdür bu ve çok tehlikeli. Mesela Kürt kardeşlerimizi de bizden ayırmak için iddia edilen ergenekon örgütü onlara akıl almaz zulüm yaptı, insanlık dışı işkenceler yaptı, bir kısmını nefret ettirdi. Yani lanet olsun dedirttirdi. Ve amaçlarına sinsice, yavaş yavaş ulaştıklarını zannediyorlardı; Allah bunları birden yakaladı, Cenab-ı Allah. Yani Hz. Hızır’ı onlar normal, kendi elemanları zannettiler, fark etmediler. Yani onlarla beraber yemek yediği için ki Hz. Hızır zaman zaman yemek yer, zaman zaman yemez. Hiç yemek yemeden mesela aylarca durabilir Hızır. Zaman zaman da yemek yer, fark edemediler. Ve bütün bilgi ondan geliyor şu anda, Hz Hızır’dan, bütün bilgi. Yani bütün şey odur. Çözülmesinin sebebi… Onlar da şu an dehşet içindeler. Nasıl oluyor teker teker her yerden yakalanıyoruz, her yerden ele veriliyoruz diye panik içindeler. Özetle Kürt kardeşlerimiz bizim etimiz, kemiğimiz, ruhumuz, parçamızdır ve dünyanın en mükemmel insanlarıdır onlar. Bütün Anadolu gibi. Çok yüksek ahlaka sahip, misafirperver, temiz, nezih, saygılı, insan sevgisiyle kalpleri dolu, çok fedakar ve çilekeş insanlardır. Ve kanaatkardır o bölge çok kanaatkardır. Mesela küçük bir sofradan çok mutlu olurlar. Mesela bir çay gelse, derler ya bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır diye. Asla unutmazlar. Çok vefalı, güzel insanlardır. Böyle değerli insanları, böyle değerli bir vatan parçasını asla ve asla böldürtmeyiz. Bize diyorlar ki, hükümetede baskı yapmak isteyen bir çakal var. Bunu deşifre edeceğim onun hazırlığını yapıyorum. Bu biraz hafif sakallı bir tip. Eski terörist. Dindar gibi görünen teröristler var ya, darwinist materyalist oluyor, komünist hayranı ama ben Müslümanım diyor, Müslüman teröristiyim ben diyor, Müslümanın teröristi oluyormuş gibi. Yani ben hani Müslüman kafiriyim der gibi bir laf. Müslüman terörist olmaz. Müslümanın katili de olmaz. Çoluk çocuğu bombalayanı da olmaz. Bu diyor ki; bakın diyor anneler her gün ağlıyorsunuz, feryat ediyorsunuz. Her gün şehit cenazeleri geliyor. Çözüm ne biliyor musunuz diyor. Çok güzel bir çözüm buldum ben diyor. Verin şu Güneydoğuyu bitsin bu konu diyor.
SUNUCU: Olur mu öyle şey? İyice bir ayrılık durumu yaratmış olmayacak mı?
ADNAN OKTAR: Hayır kardeşim, istediğim şehit olsun. Hiç sorun değil. Sen günde bin mi istiyorsun, on bin mi istiyorsun söyle, istediğin kadar şehit verelim. Bizim çocuklar, hepimiz de gideriz hiç sorun değil. Ama şu kadarcık toprak parçası vermeyiz. Ve oradaki kardeşlerimizi de asla stalinist komünistlerin eline asla teslim etmeyiz. Bir kere bıraksınlar bunu. Ve bize böyle blöfler şantajlar yapmayı da bıraksınlar. Bizim böyle bir sorunumuz, böyle bir konumuz yok. Çanakkale’yi unuttular herhalde. Yani sırf onu hatırlasalar yeter. Sel gibi kan aktı. Gürül gürül şehit verdik. Ama şu kadar toprak vermedik. Tası tarağı topladıkları gibi kaçıp gittiler. Böyle bir olay olmaz. Yani biz asla teröriste biz baş eğmeyiz. Bunun tahayyülü bile mümkün değil. Onun için bu tehditkar üslup yapan bu çakalın bu kalleş üslubuna karşı gereken karşılığı vereceğim ilmi olarak. Bu Ankara’da İstanbul’da mafya yapılanması içinde birçok kişiyi tehdit ederek para topluyor, bir şeyler yapıyor. Ben Ankara’da çok kuvvetliyim güçlüyüm imajı vererek, herşey benden sorulur imajı vererek. Bir de bu çakalın önünde millet önünü ilikliyormuş. Bu kim ki bu köpek önünüzü ilikliyorsunuz? Bir de bu kahpenin korkaklığına bakın, bir tane de bunun hampası var asıl bu hizmet edeni asıl bu mafya ile bağlantısını kuran, bir tane fotoğrafı yok. İnternet’e girdim araştırdık hiç bir şekilde fotoğrafı yok. Öbürünün de çok pervasız üslupları var. Yani alenen terör örgütünü savunuyor. Alenen açıklıyor, bölünmeyi açık açık anlatıyor. Ve muazzam bir zulme ortalık hazırlıyor. Bizim o canlarımız ciğerlerimizi kendi kafalarınca ayıracaklar, stalinist komünist sistemi oraya getirecekler. Sonra da İsrail’le bir bağlantı kurulacak. Diyecekler ki bakın burada bir komünist Stalinist bir devlet var. Burası çaka çaka komünist dolu. İsrail’in güvenliğini düşünmüyor musunuz siz? Hadi bakalım, yerle bir edelim burayı. Sonra bir işgal. Sonra da işgal. Ve ne kadar orada dindar tertemiz Kürt kardeşlerimiz varsa hepsini yok etmeyi planlıyorlardı. Ve biz bu oyunu Allah’a hamd olsun bozduk. O çakal da aklını başına alsın, kendini toparlasın. Bu bölücü faaliyetinden vazgeçsin. Bu şantajdan da vazgeçsin. Ben Ankara’da güçlüyüm edebiyatını da bıraksın. Ankara onun başına geçer. Hukuki yoldan kanunlarla gök kubbe tepesine düşer. Aklını başına alsın. Yani bu cahil pervasızlığını bırakacak. Bunu da ayrı bir ek bilgi olarak belirteyim.
SUNUCU: Efendim o bölgede hükümetimiz maşaAllah çok güzel çalışmalara da imza atıyor Kürt açılımı gibi örneğin. Tabii çok kapsamlı bir açılım bu. İçeriği birçok şeyi kapsıyor. Ancak yeterli mi? O bölgedeki bu tahribatı, senelerce yapılmış olan bir takım insanlar tarafından yapılmış olan tahribatı insanların o zihnindeki negatif düşünceleri silebilmek için sadece açılım yeterli mi? Yoksa sivil toplum örgütlerine de ayrıca bir görev düşüyor mu?
ADNAN OKTAR: Bir kere iddia edilen ergenekon örgütünün akıl almaz zulmünden dolayı oradaki o mazlumlardan özür dilenmesi gerekir. Yani insanlık dışı zulüm yaptılar yani tarif, tahayyül edemem, açıklanacak gibi değil. O genç kızlara, genç delikanlılara gece yarısı evlerden alıp götürüyor çakal, ne olduğu belli değil. Mesela karanlık bir kuyuya götürüyorlar veyahut karanlık pis evlere götürüyorlar. Eee sen PKK’lıymışsın? Yemin billah diyor adam benim alakam yok diyor. Yok diyor ben öyle duydum diyor. Eee? Hadi bakalım arkadan domuz bağı. Kafasını arkadan bağlıyor, ellerini arkadan bağlıyor, o şekilde bırakıyor. Saatlerce can çekiştirerek o insanları orada şehit ettiler öyle. Ahlaksız köpek öyle bir şey varsa, devletin hakimi var, savcısı var. Git şikayette bulun. Yargılansın. Varsa delilin ortaya koyarsın. Bir de delil olmadan da olmaz. Burada terbiyesizlik yapmayacak. Sen git de ispat et olmaz. Ben sana PKK’lı diyeyim. Sen git anlat, kurtar kurtarabilirsen. Olmaz. Delilini ortaya koyarsın. Tertemiz, namazında niyazında, tertemiz evlatlarımızı orada şehit ettiler. Bir kere bu ahlaksızlıktan dolayı özür dilenmesi gerekir. Bu bir. Gönüllerinin alınması gerekir iki. Bu ailelere sevgi ve şefkat gösterilmesi gerekiyor üç. Ekonomik yönden bunlar çok kanaatkar, çok nezih insanlardır. Utangaçlardır da almazlar yani. Gizlice verilmesi lazım hediye verilecekse, bir şey gönderilecekse. Aleni de utanırlar. Yani çok zaten ayıptır yani açıkça olmaz. Gizlice evlerine dağıtılması lazım. Mesela yiyecek kolileri, kıyafetler, çok fakirler. Mesela mazlumdur onlar yani kıyafetlerimizden 10 tanesinden 3 tanesi fazladır. Ama kendi beğendiğimiz kıyafetlerimizden olması lazım. Kendi beğendiğimiz yiyecekler olması lazım. Kendi beğenmediğimiz kıyafetler kendi yemediğimiz yiyecekler olmaz. Bu çirkin olur. Ahlaka uymaz. Bunları gönderelim. Hatta misafir edelim buraya davet edelim. Bizler oralara gidelim inşaAllah. Onlar bizim canımız ruhumuz inşaAllah. Ve son derece dindardırlar. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri biliyorsunuz Kürttü. Benim mürşidimdir, velinimetimdir inşaAllah. Yol göstericimdir Allah’ın izniyle. Ve çok çok değerli bir insandır. Selahaddin Eyyubi Hazretleri mesela Kürttü. Tam bir yiğitti, tam bir mübarek koç yiğitti. Çok büyük hizmetleri oldu. Bu sonradan çıktı Kürt... Haberimiz bile yok. Sen Doğulu musun nerelisin?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet biz de aslen Bitlis’liyiz.
ADNAN OKTAR: Bitlis’li. Ama bu seyyiddir. Peygamber Efendimiz (sav) neslinden ama Bitlis’lidir. Ben bunu ilk gördüğümde söylemiştim. Sen seyyid misin demiştim? Evet demişti.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet ilk dakikada söylediniz. Çok şaşırmıştım.
ADNAN OKTAR: Evet. Yine öyle hayret. Kaç defa oldu öyle. Bize misafir gelmişti. Ben siz seyyid misiniz demiştim. Evet seyyidim dedi. Onu da anlamıştım. Bir kere de bizim eve misafir amca gelmişti, o da öyle sonradan amca seyyid misin dedim. Evet seyyidim dedi. MaşaAllah.
SUNUCU: Evet az önce çok da güzel konuşmanız arasında çok güzel bir noktaya değindiniz aslında. Delil noktası. Nasıl ki bir insana siz PKK’lısınız diyemezsiniz delil göstermeden, bu çok önemli bir nokta. Siz de mesela yargı sürecinizde buna dair çok garip şeyler yaşadınız. Zaman zaman da programlarımızda konuşuyoruz. Yani bir insana sizin tarafınızdan yazıldığı iddia edilen kağıtlar gönderilyor mektuplar gönderiliyor. Ve delil nerde, bunu sizin yazdığınıza dair bir şey var mı? Yok. Dolayısıyla bu durumda delil göstermezseniz herkes herkesi suçlayabilir değil mi? Bu konuya ilişkin de biraz sizden görüş almak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Şimdi Fatih Altaylı cevval bir insan yani zeki, atak bir insan. Bir de basında çok etkisi olan bir kişi. Devlet içindeki karanlık güç, yani iddia edilen ergenekon örgütü, bizle mücadelede tabii ki o kadar boş ve akılsızca mücadele yapmıyor. Kendilerince şeytani bir zekayla hareket ediyorlar. Biz kimi kime musallat edelim diyorlar, mesela bu kişiyle mesela bizlerle en canlı olarak kim mücadele edebilir, mesela Fatih Altaylı. Bakıyor, bu insanı biz nasıl hasım hale getirelim, husumet meydana getirelim? Yazalım diyor üç dört sayfa hakaretamiz bir yazı, altına da Adnan Oktar diye imza atalım, gönderelim. Bitti, bu kadar kolay. Bu iddia edilen ergenekon iddianamesinde var. Müslümanların üstüne insanları kışkırtmak için bir yöntem olarak bunu belirtiyorlar. Yani bir dahaki konuşmamızda getireyim göstereyim. Yani iddianamede var, yazın diyor böyle mektupları onlar adına yazın oraya buraya gönderin diyor. Ve kışkırtın insanları diyor. Nitekim aynı şekilde Fatih Altaylı’ya da gönderdiler ve kışkırttılar. O da dava açtı, ben de mahkemeye başvurdum, ben böyle bir şey yapmadım dedim. Bilirkişiye gitti mektup, bana ait olmadığı bilirkişide tespit edildi. Ve ben beraat ettim. Ama olay başlamış oldu. Bakın on yıldan beri Fatih Altaylı geceli gündüzlü ana konusu adeta benim. Sağolsun Rezzan Aydınoğlu isimli bir de avukatı var, yaşlı bir hanım. O da çok şevkli, hep beraber koro halinde faaliyetler on yıldan beri devam ediyor. Yani gecesi gündüzü yok. Bu Rezzan Aydınoğlu aynı zamanda Aydın Doğan’ın da avukatı, Hürriyet Gazetesi’nin avukatı, Fatih Altaylı’nın avukatı ve çevresi müthiş geniş olan bir kadın. Yani ailesinde çok fazla hukukçu var, profesör hukukçular var. Ankara’da Yargıtay’ı tanır, tamamını tanır. Buradaki hakimlerin tamamını tanır. Yani her yerde sözü geçen bir insan. Yani avukat olarak seçilen insan da çok manidar. Aydın Doğan’ın yine yanında olan, Taha Akyol da, yani onun da bu konularda böyle ilginç çıkışları oluyor. O da on yıldan beri böyle bu konuyu kendisine iş edinmiştir, benimle uğraşmayı diyeyim kendisine iş edinmiştir.
