Harun Yahya
 

 

 
.....:::::::::: Filmler ::::::::::.....
Harun Yahya

ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (17 Ekim 2009)

  HarunYahya.Tv'de Online İzleyin
Bu eserin deşifre dosyasını indirmek için tıklayın
SUNUCU: İyi günler sayın seyirciler Kral Karadeniz ve Kocaeli TV’de ortaklaşa yayınlanan Adnan Oktar’la baş başa programı ile karşınızdayız. Evet değerli konuklarım Sayın Dr. Oktar Babuna Sayın Dr. Cihat Gündoğdu bizlerle birlikte, ilerleyen dakikalarda Sayın Adnan Oktar da aramızda olacaklar efendim. Hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hoş bulduk.
SUNUCU: Nasılsınız?
OKTAR BABUNA: Çok iyiyiz siz nasılsınız?
CİHAT GÜNDOĞDU: Çok iyiyiz siz nasılsınız?
SUNUCU: Çok teşekkür ederiz, teşekkürler. Evet sohbetimize başlamadan önce hemen bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. İzleyicilerimiz dilerlerse eğer 106.4 Mavi Karadeniz veya 102 frekansındaki Bingöl FM’den de bizleri dinleyebilirler canlı olarak efendim. Evet Adnan Bey gelmeden iman hakikatlerine ilişkin dilerseniz önce sizlerden bilgi alalım.
OKTAR BABUNA: Olur tabi, çok iyi olur.
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabi, şimdi ben özel bir canlıdan bahsetmek istiyorum bugün izin verirseniz. Bu canlı çok eski dönemlere dayalı  bir canlı yani 114 milyon yıllık fosillerini buluyoruz. Deniz altında yaşayan bir canlı adı  Nautilus. Salyangoza benzeyen bir kabuğu var, kabuksu bir yapısı var. Şöyle göstereyim size, denizin derinliklerinde yaşıyor. Yaklaşık 450 m derinliğe kadar inebiliyor ve bu canlının şöyle bir özelliği var tıpkı bugünkü denizaltılarda kullanılan hava odacıklarına sahip. Bakın yan kesiti alındığında 38 tane küçük odacıktan oluşan böyle bir kabuğu olduğunu görüyoruz. Bu canlı ne yapıyor biliyor musunuz? Kendi denizin altındaki derinliğini yükselip alçalarak ayarlayabiliyor. Nasıl ayarlıyor? Tıpkı deniz altılar nasıl derinlere dalıp sonra yüzeye çıkabiliyorlarsa ve hangi teknolojiyi kullanıyorlarsa aynı teknolojiyi 114 milyon yıldır 100 milyonlarca yıldır zaten kullandığı saptandı. Nasıl yapıyor bunu? Deniz altılar biliyorsunuz hazneleri var, odacıkları var, bunlara su dolu oluyor batarken çıkmak için bu odacıkları basınçlı havayı pompalayarak havadan dolayı suyun yüzeyine doğru yükselmeye başlıyor. Bakıyorsunuz Nautilus’da bunu yapıyor. Nasıl yapıyor? 450 m derinlikte bakın deniz altının inebileceği derinlik 400 m Natilious 450 m derinliklere kadar rahatlıkla inebiliyor. Ve aynı şekilde deniz altının yaptığı teknolojiyi kullanıyor. O da şu; odacıklarına hava pompalıyor. Havayı nereden buluyor diyorsunuz diye sormak icap ediyor. O da şöyle, kendisi gaz üretiyor. Suyun içinde çeşitli kimyasal reaksiyonlardan geçirerek suyu, suyun içindeki gazları ayırt ediyor ve gaz pompalıyor. Olmayan havayı kendisi üretiyor, sentezliyor daha doğrusu ve bu odacıklara pompalayarak yükselmesi sağlanmış oluyor. Şimdi burada durup düşünmek gerekiyor şimdi denizaltı biliyorsunuz bir komutayla hareket eden bir teknoloji harikası bir araç. Mühendislerin işte 10 yıllar boyunca yaptıkları dizayn tasarım ondan sonra mühendislik çalışmaları sonucunda üretilmiş bir şey. Buna kimse tesadüf diyebilir mi denizaltıya?
SUNUCU: Mümkün değil.
CİHAT GÜNDOĞDU: O zaman Nautilus’a da böyle demememiz gerekiyor. Çünkü bakıyorsunuz gaz üretimi var,  aynı teknolojiyi 100 milyon yıldır kullanıyor. Bakın 10 senedir kullanıyordur demiyorum, 20 senedir de kullanıyor demiyorum. 100 milyon yıldır kullanıyor. Bu ne demektir? Nautilus böyle bir şeyi kendisi icat etmiş olabilir mi? Bunun bir okulu yok, bir eğitimi yok. Kendi vücudunu bu şekille şekillendirebilir mi? Odacıkları kendisi tasarlayabilir mi? Ya da o gazı nasıl üreteceğini keşfedip kendi üretmeye başlayabilir mi, o kimyasal reaksiyonları bulup? Böyle bir şey kesinlikle mümkün değil. Burada Allah’ın yaratış sanatını görüyoruz. Sonsuz yaratma gücüne sahip olan sonsuz kudret sahibi olan Yüce Rabbimiz bize yaratma sanatını bu örnekle göstermiş oluyor, gözler önüne sermiş oluyor.
SUNUCU: Peki bu canlı 100 milyon yıldır hiçbir değişikliğe uğramış mı?
CİHAT GÜNDOĞDU: Hayır, 114 milyon yıllık Nautilus fosillerine sahibiz, elimizde böyle fosiller var.  Aynı tasarım, aynı yapı, kabuğundaki bu salyangoz ve odacıklardan oluşan yapı 38 odadan oluşan yapı aynen mevcut. Hiçbir değişime uğramamış evrim teorisini de reddetmiş oluyor. Allah’ın bir anda kusursuz yaratışının delili olarak karşımıza çıkıyor.
SUNUCU: Evet, maşaAllah hakikaten çok acayip bir teknoloji ile çalışan yaşayan daha doğrusu bir canlı gözümüzün önünde ve buna tesadüf diyebilmemiz hakikaten mümkün değil. Evet Oktar Bey siz neler söyleyeceksiniz?
OKTAR BABUNA: Biz hiç düşünmeden beyinciğimizde ve beynimizde inanılmaz hesaplar yapılır. Hiçbir bilgisayarın yapamayacağı kadar karışık karmaşık hesaplar biz hiç düşünmeden bizim adımıza yapılıyor. Bakın size bir örnek vereyim. Biliyorsunuz beyincik var beynin alt kısmında, beynin alt kısmında bulunan beyincik denilen bir organ var. Beyinciğin görevi hareketlerin sıralamasını sağlamaktır, koordine etmek. Mesela beyincik rahatsızlandığı zaman insanın yürüyüşü bozulur, bir yere elini uzattığı zaman hedefi tam olarak tutturamaz, titremeler meydana gelir. Düzenli kas hareketleri bozulur. Ben mesela elimi uzatıp kalemimi çok düzenli bir şekilde alıp kendime getirebiliyorum. Bu hareketler bozulur. Bir örnek vereyim mesela muayene ediliyor beyincik hastaları bu nimetin ne kadar büyük olduğunun farkına varalım diye söylüyorum, gözümüzü kapadığımız zaman hiç şaşırmadan parmağımızı burnumuzun ucuna getirebiliriz eğer rahatsız değilsek beynimizde bir rahatsızlık yoksa. Bu nasıl oluyor biliyor musunuz? Boşlukta elin kolun pozisyonunun nerede olduğu hesaplanıyor ve gerekli kaslara gerekli emirler gönderilerek bunu burnumuzun tam ucuna bakın boşlukta getiriyorum farkında olmadan gözüm kapalı olarak getirilmesi sağlanır. Bu da şundan kaynaklanıyor kasların üzerinde kasların yapışma yerlerinde ve eklemlerde alıcılar var. Bu alıcılar kasın gerginliğine göre eklemin açısına göre kolumuzun boşlukta uzay boşluğunda yani çünkü boşlukta hareket ettiriyoruz nerede olduğunu kesin olarak belirliyorlar. Gelen milyarlarca sinir hücresinden gelen milyarlarca veri beyinciğimizde hesaplanıyor, an an pozisyonun nerede olduğu belirleniyor ve burnumuza doğru gidecek şekilde o kasların kasılması için gerekli emirler gönderiliyor ve bizde bu şekilde tam da burnumuzun ucuna değdirebiliyoruz. Bakın burada bir hareket esnasında milyarlarca hesap yapılıyor, milyarlarca işlem yapılıyor hatta trilyona varan.
SUNUCU: Çok kısa bir sürede değil mi? Çok kısa bir sürede siz o hareketi yapıyorsunuz yani işte hemen burnunuza değdirebiliyorsunuz elinizi veya başka bir faaliyette, harekette bulunabiliyorsunuz ve o kısa anlık durumlarda bu hesapların yapılabilmesi hakikaten mucize.
OKTAR BABUNA: Çok büyük bir mucize bakın, sadece el değil burnunuzun nerede olduğu bilinmesi gerekiyor çünkü burnumuzdan gelen verilerde aynı zamanda beyinciğe gidiyor. Onlarda orada toplanıyor ve ikisinin arasında mesafe hesaplanıyor. Buradan bizim bütün hareketlerimizi kontrol eden sinir hücreleri var onlara emir gidiyor, onlarda kasları tam gerektiği şekilde gerekli kasları kasarak ikisini birbirine getirebiliyorlar uzay boşluğunda gözü kapalı olarak. Bu tabi muhteşem bir şey, çünkü bu bozulduğu zaman bütün hareketleriniz bozuluyor; yürüme bozuluyor, koşamıyorsunuz, belli hareketleri hiç yapamıyorsunuz mesela bir şeye elini uzattığında beyinciği rahatsız olan kişi onu tutturana kadar küçük hareketlerle gelir ondan sonra bunu kavrayabilir gözü açık olduğu halde. Hatta bakın size bir örnek daha vereyim Allah’ın yaratma sanatı tabi bu. Muazzam hesaplar yapılıyor. Mesela yürürken bu sistemlerde saniyenin çok küçük bir biriminde biliyorsunuz milisaniye vardır saniyenin binde biri, milisaniyeler içersinde vücudun bir sonraki hareketlerin nerede olacağı hesaplanıyor ve o hareketteki gerekli kasların kasılması için önceden emir gidiyor. Çünkü önceden hareket etmesinin şöyle bir sebebi var. Eğer önceden tahmin edilip hareketinin nerede olacağı mesela diyelim ki koşuyorsunuz ya da yürüyorsunuz yürüdüğünüzde yürüyüş temponuza göre kaç milisaniye sonra nerede olacağı hesaplanıyor yada koşarken nerede olacağı hesaplanıyor, gerekli kaslara önceden haber gidiyor. Eğer bu olmasaydı ne olurdu biliyor musunuz? Kapaklanırdık hemen düşerdik. Çünkü geç kalınacaktı, tam hareketi geldiğinde kasa sonradan emir gitseydi hareket pozisyonu kaçırmış olacaktı ve kapaklanma olacaktı. Bakın bu birkaç milisaniye önden emir gönderildiği için ki biz bunları tamamen bilinçsiz olarak yapıyoruz. Bunlar zaten son yıllarda farkına varılan gerçekler. Allah’ın işte yaratma sanatı ve bizim adımıza her saniye bir katrilyon sinyal çıkıyor beynimizden, bakın bu bir saniye, beyinden bir katrilyon çıkan sinyal bizim nefes alıp vermemiz, kalbimizin atışları bütün bu kas sisteminin koordinasyonu, anlattığım ve daha anlatmadığım nice şeyler; hormonların kontrolü, vücuttaki yapılacak idrar miktarı, ne kadar kandan elektrolit süzülecek, ne kadarı kanda kalacak, kan basıncı ayarlanıyor, damarların çapları ayarlanıyor. Saniyede bir katrilyon işlemle yapılıyor bu.  Bu, işte üstün “Rakıb” olan Allah’ın yani bütün varlıklar üzerinde gözcü olan ve bütün işleri kontrolü altında tutan bakın bütün işleri kontrolü altında “Rakıb” bütün işleri kontrolü altında tutan demek, her şeyi her an kontrol ediyor Yüce Rabbimiz ve bizim adımıza denetliyor. En ufak bir aksaklık olduğu zaman bütün sistem bozuluyor. Hatta ölümle tabi neticeleniyor daha ağır hastalıklar ölümle neticeleniyor. İşte bu yaratılışın kusursuz delillerinden bir tanesi. Burada hiçbir tesadüfe yer yok. Çünkü bilgisayarlara verseniz, bıraksanız bu sistemleri asla bu şekilde bir kontrol mekanizması bugünkü teknoloji ile sağlanamaz. Bu kadar karmaşık hesaplar yapılamaz. Bizim bilinçli olarak bırakılsaydı hiçbir şekilde yapılamazdı. Ben ne bileyim ne kadar nefes alıp vermem gerektiğini, ne kadar oksijene ihtiyacı var 100 trilyon hücrenin ben nereden bileyim? Damarımın çapı ne kadar olacak nereden bilebiliriz biz?  Ya da değil mi, kaslarımız hangi kası kasacağımız, yani şu hareketi yapmak için bunu almak için ben hangi kası nereden nasıl kasacağım. Ben sadece diliyorum ve Allah onu gerçekleştiriyor.
SUNUCU: Mesela refleksif hareketler var. Herhangi bir şeyle üzerinize bir şey döküldüğünde veya korktuğunuzda ani bir durumda verdiğimiz tepkiler var onların süratini düşününce hakikaten mucize ve aynı sistem hayvanlarda da bu şekilde değil mi?
OKTAR BABUNA: Tabi bütün canlılarda yani bütün canlıların yaptıkları  hareketleri düşünün işte bir gün  önce yarasanın sonar sistemlerini konuşmuştuk mesela böyle. Bugün bir şey daha öğrendim, bir gerçek. Şimdi yarasa ultrasonik müthiş çığlıklar gönderiyor. Yani insan kulağının duyamayacağı fakat kendi kulağını sağır edecek kadar yüksek frekanslı  çığlıklar gönderiyor. Kulağının sağır olmaması için çok önemli bir mekanizma varmış. Bir kas varmış kulak zarını  kontrol eden yarasanın, saniyede 50 kere kasılıp gevşiyor.  Bunun şöyle bir sebebi varmış. O kadar yüksek frekanslı...
ADNAN OKTAR: Selam.
OKTAR BABUNA: Aleykumselam.
SUNUCU: Hoşgeldiniz efendim.
ADNAN OKTAR: Hoşbulduk. Bir Dabbetül Arz  varmış. Evet neler varmış burada. Nasılsınız?
SUNUCU: Teşekkür ederim sizler nasılsız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun çok şükür. Ne anlatıyordun Oktar?
OKTAR BABUNA: Sizin kitaplarınızdan iman hakikatleri anlatıyorduk.Yarasanın kulak zarındaki çok ufak bir detay vardı müthiş bir yaratılış sanatı Allah’ın muazzam.
ADNAN OKTAR: Bir kere bizim doktorumuz yine konuşamamış senin gür sesin geliyordu MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: O önce anlattı. 
CİHAT GÜNDOĞDU: Ben de nautilusu anlattım.  Denizaltıyı taklit eden, denizaltındaki teknolojinin aynısını  kullanıyor 100 milyon yıldır kullanıyor. Gaz üretiyor odacıklarına dolduruyor ve yüksekliyor  denizin derinliklerinde ve denizaltıdan daha aşağı derinliklere de inebiliyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah MaşaAllah. Nasılsın sevimli?
SUNUCU: Teşekkür ederim sağolun. Şükürler olsun iyiyim.