SUNUCU: Peki bu husumetin temelinde sadece sizi birbirinize düşürmek isteyen, sözde düşmanmış gibi göstermek isteyen insanların yazdığı bir mektup olabilir mi? Sadece bir mektup on yıldan beri süregelen tartışma da demeyeyim ama temelinde bir şey var belli. Bu insanlar sizinle ilgili bir şeyler yapıyorlar demek ki on senedir. Peki bunun temelinde sadece bir mektuptan kaynaklanan bir şey olabilir mi? Yoksa başka bir şey mi var?
ADNAN OKTAR: Şimdi dünyada darwinizme ve materyalizme karşı tek etken güç vardır, yani komünizme ve faşizme karşı etkili ve vurucu, yıkıcı etkiye sahip tek bir güç vardır; bizleriz. Ben ve arkadaşlarım, başka da yok. Yani varsa söylesinler, şu kişi var desinler, yok. İslamiyet’i ve Kuran’ı anlatış tarzımız da öyle, yani ikinci bir karşı atak yapılamıyor. Biz anlatıyorsak mutlaka doğru olduğu anlaşılıyor. İtiraz edilemiyor. Yani itiraz edilemezlik var üzerimizde. Mesela ben bir delil verirsem mutlaka ispat ederim. Ama mesela Cübbeli anlatıyor diyor ki; “Adriyatik Denizi kuruyacak, İtalyanlar da farkına varmayacak”. Şimdi buna hangi insan inanır? Şu modern gençliği, insanımızı bir düşünün, kendisi başta olmak üzere, kim inanır buna? Kendi de inanmaz buna. “Bütün gökler Meleklerle dolacak” diyor. “Şu Mehdi’dir” diye hepsi bağıracaklar diyor kendi dillerinde. Fransızca, İngilizce, Sırpça, Hırvatça herkesin kendi dilinde bir bir ayıracak. Mesela bizi de burada bulacaklar, yabancı dil bilen varsa, buradan da içeriye girip bize de diyecekler falanca Mehdi’dir. Her yer Meleklerle dolacak diyor. Buna kendisi de inanmıyordur, çünkü Kuran’a göre bu mümkün değil. Kıyamette olacak bir durumdur bu. İşte “altın sütunlar fışkıracak” diyor, “yüz metrelik, yerden som altından 5 metre çapında, 6 metre çapında som altınlar göyüzüne doğru fışkıracak herkesin bahçesinin önünden” diyor. Ya İstanbul yerle bir olur öyle bir şeyde. Her bahçenin önünden som altın yüz metre yükseğe fışkırsa arabalar, evler, insanlar birbirlerine karışır. “Mehdi çıktı diyecekler” diyor, “ama insanlar o altınları bırakıp gitmeyecekler Mehdi’nin yanına” diyor. Ya bir kere muazzam bir altın enflasyonu olur, altın hiçbir işe yaramaz öyle bir durumda. Yani milyonlarca ton altın demektir değil mi? Hatta milyarlarca ton altın demektir. Ve hiçbir işe yaramaz. Yani millet ne yapsın o kadar altını, başına bela olur yani. Bakın bunu bile düşünemiyor. Ve kendi de inanmıyor buna, inanmadığı şeyi millete inanın diye anlatıyor. Ama işte bizde bu yok. Yani ben bir şey anlatıyorsam mutlaka ispat ederim ve delillendiririm. Bu da karşı tarafı müthiş rahatsız etti. Masonları da, iddia edilen ergenekon örgütünü de. Bir kısım gazetecileri kışkırttılar, belki onların haberi bile yok kışkırtıldıklarından. Ve husumet meydana getirdiler, kendi kafalarından. Taha Akyol’la da Bakan Cemil Çiçek çok eskiden beri yakın arkadaşlar. Cemil Çiçek de, ikisi de Yozgatlı’dır. İkisi de 1946’lıdır. Her yönden arkadaşlar. Yani yemeli içmeli, yatmalı kalkmalı arkadaşlar. Aynı evlerde kalmışlar. Ve aynı büroda avukatlık yapmışlar yıllarca yani çok samimi arkadaşlar. Yani Taha Akyol ile Cemil Çiçek’in arkadaşlığının derinliğini şuradan anlıyoruz, birbirlerine çok nazları geçer. Ne söyleseler birbirlerinin sözlerini yerine getirirler. Mesela bizim bir davamız vardı, dört mahkemeyle kazandık Taha Akyol’a karşı, dört kere mahkeme üst üste mahkumiyet verdi Taha Akyol’a. Ve Yargıtay’a gitti, Yargıtay’da bu onandı. Sonra Taha Akyol’dan bir haber geldi bize yakınından, ben bunu bozduracağım dedi. İyi sıhhatte olsunlar. Biz dedik nasıl bozduracak dedik, imkansız dedik yani dört mahkeme olmuş ondan sonra Yargıtay da onamış. Ankara’ya gitti hazret, Taha Akyol, Cemil Çiçek ile görüştü. Dilekçe verdi. 04.07.2003 tarihinde bir konuyla ilgili bu, dört mahkeme kararı diyor, yazılı emir yoluyla bozma yetkisini kullanarak Cemil Çiçek, bir haftanın içerisinde, ki normalde bir yıl bekliyor en az. Böyle bir şey müracaat edilse bile Bakana, çok haklı nedenlere dayanırsa oluyor. Çok haklı nedenlere dayanırsa oluyor, bozma kararı verilebiliyor. Yazılı emir çok nadir rastlanan bir olaydır. Bakın Bakanla konuşuyor, yaklaşık bir hafta içerisinde bir yıl sıra varken, o sırayı da atlatarak Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin tekzip kararı iptal edildi. Hadi geçmiş olsun dediler. Bu kadar kurtuldu geldi. Cemil Çiçek öyle gördüyse, öyle takdir ettiyse, Bakandır eline sağlık biz bir şey demiyoruz. Yani arkadaşının dilekçesini bir an önce işleme koyma konusunda kararlıysa güzel. Yargıtay’ın kararına da saygımız çok büyük. Onlar da öyle uygun gördülerse, adaletin kestiği parmak acımaz. Ona da saygımız büyük. Dönemin Yargıtay Genel Sekreterini telefonla kim aradı? Bunu bize Genel Sekreterin kendisi söyledi. Ne tür talimat aldığını, kimden. Yani bunu kimse de inkar edecek gibi değil ama ben daha bu şahısla görüşmedim yani çünkü samimiyetinden bize doğrusunu söyledi. Şimdi şu telefon etti de şöyle oldu, şu netice oldu demem yani diyemem. İzin almam lazım. Ama ben Yargıtay’a da etki etmiştir demiyorum. Gelen telefonu ben söylüyorum, ayrı. Bakın Yargıtay Genel Sekreterini telefonla birisi arıyor. Ve konuşma var ve çok net konuşma. Ve yani nokta nokta. Ben bu olaylara şaşıyorum. Onu söyleyeyim yani çok çok şaşırıyorum. Fakat tabii Yargıtay’ın kararına da sonuna kadar saygılıyım. Adalet Bakanı da yetkisini kullanmıştır. Vardır yani belki sıra atlatma yetkisi de vardır onu kullanmıştır, ona da bir şey diyemem. Ama bütün bu olaylar bana şaşırtıcı geliyor. Mesela Taha Akyol, Fatih Altaylı’yı da tanır. Aydın Doğan’ın zaten çok yakını ve ne dese Aydın Doğan, hemen yerine getiren bir insan ve ömür boyu yanından ayrılmayacağım diyor. Gazeteye demeç verdi yani o kadar sadık Aydın Doğan’a. Aydın Doğan sağolsun benimle ilgili bir şey olduğunda hemen teşhis eden bir insan. Mesela benim davamı biliyorsunuz. Ankara Yargıtay’a gitmişti. Dedi ki, gazetesinde yayınlandı iki gün öncesinden: “Adnan Hoca yandı”. Sürmanşetten. Allah Allah dedik. Biz niye yanalım durduk yere. Çünkü biz normal davamız bitmişti. Evet.
SUNUCU: Bir de o “yandı” ifadesi çok ilginç. Oradaki “yandı” ifadesi çok ilginç.
ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi bakın yanma için ne gerekiyor biliyor musunuz? Bir kere davanın bozulması gerekiyor, bir. İlgili mahkemeye gelmesi gerekiyor, iki. İlgili mahkemede ceza almak gerekiyor, üç. Ceza aldıktan sonra Yargıtayın da onaması gerekiyor, dört. Bu da yetmez, cezanın daha da arttırılması gerekiyor. Çünkü yanmam için benim hapse girmem gerekiyor. Çünkü ben yattığım için hapse girmem o şeye göre, ceza almış olsam bile iki yıl ceza almış olsam hapse girmeyecektim ben. Daha fazla ceza almam gerekiyor. Yani yanma böyle olur. Başka türlü yanma olmaz değil mi? Tabii. Bunu bunlar nereden biliyorlar? Yani Yargıtayın da onayacağını ve ceza alacağımı ve cezanın da artacağını nereden biliyorlar? Ve yandı diye haber yapıyor. Kim haber yapıyor? Aydın Doğan’ın gazetesi yapıyor. Aydın Doğan’ın gazetesi yapıyor. Biz bunu gittik Yargıtaya sorduk. Dedik ki böyle bir durum varmış doğru mu dedik? Yok dediler Genel Sekreterlikten. Nereden çıkarttınız? Böyle bir şey yok, böyle alınmış bir karar yok dediler. Tamam dedik. İnternete baktık hakikaten de böyle bir karar yok. Biz göğsümüzü gere gere basın toplantısı yaptık. Dedik ki, “böyle bir karar yok nereden çıkarttınız böyle?” dedik; görürsünüz dediler. İki gün sonra ‘şak’. Hakikaten bozulmuş. Mahkememize geldi. Mahkememiz sağolsun hemen buna bir yurtdışı yasağı koydu, ellerine sağlık. Hemen bir yurt dışı yasağı. Hapis yatmıştım ben. Evet onun üstüne de yurtdışı yasağı yapıldı. Bu mahkemenin hakkıdır normal yani ellerine sağlık. Ben bir şey demiyorum. Ve süreci de biliyorsunuz. Ama ben mahkemeyi etkilemişlerdir, şunu bunu demiyorum. Sadece bu olaylar ve bunu anlatmak durumundayım. Yani ben bilmiyorum mahkemenin tavrı hakkında ben asla öyle bir şey demem. Ben onların yaptığı olaylara karşı sadece gördüklerimi anlatıyorum ama mahkemeyi tenzih ederim. Yani onların kararına saygılıyım ben. Daima tenzih ederim ve saygılı olduğumu da belirtirim. Yani Yargıtayın da onların da. Ama bunlar açık gerçek ve bunları anlatmak durumundayım. İnşaAllah.
SUNUCU: Hakikaten çok ilginç konular ancak sözünüzü kesmek zorundayım. Arkadaşlarımız kısa bir reklam arası vermemiz gerektiğini söylüyorlar efendim.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aranın ardından bizler burada olacağız sakın bizden ayrılmayın.
Evet sayın seyirciler kısa bir aranın ardından programımız devam ediyor. Reklam arasına girmeden önce dava sürecinize ilişkin konuşuyorduk. Bununla ilgili izleyicilerimiz de çok merak ediyorlar. Mesela efendim bir izleyicimiz demişler ki: “Siz röportajlarınızda dava sürecinde yaşadıklarınızı anlattıkça bu konuya ilgim arttı ve davanızla ilgili konuları bi hukukçu gözüyle takip etmeye başladım. En dikkatimi çeken hususlardan biri sizin emniyette işkence altında ve yanınızda avukatınız olmadan imzalamak zorunda kaldığınız, yani kesinlikle size ait olmayan ifadeler sebebiyle ceza almış olmanız. Halbuki siz de daha önce söylemiştiniz; ceza kanunumuza göre yanınızda avukat olmadığı takdirde alınan ifadeler hukuken geçersiz sayılıyor. Yani söz konusu ifadeler aleyhinizde delil olarak kullanılamaz, değil mi?” demiş izleyicimiz. “Ayrıca da böyle bir durumda davanız hakkında verilen ceza kararının Yargıtayca bozulması gerekmiyor mu? Hepimiz, hepimizin umudu ve duaları bu yönde. Saygılarımla.” demişler.
ADNAN OKTAR: Takdir tabii yüce mahkemenin. Yani bunu Yargıtayın, hakimlerin değerlendirip ve en akılcı kararı vereceklerine inanıyorum. Ama bizim mahkememizde savcımız şu konulara çok dikkat çekti. Bir, daha önce de söylemiştim; bu dosyada dedi, sanıklar aleyhine delil yok dedi. Yani bu davada sanıklar aleyhine hiç bir şekilde delil yok. İkincisi, delil olarak sunulan polis ifadeleri avukatsız alındı dedi. Bu geçersizdir ve işkenceyle alınmıştır. Zaten mahkeme de tasdik etmişti bunu daha önce. Yani bu zaten bilinen bir husustur diye mahkemenin kararı var. Yani polis ifadeleri geçersizdir diye. Yani avukat olmadan alınan polis ifadesi geçersizdir diye. Üçüncüsü de, siz dedi bu kişilerin bir grubunu, büyük bir grubunu, bölümünü aynı iddialarla, aynı dosyada beraat ettirdiniz. Yani polis ifadelerini geçersiz görerek, mahkemedeki dosyaları da, delilleri geçersiz görerek beraat ettirdiniz, bu kişileri de beraat ettirmeniz gerekir dedi. Üç nedenden, evet. Ama mahkememiz ellerine sağlık iki yıl ceza verdi, bir yıl da arttırdı ve biliyorsunuz dava Yargıtay’a gitti.
SUNUCU: Bu bir yıla herhangi bir gerekçe gösterilmedi değil mi?
ADNAN OKTAR: Benim, benimle ilgili kısmı ben söyleyebilirim. Benim davamda yok. Yani benim ne yaptığımı ben bilmiyorum. Yani neden dolayı arttırıldığını bilmiyorum. Çünkü ben son derece saygılı davrandım mahkemede. Nezakete çok özen gösterdim. Bunların tek tek nedenlerinin açıklanması gerekirdi yani. Benim şahsımın yaptığı hataları, saygıya uygun olmayan bir hareketim olduysa bunların tek tek söylenmesi gerekirdi. Bu mahkemece uygun görülmedi herhalde açıklanmadı. Ama bu bir bozma nedenidir. Yani Yargıtayda içtihadlar var bu konuda. Yargıtay Genel Kurul kararları var. Gerekçe göstertilmesi gerekiyordu, göstertmedi mahkeme. Takdir mahkemenin. Saygılıyım, hükmüne de saygılıyım. Yargıtay da aynı şekilde ne verse biz ona da saygılıyız. Ama biz biliyorsun, bizim savunmamız da alınmadı mahkemede. Bu da Yargıtay içtihadlarına göre bozma nedenidir. Son ana kadar hangi kanun maddesinden yargılandığım söylenmedi. Bu da bir bozma nedeni çünkü son anda açıklandı, son mahkemede açıklandı. Son celsede hangi kanun maddesinden yargılandığımız. Fakat buna ek savunma verilmesi gerekiyordu. Yani kanunen. Çünkü bizim bilmediğimiz bir maddeden yargılandığımızı anladık o zaman. Yani başka bir maddeye göre kendimizi savunduk, ani bir durumla karşılaştık. Fakat bu durumda mahkeme bize yeniden bir ek savunma vermedi. Ek savunma hakkı vermedi. Ellerine sağlık. Allah razı olsun. Teşekkür ediyoruz. Saygımız büyük. Yani onların verdiği karara her zaman saygı duyarız. Ama bu da Yargıtay Ceza Genel Kurul kararlarına göre bozma nedenidir. Buna benzer altımışa yakın bozma nedeni var. Ama tabii bu yüce mahkemenin kararıdır yani bozma nedeni olarak müracat ettiğimiz konu var altmışa yakın. Fakat hem Yargıtay’ın hem mahkemenin kararlarına da saygılıyız. Yani hukuk tekniği açısından ben bunu açıklıyorum.
SUNUCU: Tüm bu bozma gerekçelerinin haricinde hepsi birer birer bakıldığında hakikaten çok ilginç, düşündürücü belki de. İzleyicilerimizin takdirine kalmış bir anlamda. Geçen akşam programımızda sizin açıkladığınız bir durum var ki, o apayrı bir durum. Yine yargı sürecinize ilişkin, o tamamen ayrı bir durum. Biraz ona ilişkin de bahsetmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Müdahillerin mahkemeye itirazları var. Alınan karara itiraz var. Bu onların hakkı. Yani Yargıtay aşaması için, temyizde bulunuyorlar. Ama onların temyizde bulunduğu hususlarda biz beraat ettik. Yani kendileriyle ilgili konularda temyiz ettiler.
SUNUCU: 1999 yılındaydı değil mi bu gelişme?
ADNAN OKTAR: Evet. Bir de savcının bir temyiz talebi yok. Yani savcının temyiz talebi yok. Yani temyiz talebinde bulunan kimse kalmamış oluyor benim gördüğüm kadarıyla eğer yanlış görmüyorsam, yanlış görmüyorsam. Fakat böyle bir durumda mahkeme temyiz talebi olmadığı halde mahkemenin kararını bozdu Yargıtay. Yani belki bir bildikleri vardır. Biz bilemiyoruzdur, yani saygıyla karşılıyoruz.
SUNUCU: Şunun altını çizmek lazım. Herhangi bir talepte bulunulmadan bozuldu değil mi?
ADNAN OKTAR: Şimdi karşı tarafın talebi var ama kendileri ile ilgili konuda var. Yani bu maddeden bu bozulsun gibi bir şey yok. İzahları yok.
SUNUCU: Peki her halükarda zaman aşımına uğramış olmuyor mu?
ADNAN OKTAR: Yani öyle gibi görünüyor ama tabii takdir mahkemenin. Yani bizim bilemediğimiz bir şeyi biliyor da olabilirler. Biz bilmiyoruz yani biz baktığımızda, biz tabii görünüşe göre söylüyoruz yani kendi incelememizde hukuk tekniğine göre böyle. Son savunmamız üzerine son ana kadar hakikaten hangi maddeden yargılandığımız söylenmedi. Israrla söylememize rağmen söylenmedi. Gerek yok dediler söylenmesine mahkeme. Usül öyle olabilir, kural öyle olabilir. Biz bilmiyor olabiliriz. Ama Yargıtay içtihadlarına baktığımızda da bunun bozma nedeni olduğunu görüyoruz. Yani buna ait çok fazla mahkeme kararı var. Yüksek mahkemenin. Ama tabii gene takdir mahkemenin. Biz kendi bildiğimiz ve gördüğümüz kadarıyla anlatıyoruz. Yani anladığımız kadarıyla anlatıyoruz.
SUNUCU: Sonucun ne yönde seyredecek gelişmeler tabii hep birlikte programlarımızda konuşmaya incelemeye devam edeceğiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela o kadar çok ki. Yani anlatmaktan programın tamamını alır ondan sonra. Mesela biz işkence davasından yargılanıyoruz. Eğer bizim işkence gördüğümüz ispat edilirse zaten mahkeme düşüyor.
SUNUCU: 2000 yıllık bir ceza söz konusu değil mi?
ADNAN OKTAR: Ve bu kişilerin yaklaşık 8-9 tane Adli Tıp raporu var. Yani işkence gördüğüne dair arkadaşlarımızın. Resmi devletin raporu var. Yani kurul raporu var. Çok fazla doktor bir araya geliyor, heyet halinde, devletin hastanesi rapor verdi. İşkence gördümüze dair arkadaşlarımızın ve 2000 yıla yakın bu kişiler ceza ile yargılanıyorlar. Biz dedik ki mahkemeye; efendim dedik, bu mahkemede bekletici mesele yapılsın, bu mahkemenin sonucunu bekleyelim. Çünkü eğer işkence gördüğümüz ispat edilirse; çok güçlü deliller var çünkü; 9 tane Adli Tıp raporu var, kurul raporu var, bekleyin efendim dedik ve bu zaman aşımını da engelleyen bir şey. Çünkü zaman donuyor. Yani öyle bir konumda. Bekletici mesele konumunda. Hayır dedi mahkeme, biz devam edeceğiz dediler ve cezayı verdiler. Teşekkür ediyoruz. Her zaman teşekkür ediyorum. Bu da bozma nedeni. Yani Yargıtay içtihadlarına göre ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına göre bu muadil davaların hepsinde bozma nedenidir bu. Ama söylüyorum yani 60’a yakındır yani. Saymaya kalkarsam bitmez. Çok çok fazla var. Ama tabii en iyisini onlar bilirler. Yani biz kendi bildiğimizi söylüyoruz. Yani Yargıtay içtihadlarında gördüğümüzü, okuduklarımızı anlatıyoruz. Değil mi? Muadil kararlara bakıyoruz, aynısı. O yüzden bunları söylüyoruz. Ama yine karar mahkemenindir. Mesela Aydın Doğan’ın avukatı ve Fatih Altaylı’nın avukatı olan Avukat Rezzan Aydınoğlu New Humanist’e geçenlerde biliyorsunuz bir demeç verdi. Ekimde ceza alacak dedi ve şu an incelemede dosya dedi. Yani bu bilgi nereden geliyor, nereden bu kadar emin olabiliyor?
SUNUCU: Daha size ulaşmadan değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Size ulaşmamıştı daha o zaman bilgi.
ADNAN OKTAR: Hayır bizim, hayır zaten haberimiz olması mümkün değil. Biz incelemenin olup olmadığını hiç bir zaman için bilemeyiz. Mesela şu anda da bilmiyoruz biz. Yani ne olduğundan hiç haberimiz yok. Ekimde de sonuç çıkacak dedi kadın. Yani açıklamış New Humanist’e. Ceza alacak diyor. Yani direkt ceza alacak diyor. Bu ikinci olarak da bu gizli tanıklarla oluşturdukları çok fazla biliyorsunuz, çete davası açtılar, hepsinden beraat ettik. Yani 99 yılından beri sürekli her yıl aşağı yukarı bir çete davası açıyorlar, hepsinden beraat ediyoruz.
SUNUCU: Bu da çok enteresan. Yani bir insana sürekli aynı suçlamayla dava açılması. Yani hani bir insan öyle bir faaliyeti varsa o suçtan hüküm giyer. Daha sonrasında yine eğer öyle bir oluşumu varsa tekrar hakkında dava açılır. Evet ama siz her çete suçlamasından beraat kararı aldığınızı söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Yani önü arkası yok. Ben size saymaya kalksam yani çok çok vakit alır. Bu gizli tanıklarla açtıkları yeni dava, bir tane daha, bunda da diyor, çocuğa söylemişler, 6-7 kişi ceza alacak. Falanca, falanca, falanca almayacak demişler. Bu da yani çocuğa söylüyor işte sen ceza almayacaksın. İşte benimle evlenmezsen sen toprağın olursun diye ona böyle ilginç, kerata, biliyorsunuz, böyle yerli filmlerde öğrendiği şeyleri söyletiyor. Yani hiçbir insana kızamıyorum yani.
SUNUCU: Ama çok enteresan gelişmeler. Şimdi bu ifade ettikleriniz yani bir insanın daha yargılanma süreci gerçekleşmeden daha tetkik hakiminden çıkmadan dosya Ekim ayında böyle böyle olacak ve sonucu cezayla sonlanacak. Öyle bir şeye varması çok ilginç. Ben mesela oturduğum yerden veya Oktar Bey veya Cihat Bey veya “x” bir insan böyle bir kanaate varamaz. Hiç böyle bir kanaate varamayız. Ancak belki bir öngörüm, belki deriz bir konuyla ilgili fikir beyan edebiliriz. Ama kesin bir ifade varsa, herhangi bir yayın organında da bu ifade yer alıyorsa bu çok başka bir durum.
ADNAN OKTAR: Evet. Oktar Bey’in babası Cevat Babuna’nın bizi ne kadar övdüğünü geçen televizyon programında gördük. Yani beni çok övüyor. Arkadaşlarımı çok övüyor. Biz diyor yolculuk arkadaşıydık. Onlar çok çok iyi insanlar diyor. Ama sonraki görüşmelerde bu kanaatinin tam zıttı bir tavır takındı. Cemil Çiçek’le çok samimiler Profesör Cevat Babuna. Bize gelen bilgi ben diyor onunla görüştüm diyor. Cemil Çiçek’le görüştüm diyor ve Taha Akyol’la da çok samimi, onunla da görüştüm diyor. Çevresi bayağı geniştir. İşte artık ne görüştü, neler oldu tam bilemiyoruz ama yani birebir, yüzyüze görüştüklerini, bazı şeyler konuştuklarını beyan etti. Ediyor yani. Zaten saklamıyor da. Herkese de söylüyor. Olabilir yani dostu, ahbabı olması, arkadaşı olması anormal bir şey değil.
SUNUCU: İşte bir insanın arkadaşı olmasıyla, arkadaşını belli bir yönde,tabii tenzih ediyorum hani böyle bir şey yapmıştır, yapmamıştır bilemem ama, yönlendirmesi arasında çok büyük bir fark var. Hani kimse kimsenin arkadaşlığından ötürü tabiiki hiçbir şekilde bir söz söyleyemez. Ama bu arkadaşlık eğer başka yönlerde değerlendiriliyorsa onu bilemeyiz tabii.
ADNAN OKTAR: Evet. Ne konuşmuşlar Cemil Çiçek’le ve Taha Akyol’la sen biliyormusun?
OKTAR BABUNA: Biliyorum.
ADNAN OKTAR: Ne konuşmuşlar?
OKTAR BABUNA: Söylemem uygun olur mu acaba?
ADNAN OKTAR: Yani uygun olur mu derken, benim ve arkadaşlarımın aleyhinde mi konuşmuş? Özetle.
OKTAR BABUNA: Evet. O şekilde.
ADNAN OKTAR: Bazı talepleri olmuş. Bazı yakınmalar olmuş.
OKTAR BABUNA: Evet tam o şekilde.
ADNAN OKTAR: Evet. O tarzda.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet. Ben senden duyduğumu naklediyorum da onun için.