ADNAN OKTAR: Sen bir kuzuyu andırıyorsun daha çok.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet bana soru var mı?
SUNUCU: Var hem de fazlasıyla.
ADNAN OKTAR: Bol miktarda.
SUNUCU: Bol miktarda.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU:Evet bir izleyicimiz demişler ki, “Hocam bugün sabah Kur’an okurken, Enam Suresi’nden şu ayetleri okudum. Şeytandan Allah’a sığınırım. ‘Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimsenin durumu karanlıklarda kalıp oradan  bir çıkış bulamayanın durumu  gibi midir? İşte kafirlere yapmakta oldukları böyle süslü ve çekici gösterilmiştir. Hiç süphesiz size vaadedilen mutlaka gelecektir ve siz aciz bırakılacak değilsiniz.’ Efendim bu ayetleri açıklar mısınız? Saygılarımla” demişler. Dilerseniz şöyle uzatayım size.
ADNAN OKTAR: Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. ‘ Ölü iken kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimsenin durumu’ bu ayet işari olarak Hz. İsa’ya da bakıyor. Bakın  ölü iken çünkü uyur vaziyette biliyorsunuz göğe alınmıştır. Bütün insanlar öldüğünde ölürler herkes ölür, o da bir nevi ölü gibi göğe alınmıştır, uyku halinde olduğu için. Ölü iken kendisini dirilttiğimiz’ yeniden dünyaya gönderdiğimiz  ‘ve insanlar içinde yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz’ ona da Kur’an veriliyor biliyorsunuz geldiğinde. Ona da aynı zamanda işari anlam olarak bakıyor. Bu Enam Suresi 122’de. Enam suresi 134 ‘Hiç şüphesiz size vaad edilen mutlaka gelecektir.’ Yine Hz. İsa’ya da işari anlamda bakan bir ayet. Kıyamete bakmakla beraber  ‘Hiç şüphesiz size vaad edilen mutlaka gelecektir’ Çünkü Hz. İsa (a.s.)’nın gelişi vaadedilmiştir. O gelişe de aynı zamanda işaret ediyor. Haluk hocamıza buradan bildiriyoruz inşaAllah.
SUNUCU: Teşekkür ederiz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Bir başka izleyicimiz demişler ki Maltepe’den “Hocam, ben taksiciyim. Radyoda yayınlandığından beri konuşmalarınızı her gece takip etmeye başladım ve hergün yeni şeyler öğreniyorum. Allah razı olsun. Hocam, Cübbeli hocanın dehşetli bir yanılgı ile söylediği ‘Mehdi geldiğinde tüm Şii’leri , Vehhabi’leri , Bektaşi kardeşlerimizi pırasa gibi doğrayacak sözünü işitince şunu düşündüm. Peygamber döneminde zaten Şiilik, Vehhabilik, Bektaşilik , Alevilik yoktu yani Peygamberimiz (sav) kendi döneminde olmayan mezheplerin ismini nasıl zikredip hadis söylesin? Nasıl daha olmayan mezhepleri tek tek sayıp, Mehdi bunları pırasa gibi doğrayacak desin? Siz tabiki Allah’ın izni ile daha iyisini bilirsiniz. Benim aklım almadı. Cübbeli hoca galiba bu konuda bilmeden konuşuyor.” Aslında çok güzel noktalara değinmiş izleyicimiz. Hakikaten bildiğimiz kadarı ile Peygamberimiz (sav) döneminde böyle mezhepler yoktu.
ADNAN OKTAR: Dolayısıyla ne Vehhabilerden, ne Caferilerden ne Alevilerden bahsetmiş olması, dolayısıyla onların pırasa gibi kesilmesi ile ilgili bir ifade olmayacağı açık. Tamamen kendi düşüncesi olduğu, kendi kafasının bir ürünü olduğu açıkça görülüyor. Allah hidayet versin. Allah aklını fikrini arttırsın. Yani ne konuştuğundan haberi yok gibi. Çünkü Allah vermesin böyle bir durumda İslamiyet diye birşey kalmaz. Çünkü Müslümanların nerdeyse yarısını yok etmiş olacak. Bu kafaya göre ve katliamla. Yani Mehdi bunu yapacak dedin mi, bunu idare haline getirirsen etrafındaki insanları da bu yönde teşvik edersen, bu insanlar da Alevi kardeşlerimize, Bektaşilere, Caferilere, Şiilere, Vehhabilere veya herhangi başka mezhepden kardeşimize karşı içinde bir sevgi kalmadığı gibi müthiş bir nefret ve onları yok etme arzusu meydana gelecektir. Ve süper tehlikeli, çok çok aşırı derece tehlikeli bir durum. İnşaAllah Allah aklını başına aldırır, böyle makul muntazam bir insan haline gelir inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah zaman zaman da konuşuyoruz hakikaten çok dehşetli ve birbiri ile çelişki içinde olan açıklamalara  rastlıyoruz. Bu açıklamalara tabi ki sizlerin vasıtası ile de cevaplar gecikmiyor, izleyicilerimiz neyin ne olduğunu çok daha ayrıntılı bir şekilde öğreniyorlar. Bunlara cevap verecek internet siteleri var;  www.cubbeliahmethocayacevap.com  ve...
OKTAR BABUNAwww.cubbeliahmethoca.org. İki ‘b’ ve ‘u’ ile; www.cubbeliahmethoca.org .
SUNUCU: Evet  www.cubbeliahmethoca.org adreslerine de girip ayrıntısı ile bakabilirsiniz efendim. Evet sorularımıza devam edelim.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Trabzon’dan bir izleyicimiz demişler ki, “Çok değerli Adnan Hocam, televizyonda ilgi çekici bir haber gösterdiler. Haberde vatandaşlarımız toplanmış, kolkola girip, sarılarak, kameralara seslenerek , kimimiz Kürt kimimiz Çerkez, kimimiz Laz, kimimiz Ermeni ama hepimiz kendimizi Türk hissediyoruz. Yıllarca birlik içinde yaşadık, bütünleştik. Bizi niye ayrıymış gibi göstermeye çalışıyorlar? Hepimiz kardeşiz dediler. Ne güzel halkımız Kürdüyle, Çerkeziyle, Çeçeniyle birlik ve kardeşlik içinde yaşamak istiyorlar. Bu da Türkiye açısından çok güzel bir gelişme. Hocam siz uzun süreden beri halkımıza birlik beraberlik isteğinizi her fırsatta dile getirin diye tavsiyede bulunuyordunuz. MaşaAllah, Türk halkı zaten birlik olmayı istiyordu şu an cesaretle bu isteklerini dile getiriyorlar.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu son zamanlardaki gelişmeler çok aleni ve açık olduğu için artık ben söylemiyorum bundan sonra. Yani televizyonlarda geceli gündüzlü yıllardan beri anlattıklarım  tahakkuk etmiş olarak sürekli  anlatılıyor. Yani bir tane iki tane on tane değil, seri olarak anlatılıyor. Onun için olaylar kendini anlattığı için artık ben anlatmıyorum. Yani bakın dedim oldu demiyorum çünkü görülüyor  MaşaAllah.
SUNUCU: Evet. Afyon’dan bir izleyicimiz   “İyi akşamlar.” İyi akşamlar demişler. Orada heralde bir problem oldu. Orda iyi günler olarak düzeltiyorum ben izleyicimizin temennisini. www.hazretimehdi.com sitesinizde bir hadis okudum. Diyor ki ‘İmam, güçlü 30 yardımcı ile yalnız değildir.’ Burada Hz. Mehdi’ ye işaret ederek belirtilmiş. Hocam Peygamber Efendimiz (sav)’in bildirdiği bu hadis çok hoşuma gitti. Mehdi’mizi ve yardımcılarını  inşaAllah görmek nasip olur diye düşündüm. Saygılar.” demiş. 
ADNAN OKTAR: Evet, yeni bulduğumuz bir hadiste 30 kişilik ilmi güçlü bir ekibi olduğundan bahsediyor hadiste. 30 kişilik ayrıca bir hadis o dikkatimi çekti. Yine 4 tane kadar yeni hadis buldum. Sürekli araştırıyoruz. Onlardan birisi de bu hadis.
SUNUCU: Evet ama toplam rakam 313 kişiden oluşuyor değil mi Mehdi ve talebeleri?
ADNAN OKTAR: Ayrıca böyle bir ekibi vardır yani ilmi gücü olan yani olağanüstü bir güce sahip ilmi güce sahip 30 kişilik bir ekibi daha vardır diyor ayrıca.
SUNUCU: Ayrıca diyor.
ADNAN OKTAR: Yoksa 313 kişi sürekli rivayetlerde geçiyor.
SUNUCU: Ankara’dan bir izleyicimiz demişler ki “Hocam birkaç gündür Kıbrıs’ın Lefkoşa, Girne, Magosa gibi önemli  kentlerinde bulunan tarihi Osmanlı camilerinin bir çoğunun meyhane ve içkili lokantaların işgali altında olduklarına dair haberler okuyorum. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Cami diplerinde meyhane yapmak eğlence yeri yapmak hiç hoş değil çok anormal bir hareket. Özellikle cami meşrutalarını meyhane, içki satılan yerler  veyahut  diskotek gibi kullanılması hiç yani uygun değil. Hem haram, hem çirkin, hem yakışıksız. Kıbrıs’ta da böyle olaylar olduğunu duyduk. Doğru da yani bir kısmı doğru. Camilerden uzakta olması lazım bu tarz yerlerin çünkü camiler sessizlik gerektiren, ibadette huşu gerektiren, dikkatin dağılmamasını gerektiren yerler. Şimdi orada bağırtılı çağırtılı müzik şu bu olursa, bu yakışık almaz, genel yapısına da uygun değil.
SUNUCU: Evet Rize’den bir izleyicimiz demişler ki, “Değerli hocam, haşa Mehmet Ali Talat’ın ‘Kuran kursları son derece rahatsız edicidir’ sözü biz Müslümanları çok rahatsız etti. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?”
ADNAN OKTAR: Eğer Mehmet Ali Talat böyle birşey söylediyse bu çok çok acayip bir söz olmuş oluyor. Yani umarım söylememiştir, umarım aslı yoktur. Eğer böyle bir sözü varsa çok vahim tabi. Çünkü Kıbrıs’ı muhafaza eden güç şu an milli ve manevi değerlerimizdir ve Müslümanlık, Türklük şuurudur. Yani Müslümanlık, Türklük şuuru Kıbrıs’tan gitti mi, bir referandum yapılsa oradaki halk tamam der, ne istiyorsanız yapalım diyebilirler o zaman. Bu çok anormal olur. Eğer çoğunluk bu mantığa dönerse çok çok acayip olur. Yani oradaki milli ve manevi değerlere değer veren insanlar Kıbrıs’ı ayakta tutuyor. Onların ruhunu besleyen de dindir. Din ahlakıdır. Eğer din ahlakı ellerinden alınırsa, İslam sevgisi ellerinden alınırsa, Kıbrıs’ta elden gider. Ben söyleyeyim. Allah vermesin. İnşaAllah.
SUNUCU: Evet Şişli’den bir izleyicimiz, “Okuduğum bir ayeti sizinle paylaşmak istiyorum” demiş. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışırsanız onu sayıp bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki insan pek zalimdir, pek nankördür. (İbrahim Suresi, 34). Hocam bu ayeti okuyunca Allah’ın nimetlerinin ne kadar çok olduğunu düşündüm. Yiyecekler, giyecekler, teknolojik aletler, yaşadığımız şehirler. Detay detay Allah’ın yarattığı o kadar çok nimet var ki, gerçekten saymakla bitiremeyiz. Ama buna rağmen bu nimetleri görmezlikten gelen insanların olması beni çok şaşırtıyor. Ahirette nasıl hesap verecekler, korkmuyorlar mı hocam bu insanlar?” demiş.
ADNAN OKTAR: Bütün nimetlerden tek tek insan hesaba çekilecek. Ama çok detaylı olarak. Bilgisayardan tutun, arabadan, evden, yiyecekten, içeçekten yani çok kapsamlı ve detaylı sorguya çekilecekler. Bu tabi insanın hafızasının almayacağı birşey gibi insanlara geliyor. Fakat zamanın izafi olmasından dolayı bu süratle gerçekleşecektir. Fakat dine inanmayanlarda, küfür ehlinde bu süre daha da uzatılarak, onları çok rahatsız eden bir hale gelecektir. Cenab-ı Allah sorsa, mesela diyecek Kuran’ı, iman hakikatlerini, darwinizmin geçersizliğini öğrenebileceğin bilgiye ulaştın mı? Ulaşamadım derse, bilgisayar vardı evinde diyecek Cenab-ı Allah, ona bakıyordun, görüyordun. Kitaplarda bunu okudun, duydun, sürekli kulağına geliyordu, radyodan duyuyordun, radyoyu açtığında sana hitap ediliyordu. Neden bunları anlamazdan geldin denecek. Mesela eğer üniversite öğrencisiyse, mitokondrilerin, kofulların yapısı, proteinlerin yapısı ona tek tek sorulacak. Mesela proteinin tesadüfen olacağını nereden çıkardın, nereden anladın? Mesela bütün fosillerin, 250 milyonun üzerinde fosil olduğunu duyduğun halde neden daha hala o teoriyi savundun? Delilin neydi? Bunun açıklamasını yapamadığı vakitte zaten diyor evet diyor, hakikaten ben zulmettim kendime diyor. Yiyecekten, içecekten, hepsinden tek tek sorguya çekilecek insanlar. İnşaAllah. O kapıyı kapatalım mı biraz serin esiyor. Bu sevimliye bir zarar gelmesin.
SUNUCU: Teşekkür ediyorum sağolunuz. Isıtıcımız var zaten. Evet Erzurum’dan bir izleyicimiz. “Değerli hocam Peygamber Efendimiz (sav)’in soyismi nedir?” diye bir soru yöneltmişler.
ADNAN OKTAR: Peygamberimizin soyismi, dün vardı hangi kanaldı?
OKTAR BABUNA: Dem TV.
ADNAN OKTAR: Dem TV’de evet orada konuştuk. Yani iftiharla söyleyeyim “Adnan”dır. Ben-i Adnan’dır. Benim ismimde Adnan olduğu için çok hoşuma gidiyor. Ayrıca Adnan cennetleri vardır Kuran’da da. Peygamber efendimizin soyu da Ben-i Adnan’dır inşaAllah. Soyadı sorulmuş olsa Adnan diyecekti Peygamber Efendimiz (sav).
SUNUCU: MaşaAllah. İsmen benzerlikten dünkü programımızda da bahsetmiştik ama kaçıran izleyicilerimiz olmuşsa bir kez daha altını çizmek istiyorum. Cübbeli Ahmet Hoca’nın bu konuda bir takım söylemleri vardı. İsmine işaret ederek. Siz dünkü programda çok güzel bahsettiniz. Peygamber efendimizin diğer isimleride var. Muhammed, Mustafa gibi. Ahmet de bunlardan biri. İsimle ilgili olmadığına dair çok güzel şeylerden bahsettiniz. İsimlerimden biri demiyor değil mi Peygamber Efendimiz (sav)?