OKTAR BABUNA: Evet. Tamamen o şekilde.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Daha detaylarını biliyorum tabii inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Detaylarını işin doğrusu ben de biliyorum. Neler konuşulduğunu ben biliyorum. Çünkü anlatıyor Cevat Hoca, o da duyuluyor yani. Yani yakınmalarını, anlattıklarını, şikayetçi olduğu konuları, ricalarını hepsini biliyoruz. İnşaAllah. Yani istirhamlarını, yani çok samimiler. Bayağı yakınlar birbirlerine inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Evet, Allah kalplerini açsın ama yani Cevat Hoca’nın ben durumunu anlayamıyorum yani. Ben diyor yıllarca onların içinde kaldım, onları çok seviyorum, çok güvenilir insanlar diyor, beni anlatıyor, kitaplarımı nasıl yazdığımı anlatıyor, değil mi çok değerli bilgileri var diyor. Nezih insanlar, çok güvenilir, güzel ahlaklı insanlar diyor, sonradan sana nereden rüzgar esti de sen böyle tepetaklak değiştin? Yani bu kadar zıtlaşman. Yani yıllardan beri görüşüyoruz. Hiç bir şey yokken neden birdenbire ortaya çıktın? Ben Cevat Hocanın çocuklarıyla yani en az yirmi yıldan beri görüşürüm. Hiçbir sorun yoktu. En az yirmi yıl olmuştur. Hiç bir sorun yoktu. Ne oldu birdenbire de böyle ortalık karıştı? Ben anlayamadım.
OKTAR BABUNA: Hatta hayatının kurtulmasına vesile olmuştunuz. O kalbi durduğunda hastaneye gitmemesine rağmen zorla gönderen sizsiniz. Pil takıldı acil. Ameliyat oldu, arkadaşlarınızı gönderdiniz kan verildi. Yine yakınlarda rahatsızlandı beni gönderttiniz. Hastaneye mutlaka gönderilmesi için söylediniz.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani ben her ikisine de acıyorum. Mesela geçenlerde de bu dedi hali vakti iyi değil dedi görünüşü dedi. Buradan hemen telefon açtırdım. Vicdanen çok rahatsız oldum. Yani hemen hastaneye kaldıralım dedim. Yani bak iyi görmedim dedim konuşmasını. Ses tonunu falan bozuk gördüm dedim. Ben hemen hastaneye kaldıralım dedim. Buradan telefonla arattırdım. Yani buradan arattırdım. Yani vicdanım rahatsız oluyor. Mesela adam kalbi durmuş hakikaten gitmiyor hastaneye. Yeri göğü birbirine kattım. Zorla ambulans gönderttirdim. Yani alenen zorla götürdük. Göndertmesem ölecek. Orada demişler yani. Biraz gecikseydin ölecektin demişler. Yani o kadar çok böyle vaka oluyor ki vicdanen çok rahatsız oluyorum. Biri böyle bir şey söylüyor, yani müthiş vicdani sorumluluk hissediyorum. Yani son haddine kadar eğer yardımcı olmazsam rahat edemiyorum. Vicdanen çok muazzam bir sıkılma hissediyorum.
SUNUCU: Peki sonrasında ki bu değişimin sebebine veya sebeplerine dair size bire bir herhangi bir açıklama getirdi mi Cevat bey?
ADNAN OKTAR: Cevat hoca benim anladığım şöyle dedi. Ben bir şeyi söylüyorsam, yaptırmak istiyorsam, ben bu işi zorla hallederim mantığıyla. Yani zorla sizi hiza ederim gibi bir üslup geliştirdi bunlara karşı. Yani işte eve geleceksiniz. Ben sizi zorla getirttireceğim demişti yani. Annesiyle olan konuşmasını ben biliyorum, yani zorla. Yani zor, böyle baskı, böyle tehdit bunlar insanın gönlünü karartır. Sevgiyle olur. Mesela dese ki: “evladım ben sizi çok seviyorum, gelin görüşelim” zaten görüşüyorlardı. Üst katta beraber yaşıyorlardı, zaten beraber yaşıyorlardı. Ama yani herkesi ben hiza ederim. İşte benim tanıdıklarım var, çevrem var, gücüm var, imkanım var. Ben size diz çöktürürüm mantığı olduğunda bu çok acayip bir şey olur. Yani bu mantıken kabul edilebilir bir şey değil. Yani Müslümanın izzeti nefsi vardır. Yani zorla hizaya gelmesi gibi bir konu olmaz. Tabii ki onlarda kabul etmediler böyle bir şeyi. Evine bir saldırı oldu bunun.
OKTAR BABUNA: Silahlı saldırı.
SUNUCU: Şu anda bir yargı aşamasında bir durumunuz var, değil mi?
OKTAR BABUNA: Tabii eve silahlı saldırı oldu. Onların dediği hayatı yaşamayınca biz, bunun üzerine eve iki kişi silahlı olarak saldırdı. Çelik kapıyı kıramadılar, arabayı tekmelediler aşağıda. Apartman görevlileri de, onların tanıdığı iki tane azılı serseri olduğunu gelenlerin, yani onların tanıdığı kimseler olduğunu, tanınan kimseler onlar zaten Bağdat Caddesi çevresinde, kriminal tipler. Evlere gelip gittiğini ve o günde evden çıktığını teyit ettiler. Şahitler var, birçok kişi gördü yani böyle, saldırırken. Mahkeme devam ediyor, azmettirici olarak, hem annem hem babam azmettirici olarak. Diğerleri de ölüme, öldürmeye teşebbüsten yargılanıyorlar, şu anda devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Mesela bu, bu durumda bu insanın izzeti nefsine dokunur. Yani bu çok ağır bir hareket, yani bu tip şeyler. Sevgiyle yaşıyorduk daha önce dostane, sevecen. Bana geliyordu Cevat hoca. Fotokopiler veriyordum, konferanslara gönderiyordum, yardımcı oluyordum. Kıbrıs Konferansında Rauf Denktaş Beyefendi ile görüşmesini sağladım. Gitti ona da adamcağız diye hitap ediyor. Yani biraz da lafını, sözünü de bilmiyor. Yani acayip utandım, yani gönderdiğime de pişman oldum. Bu adamcağız diyor. Cumhurbaşkanına o şekilde hitap edilir mi? Yani bu ne rahatlık böyle, ne kadar garip bir üslup. Yani kıpkırmızı oldum böyle duyunca. Değil mi? Yani o makama bir saygı vardır, adamcağız diye hitap edilmez, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hastalığımda beni terk ettiler. Siz Allah razı olsun sahip çıkmıştınız tamamen.
ADNAN OKTAR: Bunun hastalığında “hoca halleder” diye açık açık söyledi. Yani “sen karışma” demiş hanımına, eşine. “Bizim ellememize gerek yok, o halleder” demiş. Doğru, tabii ki ben vicdanen kim olursa olsun Allah rızası için yardımcı olurum. Yeri göğü birbirine kattım tabii ki. Ama yani benim bildiğim hakikaten alakaları olmadı. Yani çok garip. Amerika’daydı, yanına gitmediler. Müthiş şaşırdım. Yani turistik amaçlı gidiyor ama bunun yanına gitmiyor. Yani bu çok acayip bir şey, insanın tek oğlu yani tek çocuğu, değil mi, böyle hayati bir şey. Televizyona da çıktı dedi: “Oktar’ın kurtulacağını bilsem ben para veririm, ama kurtulamaz” dedi. “O yüzden para vermeyeceğim” dedi. Yani net konuştu, bütün Türkiye’ye açıklama yaptı yani. Bu yüzden para vermiyorum dedi. Ben yani böyle de deyince artık insan iyice acayip bir konuma geliyor. Ta Meksika’ya kadar her yer ayaklandı ondan sonra. Her yerden kan kampanyası, Amerika’da şurada burada falan.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Herkes yardım etti o devirde. Allah razı olsun. Yani polisin yardımı da oldu, askerin yardımı da oldu, devletin bütün kurumlarının yardımı oldu.
OKTAR BABUNA: Cumhurbaşkanı, Genelkurmay...
ADNAN OKTAR: Cumhurbaşkanı, herkes yardımcı oldu. Sonradan bunu aleyhimize çevirmeye kalktılar o dönemde. Allah sonra ayaklarına doladı. Halbuki bunu unuttular, bunu sırf ben yaptırdım gibi göstereceklerdi. Bunun da böyle hani bir aleyhte bir şeye çevirmek istediler. İşte bu titan saadet zinciri, bilmem ne falan, böyle abuk sabuk şeylerle üstümüze geleceklerdi. Sonra belgeler ibraz olunca baktılar ki, devletin bütün kurumları görev almış, tamamı. Mesut Yılmaz’ın hanımı görev aldı.
OKTAR BABUNA: Valiler, Emniyet Müdürü.
ADNAN OKTAR: Valiler, Emniyet Müdürü görev aldı. Hepsi resmi belge ile var.
OKTAR BABUNA: Genelkurmay.
ADNAN OKTAR: Genelkurmay, hepsi görev aldılar. Onu görünce vazgeçtiler. Ben böyle bir karşı tarafın böyle bir atak yapacağını tahmin ettim. Yani iftira atarlar dedim. Çok çok dikkatli olun dedim bu tip şeylerde. Hepsini belgeleyin dedim. Hepsini belgeleyin dedim. Ki Allah vermesin yani, hatta bize dediler ki, bu kampanyada, kampanya nedeni ile yapılan çalışmalarda oradan kısmen mesela yol masrafları hani şunlar bunlar alınabilir, dediler. Hani yüzde otuza kadar bu şey kullanılabilir, dediler. Aman sakın, sakın, sakın dedim. Tükenmez kalem, aman dedim, onun bile mutlaka faturasını alın dedim. Bakın tükenmez kalem ve asla ve kesinlikle almayacaksınız dedim. Yani tek bir sandviç dahi olsa asla almayacaksınız dedim. Yani titizlikle yaptım ve hiçbir şekilde de oyun oynayamadılar. Ve hemen beraat etti. Çünkü herkese dava açılmıştı o zamanlar. Mesut Yılmaz’ın hanımına da dava açıldı. A takımı kaptanı…
OKTAR BABUNA: Savaş Ay.
ADNAN OKTAR: Savaş Ay ona da dava açıldı. Hemşirelere, polise, birçok kimseye dava açıldı. Yani 300 kişiye yakın dava açıldı. Tek celsede hepsine takipsizlik verildi ve konu bitti.
SUNUCU: Tabii belgeleri olduktan sonra.
ADNAN OKTAR: Belgesi var çünkü. Tabii, yani başka o hangi hastaneydi? Onlara da dava açıldı.
OKTAR BABUNA: Çapa’nın yönetim kurulu, dekanı.
ADNAN OKTAR: Çapa, ilgili bölümü, dekanı, hepsine dava açıldı. Yani valilik falan, çok fazla saymakla bitmez. Hepsine böyle 300 kişi artık yani 300 kurum ve kuruluş, tamamı birden takipsizlik aldı ve bu oyunda bitmiş oldu. Oyun oynayamadılar. İnşaAllah
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun hocam, sizin vesilenizle kemik iliği bankası kuruldu. O hastalar şu anda ondan yararlanıyorlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim, bir insan kaybolacak yani Allah vermesin. Biz müthiş bir şey içerisindeyiz. O dönemde bunun biz ile bağlantısını anladılar. Muazzam desteklerken, müthiş desteklerken biz ile bağlantısını anlayınca destek tam tersine döndü. Ne kadar korkunç bir şey. Yani Müslüman olması bir insanın, Allah’tan korkuyor olması onun cezalandırılmasını mı gerektiriyor?
SUNUCU: Ve o özel bir durum hastalık durumu yani o çok özel bir durum yani.
ADNAN OKTAR: Hastalık bu artık insaf yani artık adam diyor ölüyorum diyor yani. Ben ne yapayım peki? On beş gün süresi kaldı dediler, doktorlar. Bir ay süresi kaldı diyorlar. Ben de babası gibi bu kurtulmaz, ölür, bırakayayım mı diyeyim yani? Ben bunu diyemem. Vicdanen diyemem. Mesela buna buldular kan, ilik, yüzde doksan dokuz bilmem kaç. Olmaz dedim doksan dokuz buçuk. Tam olacak dedim. Sıfır virgül, sıfır virgül bilmem ne. Artık en ince artık milimetrenin binde biri kadar bir detaya kaldı artık o derece diyeyim. Şimdi olur dedim. En son, yani artık dünyadaki en gelişmiş şeyi buldular, en mükemmel sistemle ve tam uyacak iliği buldular. O zaman kabul ettim.
SUNUCU: Allah korusun.
ADNAN OKTAR: Ama bak şimdi zımba gibi elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun.
SUNUCU: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tek yaşayan hastayım maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim vicdanım bunu nasıl kabul etsin tabii etmez.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
SUNUCU: Hastalığınızda evet bir de önemli bir de nokta söylediniz. Bu hastalıkta tek yaşayan siz misiniz?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Allah vesile etti hocamızı. Aldığı önlemlerle, tavsiyeleriyle, benim yemem, içmem her şeyiyle ilgilendi. Yani detaylarını anlatmadı hocamız ama her gün her detayla yani onun tavsiyeleriyle. Allah razı olsun kendisinden inşaAllah.
SUNUCU: Tabii buradan Allah’tan ümit kesilmemesi gerektiğini bir kez daha da anlıyoruz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet bana ya bir soru sorun veyahut ben bir konu anlatayım.
SUNUCU: Siz bir şey okuyacaksınız diye sözünüzü de kesmek istemedim ama.
OKTAR BABUNA: Hocam son birkaç haftada Hocamızın tebliğleri oldu. Bakın Kuzey Amerika, Güney Amerika’da çok kapsamlı yayın yapan radyo kanallarıyla. Asya’da, Afrika’da, dün gece de Avustralya’da olmak üzere, bütün kıtalar da şu anda dinlediler. MaşaAllah. Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler hepsi toplu halde böyle maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dün de, evet evvelsi günde. Dünya çapında radyo yayınlarına bu sene başladık Allah’ın hikmeti. Bak mesela daha önce Allah nasip etmiyordu. Mesela Amerika ile yine Amerika çapında, Avustralya ile yaptım dün, bütün Avustralya etrafı ve dünya çapında yine yayın yaptık. Çok şahane oluyor. Bayağı da şevkli kardeşlerimiz, maşaAllah. Müthiş de bir teveccüh var. Allah onlardan razı olsun. Bu İslam kardeşliği yani Müslümanların bölünmesi konusunda tavrımı koyuyorum. Yani sakın, sakın Alevi, Sünni, Şii şeklinde ayırım olmasın diyorum. Ayırımcılar var, parçalayıcılar var. Ben de bütünleştiriciyim. Ne yurdun bölünmesine müsaade ederim. Ne Müslümanların bölünmesine müsaade ederim. Ne fitneye, ne fücura müsaade ederim, inşaAllah. Şimdi de Said Nursi Hazretlerine kafayı taktılar. Şimdi Star gazetesinde, Star televizyonunda herhalde Said Nursi ile ilgili program varmış. Orada aleyhte konuşan bir şahıs varmış. O şahıs kimse Said Nursi’nin büyüklüğü altında o ezilir. Yani Said Nursi eğer evrense, bütün bu evrense, o toplu iğne başı bile etmez. Yani öyle büyük şahısların derinliğini kavrayabilmesi için yüksek bir ruha ve yüksek bir akla sahip olmak lazım. Yani her akıl onu almaz, her beyin onu kavrayamaz. Onun için sati bakabilirler. Televizyonlarda Said Nursi’nin binde biri kadar, milyonda biri kadar hizmet etmemiş insanlar Said Nursi hakkında oturup ahkam kesiyorlarsa, bunun bir geçerliliği olmaz. En az onun yaptığı kadar bir hizmet yapar belki o zaman konuşma hakkı olabilir, o da nezaketiyle. Said Nursi’nin milyonda biri kadar hizmet etmemiş insanların, imanı hizmet yapmamış, materyalizme karşı tavır koymamış, ateizme karşı tavır koymamış insanların çıkıp televizyonlarda bu tarz konuşmalar yapması ucuz kahramanlık olur. Yani bunlar iş değil. Bunlar bizim Said Nursi’ye karşı sevgimizi daha da arttırır. Bir de Said Nursi’ye karşı böyle bir kampanya başlaması da çok acayip tabii. Şimdi Said Nursi yılı olacak inşaAllah.
SUNUCU: 2015’te.
ADNAN OKTAR: 2015 inşaAllah. Said Nursi’nin değerini daha iyi anlayacaklar. Daha bütün dünya anlayacak. Yani Said Nursi’nin kendisini Peygamberle eş gördüğünü söylüyormuş. Ya insaf, insaf et, Allah’tan kork. O kadar mazlum bir insan ki. Mesela alimler “ey cahil, ey gafil” diye hitap ederler, eski alimler genelde. Said Nursi Hazretleri “ey nefsim” diye hitap ediyor ve hep kendini kınayan bir insandır. Biçare diyor hiç ender hiç kardeşiniz diyor. “Biçare bir ihtiyarım ben” diyor. Ve benim hakkımdaki hüsn-ü zanlarınız diyor, çok şey diyor. “Benim” diyor,”gerçek” diyor, “cahil yönlerimi, eksik yönlerimi bilseniz diyor, kim bilir ne düşünürdünüz?” diyor. Ki muazzam bir alim Kuran’ı ezberden biliyor. Bütün Kütüb-ü Sitte’yi ezberden biliyor. Bir kitabı bir kere okuduğunda ama bakın tek bir kere okuduğunda ezberine alıyor. Yani sayfaya bakıyor şöyle, su gibi ezberine alıyor. Bütün Kütüb-ü Sitte’yi ezberden biliyor. Bakın Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesei Sünen-i Davud. Kuran’ı ezberden biliyor, böyle bir deha bir insan ve metafizik yönleri olan bir insan, Risale-i Nur Külliyatı muhteşem bir eserdir yani derinliği, insanlar daha %1’ini ancak kavramışlardır. %1’ini yani deryadır Risale-i Nur Külliyatı, çok fazla içinde şifreler vardır. Gizli bilgiler vardır, hayret edici izahlar vardır ve bütün tarihi bildirmiştir ve ne dediyse doğru çıkıyor Said Nursi Hazretleri, çok mübarek ve muhterem bir insandır. Kendini bu kadar ezen, bu kadar naif, bu kadar temiz bir insana bu şekilde bir söz söylemek kendini Peygamberle kıyaslıyor demek çok büyük bir iftira olur ve zülüm olur.
SUNUCU: Peki bu dönemde Said Nursi Hazretleri’ne böyle bir çirkin ithamlarda bulunmak birdenbire arttı. Sebebi nedir? Neden böyle birdenbire böyle bir şey başladı?
ADNAN OKTAR: Çünkü Mehdi gelecek diyor, İslam hakim olacak diyor, bütün dünyaya İslam hakim olacak diyor, Hz. İsa inecek diyor, daha ne desin? Mehdi öncüsüyüm diyor, Mehdi benim kitaplarımı hazır bir program olarak alacak diyor yani Mehdi’ye yazılmış bir mektuptur Risale-i Nur aynı zamanda, bir yönüyle. Dolayısıyla bazı kişilerin alerji duymasına neden oluyor ama bizim daha çok sevmemize neden oluyor. Bir de Said Nursi dünyaya damgasını vurmuş, kalplerin ta içine kadar damgasını vurmuş. Bu Star televizyonunda beyanatlarda bulunmak yani neyi değiştirir. Komünistler de eleştiriyor, masonlar da eleştiriyorlar, olmadık hakaretler ediyorlar Said Nursi’ye, çok daha fazla seviyoruz. Sen de çık bir şeyler söyle hiçbir şey fark etmez yani.
SUNUCU: Artık insanlar araştırıyorlar, okuyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
SUNUCU: Gençlerimiz yeni nesil hakikaten bu konuda çok bilinçli, eskidenmiş televizyonlarda birinin hakkında kötü bir şey söyleyip onu inandırmak o yönde yönlendirmek şimdi isteyen kötü tabii ki yakışıksız tabii ki çok çirkin ama kötü söz sahibine aittir.
ADNAN OKTAR: Şimdi insanlar merak ediyorlar Risale-i Nur Külliyatı bakalım Said Nursi madem böyle kendini Peygamberle eşit görmüş diyorsa nerede demiş acaba diye insanlar okuyor. Bakıyorlar ki tevazunün kalesi, şefkatin kalesi, merhametin kalesi, çok mükemmel ve muhterem bir insandır. Teröre ve anarşiye karşı tam tavır almış bir insandır ve Türklüğe, Türk milletine karşı çok derin sevgisi olan bir insandır. Vatanın birliğini, bütünlüğünü her zaman savunan bir insandır. Onun için bu daha çok sevmemize neden olur bu tip olaylar, inşaAllah. Oktarım iman hakikatleri anlat bakalım sen inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah hocam. Bu geko diye bir hayvan var, çok sevimli burada da resmi var, böyle bir kertenkele türü.
ADNAN OKTAR: Göstermiyorsun.
OKTAR BABUNA: Şöyle, yaklaştırırsanız. Bunun ayaklarının çok önemli bir özelliği var, yapışıyor fakat yapışırken böyle yani zamk gibi böyle bir, vakumlamak falan gibi bir özelliği yok. Tüycükler var bakın 2 milyon tane kalın tüycük var, her birinde de 1 bin tane ince tüycük var yani toplam bir ayağında 2 milyar kadar tüycük var, bu tüycüklerle tutunuyor, yüzey arttığı için böyle, şöyle düşünelim bakın bir insanın başında mesela 100 bin adet saç var, 2 milyar saç için bir futbol sahası kadar geniş bir alan gerekirdi bu küçücük bir ayakta mevcut. Fakat öyle bir yapışma meydana getiriyor ki, bu ufacık boyu ile kendi ağırlığının binlerce kat fazlasını taşıyabiliyor. Şunun gibi düşünün; insan elinde olsaydı bu, 75 kg lık bir insan tavana tutunduğu zaman 10 tane kamyonu o insanın üzerine asabilirdiniz. Öyle bir kuvvetle yapışıyor.
ADNAN OKTAR: 10 kamyonu kaldıracak kadar.
OKTAR BABUNA: 10 kamyonu kaldıracak kadar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Fakat bunu yapışıp bırakıyor ve saniye içerisinde bunu koşarken 10-15 kere yapıyor. 10-15 kere yapışıp bırakma şeklinde yoksa yapışırdı bir kere çıkaramazdı ayağını, kaldıramazdı. Bunu saniyenin içerisinde bakın bir saniyenin içerisinde defalarca yaparak koşabiliyor bu şekilde. Muazzam bir teknoloji harikası, teknoloji derken Allah’ın yaratma sanatı tabii. Yani aklın alacağı bir şey değil, o küçücük hayvan tavanda bu şekilde gezebiliyor, düz yüzeylerde maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Doktorum buyur.
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah, ben de şeyden bahsedeceğim. Yine bir yaratılış gerçeği; insanın cildinde biliyorsunuz cilde rengini veren bir “melalin” denen bir boya var. Bu boyayı üreten özel bir hücre tipi var, “melanazit” denen adı çok önemli değil boyanın olduğunu bilelim yeter. Boya ne işe yarıyor diye baktığımızda cildimizi ultraviyole güneşin zararlı ışınlarından korumak için üretilen özel bir boya olduğunu görüyoruz. Yani cildimizde cilt kanserine sebep olan şey ortadan kaldırılmış oluyor böylece. Bu boya olmazsa özellikle güneş ışınlarının dik geldiği yörelerde, biliyorsunuz insanların derileri gittikçe koyulaşır ekvatora yaklaştıkça, bunun sebebi işte boyaların gittikçe üretilmesidir ya da güneşe çıktığımızda insanın bronzlaşması işte bu koruyucu sebepledir. Boyanın üretilmesi sebebi iledir. Bu bir yaratılış gerçeği bir defa bu hiçbir şeyde kontrolümüz dışında gerçekleşen bir koruma mekanizması bu bir. Bu hücreler bakın cildimizde bulunmuyorlar normalde bir yerde oluşturulup sonra göç ediyorlar cilde doğru bu apayrı bir harika.Cenin safhasındayken bu hücreler, bu boya üretici hücreler bizim omur iliğimizdeler normalde. Omurilikten çıkarak gitmeleri gereken bir yer var; cildimiz, buraya doğru bir seyahatte bulunuyorlar. Yani göç ediyorlar. Bakın bu hücreler göç ediyor, ne demek göç etmek; yani nereye gideceklerini biliyorlar, ne yapacaklarını biliyorlarmışçasına. Daha bebek bakın anne karnında karanlık bir ortam, güneş ışını yok hiçbir şey yok o zaman biz ne diyeceğiz bu hücreler ilerde bebek doğduktan sonra insan yetişkin hale geldiğinde güneşle karşılaşacağını mı biliyordu, diyeceğiz. Böyle bir şeyi mantık kabul edemez, değil mi? Bu hücrelere bu aklı veremeyeceğimize göre tabii ki bakın Allah’ın üstün bir ilmiyle yaratıldığımızı bir daha ortaya koymuş oldu bu gerçek. Allah’ın emri ile hareket ediyor bu hücreler. Allah emrediyor o hücrelere o hücreler omurilikten çıkıp cildimize doğru seyahat ediyor, göç ediyorlar, neden? Daha sonra bizim korunmamız amacıyla. Burada Allah’ın yaratma sanatının çok büyük bir detayını görmüş oluyoruz, yalnızca bu insanın iman etmesine yeterlidir zaten.
ADNAN OKTAR: Peki bu bilgileri biz bilim vesilesi ile öğreniyoruz değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. Araştırma, inceleme.
ADNAN OKTAR: Bilim farz işte. Kuran onun için farz kılıyor bilimi. Allah’ın sanatını öğreniyoruz. Oktarım anlat.
OKTAR BABUNA: Allah’ın “Bari” sıfatı var. “Yaratan” bakın “kusursuzca var eden” ve Allah ayette Şeytandan Allah’a sığınırım. “Nereye baksan gözünü çevirip gezdir” diyor “hiçbir çatlak göremezsin” diyor. Bakın gözümüz şöyle küre şeklinde şurada önde mercek var. Evet gözü küre şeklinde olarak düşün arkasından sinir çıkıyor göz siniri, bu görme siniri, göz siniri de birkaç milimetre kalınlığında dolayısıyla göz sinirinin çıktığı yerde ışığa ve görmeye hassas hücreler yok. Şimdi buna göre mutlaka görüntümüzde bizim bir eksik olması gerekirdi. Yani karşıya baktığımız zaman görmediğimiz bir nokta var. Evet hatta ileriye gittiği için böyle bir metre çapında belki bir yeri göremiyorsunuz. Fakat kim herkes deneyebilir; tek gözünüzle bakın sonra diğer gözünüzle de kontrol edin aynı şeyleri göreceksiniz hiçbir eksiklik yok, işte eksiklik yok Allah’ın şu anda sebebi bilinmiyor bilimsel olarak neden böyle olduğu bilinmiyor çok tartışılıyor bu konu fakat görüntüde hiçbir eksiklik yok.