ADNAN OKTAR: Bak MaşaAllah. Sen çok dikkatli bir dinleyicisin. Tebrik ederim seni. Hem MaşaAllah çok zekisin ve çokta dikkatlisin. Benim çok hoşuma gidiyor. Peygamber efendimizin adları Ahmet, Mahmut, Muhammed, Mustafa. Peygamberimiz adı adıma uygun düşer diyor. Adı adlarıma, isimlerime uygun düşer demiyor. Öyle olsa dört isimli biri olduğuna göre Peygamberimiz (sav), adı adlarıma, ismi isimlerime uygun demesi gerekirdi. Benim isimlerimle aynıdır, uygun da değil. Uygun çünkü ayrı bir anlam taşıyor. İsmi isimlerimle aynıdır demesi gerekiyor. Ama böyle dememiştir. Adı adıma uygun düşer diyor. O zaman anlamı ayrı. Özel bir anlamı olduğu anlaşılıyor. Hususi bir anlamı olduğu anlaşılıyor. Tahakkuk ettiğinde anlayacağız. Tahakkuk ettiğinde anlayacağız ama yani mesela bir insanın eğer canı isterse, böyle Mehdlik iddiasında bulunan tipler oluyor, bana geliyorlar, ben detay anlatmıyorum. Arkadaşlarıma geliyor hatta bizim eve de geliyorlar. Hatta bize gelip bir bayan da söyledi Mehdi’yi bulduklarını, var olduklarını. Geçenlerde yine bir bayan aynı şekilde görüşmek istiyorum dedi. Kimi Almanya’da buluyor, kimi Amerika’da, kimi Türkiye’de. Yani arıyorsan hemen getirelim, göstertelim gibisinden... çok eskiden beri var olan birşey. Bazı insanlar var alenen ben Mehdi’yim diyor. Çıkıyor televizyona anlatıyor, geldim ben diyor. Ve beni nasıl farketmezsiniz siz diyor, kızıyor da insanlara.
SUNUCU: Bunu siz de belirtiyorsunuz ki, Mehdi zaten kabullenmeyecek. Ona etrafındaki insanlar onu bu yönde zorlayacaklar diyorsunuz. O yüzden çıkıp ben Mehdi’yim demeleri çok bir kere bu şeye ters düşüyor.
ADNAN OKTAR: Bakın Peygamberler Peygamberliklerini alenen ilan eder ve açıklamakla mükelleftirler. Bu veli insan Mehdi. Dolayısıyla o tam tersine, onu reddeder yani reddetmekle mükelleftir. Peygamberler kabul ettirmekle mükelleftir, o reddetmekle mükelleftir. Hiçbir şekilde kabul etmez. Çünkü kabul ettiğinde, ben cennetliğim, benim imtihanıma gerek yok mantığı çıkmış oluyor. Olmaz. Çünkü bir vahiy almıyor, bir kitap gelmemiş. Herhangi bir kul konumunda olmuş oluyor. Cennete de gidebilir, cehenneme de gidebilir. O zaman nasıl çıkıp ben Mehdi’yim desin? Yani hangi insan çıkıp ben cennetliğim diyebilir dünyada? Cennetliğim diyemeyeceğine göre ben Mehdi’yim de diyemez. Ama hüsnü zan edilir, umut edilir. Allahualem diyeceğiz inşaAllah. Mehdilik iddia etmek isteyen kişi, Cübbeli mesela illa ismi Ahmet’tir diyor. Onun önce de zaten bir eğilimi vardı. Bizim arkadaşların evine gelmişti o. Kimin eviydi o ?
OKTAR BABUNA: Murat’ların. Hulusi’lerin evi.
ADNAN OKTAR: Hulusi’lerin evine gelmişti. Ben o zaman cezaevinden yeni çıkmıştım. Mehdilik konusunu ben yine açtım. Oğlum Ahmet diye, Sultanahmet Camii’nden Hz Peygamber (sav)’in bağırdığını, yüksek sesle bağırdığını ve bunun işte duyulduğunu, buna benzer birşeyler anlattı. O günü tam hatırlayamıyorum. Ama en net hatırladığım şu, bir bunu ama bu anlattığım çok net, hocam dedim ben, biz dedim yani arkadaşlarımla, aradığımız Mehdi’yi bulduk dedim. Acayip mesut oldu yani çok mutluydu böyle. Yani ben aslında Mehdilik iddia edenlerde tabi açıklama yapıyorum ama, yıkıcı da konuşmuyorum. Çünkü öyle tiplerde bu bir şey oluyor, etrafındaki insanlarda çok tahribat yapabiliyor. Var mesela öyle televizyonda konuşan Mehdi adayları var, Mehdilik iddia edenler var, ben yıkıcı konuşmuyorum. Ama tabi en tehlikelisi, Allah esirgesin, “ben vahiy aldım ve vahiyle Kuran’ın şu hükmünü değiştirdim” demesi çok tehlikeli. Yani böyle vakalar var, yani Allah vermesin. En vahimi budur. Yoksa kendine hüsnü zan edip ben Mehdi’yim diyorsa, bir dereceye kadar  meczup hükmünde olabilir. Yahut, tarikatlarda vardır o, sekir halinde, bir manevi sarhoşluk anında söylenebilir. Bu da makul olmuş oluyor o yönüyle. Çünkü etrafındaki insanlar sorumludur, böyle birşeye inanmamaları gerekir Mehdilik iddiasında. Ama söyleyen kişi  o konuda bir mazereti olmuş oluyor. Eğer sekir halindeyse, yani tarikat sarhoşluğu içerisindeyse. Çünkü makam-ı Hızır vardır, makam-ı Mehdiyet vardır. Yani bu insanlar sürükünü tamamlarken tarikatlarda o makamlardan geçerler. Mesela Hazreti Hızır makamında kendini Hz. Hızır gibi görebilir şahıs. Yahut Hz. Mehdi makamında kendini Mehdi gibi görür,  onun gölgesi onu kaplar. Kendisini Mehdi zannedebilir şahıs. Yani manevi sekir ve sarhoşluk halinde diyebilir. Bunda kendisi sorumlu olmaz, ondan yani o kadar sorumlu olmaz. Ama çevresindeki kişiler sorumlu olur. Ama mesela alenen ben vahiy aldım, diyorsa ve şu ibadetler benden sakıt oldu kalktı diyorsa,  bu çok çok vahimdir. Etrafındaki insanların bu kişiyi uyarması lazım, çünkü iyilik yapmış olmuyorlar. Yani kendileri belki kurtulur ama  o insanı mahvetmiş olurlar. Yani cehenneme göndermiş olurlar. Çünkü Cenab-ı Allah Kuran’ın hiçbir şekilde değişmeyeceğini söylüyor. Ve ayet var ve son kitaptır. Bana bir Kitap daha geldi, Kuran’ın hükümlerini ben kendi adıma değiştiriyorum derse, küfre gider. Yani hiçbir şekilde de kurtarışı olmaz. Onun için etrafındaki insanlar böyle kişiler olduğunda acısınlar, o yönüyle kurtarmaya çalışsınlar. Şefkatle yaklaşmaları lazım. Nitekim böyle insanlar var. Yani ama şevkliler işte hocaları, mürşitleri Mehdi zannediyorlar. Heyecanla hizmet veriyorlar bu güzel, hizmet vermeleri güzel. Ama Kuran’ı değiştirdikten sonra sen, geriye ne kalıyor ki o zaman? Yani hangi davayı savunuyorsun sen o zaman? Kuran yoksa neyin davası kalıyor geriye? Onun için böyle vahim durumlarda, durumu seyretmek olmaz. Mutlaka uyarılmaları gerekir. Ama Mehdilik iddia etmek isteyen insanlar için mesela Cübbeli’nin oradaki o tavrı çok acayip,  yani isminin Ahmet olması gerektiğini söylüyor, kendi ismi Ahmet ya ordan da bir bağlantı kuruyor olabilir. Halbuki bir insan der ki, “çocuklar bana Ahmet diye hitap edin bundan sonra” der, adı Ahmet olur bu kadar. Eğer daha da detay istiyorsa gider mahkemeye müracaat eder, ismini Ahmet diye değiştirir. Kimse de birşey diyemez. Benim adım Ahmet oldu der.
Ama yeryüzündeki tek Ahmet kendisi değil ki, bir de öyle de bir durum var yani. Milyonlarca Ahmet isminde, Muhammed isminde, Mustafa isminde insan var.
SUNUCU: Milyonlarca Ahmet isminde, Muhammed isminde, Mustafa isminde insan var.
ADNAN OKTAR: Tabi ki; yani hiçbir şekilde böyle olmayacağı belli. Ayrıca mesela bir ismi de Adnan'dır Peygamber Efendimiz (sav)’in. Milyonlarca Adnan vardır, milyonlarca Mahmut, Mustafa, Muhammed vardır. Demek ki bu bir ölçü değil. Yani inşaAllah. Ama Peygamber Efendimiz (sav) hayatta olsaydı, mesela soyadınız ne denseydi, Adnan diyecekti. Çünkü biz asrımızda hitaplar hep soyadıyla biliyorsunuz. Mesela Sayın Erdoğan deniyor, Tayyip Erdoğan beyefendiye değil mi? Başbakana ismiyle hitap edilmez. Etmiyorlar yani toplumda böyle genel bir kanaat var. O yüzden toplumun genel kanaati, genel uygulaması olarak birçok yerde mesela Avrupa’da da öyledir. Hitap olarak muhterem Adnan diyebilirlerdi Peygamber Efendimiz (sav) yaşamış olsaydı. Yani ismi olarak hitap edeceklerdi. Adnan diye hitap edeceklerdi. Ama bu hiçbir şekilde ölçü olmaz, yani ismim Adnan dese veya ismim Muhammed Mustafa Ahmet dese ben Peygambere bu yönüyle, bu rivayetleri yönüyle benziyorum dese olmaz ve dolayısıyla hadislerin kastettiği manayı ben veriyorum dese yine olmaz. İnşaAllah. Peygamberimiz (sav)’e tamam isim olarak benzer, bu yönüyle benzer fakat Mehdilik yönüyle iddiada bu delil olmaz. Ama tabi ki Peygamber Efendimiz (sav)’e boyum benziyor diyebilir, Mehdiye benziyorum diyebilir. Hz. İsa' ya benziyor olabilir fizik yapısı, ama bu onu göstermez. Mesela Hz. İsa'nın da görünümü çok detaylı olarak bellidir. Mesela saç yapısı, saçları açık kahverengiyle altın sarısı arasındadır. Hz. İsa'nın saçı.  Çok fazla insan var öyle. Zarif olacaktır, geniş omuzlu olacaktır, ince bellidir Hz. İsa, gri gözlüdür. Küçük burunlu, zarif yüzlüdür. Uzun parmaklı elleri. Her boyasından boyamıştır diyor, iki sarı parça kıyafet vardır üstünde, ilk geldiğinde o şekilde gelecektir. Yani kendi orjinal kıyafeti o şekilde, yani tanınması açısından Peygamber Efendimiz (sav) bildirmiş. Sarıdır üzerindeki kıyafet. Ama yani bu eşgalde, bu görünümde olmak Hz. İsa olmayı gerektirmez. Bir insan için yani değil mi; benzeyebilir bir insan fizik olarak. Mehdi’yede benzeyebilir. Ama Mehdilik iddiası için bu yeterli olmaz bu, ne yaparsa yapsın zaten iddia edemez. Mehdilik iddia edemez.
SUNUCU: Bu ancak Allah tarafından verilmiş bir görevdir. Kendilerinin iddia etmesiyle tabi olabilecek bir şey değil.  
ADNAN OKTAR: Kaderde tahakkuk eder, İslam dünyaya hakim olur, o da Müslümanların lideri olur o kişide, Hz. Mesih ile birlikte namaz kılar o zaman hüsnüzan edeceğiz. İnşaAllah. Yani gayriihtiyari hüsnüzan ederiz. Allahualem o diyeceğiz. Çünkü akla başka bir ihtimal gelmez. Allahualem herhalde o diyeceğiz. Ama bu bir yani Kuran hükmü gibi bir hüküm değildir. İnşaAllah. Yani hüsnüzana dayalıdır inşaAllah. Ama İslam’ın dünyaya hakimiyeti açıktır. Yani Kuran’da çok fazla ayet var İslam’ın dünyaya hakimiyetiyle ilgili. Ve İslam’ın dünyaya hakim olmasını istemek de farzdır bir Müslümana yani. Her gün, gün içinde İslam’ın dünyaya hakim olması için Müslüman dua etmek ve bu talepte bulunmak durumundadır. İslam dünyaya hakim olsun veya olmasın o süre içerisinde, kendi ömrü içerisinde mutlaka bu talepte bulunması gerekir. Her gün namazlarında "Yarabbi İslam’ı dünyaya hakim et" demesi lazım. Çünkü İslam’ın dünyaya hakim olmadığı her dönem içerisinde zulüm dünyada kol geziyor. Adaletsizlik dünyada kol geziyor. İnsanlar acı çekiyor, bebekler öldürülüyor, ülkeler birbirine saldırıyor, muazzam terör oluyor, muazzam anarşi oluyor ve kargaşa oluyor. Yani özetle Mehdiyet konusu her Müslümanın talep etmesi gereken bir konudur. Yani "Yarabbi bize Mehdiyi göster, İslam’ı dünyaya hakim et" demesi gerekir. Ama Mehdiliği isterken oradaki asıl amaç İslam’ın dünyaya hakimiyetini istemektir. Yoksa Mehdi herhangi bir Allah'ın kulu, aciz, naçiz bir kulu, Allah onu vesile ediyor yani Mehdi olağanüstü güçlere sahip müstakil bir varlık hiçbir şekilde olamaz. Bütün güç Allah'ındır. Allah Mehdi’yi vesile ediyor. Bizim burada asıl isteyeceğimiz İslam'ın dünyaya hakimiyetidir. Ve bir an önce, hemen olmasıdır. Mesela bugünlerde, hatta bugün İslam’ın dünyaya hakim olmasını istemekle mükellefiz. Hemen olmasını istemekle mükellefiz. Ve her gün buna dua etmekle mükellefiz, böyle bir nimeti elde etmek için. İki kafir ve iki Müslüman hakim olmuştur dünyaya. Süleyman ve Zülkarneyn. Beşinci olarak evlatlarımdan Mehdi dünyaya hakim olacaktır diyor inşaAllah Peygamber Efendimiz (sav). O konumdayız o devirdeyiz o zamandayız. Meydana gelen bütün harikalar Mehdiyeti pekiştirecek harikalar. Bakın görüyorsunuz her gün Mehdiyeti destekleyen, Mehdiliğin gelişine dair her gün bir televizyon haberi, her gün bir gazete haberi okuyorsunuz. Her gün ama muntazam.
SUNUCU: Az önce siz de söylediniz. Bu insanların arasında, bana da geliyorlar dediniz işte ben Mehdi’yim diye çıkıp. Şimdi bu insanlar tabiî ki araştıran, okuyan bir Müslüman’ı kandıramazlar. Amaçları o mudur tam bilmiyorum belki başta kendilerini çok inandırdıkları için böyle bir tutum içindeler onu da bilmiyorum, ama burada mesela Cübbeli Ahmet hocadan örnek vererek gitmek istiyorum. Etrafındaki insanlar neler yapmalılar? Yani çünkü böyle bir şeye inanmak böyle bir şeyin ardından gitmek bu düşünceyi savunmak kendilerine de zarar verecektir.
ADNAN OKTAR: Bir kere Cübbeli  Mehdi gelmeyecek diyebilir, o şekilde olabilir. Fakat İslam’ın dünyaya hakimiyeti konusunun üzerinde durmaması çok çok vahim, çok çok acayiptir. Mehdi’ye inanmıyorsan İslam dünyaya hakim olacak inşaAllah dersin var gücümüzle gayret edelim dersin, sonra da Mehdi gelecek dersin. İleriki yıllarda gelecek diyorsa desin tabi bu ciddi bir anormal bir durum olmuş oluyor. Çünkü bütün hadisleri reddetmiş oluyor. Yani bütün zuhur eden hadisleri reddetmiş oluyor. Ama tabi küfre düşmez, kafir olmaz, dinden çıkmaz. Bütün bu hadislerin tamamını reddetmiş olur vicdani bir sorumluluk vardır bunda ahirette bunun hesabını verecek. Çünkü Cenab-ı Allah sorsa bu alamet çıktı mı dese, çıktı diyecek, şu çıktı mı çıktı. Bütün alametlerin çıktığını sorsa hepsini kabul edecek. Peki Mehdi’nin geleceğine niye hüsnü zan etmedin, niye böyle bir kanaatin olmadı dese bir şey diyemez. Ama en vahimi İslam’ın dünyaya hakimiyetini niye istemedin dese onu hiçbir şekilde açıklayamaz. Çünkü İslam’ın dünyaya hakimiyeti olmadığında meydana gelen zulmü gördün mü diyecek Cenab-ı Allah. Gördün, insanların acı çektiğini gördün. Allah’ın hükümlerinin uygulanmamasıyla meydana gelen ızdıraplar, adaletsizlikler diz boyu. Mesela affetme yok, şefkat yok, merhamet yok, sevgi yok. Bunlar Allah’ın nimetleridir. Mesela bu nimetler kalkmış durumda büyük bir oranda dünyada ve zulüm kol geziyor. “İslam dünyaya hakim olsa bunlar olur muydu?” dese Cenab-ı Allah Cübbeli Ahmet’e, “olmazdı Ya Rabbi” diyecek. Peki niçin istemedin dese İslam’ın dünyaya hakimiyetini, işte Adnan Hoca’nın Mehdi olmasından şüphe ediyordum.  Korkumdan istemedim diyemez. Çünkü bu çok mantıksız, kaderde kimse o Mehdi olacaktır. Derler ya korku eceli çevirmez. İlla ki kader meydana gelir. Mehdi’nin de zuhur etmesi illa ki bir kaderdir. Falanca aman Mehdi olmasın, ona karşı hasetlik içerisindeyim, kıskançlık içerisindeyim, engellemeye çalışayım dense de o kişi Mehdi olur. Bir de ayrıca böyle bir idda eden kişi de yok. Sen sadece İslam’ın dünyaya hakimiyetini iste gerisini niçin karıştırıyorsun. Var gücünle iste, var gücünle gayret et.
SUNUCU: Bu sefer kendi sözlerini şey yapmış olacak değil mi, ikisi birbiriyle çok bağlantılı.
ADNAN OKTAR: Tabi çelişecek.
SUNUCU: Yani İslam birliğini isterse Mehdi’nin zuhurunu da kabullenmiş olacak birbiriyle çok bağlantılı olduğu için sanıyorum orda bir kasıt var.
ADNAN OKTAR:   Evet. İslam’ın hakimiyetini istemeyi bana hizmet etmek gibi görüyor kendisince çünkü benim iddiamı pekiştiren bir şey olarak düşünüyor, benim Mehdilik iddia ettiğim kafasında olduğu için kendi mantığınca beni destekleyen bir mantığa girdiğini zannediyor. Bakın mantıktaki çöküntüye bakın, yani çok garip bir durum olmuş oluyor tabi. Bir kere kaderde kimse o olacak. Sen niçin derdine düşüyorsun onun, niye panik oluyorsun o konuda? Ve neden ısrarla İslam’ın hakimiyetinden vazgeçtin ve bunu ağzına almıyorsun? Ve daha önce Mehdi her an çıkabilir derken neden birden bire ters döndün ve hiçbir şekilde Mehdi gelmeyecek, yüzyıllarca sonra gelecek diyorsun? Bu paniğin nedeni ne ? Niye bu kadar eminsin bu olaydan değil mi? Benim gördüğüm müthiş bir kanaati oluşmuş durumda. Benim Mehdi olduğuma dair müthiş bir kanaat oluşmuş ve muazzam bir korkuya dönüşmüş bu da, yani bu çok acayip bir şey. Bir kere Cenab-ı Allah’ın takdir ettiği kişi mutlaka bu görevi yerine getirecek biz de onun öncüsüyüz. Ben de Mehdi öncüsüyüm onun talebesiyim inşaAllah, talebesi olmak istiyorum. Ben zaten böyle bir iddiada bulunmayacağıma dair yemin ettim. Ben Mehdilik iddiasında bulunursam, hatta söylüyorum. Allah’ın, insanların, bütün insanların laneti üzerime olsun. Eğer Mehdilik iddiasında bulunursum. Herhangi bir şekilde, yani ömrüm boyunca asla öyle bir iddiada bulunmam, vaat edilen ahir zamanda gelecek Mehdi benim asla demem. Böyle bir olay olmaz, bu paniği de son derece yersiz. Onun için gönlü müsterih olarak gürül gürül İslam dünyaya hakim olacak gayret edelim desin. Yine de demiyorsa, artık acayip bir durum var demektir. Kuran ayetleri açık Nur Suresi  55. ayetinde, Kuran’ın birçok ayetinde dünyaya hakimiyetten bahsedilir. Süleyman kıssasında dünya hakimiyetinden bahsediyor. Zülkarneyn kıssası yine aynı şekilde dünya hakimiyetinden bahsediyor. Müslümanın idealidir. Gece gündüz Allah’a dua etmesi gerekiyor.
SUNUCU: Etrafındaki insanlara, konuşmamızda geçmişti okumamaları, interneti araştırmamaları, televizyon seyretmemeleri, sadece kendisinin söylediklerini doğru olarak kabul etmeleri... Bu bir kere Müslümanlık anlayışına ters bir durum değil mi? Bir Müslümanın araştırması gerekmiyor mu?  Kitabımızda Kuran-ı Kerim’de böyle ifade edilmiyor mu efendim?
ADNAN OKTAR: Allah bir kere okumayı farz kılıyor. Araştırın hatta gezin diyor. Kendi nefislerinize de bakın. Kendi nefislerinizde de deliller arayın. Kendi vücudunuzu, insan vücudunu da araştırın. Hayvanları düşünün hayvanların yapısını, bitkilerin yapısını düşünün, gökyüzüne bakın. Yere bakın yerde de yaratılışa bakın. Yaratılışın kanunlarına bakın ve araştırın diyor. Ve bilimi her yönüyle farz kılıyor Allah. Çünkü araştırmak ancak bilimle oluyor. Bilimin dışında araştırmak mümkün değil insanın bizzat araştırması da bilimdir. Gidip bir yerde bakması, fosilleri araştırması bir böceğin yapısını araştırması bu da bir bilimdir. Her türlü araştırma, inceleme bilime girer. Dolayısıyla televizyon seyretmeyin, bilgisayara bakmayın, şu kitapları okumayın. Onun garip bir üslubu var, kocakarı imanıyla iman edin, fazla da düşünmeyin. Halbuki derin düşünmezler mi diyor Allah, ayet var derin derin düşünmezler mi? Derin düşünecek Müslüman. Kocakarı imanı çok mantıksız, çirkin bir üslup ayrıca kocakarı diye, yaşlı az düşünen garip bir varlık imajını meydana getiriyor. Kocakarı üslubu yanlış bir kere. Babaanneler vardır anneanneler vardır, nineler vardır değil mi? Ki bunlar çok sevimli varlıklardır. Kocakarı denmesi çok garip bir üsluptur ve hakaretamiz bir üslup olduğunu herkes bilir. Yani bir anneanneye kocakarı denir mi? Diyebilir miyiz? Çirkin olacağı belli bunun. Onun için böyle deminki sözümde bunu vurgulamak istedim ben benzerliklerle hiç kimse hiçbir şekilde böyle bir iddiada bulunamaz. Bu da Kuran’a göre net olan bir konudur. Cübbeli’nin bu konudaki telaşı bırakıp İslam’ın dünya hakimiyeti için bir an önce gayrete başlaması gerekiyor inşaAllah.
SUNUCU: Öncelikle tabi neden böyle bir telaşa kapıldığı neden böyle bir şeyin içine girdiği, tabi bunlar da çok sorulması gereken sorular. Onlara anlatarak aslında biraz şey daha yapmalı, kendisinin de belki bu zor durumdan, düştüğü bu çelişkili açıklamalardan kurtarır diye düşünüyorum. Bu ani paniğinin sebebini açıklarsa...
ADNAN OKTAR: Allah aklını, fikrini arttırsın, hidayet versin. Doğru yolu göstersin inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Arkadaşlar reklam arası için işaret verdiniz ama süremiz geldi mi? Tamam. Evet kısa bir ara vermemiz gerekiyormuş.
Evet kısa bir aranın ardından programımız devam ediyor. 106.4 Karadeniz FM ve 102 Bingöl FM’den de izleyicilerimiz bizi dinleyebilirler. Evet.
ADNAN OKTAR: Evet bu sefer Cihat hocam inşaAllah birşeyler anlatsın.
CİHAT GÜNDOĞDU: Anne karnında biliyorsunuz bir tek hücre, babadan gelen yarım kromozom bilgisi ile anneden gelen yarım kromozom bilgisi birleşerek tek bir hücreyi, zigotu oluşturuyorlar. Daha sonra bu zigot, ikiyhe dörde sekiz onaltıya böyle katlanarak çoğalıyor. Milyonlarca sayıya ulaşıncaya dek bakıyorsunuz hep aynı hücre çoğalmış oluyor. Tıpatıp aynı hiç bir fark yok. Birinin diğerinden hiçbir farkı yok. Ama bir yerden sonra bir de bakıyorsunuz bir özelleşme başlıyor. Buna neyin sebep olduğu araştırılıyor bugünlerde ve çok özel bir proteinin bunu yönlendirdiği, bir genin yönlendirdiği tespit edilmiş durumda. Ama burada çok hassas bir olay var, yani bir gün bir bakıyorsunuz hücre sinir hücrelerini meydana getirmeye başladı, bir gün bir bakıyorsunuz sindirim sistemine ait hücreleri meydana getirmeye başlıyor. Organlar oluşmaya başlıyor ama her şey her hücre bulunduğu grupta bulunduğu koordinatta, nerde olması gerekiyorsa o hücreyi oluşturmaya başlıyor, o hücreye özelleşmeye başlıyor. Bunu kontrol edenin ne olduğu uzun süredir araştırılıyor ve bir protein olduğu anlaşıldı. Yani genleri yöneten bir protein olduğu anlaşıldı ki, burada açık olan şu, Allah’ın üstün bir yaratması var. O hücrelerin kendi başlarına karar vereceği bir olay söz konusu değil burada. Sistemlerin  nasıl oluşacağı kimsenin oradaki hücrelerin kararını verebileceği asla değil, çok üstün bir ilimle yaratılıyorlar, insan vücudu şekillendiriliyor. Allah şekillendiriyor insan vücudunu, bebeği. Burada Allah’ın üstün yaratma sanatını görmüş oluyoruz ve üstün bir ilimle yarattığına şahit olmuş oluyoruz. Hiçbir hücre nerde hangi hücreyi oluşturması gerektiğini tabi ki yukarıdan görmez, kuşbakışı göremez. Bu ancak her şeyi bilen, bütün hücrelerin nerde nasıl geliştiğini bilen üstün bir yaratıcının üstün bir ilimle yaratan Yüce Allah’ın yaratması olduğunu ortaya koyan bir gerçek olmuş oluyor hücrelerin özelleşmesi.
SUNUCU: Siz tabi bebek dediniz hemen bu önümdeki sorulardan birinde okumuştum, anne sütünün çok farklı bir yönü keşfedilmiş, haberiniz var mı bilmiyorum ama sabah doyurucu canlandırıcı bir etkiye sahipmiş bebek üzerinde, akşam da uykusunu getirecek dinlendirici bir özelliğe sahipmiş, bakın ne kadar detaylı ve çok çok değişik, yani sadece besleme şeyiyle değil, en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah. Anne sütüyle ilgili bir de şu özellik var, uzun süredir bilinen bir gerçektir bu, bebeğin doğduğu anda ilk ihtiyacı olan şey hazır antikorlardır, çünkü bağışıklık sistemi, savunma sistemi henüz tamamlanıp gelişmediği için anne vücudu ona hazır antikorlar verir. Karşılaşacağı mikroplara karşı hazır antibiyotik görevi görür bunlar ve vücudu korur. Yağ ve protein oranı bebeğin gelişimi esnasında ay be ay değişir, anne sütündeki içerik muhteva, bebeğin hangi aydaki gelişmesindeki ihtiyaç olan maddeler ne ise onlar sağlanır. Bakın annenin bunda hiçbir etkisi yok iradesi yok kararı yok. Bu tabi ki Allah’ın üstün bir yaratması. Bebeğin ihtiyacı neyse ay ay o ona verilmiş oluyor. Annenin de burada hiçbir kontrolü söz konusu değil, bebeğin de neye ihtiyacı olduğundan haberi yok. Allah’ın yaratması var, Allah’ın kontrolü, iradesi, hakimiyeti söz konusu burada.
ADNAN OKTAR: Evet Oktar hocam siz buyurun.
OKTAR BABUNA: Hocam Suyun akışkanlığı o kadar hassas ki, bakın vücudumuz büyük oranda sudan meydana geliyor, suyun akışkanlığı biraz az olsaydı, mesela katran var 10 milyar kez daha az, bal var değil mi akışkanlığı daha az, hayat olmuyordu. Biraz fazla olsa yine olmuyordu. Mesela kılcal damarlar var, 3 mikron çapında yani milimetrenin binde biri mikron oluyor, onu düşünün milimetrenin üçyüzde biri kalınlığında. O kılcal damarlarda suyun akabilmesi için suyun akışkanlığının tam olduğu kadar olması gerekiyor. Tam olması gerektiği gibi, ne biraz fazla olabiliyor ne biraz az olabiliyor, her iki durumda hayat bağdaşmıyor. Şimdi bir şey tam olması gerektiği gibi oluyorsa belli ki Allah’ın üstün yaratma sanatı. Suyun akışkanlığını da belirleyen hücreler içinde, çünkü hücrelerin mesela üremesi gerekiyor, bölünecek, suyun akışkanlığı fazla olsa, farklı olsa, az olsa hücre bölünemiyor. Hücre içindeki organelleri var ya organlar, kofullar, enerji santralleri, onların bölünmesi işlem yapabilmesi için tam olması gerektiği gibi. Kanın akabilmesi için tam olması gerektiği gibi. Her bakımdan tam olması gerektiği gibi. İşte bu ‘Vahid’ olan yani zatında, işlerinde Tek olan Allah’ın yaratma sanatı.
SUNUCU: Tabi ki, o yoğunluğu insan hiçbir şekilde kendisi belirleyemeyeceğine göre veya dışarıdan bir müdahaleyle söz konusu olamayacağına göre, evet şükretmek için bir mucize daha.
OKTAR BABUNA: Evet hayat olmuyor aksi takdirde.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet başka bir iman hakikati, yine bir yaratılış gerçeği, dış kulak yolumuz.Herkes bilir, içeride zara ulaşıncaya kadar bir kanal vardır. Yaklaşık 2,5-3 santimlik bir kanaldır bu kanal. Bakın oraya hiçbir şekilde ulaşmak mümkün  değil, biz bunu istediğimiz kadar temizlemeye çalışalım, bizim kontrolümüzde değil, çünkü bu zaten kendi kendini temizleyen bir mekanizma var içerde. İçerde serumen denen özel yağsı bir madde var, sıvı var üretiliyor oradaki bezler tarafından ve dış kulak yolumuz kendi kendini temizliyor, tozları yakalıyor ve şu keşfedildi; dış kulak yoluna aiti deri devamlı surette dışarıya doğru büyüyor, dışarıya doğru ilerliyor ve dışarıya doğru kendini atıyor. Biz hiç birşeyle temizlemeyelim, yani hiçbir müdahalemiz olmasa bile, zaten kulak kendi kendine temizleme özelliğine sahip. Yeter ki biz o içeriyi tahriş etmeyelim ve oradaki hücreleri felç etmeyelim, bozmayalım. Normalde kulak kendi ürettiği o mikropları öldürücü bir özelliği var ayrıca serumen denen o özel salgının, sarı bir sıvıdır ve o dışarıya doğru hücrelerle beraber atılır. Bizim kontrolümüz dışında ve böylece kapalı bir haznenin nasıl korunduğu, nasıl mikroplardan arındırıldığı, Allah’ın yüksek yaratmasıyla yüksek ilme dayalı olarak kudret sahibi yüce Allah’ın yaratmasıyla temiz tutulduğu bu şekilde ortaya çıkmış oluyor.