ADNAN OKTAR: Bir daha baştan anlat.
OKTAR BABUNA: Gözümüz küre şeklinde arkasında ışığa hassas hücreler var, sinir hücreleri. Buradan sinir lifleri kablo olarak çıkıyor, görme siniri. Görme sinirinin çıktığı yerde birkaç milimetre kalınlığında bir alan, yani bu toplam alanın içerisinde birkaç milimetrelik bir alanda görmeye hassas bir hücre yok, dolayısıyla görmediğimiz bir bölge var, yani çünkü orada ışığa hassas bir hücre olmadığı için oraya denk gelen yerler görünmüyor. Fakat bakın kim bakarsa baksın tek elinizle kapatın gözünüzü karşıya bakın, hiçbir eksiklik yok, diğer gözünüzle de kontrol edin aynı şeyleri görüyorsunuz. Hiçbir eksiklik yok görme alanında.
SUNUCU: Yani orada o görmeyi sağlayan hücrelerin neden olmadığına dair bir şey de.....
OKTAR BABUNA: Yok hayır olup olmaması, hayır görme siniri çıktığı için yok. Oradan sinir çıkıyor çünkü kablo çıkıyor.
SUNUCU: Sinir çıktığı için ucunda dolayısıyla da yok.
OKTAR BABUNA: Evet kablolar çıkıyor, şöyle yuvarlak bir bölgedir orası böyle göz dibinden gözükür hatta bakınca, görmeye hassas hücre yok kimse açıklayamıyor bunu, felsefeciler de çok tartışıyor nasıl olabilir böyle bir şey diye, acaba diyorlar beyin bir yama mı yapıyor ama beyinde bilmediği bir şeyi yama yapamaz. Çünkü bir gözünüzle mesela harflere bakın okuyorsunuz, diğer gözünüzle kontrol edin aynı harfleri görüyorsunuz yani yama diye bir şey, zaten bir aklı yok beynin, kimse izah edemiyor. Mutlaka bir sebebi vardır tabii açıklaması vardır, Allah’ın dilemesiyle hiçbir eksiklik yok.
SUNUCU: Bir de tabii öyle bir yama tabiri doğru mudur bilmiyorum ama öyle bir tamiratta gözde öyle bir onarımda farklı noktaları o zaman bir gözümüzde mesela bu tarafta bir noktayı göremezdik veya bu gözümüzle başka bir noktayı ikisinde de aynı şekil sağlanamazdı değil mi?
OKTAR BABUNA: Tam bir sistem mükemmel denk, en ince ayrıntısına kadar görülüyor yani görmede bir eksiklik yok.
SUNUCU: Eksiklik yok olsaydı da zaten ikisinde de aynı eksiklik olması gerekirdi o zaman.
OKTAR BABUNA: Yok farklı yerlerde farklı eksiklik olurdu. Bir kısmı bir yeri görmez olurdu, diğeri bir yeri görmeyecekti. Fakat yok.
SUNUCU: Beynin onarması halinde.
OKTAR BABUNA: Tabii beyin onarmaz yani bu makul bir açıklama değil zaten başka bir bilimsel açıklaması vardır zaten tabii Allah’ın dilemesi ile ama şu an bilinmiyor fakat eksiklik yok görüntüde çünkü çok tehlikeli olurdu bu yani sivri bir dal olduğunu düşünün tam karşınızda gelmiş, tam o alana denk geldiğini, gözünüze girerdi Allah saklasın. Ama olmuyor eksiklik yok.
ADNAN OKTAR: Ayrıca görüntü zaten beynin içindeki göz görüyor asıl. Gözün bir şey gördüğü yok. Doktorum anlat.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ben penguenlerden bir örnek vereceğim bu defa. Şimdi biliyorsunuz vurgun denen bir olay vardır nasıl gerçekleşir vurgun; insanlar derinlere daldıklarında denize derine daldıklarında diyelim işte 50 mt - 100mt derine dalış vardır, daha sonra yukarı hızlı bir şekilde çıkarlarsa ne olur; kanlarındaki nitrojen denen gaz, kanda çözülmüş olan nitrojen denen gaz bir anda hava kabarcıkları oluşturacaktır eğer hızlı çıkarsa ve ne yapacaktır beyinde belli damarları yıkayacaktır oraya kan gitmediği için belli bölgelerde felç gelişecektir. Hatta bazen bu insanlarda ölüm de gerçekleşebiliyor çok daha ciddi durumlar olduğunda. Penguenlere bakılmış penguenler bu dalma çıkma olayını çok sık yapan hayvanlar biliyorsunuz ve yaklaşık 100 hatta bazıları 150 metreye kadar dalabiliyorlar. Kanat çırparak hızlı bir şekilde derinlere iniyorlar daha sonra yukarı çıkıyorlar, hiçbir şey olmuyor. Bu nasıl oluyor da bu vurgundan sakındıkları araştırılmış. Yaklaşık 650 tane dalışları incelenmiş bilim adamları tarafından ve şu görülmüş; penguenler hızlı bir şekilde kanat çırparak derine indiler ya, yukarı doğru çıkarken yavaşlıyorlar. Çok daha yavaş bir şekilde çıkıyorlar sanki yavaş çıkmalarını bilirmişçesine, ki tabii bilinçli dalgıçlar bugün bilimin ortaya dalış bilimi vardır hatta su altı bilimi vardır, bunun ortaya koyduğu gerçekler çerçevesinde bir dalgıçlar yavaş bekleye bekleye belli aralıklarla belli derinlikte bekleye bekleye yüzeye çıkarlar ki, kanlarında çözülmüş olan nitrojen gazı bir anda hava kabarcıklarına dönüşmesin damarları tıkamasın diye. Penguen bunu yapıyor ve dik bir şekilde çıkmıyor yatay bir şekilde vücudunun kendi ağırlığı ile kanat çırpmayı bırakıyor, kendi ağırlığı ile çıkışını yavaşlatmış oluyor. Bu şekilde vurgundan sakınmış oluyor şimdi hayvan penguen bir hayvandan bahsediyoruz diğer yanda ise insanın su altı bilimi ile ulaştığı bilgiden söz ediyoruz. Tabii ki penguene bunu ilham eden üstün güç ve yaratma sahibi olan yüce Allah’ımız, yüce Rabbimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Hocamlar derya, derya maşaAllah. Elhamdülillah. Dün de evvelsi gün de anlattıkları çok şahane. Oktar Hocam buyurun.
OKTAR BABUNA: Hocam yine sizin kitaplarınızdan anlatacağım bir şey inşaAllah. Sesin geldiği yönü gözümüzü kapadığımızda sesin geldiği yönü kestirebiliyoruz. Değil mi? Birisi seslendiği zaman arkadan tam olarak hatta böyle kestirilebiliyor. Nasıl bir hesap oluyor burada biliyor musunuz? Hiç biz farkında olmadan yani zorlayarak bu hesabı kimse yapamaz zaten. Ses dalgaları geldiği zaman biliyorsunuz ses dalgalarının dalga boyu vardır. Eğer gelen ses dalgalarının dalga boyu bizim iki kulağımız arasına yaklaşık bir 17-18 cm lik bir mesafe var. Bundan büyükse daha büyük aralıklarla geliyorsa önce bir kulağa geliyor değil mi? Sonra diğer kulağa gidiyor bu aradaki varış farkından hangi yönden geldiğini hesaplıyor. Duyma merkezinin ilk ara aşamasındaki hücreler, peki dalga boyu kısaldığı zaman ne oluyor. Bakın o zamanda şöyle bir şey oluyor. Eğer sesin dalga boyu bizim iki kulağımız arasındaki mesafeden ufaksa değil mi aynı anda varmış olacak iki kulağa da, öyle bir fark hesaplayamıyor. Şöyle hesaplıyormuş onu da yeni bilim adamları baktılar buna. Mesela bir ışık geldiği zaman buradan ışık gölgesi oluşur öbür tarafta değil mi? Siz başınız duruyor ışık buradan geliyor ve başınızın gölgesi oluşuyor. Tıpkı bunun gibi ses gölgesi oluşuyormuş. Yani ses dalgaları buradan geldiği için başın hemen yan tarafında kulağın hizasında bir ses gölgesi gibi ses dalgalarının olmadığı küçük bir alan oluşuyor işte bu iki alan arasındaki ses yoğunluğu farkından hesaplıyormuş bu seferde. Şimdi bunlar muazzam hesaplar yani şimdi ben kabaca anlattım ama düşünün böyle saniyenin binde biri beş yüzde biri kadar bir süre içerisinde akıl almaz matematiksel hesaplar bunlar ve tam gözünüzün kapalı olduğu yerden biri seslendiği zaman arkanızda televizyon çalışıyor mesela böyle hemen yerini kestirebiliyorsunuz. Bu yatay planda. Peki dikey planda nasıl oluyormuş? O da şöyle; kulak kepçesinin biliyorsunuz kıvrımları var ve her insanda kulak kepçesi birbirinden farklıdır. Hiç bir insanın kulak kepçesi parmak izi gibi diğerine benzemez. Fakat bütün kulak kepçeleri aynı işlevi görüyormuş. Gelen ses dalgalarına kulak yoluna toplama özelliği var. Bu kıvrımların çok özel bir anlamı var. Yani bunlar böyle gelişi güzel değil bu kıvrımlar. Mühendislik harikası yani Allah’ın yaratma sanatı. Allah’ın yaratma harikası. Ses dalgalarını kulak yoluna topluyor ve dikey plandaki seslerin aşağıdan mı yukarıdan mı geldiğini kestiriyormuş, onu da şöyle ortaya çıkartıyorlar. Kulak kıvrımlarını değiştirici bir madde ekliyorlar buraya, balmumu gibi bir madde düşünün, böyle mum, yeni bir kıvrım meydana getiriyor. Gözünü kapatan kişi sesin yukarıdan mı aşağıdan mı geldiğini kestiremiyor o zaman. Fakat şöyle bir şey oluyormuş, aradan bir süre geçtikten sonra, bir kaç gün geçtikten, bir hafta süre geçtikten sonra yeni duruma adapte oluyormuş bu sefer. Yeniden kestirmeye başlıyor. Çünkü o hücreler o mükemmel hesabı yapabiliyor Allah’ın dilemesiyle.Tabii bu tabii hücrelerin aklı değil, Allah’ın sonsuz aklı yani. Bizim aklımızla, zaten bize bırakılsa yapacağımız şeyler değil.
SUNUCU: Bizim hiç böyle hesaplardan haberimiz bile olmuyor.
ADNAN OKTAR: Bakın Ahmedinejad’a haber göndermiştim, üslubunda şu konuları değiştirsin, Mehdi ile ilgili görüşler, doğrusu budur diye haber göndermiştim. Kelimesi kelimesine aynısıyla 17 Eylül 2009 NBC Amerikan Televizyonu’na açıklama yaptı maşaAllah, Ahmedinejad. O altını çizdiğim yerleri okusana.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Ayrıca dünya üzerindeki tüm silahların kaldırılmasını biz de istiyoruz. Bu nedenle tüm silahlarımız yok edilmeli. Bunların yerine okulların, hastanelerin ve kliniklerin inşa edilmesi gerekir, biz bunu istiyoruz, ümit ediyoruz. İmam geldiğinde...”
ADNAN OKTAR: Yani Mehdi.
OKTAR BABUNA: Mehdi, “Hz. Mehdi geldiğinde tüm bu problemler çözülmüş olacak. Zamanın sahibi için dua edilmesi aslında tüm dünyada adaletin ve kardeşlik sevgisinin hakim olması için bir dilektir.”
ADNAN OKTAR: Zamanın sahibi Mehdi. Sahib-ül zaman denir biliyorsunuz Mehdi’ye.
OKTAR BABUNA: “İmam Mehdi mantıkla, kültürle ve bilimle gelecek. Artık savaşlar olmasın. Düşmanlık ve nefret bitsin ve çatışmalar sona ersin diye gelecek. Herkesi kardeşçe sevgiyi yaşamaya davet edecek. Elbette İsa Mesih ile birlikte dönecek. İkisi biraraya gelecekler ve birlikte çalışarak bu dünyayı sevgiyle dolduracaklar. Tüm dünyada geniş çaplı bir savaş olacağı ya da dünyanın sonunda savaşların çıkacağı ile ilgili yayılan haberler yanlıştır.” MaşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli’nin Şiilere karşı öfkesini daha iyi kavrıyoruz değil mi? Tabii.
SUNUCU: Bu konu hakikaten önemli bir konu. O yüzden sözünüzü kesmek istemiyorum ama kısa bir reklam aramız varmış, sonrasında devam edebilirsek. Evet, kısa bir aranın ardından tekrar birlikte olacağız efendim, bizden ayrılmayınız.