OKTAR BABUNA: Yarasalarda, kulakta bir şey yarım kalmıştı onu tamamlayamadık, yarasalar müthiş bir çığlık gönderiyor, çok yüksek frekanslı ses, çok büyük bir çığlık, insan kulağı duyamıyor ama kendi kulağını sağır edecek düzeyde.Sağır olmaktan da şu şekilde korunuyor, Allah böyle bir özellik yaratmış, kulak zarının üzerinde minnacık bir kas var, bu kas saniyede 50 kere kasılıp bırakıyor kendini, bakın bu bir saniye, 50 kere yapıyor bunu, hiçbir hareketi insan saniyede 50 kere yapamaz. Hayal bile edilemeyecek üstün bir yaratılış. Şundan dolayı, sürekli kasılsa bu kas, gönderdiği çığlıkları geri gelen çığlıkları mesela böceği takip ediyor odada, geri gelen ses dalgalarından buluyor böceğin nerde olduğunu, sineğin nerde olduğunu, eğer sürekli kasılsaydı bu kas, geri dönen ses dalgalarını algılayamayacaktı. Sürekli kasılı olduğu için duyamayacaktı. Eğer kasılmasa geri gelen sesler de sağır edecekti onu. Peki tam 50 kere olması, 30 kere olsa olmuyor sağır oluyor, 50 den fazla olsa duyamıyor, tam 50 kere olması gerektiğini nerden biliyor? Çünkü yaratıldığı ilk andan itibaren tam bu şekilde, aksi takdirde hayatta kalamıyor, bu da yaratılışın kusursuz bir delili.Hiçbir şekilde aşama aşama, hele tesadüfen hiç olamaz da, basamak basamak da olamıyor bakın, deneme yanılmayla da bulunamaz, insana da versen, deneme yanılmayla olmaz, işte bu ‘Şarih’ olan, ‘açan’ Allah’ın yaratma sanatı. Çok açık. Yaratılışın kusursuz bir delili ve yarasanın her şeyi tam olsa bir bu eksik olsa olmuyor, hayatta kalamıyor.
SUNUCU: Evet mümkünü  yok, ki bu zamana kadar fosillerinden de anlıyoruz değil mi, hiçbir şekilde evrim geçirmediğini hiçbir şekilde değişikliğe uğramadığını, sadece ve sadece türleri çeşitleri olduğunu. O konuda izleyicilerimizi bilgilendirelim. Mesela maymunlar için de evrimi savunan insanlar şöyle bir şey söylüyorlar, hani farklı bir fosil bulduklarını, zaman zaman bunu programlarımızda da konuşuyoruz, bu ara fosildir ya da bu delildir gibi bir şey söylüyorlar halbuki bu çok yanlış, çok şirin bir fotoğraf vardı, hangi bölgenin maymunuydu, programımızda da göstermiştik, yaşayan bir canlı.
OKTAR BABUNA: Madagaskar.
ADNAN OKTAR: Bonobo, alenen sırıtıyor kereta çok sevimli bişey.
SUNUCU: Evet, mesela yaşayan bir canlı, dolayısıyla birçok türü olabilir ama önemli olan burada bakmamız gereken özellikleri değil mi, aynı özelliklerini muhafaza etmesi, bu zamana kadar hiçbir mutasyon geçirmemiş olması.
ADNAN OKTAR: Mutasyona uğruyor fakat hayvanda bu bir değişiklik meydana getirmiyor. Yani olduğu gibi kalmış hayvan.Yani mesela ara ara garip varlıklar oluşabiliyor, ama bu çok çok nadirdir. Yani mesela bir maymuna ait 100 bin tane fosil bulunuyorsa, bunun 100 bini de normal oluyor, yani tamamı normal. Olsa bile onlar çok çok çok nadir bir bozukluk oluyor arada sırada. Onlara da rastlanmıyor, rastlansa da o türün diğer çeşitlerin tamamında bir mükemmellik olduğunu görüyoruz. Yani hiçbir değişiklik yok, mesela şu anda yaşayan bütün insanların iskelet yapıları gayet düzgün. Ama çok nadir anamoli, bozukluk olabilir, çok çok nadir bulunabilir, buna da rastlayamıyoruz fosil araştırmalarında. Ki rastlamış olsak da bir şeyi değiştirmez çünkü mesela elimizde 100 tane pars fosili varsa ve hepsi düzgünse, bir tanesinde doğuştan bir bozukluk varsa bu evrim geçirdiğini göstermez onun. Hayvan herhangi bir şekilde, hastalık sonucu da bozulabilir veyahut kromozomlarındaki bir rahatsızlıktan dolayı da bozulabilir, ama o türe ait bütün canlılar mükemmel oluyor. Hiçbir bozukluk olmuyor, mühim olan bu.
SUNUCU: Ve o mantığa göre, bazı çizimler var mesela zaman zaman da bahsediyoruz, maymun çizimi işte o yavaş yavaş iki ayağının üstünde duruyor falan insan halini alıyor. Peki bu evrim geldi neden durdu insanda ? Ne durdurdu? O mantığa göre devam ediyor olması lazım, dolayısıyla bizim de başka bir şeye dönüşmemiz lazım, değil mi o durumda? Hani bu mantık da bir yere çıkmıyor. 
ADNAN OKTAR: Buna da rastlayamıyoruz fosil araştırmalarında. Ki rastlamış olsak bile bir şey değiştirmez. Çünkü elimizde mesela yüz tane pars fosili varsa hepsi düzgünse bir tanesinde doğuştan bir bozukluk varsa bu evrim geçirdiğini göstermez onun. Hayvanın herhangi bir şekilde mesela hastalık sonucunda da bozulabilir veyahut kromozomlarındaki bir rahatsızlıktan da bozulabilir. Ama o türe ait bütün canlılar mükemmel oluyor hiçbir bozukluk olmuyor mühim olan bu. 
SUNUCU: Ve o mantığa göre eğer bazı çizimler mesela zaman zaman da bahsediyoruz. İşte bir maymun çizimi yavaş yavaş iki ayağı üzerinde duruyor falan. İnsan halini alıyor. Peki bu evrim geldi neden durdu insanda? Ne durdurdu? O mantığa göre devam ediyor olması lazım. Dolayısıyla bizimde başka bir şeye dönüşmemiz lazım değil mi o durumda? Hani bu mantıkta da hiçbir yere çıkmıyor. 
ADNAN OKTAR: Yani neresi doğru ki? Her yeri eğri büğrü yani. Her yeri bozuk. Ama Cenab-ı Allah tabi imtihan olarak böyle bir yapı yaratmış, yenilmeleri de bu zamandaymış kaderde yenildiler. Bu 250 milyonun üzerindeki fosili hiç düşünmediler. Yani o asıl beyinlerine en büyük darbeyi bu vurdu. Bir proteinlerin yapısı ama en ziyade fosiller. Çünkü bu atlasın yıkıcı etkisi fotoğraflardan kaynaklanıyor. Yani her fotoğraf yıkıcı her fotoğraf yıkıcı yani darwinizm için. Tam bitirici özellik gösteriyor. Bir tanesi bir cildin on sayfası bile yeter darwinizmi bitirmek için. 
SUNUCU: Evet, maşaAllah. 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. 
SUNUCU: Evet bir izleyicimiz demişler ki Bilecik’ten:  “Richard Dawkins ‘daha önceki kitaplarımda delil vermedim ama son kitabımda delil vermek zorunda kaldım. Çünkü darwinizme inanmayanların sayısı çok fazla’ diye söylemişti. Bende Dawkins’in kitabına internetten baktım. Bir kaç kara kalem çizim ve bilimsel delile dayanmayan yazılar dışında bir şey göremedim. Hocam sizin darwinizm saçmalığını ortaya çıkarmanızdan sonra evrimcilerin böyle çaresiz kalmaları çok hoşuma gidiyor. Böyle komik duruma düşeceklerine her şeyi Allah’ın yarattığı gerçeğini kabul etseler olmaz mı?” 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Geçenlerde de evrimciler bir sergi hazırlamışlar. İşte gençler, üniversiteli öğrenciler gelsin, baksın diye. Sergide fotoğraflar var yani abartmıyorum bomboş. Mesela iki üç kişi dahi gitmiyor yani o derece boş. Adam niye gitsin yani. Belli ki yalan yani çünkü doğrusunu öğrendikten sonra artık ona güç yetiremiyor insanlar. Yani öyle bir şey dinlemeye güç yetiremiyorlar. Müthiş sıkılıyorlar. Yani yalan dinlemek insanı çok bunaltır. Özellikle gençliği değil mi?  Alenen yalan olan bir şeyi dinlemek. Nasıl adam tahammül etsin. Evet anlat. 
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. 
ADNAN OKTAR: Cihat hocam. 
CİHAT GÜNDOĞDU: Şimdi bir şeyi korumak, bir şeyi bir yerden bir yere götürürken taşımak için ne yapılır? Çok iyi paketlenir öyle değil mi?  Ve içinde çok hassas kırılacak bir parça varsa etrafına süngerler koyarsınız.  Duvara çarpmasın diye kutunun duvarlarına çarpmasın kırılmasın diye. Şimdi insan vücudunda da çok hassas organlarımız bakın nasıl taşınıyorlar? Mesela beynimize bakıyoruz. Beyin kafatasının içinde sert duvarlardan oluşan bir kafatasımız var. Kemiklerden oluşan. Beyin ise çok hassas öyle değil mi? En ufak bir çarpmada belki de hasar görebilecek bir hassas yapıya sahip. Beyin bakıyorsunuz özel bir sıvının içinde asılı olarak tutunmuş. Öyle bir sıvı ki bu sıvının belli bir miktarda hep üretildiğini görüyoruz. Ne az ne çok. Fazla üretilirse bu sefer yine beyin dokusuna sıvının kendi fazla olan sıvısı baskı yapacak. Bunun böyle olmaması sağlanıyor. Az üretilirse bu sefer duvarlara çarpacak. Kafatasının duvarlarına çarpacak. Bu da hesaplanmış. Buna uygun olarak tam olması gereken miktarda özel bir sıvı üretiliyor. Beyin omurilik sıvısı denen, özel bir akışkanlığa sahip bir sıvı bu. Ve beyni bu şekilde o kafatasının içinde, kapalı ortamda çarpmadan uygun ortam da tutuyor. Sıcaklığı da ayarlanmış oluyor. Bakın bu aynı koruma sistemi bebekler içinde aynı şekilde insan vücudun da var. Bebekte anne karnında, anne rahminde amnios sıvısı içinde özel olarak saklanıyor. Bu sıvının yine özel bir akışkanlığı var. Özel bir yoğunluğu var onu demek istiyorum. Bebeği yine çarpmalara karşı korumuş oluyor. Ayrıca dış ortamdaki ısı değişikliklerine karşı da sabit olarak koruyor. Bakın bu paketleme sistemi, bu koruma sistemi insan vücudun da iki ayrı yerde örnek olarak. Başka örnekler de var tabi ki. Bu şekilde karşımıza çıkıyor. Peki bu tesadüfler sonucu meydana gelmiş olabilir mi?  Bunun bir akıl ürünü olduğu açık, net. Bu tabi ki bizim irademiz dışın da olan bir koruma sistemi, bir paketleme sistemi. Ne annenin bebeğini koruması için buna karar vermesi mevzu bahis olabilir. Ne yine beynimizi biz böyle olsun diye yönettik ettik. Böyle bir şey söz konusu değil. Bu tabi ki bize yüksek merhamet, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan yüce Allah’ın yaratması ile yaratıldığımızın bir kanıtı olarak karşımıza çıkıyor bunlar.  
SUNUCU: Evet, bu savunma mekanizması ve koruma sistemi sadece beynimiz değil, bir çok organımız için de geçerli. 
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet. 
SUNUCU: Mesela; az önce söylediğiniz dezenfekte etme işlemi mesela. Yani kulağımızın kendi kendini temizleyebilmesi, hakikaten bizim hiçbir şekilde haberimiz olmadan, bir şekilde müdahalemiz olmadan yapılan işlemler bunlar ve her gün olan şeyler. 
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. 
SUNUCU: Muhteşem, hakikaten muhteşem. Tek bir tanesi bile iman etmeye yeterli değil mi?  
OKTAR BABUNA: Tabi, inşaAllah. 
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. 
SUNUCU: İnşaAllah. 
ADNAN OKTAR: Evet. Demin attığım konuya bir örnek olarak, Peygamber Efendimiz (sav)’in gelişinden önce, Hz. İsa ne diyor; adı Ahmet olan bir elçinin müjdecisiyim. Şimdi Peygamberimiz zamanında birisi çıksa, dese ki; benim ismim Ahmet. Dolayısıyla bakın, Hz. İsa da müjdeledi, ben işte Hz. Peygamberim dese... Bu geçerli olmaz. Allah’ın kastettiği Peygamberin gelmesi gerekir. Yani delil olarak vermek açısından söylüyorum bunu, o ayeti. Demin delil vermedim. Şimdi de aynı şekilde. Yani benim ismim; Ahmet, Mahmut, Muhammed, Mustafa demekle Mehdi olunmaz. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında, nasıl ismim Ahmet demesiyle bir kişinin peygamber olması mümkün değilse, değil mi? Yani peygamberlik iddia edebilir mi o devirde? Cenab-ı Allah’ın kastettiği Ahmet’in olması önemli ki o kastedilen Ahmet gelmiştir, görevini yapmıştır, değil mi? Yani istemeyle, gayretle, uğraşmakla olan bir şey değildir bu, değil mi? Allah’ın yaratması gerekir. İnşaAllah. Anlat Cihat Hocam. 
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah. 
ADNAN OKTAR: Bak bugün sana bol bol imkan veriyoruz, görüyorsun. Sonra bize bir şey söyleme. 
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun, inşaAllah. 
CİHAT GÜNDOĞDU: Gözümüzde de yine benzersiz yaratılış gerçekleri var karşımıza çıkan. Örneğin, tam olması gerektiği yerde berrak hücrelerle karşılaşıyoruz, bütün hücrelerin normalde çekirdekleri vardır, öyle değil mi? Ama bakıyorsunuz, tam korneada, yani ışığın hiçbir engelle karşılaşmadan, tamamen hiçbir engelle karşılaşmadan retinaya ulaşması gereken yerde hiçbir bulanıklığa izin verilmediğini görüyoruz. Mesela, kornea hücreleri artık çekirdeklerini bırakmışlar, çekirdekleri hiçbir gölge oluşturmasın, bulanıklık oluşturmasın diye, o kristal berraklığı elde etmek için çekirdeklerini atmış oldukları görülüyor, korneada. Çekirdeğe bakıyorsun, pardon, lense bakıyorsunuz, lens de yine hücrelerden oluşmuş bir yapı. O da yine aynı şekilde çekirdeklerini atmış o hücreler de. Yani bir hücre nerede olduğunu bilecek, ben diyecek şu anda gözdeyim ve ben tamamen berrak olmak zorundayım. Çekirdeğim bulanıklığa sebep olacaktır, o yüzden çekirdeğimi atayım diye karar vermiş olması gerekiyor. Böyle bir şey yani o hücrenin iradesiyle karar verebileceği bir şey mi, hayır. Bu tabii ki Allah’ın iradesiyle yaratıldığımızı, Allah’ın üstün ilmiyle yaratıldığımızın kanıtı olarak çıkan detaylar bunlar. 
SUNUCU: Tabi. Mesela tesadüfi olsa, hadi bir gözdeki hücrelerde böyle bir durum söz konusu oldu, öbür göze de bir şekilde iletişimi sağlamak zorunda ki, aynı durum orada da meydana gelsin. Değil mi? 
CİHAT GÜNDOĞDU: Tam olması gereken yerde ve iki ayrı yerde de simetrik olarak meydana geliyor. Hem sağdaki gözümüzde hem soldaki gözümüzde. Ama derimizde değil, kolumuzda değil, bacağımızda değil, ayağımızda değil, yalnızca gözümüzde olması gerektiği yerdeki hücreler çekirdeklerini atıyorlar.  
ADNAN OKTAR: Eskiden Darwinistler, kendilerince insanları rahat rahat kandırdıklarını zannediyorlardı. Ama bundan sonra bu konularda imkanları kalmadı. Bu, özellikle bu simetri konusunu hiç açıklayamıyorlar. O zaman tam tıkanmış durumdalar. Oktar Hocam siz buyurun. 
OKTAR BABUNA: Estağfirullah. Şimdi sineklerin uçma tekniğini araştırıyorlar. Dünyanın en ünlü laboratuarlarında şu görülüyor, çok şaşırtıcı bir şey, hep şey zannederdik, böyle menteşe gibi bir hareket yaptığını sineklerin ve saniyede bin kere yapıyorlar bunu. Oysa böyle değilmiş, çok özel tekniklerle bakıyorlar. Sinek kanatlarını iki yana sallıyor, öne ve arkaya sallıyor. Kapalı olarak öne getiriyor ondan sonra açıkken de alt tarafı üste, yukarı bakacak şekilde geriye getiriyor. Bunu şöyle bir önemi varmış, bakın çok önemli bunu yapmasa uçamıyor. Saniyede bin kere yapıyor bunu çünkü üzerinde bir hava turbülansı oluşuyor, dönen hava, o dönen hava bu çok hassas hareketten dolayı kanatları yukarı doğru emiyor, sinek yükselebiliyor ve havada uçabiliyor. Bu da yeterli değil bakın, saniyede bin kere bu hareketi yaparken çok seri manevra yapabiliyor. Bilirsiniz, tavana konar, sağa sola hareketler yapıyor yani saniyede bin kere kanatlarını çırparken, çok hassas kanatlarının çırpma sayısında ve yönünde hareket değişikliği yapabiliyor. Otomatik olarak yapıyor onu çünkü refleks olarak da elinizi uzattığınızda hemen kaçar. O kadar seri olarak gerçekleştiriyor ki bunu, teknolojik olarak da taklit edilemiyor. Helikopterlere uygulamaya çalışıyorlar ama bakın Max Planck denen dünyanın en ünlü laboratuarlarında robot sinek yapıyorlar bu hareketi yapan, şu gösterdiğim hani, basit gibi görünüyor ama bundan çok daha karmaşık aslında. Robot sineğe altı tane motor yerleştirmek zorunda kalıyorlar, bu çok karmaşık hareketi yapabilmek için, kaç kere çırpabiliyor robot sinek? Bir tahmin bir saniyede. Sinek bin kere yapıyor bunu. Hiç! Hiç çırpamıyor, beş saniyede bir kere yapabiliyor bu hareketi o altı motorla. 
SUNUCU: Altı motora rağmen. 
OKTAR BABUNA: Altı motorla, tabi uçamıyor o da. Allah’ın üstün yaratma sanatı maşaAllah. Bakın teknoloji, insan aklı, 21. yüzyılda Allah’ın yüz milyonlarca yıl önce yarattığının daha taklit dahi edemiyor. Ki önümüzde örnek var, Allah çünkü bir örnek edinmeksizin yaratan. Bizim önümüzde Allah’ın yarattığı örnek var hala taklit edemiyoruz.  
ADNAN OKTAR: Evet, o kanat çırpmanın tekniğini tam gösterelim bir dahaki sefere, çizimle gösterelim, daha detaylı kapsamlı anlatalım. Doktor Cihat Hocam siz tekellüm buyurun, buyurun. 
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah. Allah razı olsun. Şimdi kalp hızı da vücutta kontrol edilen bir süreç, nasıl olduğuna bakılmış, özellikle kalp hızı arttığında boğazımızda aort damarının çıktığı ve beyne doğru gittiği noktada, ana atardamarlar var boğazımızda özellikle şah damarımızın üzerinde, burada özel alıcılar olduğu tespit edilmiş. Bu alıcılar, özellikle kan basıncının kaç olduğunu hesaplıyorlar. Yani basınç arttığı zaman yani kan basıncı diyelim, normalde bir insanda yüz yirmiye seksen milimetre civadır, basınç olarak. Bu diyelim, işte on yedilere, on sekizlere yükseldi, hemen bunlar hissediyorlar. Bu basınç ölçerler hissediyorlar. Bakın bir grup hücreden bahsediyoruz ve bunlar basıncı ölçüyorlar. Bunu aklınızın bir kenarında, hafızanızda tutun. Basınç ölçüyorlar ve ne yapıyorlar biliyor musunuz? Kalbe sinyal gönderiyorlar, geri sinyal gönderip kalbin yavaşlamasını emrediyorlar kalbe. Bakın bizim çok üstün bir yaratılışla yaratıldığımız ortada. Kalp gibi bir mekanizmanın ne kadar karmaşık ama o kadarda mükemmel olduğunu biliyor muyuz, biliyoruz. Ve bu mekanizmanın başka bir kontrol mekanizmasıyla daha karışık olan bir mekanizmayla da kontrol edildiğini görüyoruz şu anda. Nasıl bir ilimle yaratılmışız, sonsuz, yani bizim aklımızın sınırlarının ötesinde bir ilim var burada, öyle değil mi? Bir defa dağda, işte okul okumadan, işte diyelim yüksek yerlerde yaşayan bir insan, teknolojiden uzak bir insanda da bu mekanizma oluyor mu, oluyor. Ormanda, Amazon ormanlarında yaşayan bir yerlide de bu oluyor, oluyor. Eskimo’da da oluyor veya şehrin merkezinde yaşayan bir iş adamında da yine bu mekanizma çalışıyor mu, çalışıyor, kusursuz bir şekilde. Bakın Allah’ın yaratması her yerde, yaklaşık altı milyar insan varsa bu dünyada ve bundan önce de bu kadar yaşamış insan varsa, bir çok katı bu rakamın hepsinde de bu mekanizma çalışmış. Mükemmel bir şekilde çalışmış ve bakın bir grup hücreden bahsediyoruz ve bunlar basınç ölçüyorlar. Yani bu çok hassas devrelerle, bugün taklidi belki mümkün olabilen bir mekanizmadır ve ne yapmasını da biliyor. Yani insanlar, mühendisler böyle devreler şu an yapabiliyorlar. Kalbe de bunu emir olarak gönderebiliyorlar yavaşlaması için. Kalp pilleri var mesela bunun için özel olarak yapılmış olan dizaynlar, tasarımlar, mühendislik çalışmaları. Ama zaten böyle mekanizmalar zaten var vücudumuzda ve çalışıyorlar yani milyarlarca yıldır zaten çalışıyor. Bu hücrelere verilebilecek bir irade midir? Kendileri mi bulmuştur? Bizim kontrolümüzde mi? Hayır değil. Tabi ki bu yüksek bir ilimle yaratıldığımız, Allah’ın sonsuz kudretiyle yaratıldığımızın bir delili olmuş oluyor.  
ADNAN OKTAR: Milyonlarca yıldır. 
CİHAT GÜNDOĞDU: Milyonlarca yıldır. 
ADNAN OKTAR: Evet evet.  
SUNUCU: Ve hiç değişmeden, başka bir forma girmeden aynı mükemmellikte maşaAllah, bugünlere kadar gelmiş. Mesela günümüz teknolojisi ile robotlar yapılıyor değil mi? Ve hiç birinde kas hareketlerini görüyoruz. Kas değil tabi ki onların hani mekanik aletler ama hiçbir şekilde bizim hareketlerimizin mükemmelliğine ulaşamıyorlar. Nasıl hani üstün çağımıza göre üstün bir teknoloji ile yapılıyorlar. Ama daha hani bir kısmını ancak işte ellerini kollarını oynatabiliyor. Ama bizim hareketlerimizin mükemmelliğine yetişemiyor. 
ADNAN OKTAR: Hocalarımız nasıl ilim deryası değil mi ikisi de? MaşaAllah. 
SUNUCU: MaşaAllah maşaAllah. 
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle İnşaAllah. Çünkü  www.harunyahya.org ve www.imanhakikatleri.com sitelerinde muazzam bir külliyat var. Allah razı olsun hocamızı vesile ediyor Allah. 300 tane kitap ama binlerce makale, iman hakikatleri onları okuyarak da öğreniyoruz. Oradan anlatıyoruz zaten inşaAllah.  
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. 
OKTAR BABUNA: Seyircilerimiz de girerlerse bakın çok önemli. Hem öğrensinler, hem anlatsınlar inşaAllah. Bedava olarak kitapları indirebiliyorlar. Helal olarak, bedava olarak CD filmler var. Mesela film indirip değil mi? Üniversite öğrencisi, lise öğrencisi onu alsın seyrettirsin ailesine, arkadaşlarına çok büyük sevap olur. Çok da güzellik muhteşem bir kaliteyle ve anlaşılır şekilde hazırlanmış inşaAllah. 
SUNUCU: Sonra da soru ve görüşlerinizi de efendim ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinde bizlerle paylaşabilirsiniz. 
ADNAN OKTAR: Cihat hocamı biz konuşturmuyorduk. Bakın konuşturunca ne deryalar çıktı maşaAllah. Buyurun Doktor Cihat hocam. 
CİHAT GÜNDOĞDU: Gözümüzde yine aklıma başka bir mucize geldi. Bizim yine irademizin dışında gerçekleşen bir koruma sistemi. Gözyaşımızda lizozim denen özel bir enzim var. Bu enzim ne yapıyor biliyor musunuz? Mikropları öldürüyor ve gözümüzü devamlı mikroplardan arınmış bir şekilde temiz tutuyor. Yoksa ne kadar toza, toprağa işte havadaki mikroplara ne kadar açık olduğumuz ortada. Böyle bir yerin devamlı surette temiz tutulması, dezenfekte olması gerekmiyor mu? Gerekiyor.  Ve bakın bunun için özellikle başka bir yerde yok. Derimizde bu enzim üretilmiyor. Lizozim yok. Yalnızca gözümüzde gözyaşında var bu enzim ve devamlı surette gözümüzü tertemiz tutuyor. Kimin iradesinde? O hücrelerin düşünüp aklettiği bir şey mi? Onlara atfedilemez bu akıl. Tabi ki üstün güç ve kudret sahibi olan yüce Allah’ın yaratması ve yaratıldığımızın kanıtı olmuş oluyor. Allah’ın iradesi Allah’ın aklı, inşaAllah. 
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Hocam sizin savunma sistemi kitabınızdan bir şey anlatabilir miyim? 
ADNAN OKTAR: Buyur tabi İnşaAllah. 
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Dışarıdaki bütün mikroplara karşı bakın bütün mikropları ve virüsleri tanıyan silahlar var vücudumuzda. Bunlar böyle antikor deniyor bunlara anahtar kilide uygunluktaki bir uygunlukla gidiyor. Mikrobun üzerine yapışıyor. Hani bir kilidi bir tekanahtar açabilir ya başka hiçbir anahtar açamaz. Tıpkı onun gibi o mikrobu o tanıyor. Gidiyor yapışıyor ve onu öldürebiliyor. Fakat bu biz daha doğmadan genlerimizde yazılı olarak var. Bakın şimdi şöyle olması gerekiyor. Öyle bir akıl olacak ki dışarıda ki mikropların hepsinin, bütün virüslerin ve mikropların nasıl olduğunu bilecek onların yapısını bilecek… Ona uygun o silahı tam anahtarı yani o kilitlere uygun anahtarların milyonlarcası var hatta. Milyonlarca adedi yaratılmış olacak. Şimdi evrimcilerin, Türkiye’de tanınmış bir evrimci var Ali Demirsoy diye. Ne diyor biliyor musunuz kitabında bunun için? Bu hücrelerin diyor, insandaki hücrelerin, doğmadan önce bu bilgiye sahip olmaları için kahin olmaları gerekiyor, diyor. Şimdi kahin diyeceğine değil mi hocam yani Allah yaratmıştır demesi gerekir yani.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi.
OKTAR BABUNA: Çok açık. O da görüyor onu ama sonunda gidiyor tesadüfe bağlamaya kalkıyor.
SUNUCU: Hücrenin kahin olduğuna inanıyorsun ama yani Allah tarafından yaratıldığına inanmıyorsun.
ADNAN OKTAR: Ali Demirsoy bunları tek tek ahirette açıklayacak. Hücrenin yapısını, proteinlerin yapısını, fosilleri, hepsini tek tek açıklayacak, anlatacak. Tabi anlatamayacak. İnşaAllah Allah hidayet versin, aklını açsın, doğruları görsün, inşaAllah. Cihat hocam buyrun sizi konuşturdukça maşaAllah...
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah, safra kesesi herkeste vardır ve çoğu kimse duyar, safra taşlarından dolayı ameliyat olan yakınları vardır vs. Ama safra kesesi bakın ne işe yarıyor. Safra kesesi bir defa  karaciğerde üretilen özel sindirme enzimleri var. Yediğimiz yiyeceklerdeki özellikle yağları parçalamak üzere üretilen özel enzimler, karaciğerde üretiliyor bunlar ve safra kesesinde biriktiriliyorlar. Bakın biriktirmeden bahsediyoruz. Niçin biriktiriliyor? Yemek yediğiniz anda bağırsağa salgılanmak üzere biriktiriliyorlar. Böyle bir plan var. Burada bir plan olduğu ortada mı? Ortada. Peki buna kim karar veriyor? Biz mi karar verdik? Vermedik. Kimsenin iradesinde mi? Değil. Bakın yalnızca yediğimiz anda bu bizim tamamen kontorlümüz dışında kasılıyor. Safra kesesi  kasılıyor ve içinde biriktirmiş, o ana kadar biriktirmiş olduğu safra enzimlerini bağırsağa, bak tam da olması gerektiği yere salgılıyor, bırakıyor. Pompalıyor adeta. Yine bizim kontrolümüzün dışında. Peki buna kim karar veriyor? Tabi ki biz değil, o hücrelerimiz de değil, tesadüfler mi karar veriyor? Hayır böyle bir şey zaten öne sürülemez. Bu tabi ki Yüce Rabbimiz’in iradesiyle, O’nun merhametiyle, sonsuz merhametiyle yaratıldığımızın, O’nun kontrolünde yaşadığımızın bir gerçeği, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Oktar Hocam senin aklına bir konu geldi benim anladığım.
OKTAR BABUNA: Evet hocam. Biraz önce anne sütünden bahsetmiştiniz. Hocamızın Kuran Mucizeleri kitabında, Allah bir ayette şöyle buyuruyor. Orada konuyu daha detaylı olarak inceleyebilirler. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır." Bakın burada sütten ayırlmasını Allah iki yıl olarak tavsiye edilmiş. Hakikaten dünya sağlık teşkilatı, dünyanın en büyük sağlık teşkilatı en son iki yıl emzirmeyi tavsiye ediyorlar. Araştırma yapmışlar, bakın anne sütüyle beslenen çocukların daha zeki, daha fazla geliştikleri, daha sağlıklı oldukları tespit edilmiş ve tam sürede iki yıl olarak belirlenmiş. O çünkü anne sütünde çocuğun ihtiyacına göre önemli değişiklikler oluyor ve iki yıl emzirdiği sürece maksimum en fazla oranda bu özelliklerden faydalanabiliyor. Çocuğun gelişimi maksimum sağlandı. Hala mama teknolojisi, biliyorsunuz fabrikalarda mama üretiliyor. Süte de bakıyorlar, içinde ne var diye inceliyorlar. Hala aynısı yapılamıyor, aynı güzellikte, aynı verimlilikte. Bu da işte Allah’ın üstün yaratma sanatı ve Kuran’ın da Allah sözü olduğunun kanıtlarından bir tanesi olmuş oluyor.