Evet sayın seyirciler, kısa bir aranın ardından programımız devam ediyor. Az önce reklam arasına girmeden önce Sayın İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın açıklamalarını okumuştunuz. Çok da güzel açıklamalardı, Sayın Oktar Bey okudular. Evet efendim neler diyeceksiniz bu güzel gelişmelere ilişkin?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Türkiyemiz için en büyük tehlikelerden bir tanesi de Alevi kardeşlerimizi, Bektaşi, Caferi ve Şii kardeşlerimizi bize düşman gibi gösterten, onları çirkin insanlar olarak gösterten kişilere karşı akılcı, samimi ve Müslümanca bir tavır göstertmemiz gerekiyor. Bu oyunlara karşı çok titiz olup birbirimizi uyarmamız gerekiyor. Aleviler çok muhterem insanlardır. Bektaşiler, Şiiler, Caferiler birbirinden mükemmel insanlardır. Sakın ola ki bunlara karşı böyle muhalif üsluplar geliştirenlerin tahriklerine kimse kapılmasın. Bir avuç cahil insan bunlar. Lâ İlâhe İllallâh Muhammeden Resûlullâh diyen herkes Müslümandır. Herkes bizim canımız, ciğerimizdir. Velev ki Hıristiyan olsa ve Musevi de olsa, onlar da bize Allah’ın emanetidir. Onlarla hep birlikte, beraber Türk-İslam Birliği’ni oluşturacağız. Mehdi gelmeyecek, İsa inmeyecek diyenler, İslam’ın dünyaya hakimiyetinden bahsetmeyen insanlardır. İslam’ın dünyaya hakimiyetini hiç ağızlarına almazlar dikkat ederseniz. Halbuki herkes İslam bu yüzyılda dünyaya hakim olmalı, bu ayda bile hakim olması gerekir, var gücümüzle gayret edelim demeleri gerekir ve dua etmeleri ve herkesi de teşvik etmeleri gerekir. Apaçıktır Kuran ayetleri. İslam’ın dünyaya hakimiyetini istemeyenler, Mehdi’nin de gelmesini istemezler, Hz. İsa’nın gelmesini de istemezler. Ama Cenab-ı Allah dünyaya İslam’ı ben hakim edeceğim diyor. Kuran ayetleri var, Oktar hocam şöyle tek tek oku, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. "Allah içinizden iman edenlere ve salih amelde bulunanlara vaadetmiştir:...”
ADNAN OKTAR: Hangi ayet bir kere önce onu söyle.
OKTAR BABUNA: Nur Suresi, 55. “Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir."
ADNAN OKTAR: Apaçık bakın dünya hakimiyeti ayeti.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Saff Suresi, 13. "Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele."
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Enbiya Suresi, 105. "Andolsun, biz Zikir’den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık."
ADNAN OKTAR: Arza, dünyaya, salih olanlar, yani Mehdi, talebeleri ve Hz. Mesih hep birlikte inşaAllah, dünyaya salih Müslümanlarla birlikte hakim olacaklar. Apaçık Kuran ayeti. Freddy’nin kabusu bunu anlatsın. Mehdi gelmeyecek, İsa gelmeyecek diyor. Bu ayetleri anlatsın, bu ayetleri niçin geçiyor? Kuran ayetlerini okurken bu ayetleri geçiyorlar. Bunlar da Allah’ın ayeti ve çok önemlidir dünyaya İslam’ın hakimiyeti. Bu ayetleri ısrarla açıklasın ve anlatsınlar. Ve özellikle Cübbeli Ahmet de bunları açıklarsa çok iyi olur ve İslam’ın dünyaya hakimiyetini anlatsın. etrafındaki insanlar da bize bunu niye bahsetmiyorsun desinler. Niye dünyaya İslam hakim olsun demiyorsun, niye bu yüzyılda hakim olsun diye dua etmiyorsun, niye bizi teşvik etmiyorsun desinler. Hep birlikte gayret edelim bu zulüm sona ersin, İslam dünyaya en kısa sürede hakim olsun, bu yüzyılda bu nimeti görelim demeliler ve bu Cübbeli Ahmet’i de bu konuda teşvik etmeleri gerekir. Sadece karşılarına oturup dinlememeleri lazım. Devam et.
OKTAR BABUNA: Saffat Suresi, 171-173; "Andolsun, gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır."
ADNAN OKTAR: EvelAllah. Sevginin, şefkatin orduları, muhabbet orduları. Yani İslam bütün dünyaya hakim olacak diyor Cenab-ı Allah. Bir daha oku ayeti.
OKTAR BABUNA: "Andolsun, gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır."
ADNAN OKTAR: Bu da dünya hakimiyeti ayeti. Evet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: "Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır." (Mücadele Suresi, 21)
ADNAN OKTAR: Demek ki, Amerika, Rusya, Çin, masonluk, şu bu falan değil, Allah Ben en büyük gücüm diyor, değil mi? Evet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: "Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile." (Saff Suresi, 9)
ADNAN OKTAR: Siyasi yönden, ekonomik yönden, kültürel yönden, her yönden tam anlamıyla İslam ahlakını dünyaya hakim edeceğim diyor Cenab-ı Allah, değil mi? Bir daha oku ayeti.
OKTAR BABUNA: "Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile." (Saff Suresi, 9)
ADNAN OKTAR: Bu üstün kılma ne demektir? Her yönde, her cihette, tam anlamıyla bir dünya hakimiyetinden bahsediyor Cenab-ı Allah, evet.
OKTAR BABUNA: "Ki O, elçilerini hidayetle ve hak din ile, diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter." (Fetih Suresi, 28)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bakın “Ben şahidim” diyor Allah Kendi sözüne, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: "Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur." (Tevbe Suresi, 33)
SUNUCU: “Müşrikler istemese de..” o da belirtilmiş aslında hani istenmeyeceği de.
ADNAN OKTAR: Bakın bu çok önemli. “Müşrikler istemese de..” bakın bir daha tekrar ediyorum, “Müşrikler istemese de..” Cenab-ı Allah buna özellikle... “Müşrikler istemese de..” Dünyaya İslam’ı hakim edeceğim diyor Cenab-ı Allah. Demek ki müşrikler çırpınacaklar, evet.
OKTAR BABUNA: "Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır). Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti." (İbrahim Suresi, 14-15), elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: İslam dünyaya hakim olacak, diyor. Bütün zorbalar ortadan kalkacak, değil mi? İnşaAllah. Nur Suresi’ni oku, bu şeyde ki ayeti oku.
OKTAR BABUNA: Tabii. "Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor." (Tevbe Suresi, 32)
ADNAN OKTAR: Demek ki lafla, sözle İslam’ın hakimiyetini durdurmak mümkün değil. Mutlaka hakim edeceğim diyor Cenab-ı Allah, evet.
OKTAR BABUNA: Müşriklerle ilgili devam ediyor diğer ayette de. “Müşrikler istemese de, O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, yani Allah’tan başka güçleri ilah gibi gören, kendini yahut ilah gibi gören tipler de aynı şekilde müşrik kapsamındadır. Yani Allah’ın gücüne takat getiremeyen, O’nu düşünemeyen, O’nu kavrayamayan, yani Allah’ın ne kadar yüce ve güçlü olduğunu takdir edemeyen kişiler de aynı şekilde şirk içindedirler. Kuran hepsine bakan bir üslüpla bu konuları anlatıyor inşaAllah. Bakın Nur Suresi’nde ne diyor Cenab-ı Allah, “Hiç şüphesiz” diyor bir kere Allah, “onlardan öncekileri...” kim? Hz. Süleyman ve Zülkarneyn. “nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde” bütün yeryüzünde, “ 'güç ve iktidar sahibi' kılacak,” bunu kim yapacak? Allah’ın izniyle Mehdi. Bunu hadislerde söylüyor Peygamberimiz (sav). Zülkarneyn ve Süleyman diyor iki tane Müslüman, mümin oldu, iki de kafir oldu. Beşinci olarak benim evlatlarımdan Mehdi dünyaya hakim olacak, diyor. Bak, “onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak” her yönden din dünyaya hakim olacak, “ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir..." ne Irak’ta kan akacak, ne Afganistan’da. İnşaAllah. Evet doktorum.
CİHAT GÜNDOĞDU: Köpeklerden bahsetmek istiyorum, köpeklerin koku alma şeyi çok yüksek, kabiliyeti çok yüksek. Bunun sebebi araştırılmış, şu görülmüş. İnsanın koku alma bölgesi burnunun hemen yukarısında, tepesindedir. 5 santimetrekarelik bir alandadır buradaki kokuya hassas hücreler, kokuyu algılayan hücreler. Köpekte ise bu 5 santimetrekarelik alan yerine 150 santimetrekarelik bir alan olduğu saptanmış. Bu yüzden 80, yaklaşık 80 kilometre uzaktaki bir kokuyu günler boyunca peşinde koşup iz sürebiliyor, kokuyu takip edebiliyor köpekler.
ADNAN OKTAR: Ne sevimli şeyler maşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ve bir harika daha gösteriyorlar. Yine kendi ellerinde olmayan bir harika tabii ki bu. Allah’ın o şekilde yarattığı ortaya çıkıyor. Bakın, nefes alıp verirken burunlarını sağa, sola titreştiriyorlar, burunlarını oynatıyorlar devamlı suretle. Sebebi de şu: koku moleküllerini yakalayıp, içeri çektikten sonra aynı havayı tekrar ileri doğru vermiyorlar. Verdikleri takdirde kokuyu kaçıracaklar, kaynağını yok edecekler. Onun yerine sağa sola oynatarak burunlarını aldıkları havayı burnun içindeki yanaklardan geriye doğru iletme imkanı bulmuş oluyorlar ve bu şekilde kokunun kaynağını asla karıştırmamış oluyorlar, verdikleri, geri verecekleri hava ile karıştırmamış oluyorlar. Koku kaynağını yitirmemiş oluyorlar bu şekilde. Bakın kendi ellerinde olan bir şey değil. Köpek bunu bilinçli olarak mı yapıyor? Hayır.
SUNUCU: Kokuyu kaybetmeyeyim dur havayı direkt dışarı vermeyeyim diye bir şey düşünebilecek değil.
CİHAT GÜNDOĞDU: Anatomisi de ona göre yaratılmış zaten. İşte koku alma bölgesi de ona göre hassas bir şekilde yaratılmış. Tamamen Allah bize yaratma sanatını bir örnek olarak gözler önümüze seriyor. Yaratıcı’nın, Hakim olanın, tek gücün Kendi olduğunu bize göstermiş oluyor Rabbimiz, inşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Doktorum sen, bu ayetler çok önemli. Oktarımız okudu ama bir de sen oku. inşaAllah şuradan itibaren o Davudi sesinle maşaAllah, hadi bakalım.
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah. Nur Suresi, 55. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah içinizden iman edenlere ve salih amelde bulunanlara vaadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir..." Saff Suresi, 13. ayet; "Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele."
ADNAN OKTAR: Biz ne yapıyoruz? Müminleri müjdeliyoruz. Ne ile? İslam, Türk-İslam Birliği ile. Allah’ın emrini yerine getiriyoruz inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Enbiya Suresi, 105. ayet; "Andolsun, biz Zikir’den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık."
ADNAN OKTAR: Çünkü Tevrat’ta da, İncil’de de Mehdi’nin geleceği belirtiliyor ve dünyaya hakim olacağı belirtiliyor. Zikirden kasıt Tevrat ve Kuran’da da var ve Zebur’da da vardır dünyaya Mehdi’ni hakim olacağı. Çok kapsamlı anlatılmıştır Tevrat’ta Mehdi. Yani evinden yöneteceği, güzel yüzlü olacağı, barışçıl olacağı, dünyada silahları kaldıracağı çok kapsamlı anlatılır Tevrat’ta. Kuran bu hususa dikkat çekiyor. Bir daha oku ayeti.
CİHAT GÜNDOĞDU: "Andolsun, biz Zikir’den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık."
ADNAN OKTAR: Dünya’ya hakim olacaklardır, diye yazdık diyor Cenab-ı Allah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, inşaAllah. Saffat Suresi, 171-173. ayetler; "Andolsun, gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır."
ADNAN OKTAR: Yani Bizim ordularımız ne demek? Bütün İslam alemi, bütün İslam alemi. Çünkü tamamı Allah’ın ordusudur. Hakim olacaklar, diyor Allah. Dünyaya hakim olacak, diyor. Zafer bulmak ne demektir? Dünyadaki en büyük güç olmak demektir. Başka türlü insan zafer bulur mu? Ordusu nedir? Bütün İslam alemi. Dünyaya hakim olacaksınız, diyor Allah, inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Mücadele Suresi, 21. ayet; "Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır."
ADNAN OKTAR: “Ben galip geleceğim” ne demektir? Küfür kalkacak, Benim hakimiyetim olacak, diyor Allah. Şeytanı yok edeceğim, diyor Cenab-ı Allah. Şeytan ölecek, dünyaya hakim olacaksınız, diyor. Bu Mehdi’nin eliyle olacaktır ve Hz. Mesih’in vesile olmasıyla olacaktır, inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Saff Suresi, 9. ayet; "Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile."
ADNAN OKTAR: Bu da Hz. Mesih zamanında olacaktır. Bütün dinlere karşı, Musevilik de o zaman kalkacak, Hıristiyanlık da kalkıyor, tek din İslam kalıyor. Cenab-ı Allah o hususa dikkat çekmiş, Kuran’da.
CİHAT GÜNDOĞDU: Fetih Suresi, 28. ayet; "Ki O, elçilerini hidayetle ve hak din ile, diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter."
ADNAN OKTAR: Bu da yine aynı zamanda, Hz. İsa zamanında tamamen hakim oalcak İslam. Bütün dinler sadece kalkıyor, sadece İslam kalıyor. İslam dini kalacak inşaAllah. Ama bu zorla değil, severek ve isteyerek yapacak insanlar, mesih’İn gelişiyle inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Tevbe Suresi, 33. ayet; "Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur."
ADNAN OKTAR: Yine aynı şekilde aynı hakimiyetten bahsediyor, Dünya hakimiyetinden bahsediyor Cenab-ı Allah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. İbrahim Suresi, 14-15. ayet; "Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır). Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti."
ADNAN OKTAR: Bakın, her zorba, her inatçı, yani imani konuları anladıkları halde inatçılık ediyorlar ama bakın “her zorba ve inatçı”, tamamı diyor Cenab-ı Allah, hepsi yok olup gidecekler yani etkisiz hale gelecekler ve bu işte dünya hakimiyetidir. Bunu Cübbeli’nin çıkıp anlatması lazım. Sık sık anlatması lazım. Etrafındaki kişilerin de onu uyarması lazım. Bize İslam’ın dünyaya hakimiyetinden bahset. Bu yüzyılda olmasını teşvik et, biz sağ iken bunu görelim inşaAllah, demeleri lazım. Biz bekleyelim, yüzyıllar sonra Mehdi gelir, ondan sonra İslam hakim olur, mantığı olursa bu olmaz, değil mi? Bu yüzyılda Mehdi’nin gelmesini kabul etmiyorsa, madem öyle bir tedirginliği var, İslam’ın hakim olmasını istesin. Ama tabii İslam’ın hakim olmasını isteyince de Mehdi’yi kabul etmiş olacak, biraz burada herhalde açmaza girmiş oluyor. Ama bu Allah’ın emri. Bunu yapması gerekiyor, inşaAllah.
SUNUCU: Şimdi etrafındaki insanlara şöyle söylemleri olduğunu duyuyoruz: “okumasınlar, hiç bir şekilde araştırmasınlar, televizyon dahi izlemesinler.”
ADNAN OKTAR: İnternete de girmeyin diyor.
SUNUCU: İnternet. Dolayısıyla bu, bu bilgilere ulaşmasına engellemek amacıyla mı acaba etrafındaki insanları?
ADNAN OKTAR: Zaten söylüyor. Fazla düşünmeyin, derin düşünmeyin diyor. Teke Tek’te de söylüyor, programda. Düşünmeyin fazla diyor. Öylesine kabul edin diyor yani. Halbuki Allah derin derin düşünmemizi istiyor. Tetkik etmemizi, araştırmamızı, okumamızı istiyor. Değil mi? “Derin derin düşünmezler mi?” diyor Allah. Ve dünyayı da gezin diyor, araştırın. Bu Allah’ın emri. Cenab-ı Allah’ın söyledikleri bu şekilde inşaAllah. Oktarım anlat.
OKTAR BABUNA: Hocam midede şimdi biz bir yerde bir zarar varsa zararın olduğunu bilecek ve ona karşı koruma geliştirecek tabii bir akıl olması gerekir. Üstün bir akıl olması gerekir. Midemizde bu tam böyledir. Allah’ın sonsuz kudretiyle, üstün kudretiyle. Midenin içinde bir asit salgılanır. Bu asit o kadar güçlüdür ki jileti koysanız içine sindirebiliyor bunu. Şimdi midenin kendisi etten. Bu asit nasıl oluyor da midenin kendisini sindirmiyor, sorusu akla geliyor. Şöyle Allah bir sistem yaratmış. Bir özellik olarak yaratılmış. “Mukus” diye bir madde var. O madde ile kaplanıyor. O asidin mideyi sindirmesi engelleniyor. Asit te sürekli salgılanmıyor, özellikle mideye besinler geldiğinde. Peki proteinler var, mesela et yiyoruz, et geliyor, nasıl sindirilecek? Midenin içinde normalde eti sindirecek çok güçlü bir enzim var. Robot molekül var duruyor. Fakat öyle bir halde duruyor ki, aktif halde değil. Ancak mideye bu besin geldiğinde, asit salgılandığında, asit gidiyor, robot molekülü eti sindirecek çok güçlü bir etki haline getiriyor. O zaman et sindirilebiliyor. Aksi takdirde midenin kendisini sindirirdi. Bakın kaç aşamalı, zarar var, zarara karşı koruma sistemleri yaratılmış. Bir de kaç aşamalı yaratılmış. Ve bu doğduğumuz andan itibaren var. Zaten o olmasa hayat olmaz. Bütün diğer canlılarda da böyle bu şekilde.
SUNUCU: Bütün organlarımızın birde öyle bir durumu var. Hani deneme, yanılma yöntemiyle olacak bir durum değil. Çünkü hemen hemen hepsi hayati fonksiyonlara sahipler. Yani orada birde deneme ki, öyle bir şansa sahip değiliz. Gözümüzü şöyle kullanalım veyahut işte midemizi şu amaçla kullanalım gibi kendi inisiyatifimizde olan bir durum söz konusu değil. Bazı çevrelerce, evrimcilerce deneme, yanılma yöntemiyle bir şekilde ortaya geldi, meydana geldi diye ifade ediliyor ya, böyle bir şey mümkün değil, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet yani dışarıda et olduğunu bilen akıl, onu parçalayacak, sindirecek, vücudumuzda kullanılacak hale getirecek robot molekül yaratılmış, asit yaratılmış çok güçlü, sindirmek için son derece güçlü ama ondan koruyacak sistemde yaratılmış aynı zamanda. Hepsi olduğu zaman ancak olabiliyor. Tabii bu Allah’ın üstün yaratma sanatı. Hocamızın www.harunyahya.org,www.imanhakikatleri.com sitelerinden özellikle, mesela Düşünen İnsanlar diye bir kitap var. Çok kitap var da yani ben tek tek saymayayım şimdi. DNA Mucizesi diye kitap var. Genlerle ilgili kitaplar var. Uzayla, evrenin, kainatın yaratılışı ile ilgili kitaplar var. Mutlaka okusunlar. Filmlerini seyredebilirler. Mükemmel filmler var hazırlanmış, böyle çok kısa yarımşar saatlik. Ve etraflarına da seyrettirsinler bunları. Çünkü bedava olarak indirebiliyorlar aynı zamanda siteden. Hepsini bütün kitapları ve filmleri, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet bu Alevi kardeşlerimizin televizyonu DEM TV’miydi?
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet orada biliyorsunuz röportaj yaptık. Bir kısım gençler, yani niye görüşüyoruz, niye işte bağlantıdayız gibi bir üslup geliştiriyorlar. Kardeşim, onlar da oranın, onların da cübbelileri var. Yani Alevilerin de cübbelileri oluyor bu tarafın da cübbelisi oluyor. Sevelim sevilelim diyor. Bu dünya kimseye kalmaz. Alevisi ile Sünnisi ile biz kardeşiz. Tabii ki konuşacağız, sohbet edeceğiz, ben çok seviyorum. Sahibi de çok hoş insanlar, konuşan insanlar da. O röportaja gelen kardeşlerimiz de tertemiz insanlar. Bizim vatanımızın tertemiz evlatları. Tabii ki konuşacağız, tartışacağız, doğru olan şeyleri ortaya koyacağız. Yani cepheleşmeler, düşmanlıklar, öfkeler bunlar bizim memleketimize zarar verir. İnsanlığımıza zarar verir. Tabii sevgiyle, kardeşlikle, muhabbetle her şeyi halledeceğiz inşaAllah. Doktor Cihat hocam senin ilminden istifade edelim inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah, estağfirullah. Şimdi bilim iyice araştırdıktan sonra ortaya şu gerçeği koyuyor. Doğada tesadüf yok hiçbir şekilde. Hep bir akıl var ve akıl ürünü şeyler var. Ve bu akıl, Yüce Rabbimiz’in tabii ki aklı bu. Sonsuz bir ilimle Allah’ın yarattığını ortaya koyan gerçeklerle karşılaşıyoruz. Mesela baykuş. Baykuşun uçuşu incelenmiş ve görülmüş ki en sessiz uçuşa sahip olan kuş, baykuşun uçuşu. Çünkü biliyorsunuz gece karanlığında bir fındık faresi diyelim, onun yerini tespit ediyor hassas gözleriyle ve üzerine doğru dalışa geçiyor. Uçarak dalışa geçiyor ve tarla faresi hiçbir şekilde, o fındık faresi hiçbir şekilde hissetmiyor. Ta ki o pençeler tarafından yakalanıncaya dek. Çıt bir ses bile duymuyor. Sebebi araştırılmış, şu görülmüş. Şimdi normalde aerodinamik denen bir ses var. Yani hava, havada süzülen her hangi bir cisim etrafında hava girdapları bırakarak sese sebep oluyor, gürültüye sebep oluyor normalde. Bu uçaklarda da böyle. Başka herhangi bir kanat yapısında da, başka kuşlarda da böyle. Ama şöyle bir özel bir tasarımla karşılaşılmış. O da şu; baykuşun kanadının ardında bu büyük girdapların oluşması yerine küçük girdapları oluşturacak şekilde özel tüycükler saptanmış. Bakın bu bir mühendislik harikası ve bugün bu taklit edilmeye başlandı. Nerede? Japonlar bunu incelediler. Şimdi biliyorsunuz şehrin içinden geçen çok hızlı trenleri var Japonların. Ve bunun oldukça sessiz olmasını istiyorlar. Şinkansen denen hızlı trenleri var. Nasıl sessiz olsun. İşte bu şekilde baykuşun uçuşunu incelediler ve gördüler bu küçük girdapların oluşması, büyük girdaplar yerine küçük girdaplar oluşursa, küçük tüycüklerle asimetrik yapıya sahip tüycüklerle küçük girdaplar oluşursa ses gideriliyor, aerodinamik ses. Aynısını taklit ettiler trenlerinde. Ve bugün en az gürültüye sahip olan hızlı tren olarak şinkansen kabul ediliyor bugün. Neden? Doğada ki teknolojiyi taklit edebildikleri için bu olmuş oldu. Bu bize neyi göstermiş oluyor. Yüce Rabbimiz’in çok yüksek bir ilimle, yaratılış sanatını gözler önüne sermesiyle yarattığını ve bizim de buna karşı iman etmemizin gerektiğini anlamış oluyoruz. Bu yaratılış gerçeğiyle.
SUNUCU: MaşaAllah. Evet arkadaşlarımıza ben süremize dair bilgi almak istiyorum. 2-3 dakikamız kalmış.
ADNAN OKTAR: Benim Anadolu’daki aslanlarımı, güzel güzel böyle isimleriyle sayarsan, onların isimlerini böyle duyunca şehirleri, yayın yapan kardeşlerimizi, daha bir içim açılıyor. Hoşuma gidiyor. Sizden duyarsam güzel olur.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet bugün 52 kanalda birden izleyicilerimize ulaştık efendim. Bu kanallar; İzmir Kanal 35, Kayseri Tv, Kanal 72 Batman, Kanal 56 Siirt, Kanal 3 Afyon, Can Tv Erzincan, Ntv Niğde, Kanal 54 Sakarya, Genç Tv Karaman, Destan Tv Kütahya, Kanal 47 Mardin, Ort Ordu, Konya Tv, Safa Tv Tokat, Amasya Tv, Süper Tv Tokat, Elbistan Tv Kahramanmaraş, Tokat Tv, Mrt Osmaniye, Süper Tv İnegöl, Crt Adana, Tavşanlı Tv, Kapadokya Tv, Kanal 19 Çorum, Kanal 60 Tokat, Çağdaş Ttv Karaman, Karahisar Tv, Yenice Tv Bursa, Otağ Tv Adana, Iğdır Tv, Nrt Gaziantep, Kanal 55 Samsun, Brt Hatay, Ktv Konya, Kanal Malatya, Can Tv Diyarbakır, Trabzon Tv, Ort Osmaniye, Ahi Tv Kırşehir, Özege Tv Uşak, Kanal G Giresun, Mega Tv Gaziantep, Toros Tv Mersin, Bgrt Konya, Kanal 23 Elazığ, Haber 262 İzmit, Mersin Tv, Ert Konya Ereğlisi, Venüs Tv Bilecik, İstiklal Tv Mersin, Elif Tv Kayseri, Canik Tv Ordu.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Benim aslanlarım, hepsine selam ediyorum. Bütün Anadolu’ya, bütün Güneydoğu’ya, efendim Karadeniz’e, İç Anadolu’ya, Tokat’a, Turhal’a, hemşerilerime, Osmaniye’nin yiğitlerine, Karadeniz, Akdeniz bölgesine, İzmir’e hepsine selam ediyorum. Hepsini çok seviyorum. Allah hepsine bereket, bolluk, huzur, güven, neşe, mutluluk versin. Allah kalplerine derin iman, derin hidayet nasip etsin inşaAllah hepsine.
SUNUCU: Tabii 52 kanalla da kalmadık efendim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah.
SUNUCU: İzleyicilerimiz bizi izleyebildiler ve ayrıca da Marmara bölgesi ve Ege bölgesinde yayın yapan 106.4 frekansındaki Mavi Karadeniz radyosundan ve Bingöl ve çevresinde yayın yapan, 120 demiş arkadaşlarımız ama onu bir, tekrar bir teyit edeyim.
ADNAN OKTAR: Kaç?
SUNUCU: 102 olması lazım.
ADNAN OKTAR: 102, 102 evet.
SUNUCU: 102 Bingöl Fm de bizi canlı olarak dinleyebilirler efendim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah. Radyoları bir daha söyleyelim.
SUNUCU: Evet, Marmara ve Ege bölgesinde yayın yapan 106.4 frekansında ki Mavi Karadeniz.
ADNAN OKTAR: 106.4 evet.
SUNUCU: Ve Bingöl ve çevresinde yayın yapmakta olan 102 frekansında ki Bingöl Fm.
ADNAN OKTAR: 102, çok güzel. Bingöl’e de selam buradan hepsine inşaAllah, kardeşlerimize maşaAllah.
SUNUCU: Evet ne yazık ki programımızın sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi günler, mutlu bir hafta sonu geçirmenizi diliyorum efendim. Hoşçakalın. 19 Ekim 2009
|