SUNUCU: Ben okuduğumda çok şaşırdım yani sabah canlılık verecek bir formda, akşam da böyle sakinleştirecek, uykusunu getirecek bir formda. Gün içinde bile bakın hani değişiklik gösterebiliyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tabi bakın ilk yirmi dört saat bebeğin şekere çok ihtiyacı var. İlk yirmi dört saat sütün o ilk ön bir süt gelir böyle, onun rengi de biraz farklıdır. Evet ilk yirmi dört saat, ilk yirmi saat şeker oranı çok yüksek yirmi dört saat sonra çocuğun şeker oranı düştüğünde hemen anne sütündeki şeker de azalıyor. İhtiyacı olduğu orana geliyor, muazzam bir hesap var tabi maşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: 1900’lerin başında evrimciler bir liste yayınlamışlardı. İnsan vücudundaki gereksiz organlar diye. Yani daha doğrusu körelmiş organlar iddiası vardı. Zaman içinde insan vücudu artık bazı şeyleri yitiriyor şeklinde bir liste hazırlamışlardı. Bakın bunun içinde neler vardı, tiroit bezi vardı, dalak vardı, pankreas vardı, işte beşinci parmaklarımız, beşinci ayak parmaklarımız vardı, kuyruk sokumuna ait kemik vardı. Bu liste uzadıkça uzuyordu. Timüs bezi vardı ve bakın bu yüz sene içinde, yüz elli yıl içinde Darwin’den bu yana geçen süre içinde şunlar anlaşıldı; hiçbir şekilde bu organlar kesinlikle hiçbir şekilde yararsız olarak öne sürülemeyeceği anlaşıldı. Hepsinin bir anlamı, hepsinin bir faydası, hepsinin bir fonksiyonu, vücutta vazgeçilmez fonksiyonu olduğu ortaya çıktı. Mesela dalak, geçtiğimiz günlerde iyice anlaşıldı bu. Dalağı alınan insanlarda mikroplara karşı verilen savunma sisteminin tepkisi daha yavaş oluyor. Tabi aşılarla devamlı surette bu savunma sisteminin tepkisi ayakta tutulmaya çalışılıyor böyle insanlarda. Ama bakın dalakta savunma sistemine ait hücreler lökositler, özellikle monositler, monosit denen hücreler depolanmış olarak hazır tutuluyor, hazır kuvvet  olarak tutuluyor bu şekilde ifade ediliyor. Hazır kuvvet diye ifade ediliyor ve herhangi bir hasar olduğunda vücutta, örneğin kalp krizinde dahi, kalp krizinde orada hasar gören hücreler vardır. Monositler hemen oraya doğru yola çıkarak oradaki hasarı tamire başlıyorlar, dalak eğer varsa. Dalak eğer hazır olarak monositleri depolamışsa, bu gerçekleşmiş oluyor. Bunun gibi vazgeçilmez bir fonksiyon olarak bugün kabul ediliyor dalağın fonksiyonu. Hiçbir şekilde işte apandisit te yine aynı şekilde biliyorsunuz. Gereksiz ve körelmiş bir organ olduğu iddia ediliyordu. Öyle olmadığı görüldü geçtiğimiz program bunu anlatmıştım. Bunun gibi işte timus bezi yine bağışıklık sisteminin vazgeçilmez bir parçası olduğu anlaşıldı. Çünkü lökositler özellikle T lenfositlerinin eğitildiği yer olduğu anlaşıldı timus bezinin. Bakın T lenfositleri eğitiliyor, nasıl eğitiliyor? Vücudun karşılaşacağı mikroplar, yabancı maddeler neler olabilir? Vücudun hücreleri nelerdir? Dost nedir, düşman nedir? Bu öğretiliyor timus bezinde.
SUNUCU: Onlara karşı bir savunma mekanizması geliştiriyorlar dolayısıyla değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Savunma mekanizması, savunma sistemimiz böyle hücerelerden oluşuyor ve bunlar hiçbir şekilde sinir sistemi ya da başka bir yerden tek elden yönetilmiyor. Ama bunlar, milyarlarca, yüz milyarlarca hücre vücuda bırakılıyor. Bunlar dolaşımla vücudun her en ince noktasına varıncaya dek ulaşıyorlar. Ulaşmadan önce neyin dost neyin düşman olduğunun öğretilmesi şart. Bu timus bezinde özel olarak eğitiliyor, bu eğitim veriliyor ve daha sonra bırakılıyor. Bakın cahil evrimci kafası timus bezini işte bilinmediği zaman gereksiz kabul ediyordu. Ama işte biz ne kadar bilim ilerledikçe, yani araştırma yapıldıkça, Allah nasıl bizi üstün bir ilimle yaratmış, o gerçek çıkıyor ortaya. Bunun hiçbir şekilde tesadüflerle olamayacağı da ortada, insan vücudunun. Yüksek bir ilimle ve akılla yaratıldığımızın kanıtları ortaya çıkmış oluyor bir bir.
SUNUCU: Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Apandisiti sen yine ihtiyaten anlat. Çünkü duymayan olmuş olabilir. Onlara kısaca bilgi verebilirsin.
CİHAT GÜNDOĞDU: Apandisit biliyorsunuz appendiks denilen bir uzantı var bağırsakta. Bunun gereksiz olduğu öne sürülüyordu ve hatta böyle, hatta bazı genel cerrah arkadaşlarımız gereksiz olduğunu hatta buna dayalı olarak herkesi ameliyat edip onu almayı bile teklif edebiliyorlardı. Geçtiğimiz 10 yıl öncesine dek. Ama bakın ne anlaşıldı. Appendiks denilen bu uzantının bir lenf dokusu yani savunma sistemine ait özel bir doku olduğu anlaşıldı. Bu biliniyordu. Geçtiğimiz 6 ay zarfında ise şu anlaşıldı: Buradaki hücreler, savunma sistemi hücreleri, bağırsaktaki yararlı bakteriler var biliyorsunuz sindirime yardımcı olan yararlı bakteriler. Bunları burada barındırıyorlar. Savunma sistemi hücreleri burada bu yararlı bakterileri barındırıyorlar ve saklıyorlar. Ne zamana kadar? Ta ki ishal gibi bir rahatsızlıkla bağırsak içeriği tamamen boşalırsa ve bu yararlı bakteriler de bir şekilde kaybedilirse  tekrar yerine koymak için bu bakteriler burada depolanıyormuş ve saklanıyormuş. Bu çıktı ortaya.
SUNUCU: Peki appendiksti değil mi doğru telaffuzu?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet appendiks.
SUNUCU: Appendiks olmadığı zaman insanda, tabi zaman zaman patlaması durumunda falan operasyon, ameliyatla alınıyor falan. Olmadığı durumda peki bu bakteriler başka bir yerde muhafaza ediliyor mu?
CİHAT GÜNDOĞDU: O zaman zararlı bakteriler bir an önce yerleşiyorlar bağırsaklara ve ishal durumu tabi ki uzamış oluyor. O zaman antibiyotikler kullanmak gerekiyor. O zaman başka ilaçlara başvurmak gerekiyor. Ama eğer appendiksiniz varsa o zaman bunlara gerek kalmamış oluyor. Zaten gerektiği anda hemen bu yararlı bakteriler buradan dışarıya doğru bırakılıyorlar, bu yararlı bakteriler hakimiyeti ele alıyorlar. Zararlı bakteriler çoğalmadan hemen önce.
ADNAN OKTAR: Görüyorsunuz. MaşaAllah, maşaAllah.
SUNUCU: Gereksiz hiçbir organımız yok,maşaAllah. Herşey muntazam bir düzenle yaratılmış.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bu da Science Dergisi’nde Nisan ayında yayınlanan bir araştırma sonucu. Bakın çok daha yeni öğrenilen bir bilgi.
SUNUCU: Değil mi? Her geçen gün birşeyler öğreniyoruz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Daha öncesinde yararsız olduğu zannediliyordu ve gereksiz olduğu öne sürülüyordu. Körelmiş bir organ olduğu öne sürülüyordu. Öyle olmadığı anlaşıldı. Demek ki darwinizmin temelinde ne var? Cehalet var. Biz ne kadar detaylı olarak araştırırsak, öğrenirsek ki, Allah bunu bize emrediyor, bilim yapmayı, o zaman Allah’ın bir ilimle yarattığını ve herşeyin bir amacı olduğunu öğrenmiş oluyoruz.
OKTAR BABUNA: Hocam, büyüme hormonu herkes bilir büyüme hormonu salgılanıyor ve insanlar büyüyor, değil mi? Çocukluk dönemi var. Ondan sonra ergenlik döneminde hızlı bir büyüme oluyor hatta büyüme hormonu fazla salgılandığından. Bakın vücudumuza baktığımızda her şey mükemmel oranda, büyüme hormonu bütün hücrelere etki ediyor vücutta büyüme döneminde. Mesela kemiklere, değil mi? Üzerindeki deriye. O kadar oranlı bir büyüme var ki düşünün kemikler büyüyor. Üzerindeki deri de tam ona uygun olarak büyüyor. Aksi takdirde kemikler biraz fazla büyüse deler çıkardı. Mesela burnumuzun kemiğinin fazla olduğunu düşünün, hemen bir gerginlik meydana gelir, yara olur, dışarı fışkırırdı. Hiç bir zaman böyle olmuyor. İnsanın kolları bacakları bakın tam olması gerektiği gibi ve simetrik. Kısa olsa 15-20 santim olsa, bugün yaptığımız hiçbir şey yapamazdık. Biri uzun, biri kısa olduğunda biliyorsunuz mesela özürlü insanlarımız olabiliyor bazen. Bir ayağı bir kaç santim farklı olsa, uzun olsa bir bacağı yürümesi bütün yürümesi bozuluyor. Bu hormona öyle bir etki ediyor ki bakın trilyonlarca hücreye, en ufak bir orantısızlık yok, hepsi tam olması gerektiği gibi büyüyüyor ve duruyor. Tam olması gerektiği zamanda yani insan 5 metre de olmuyor, 15 santim de olmuyor, 5 santim de olmuyor. Tam olması gerektiği gibi, her şey simetrik ve mükemmel olarak ayarlanmış. Çünkü her hücrede alıcılar var bu hormona hassas olan alıcılar, tam olması gerektiği kadar geliyor, olması gerektiği yerde duruyor. İşte bu muazzam bir mucize, mesela kulaklarımız değil mi? Biri bu kadar olabilirdi, biri küçük olmuyor. Kirpikler tam yukarı doğru gidiyor, öne doğru olsa olmuyor, çok uzasa yine olmuyor. Biraz yukarıda saç uzuyor ama kirpik ve kaş olmuyor. Kesiyorsunuz, tekrar yerine geliyor, duruyor. Çünkü görmeyi engellerdi aksi takdirde. Bakın hep bir sebebi var, o sebebi yaratan Allah, Allah muazzam ‘Sani’ olan sıfatıyla, sonsuz sanatıyla  yarattığı örnekleri bunlar inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah. Kulak kepçesinin de yararsız olduğu öne sürülüyordu ve gereksiz bir organ olduğu öne sürülüyordu, kulak kepçelerimiz. Herkeste vardır kulak kepçesi. Bakın kulak kepçesi olmayan insanlarda ne oluyor, biliyor musunuz? Çok zor duyabiliyorlar bu bir. İki, sesin nereden geldiğini anlayamıyorlar. Şu anlaşılmış oldu, kulak kepçesini oluşturan her bir kıvrım, her bir kıvrımın bir anlamı olduğu anlaşıldı. Ve sesi amplifiye ettiği yani yükselttiği de anlaşıldı kulak kepçesinin. Yani bu gün ses mühendisliği denen bir olay var. İşte hangi değişikler yapılırsa odada, sesin kalitesi artar ya da işte ses yükselir daha güzel  çıkar, daha iyi anlaşılır. İşte bakın, Allah bizi özel bir ilimle yaratmış, sonsuz bir ilimle yaratmış ve kulak kepçesi, işte bu ses mühendislerinin ulaşmaya çalıştığı, yüksek teknoloji var ulaşmaya çalıştıkları ve bunu hazır olarak buluyoruz biz. Yüksek teknolojiyi hazır olarak buluyoruz  kulak kepçelerimizde. Her bir kıvrımın bir anlamı var. Ses yaklaşık beş katına yükseltiliyor, amplifiye ediliyor ve ses kalitesi arttırılıyor ve sesin nereden geldiğini anlayabiliyoruz. Yani yön olarak nereden geldiğini anlayabiliyoruz, sırf kulağımızda ki bu kıvrımlar sayesinde.
SUNUCU: Aynı zamanda tabi iç kısımda da sesin yüksekliğinden bir zarar görmemesi için ayrı mekanizmalarda var.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ayrı mekanizmalarda var tabi ki, tabi. Mesela kulak zarının hemen ardında üç tane kemik var. Örs, üzengi ve çekiç olmak üzere. Mesela örs kemiği zara tamamen yapışıktır. Ne zamana kadar? Çok yüksek volümlü bir ses, mesela bir patlama sesi varsa eğer, hemen özel bir kas var örs kemiğini zara yapıştıran, bu kas hemen örsü uzaklaştııyor zardan, neden? Çünkü bu yüksek miktardaki ses, patlama sesi, iç kulağa iletilirse iç kulak zarar görecektir. Bu olmasın diye hemen refleks olarak bakın, milisaniyeler içinde, diyelim yanımızda bir silah patlaması oldu, ya da bir yüksek herhangi başka bir patlama oldu, herkes bilir hemen sonrasında bir sağırlık olur, bir kulak çınlaması ile beraber. Geçici bir sağırlık olur, öyle değil mi? Herkes yaşamıştır, çoğu insan. İşte bu bundan kaynaklanıyor. Bu koruyucu kasın refleks mekanizmasının devreye girmesi sonucu o kemiklerinin birbirinden uzaklaşması sağlanmış oluyor iç kulakta, pardon orta kulakta, orta kulakta uzaklaşmış olması sağlanıyor ve ses, sesin bu yüksek basıncın, basınçta var çünkü beraberinde, iç kulağa zarar vermesi engellenmiş oluyor. Kim buna karar veren, biz miyiz? Hayır. Bu refleksi biz mi aklettik, biz mi koyduk kulağımıza? Hayır. O hücreler mi karar verdiler? Hayır. Tesadüfler mi bunu yaptı? Kimse bunu söyleyemez. Kim yaptı? Yüksek ilimle yaratan, her şeyi bir amaca göre yaratan Yüce  Allah’ımız, Rabbimiz yarattı. Biz bunu görmüş oluyoruz. Bilimsel gerçekler bize bunu göstermiş oluyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SUNUCU: Evet. Arkadaşlarımız uyarıyorlar bir kaç dakikamız kalmış programımızın bitmesine.
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: DNA zinciri.
ADNAN OKTAR: Oktar, MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam hep sizin vesilenizle, Allah razı olsun.
 ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Çünkü üniversitede öğreniyorduk bunları ama hocamızla ben tanışana kadar hiç bir zaman Allah affetsin bu şekilde bakmıyordum. Hocamız anlattıktan, öğrettikten sonra hakikaten her şey Allah’ın yaratma sanatını gösteriyor. Bilimin bir amacı var, Allah’ı tespih etmek. Onu öğrendik inşaAllah, böyle yani her şey onu işaret ediyor. Sonsuz akıl sahibi, sonsuz kudret sahibi Allah’ın yarattığını ispat ediyor. Son bir şey, DNA kıvrımı biliyorsunuz helezon şeklinde biliyorsunuz dönerek yükselen merdiven şeklinde düşünün böyle. Çift kolu var, dönerek yükseliyor. Şimdi kopyalanacağı zaman bunun,  bir telefon kablosu düşünün. Telefonların kablosu vardır ya böyle, siz onu açarsınız bıraktınızda hemen yay gibi  tekrar kıvrılır, aynı hale gelir. Bunu DNA’nın kopyalaya bilmesi için DNA’nın açılması gerekiyor aksi istikamette, bu çok zor. Bıraktığınız anda dönerek kendi haline geliyor ve gerginlik var. Nasıl çözülmüş bu biliyor musunuz? Allah özel bir protein yaratmış. Bir robot molekül. Hemen oraya geliyor, kopyalama işlemi sırasında, diğerleri de geliyor kopyalayacak olan robot moleküller. O dönerek giden o helezonda bir tane, kollardan bir tanesi, bakın iki kollu ya  böyle, bunu kırıyor, kırıyor arkaya getirip arkada birleştiriyor. Bu şekilde açılmış oluyor. Açıyor o bölgeyi kopyalanacak bölgeyi, kopyalandıktan sonra tekrardan kırıyor, tekrardan getirip burayı kapatıyor bunu.  Bunun görevi bu. Bu olmasa hayat olmuyor bakın, kopyalama olmayacak, hayat olmayacak.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Net mucize. Evet.
OKTAR BABUNA: Allah’ın Sani sıfatı.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Evet, son dakika, son saniye mi bitti mi nedir?
SUNUCU: Nedir süremiz?
ADNAN OKTAR: Tamam peki.
SUNUCU: Bir dakikamız kalmış.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Cenab-ı Allah Furkan suresi 76’da. “Orada ebedi olarak kalıcıdırlar, o ne güzel bir karargah  ve ne güzel bir konaklama yeridir” diyor cennet için, inşaAllah. Allah hepimize cennet nasip etsin. Allah hepimize güzellikler, iyilikler nasip etsin. İnşaAllah yarın yine görüşürüz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun.
SUNUCU: Çok teşekkür ederiz huzur dolu sohbetiniz için.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Doktorlarımıza da çok teşekkür ederiz, bizleri aydınlattıkları için. Evet efendim bir programımızın daha sonuna geldik, yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarım adına iyi bir hafta sonu geçirmenizi diliyorum. Hoşçakalınız.

18 Ekim 2009



Bu eserin deşifre dosyasını indirmek için tıklayın
Bu eserin MP4 versiyonunu indirmek için tıklayın (iPhone, iPod)


  HarunYahya.Tv'de Online İzleyin
Harun Yahya - Filmler Film listesi için tıklayın
Lütfen Bu Eser İçin Yorumlarınızı Belirtiniz
Post To MySpace! Share To FriendFeed  
   
   


 Bu Eser Türü ile İlişkili Diğer Dillerdeki Eserler
INTERVIEW WITH MR. ADNAN OKTAR BY THE WASHINGTON POST (October 26, 2009) (English) 
AN INTERVIEW WITH MR. ADNAN OKTAR BY VISION PLUS (ALBANIA) (April 11, 2008) (English) 
LIVE INTERVIEW WITH ADNAN OKTAR ON RADIO ISLAM (JOHANNASBURG, SOUTH AFRICA) (30 October 2009) (English) 
AN INTERVIEW WITH MR. ADNAN OKTAR BY RADIO RAMADAN HIGH WYCOMBE (September 4, 2009) (English) 
LIVE INTERVIEW WITH ADNAN OKTAR BY RADIO ISLAM (JOHANNESBURG, SOUTH AFRICA) (September 2, 2009) (English) 
INTERVIEW AVEC ADNAN OKTAR PAR RTBF (MARS 26, 2009) (Français) 
MALE-FEMALE RELATIONS ON TODAY'S SOCIETY, THE CONCEPT OF MARRIAGE (English) 
AN INTERVIEW WITH MR. ADNAN OKTAR BY TIMOTHY FURNISH (December 14, 2008) (English) 
ADNAN OKTAR'S MEETING WITH THE REPRESENTATIVES OF IRAN MAHDI INSTITUTE (BRIGHT FUTURE INSTITUTE) (12 December 2009) (English) 
AN INTERVIEW WITH MR. ADNAN OKTAR BY BAGHDAT TV (March 2, 2008) (English) 
ADNAN OKTAR TELLS... MALE-FEMALE RELATIONS IN TODAY'S SOCIETY, THE CONCEPT OF MARRIAGE (2) (English) 
AN INTERVIEW WITH MR. ADNAN OKTAR BY AL-QUDS (November 17, 2008) (English) 
AN INTERVIEW WITH MR. ADNAN OKTAR BY HABERDEM (KONYA) (September 24, 2008) (English) 
AN INTERVIEW WITH MR. ADNAN OKTAR BY AMERICAN PUBLIC TV (December 19, 2008) (English) 
AN INTERVIEW WITH MR. ADNAN OKTAR BY HILAL TV (Istanbul - December 3, 2007) (English) 
AN INTERVIEW WITH MR. ADNAN OKTAR BY VATAN TV (Istanbul, December 20, 2007) (English) 
ADNAN OKTARIN AZƏRBAYCAN 525 QƏZETİ VƏ ATV REPORTAJI (27 Avqust 2008) (Azerbaijani) 
AN INTERVIEW WITH MR. ADNAN OKTAR BY KON TV (January 29, 2008) (English) 
LIVE INTERVIEW WITH ADNAN OKTAR ON MAC'S WORLD LIVE (November 6, 2009) (English) 
LIVE INTERVIEW WITH MR. ADNAN OKTAR BY JESSE WOODROW (September 15, 2009) (English) 

.....:::::::::: BU ESER İLE İLİŞKİLİ DİĞER TÜRLER ::::::::::.....
 Filmler
ADNAN OKTAR'IN ALLAN HANDELMANN SHOW, FM TALK WZTK, KUZEY CAROLINA, ABD RÖPORTAJI (9 Şubat 2010) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (3 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (22 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (13 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN AWAZ FM (İSKOÇYA) TELEFON KONFERANSI (23 Temmuz 2009) ADNAN OKTAR'IN KANAL 52 (ORDU) RÖPORTAJI (29 Temmuz 2008)
ADNAN OKTAR'IN SİVAS SİPAS TV RÖPORTAJI (2 Eylül 2008) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (24 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR'IN TRABZON TV RÖPORTAJI (4 Eylül 2008) ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE GAZİANTEP OLAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (2 Ocak 2010)
ADNAN OKTAR ANLATIYOR: ''DECCAL'' - 2 - SAYIN ADNAN OKTAR ANLATIYOR: GÜNÜMÜZ TOPLUMUNDAKİ KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ, EVLİLİK ANLAYIŞI (2. Bölüm)
SAYIN ADNAN OKTAR ANLATIYOR: GÜNÜMÜZ TOPLUMUNDAKİ KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ, EVLİLİK ANLAYIŞI (1. Bölüm) SAYIN ADNAN OKTAR ANLATIYOR: CENNET (2. Bölüm)
SAYIN ADNAN OKTAR ANLATIYOR: CENNET (1. Bölüm) ADNAN OKTAR'IN KANAL 35 VE TV KAYSERİ RÖPORTAJI (3 Ocak 2010)
ADNAN OKTAR'IN KANAL 35'DEKİ (İZMİR) CANLI RÖPORTAJI (11 Nisan 2009) ADNAN OKTAR'IN DESTAN TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI - HÜLYA AVŞAR'IN 5 MART 2009 TARİHİNDEKİ RÖPORTAJINDA SORDUĞU SORULARIN BİR ÇOĞUNUN CEVABI BU RÖPORTAJDA MEVCUT (8 Mart 2009)
ADNAN OKTAR'IN KOCAELİ TV VE MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (5 Ocak 2010) ADNAN OKTAR'IN ADIYAMAN ASU, KRAL KARADENİZ VE EKİN TV RÖPORTAJI (4 Ocak 2010)
ADNAN OKTAR'IN KADİR ÇELİK'E YAPTIĞI AÇIKLAMALAR (22 Ekim 2007) ADNAN OKTAR'IN KANAL 67 Z (ZONGULDAK)'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (22 Mart 2009)
ADNAN OKTAR'IN KANAL 67 Z (ZONGULDAK)'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (29 Mart 2009) ADNAN OKTAR'IN KANAL MALATYA CANLI RÖPORTAJI (7 Ocak 2009)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (3 Nisan 2009) ADNAN OKTAR'IN TV KAYSERİ, SAMSUN AKS TV VE GAZİANTEP OLAY TV RÖPORTAJI (23 Aralık 2009)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE KANAL 35'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (23 Ağustos 2009) ADNAN OKTAR'IN GAZİANTEP OLAY TV VE TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (8 Ocak 2010)
ADNAN OKTAR'IN VOICE OF THE CAPE (GÜNEY AFRİKA) CANLI TELEFON RÖPORTAJI (24 Ağustos 2009) ADNAN OKTAR'IN KANAL 35 VE TV KAYSERİ RÖPORTAJI (10 Ocak 2010)
ADNAN OKTAR'IN KANAL 9 VE KRAL KARADENİZ TV RÖPORTAJI (9 Ocak 2010) ADNAN OKTAR'IN TASCA (TÜRK-ARAP BİLİM, KÜLTÜR VE SANAT DERNEĞİ) RÖPORTAJI (21 Kasım 2008)
ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (13 Ocak 2009) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (28 Ocak 2009)
ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (10 Şubat 2009) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (3 Mart 2009)
ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (10 Mart 2009) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (17 Mart 2009)
ADNAN OKTAR'IN TIMOTHY FURNISH RÖPORTAJI (14 Aralık 2008) ADNAN OKTAR'IN TURKIYEPOST RÖPORTAJI (19 Eylül 2008)
ADNAN OKTAR'IN TÜRKMENELİ RÖPORTAJI (22 Nisan 2008) ADNAN OKTAR'IN TÜRKTIME RÖPORTAJI (14 Kasım 2008)
ADNAN OKTAR'IN VATAN TV RÖPORTAJI -1- (İstanbul, 20 Aralık 2007) ADNAN OKTAR'IN VATAN TV RÖPORTAJI -3-(12 Ocak 2008)
ADNAN OKTAR'IN VATAN TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (8 Nisan 2009) ADNAN OKTAR'IN AZERBAYCAN YENİ MUSAVAT GAZETESİ RÖPORTAJI (11 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR'IN KOCAELİ TV VE MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (26 Ocak 2010) ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE ADIYAMAN ASU'DAKİ CANLI RÖPORTAJI (18 Ocak 2010)
ADNAN OKTAR'IN CNNTURK RÖPORTAJI (20 Ocak 2010) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (22 Ocak 2010)
ADNAN OKTAR'IN KANAL 9 VE KRAL KARADENİZ TV RÖPORTAJI (16 Ocak 2010) ADNAN OKTAR'IN GAZİANTEP OLAY TV VE TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (15 Ocak 2010)
ADNAN OKTAR'IN KANAL 35, TV KAYSERİ VE KANAL AVRUPA RÖPORTAJI (17 Ocak 2010) ADNAN OKTAR'IN GAZİANTEP OLAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (30 Ocak 2010)
ADNAN OKTAR'IN SAMSUN AKS VE TV KAYSERİ'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (27 Ocak 2010) ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV VE KAHRAMANMARAŞ AKSU TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (28 Ocak 2010)
ADNAN OKTAR'IN GAZİANTEP OLAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (23 Ocak 2010) ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE ADIYAMAN ASU'DAKİ CANLI RÖPORTAJI (25 Ocak 2010)
ADNAN OKTAR'IN KANAL 35, TV KAYSERİ VE KANAL AVRUPA'DAKİ CANLI RÖPORTAJI (24 Ocak 2010) ADNAN OKTAR'IN KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (2 Şubat 2010)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE ADIYAMAN ASU'DAKİ CANLI RÖPORTAJI (1 Şubat 2010) ADNAN OKTAR'IN SAMSUN AKS VE TV KAYSERİ'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (3 Şubat 2010)
ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV VE KAHRAMANMARAŞ AKSU TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (4 Şubat 2010) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (5 Şubat 2010)
ADNAN OKTAR'IN GAZİANTEP OLAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (6 Şubat 2010) ADNAN OKTAR'IN KANAL 35, TV KAYSERİ VE KANAL AVRUPA'DAKİ CANLI RÖPORTAJI (31 Ocak 2010)
ADNAN OKTAR'IN KOCAELİ TV VE TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (29 Ocak 2010) ADNAN OKTAR'IN KANAL 35, TV KAYSERİ VE KANAL AVRUPA'DAKİ CANLI RÖPORTAJI (7 Şubat 2010)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE ADIYAMAN ASU'DAKİ CANLI RÖPORTAJI (8 Şubat 2010) ADNAN OKTAR'IN KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (9 Şubat 2010)
ADNAN OKTAR'IN ARNAVUTLUK RADYOSU RÖPORTAJI (2 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (12 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN KOCAELİ TV, EKİNTÜRK TV VE MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (27 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN EL CEZİRE TELEVİZYONU İÇİN VERDİĞİ RÖPORTAJ - Arapça Yayın (6 Ağustos 2007)
ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV VE MARAŞ AKSU TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (29 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN EL CEZİRE TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (12 Temmuz 2008)
ADNAN OKTAR'IN CHANNEL ISLAM INTERNATIONAL (GÜNEY AFRİKA) RÖPORTAJI (12 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN ARY TELEVİZYONU (PAKİSTAN) RÖPORTAJI (22 Kasım 2008)
ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (2 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE ADIYAMAN ASU TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (26 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN DEM TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (23 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (23 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN EKİN TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (12 Ocak 2009) ADNAN OKTAR'IN DEM TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (16 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (16 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN UMMAH RADIO (İNGİLTERE) RÖPORTAJI (26 Temmuz 2009)
ADNAN OKTAR'IN ABS RADIO (AVUSTRALYA) RÖPORTAJI (17 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN NORTH CAROLINA ÜNİVERSİTESİ'NDEN PROF. OMID SAFI VE ÖĞRENCİLERİYLE BİR SOHBETİ (14 Haziran 2009)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (27 Mart 2009) ADNAN OKTAR'IN DEM TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (9 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR KANAL MALATYA CANLI RÖPORTAJI (26 Aralık 2008) ADNAN OKTAR'IN VATAN TV RÖPORTAJI -2- (İstanbul, 11 Ocak 2008)
ADNAN OKTAR'IN HÜLYA AVŞAR RÖPORTAJI VE KAPSAMLI CEVAPLARI - 2.Bölüm (11 Mart 2009) ADNAN OKTAR'IN SUUD 1 TV (SUUDİ ARABİSTAN) RÖPORTAJI (23 Nisan 2008)
ADNAN OKTAR'IN ISLAM CHANNEL RÖPORTAJI (21 Haziran 2008) ADNAN OKTAR'IN CEM TV RÖPORTAJI (20 Temmuz 2008)
ADNAN OKTAR'IN RTBF (BELÇİKA) RÖPORTAJI (26 Mart 2009) ADNAN OKTAR'IN ÇIRAĞAN'DAKİ BASIN TOPLANTISI (16 Ekim 2008)
ADNAN OKTAR'IN AZERBAYCAN REYTİNG GAZETESİ RÖPORTAJI (6 Kasım 2008) ADNAN OKTAR'IN HÜLYA AVŞAR RÖPORTAJI VE KAPSAMLI CEVAPLARI - 3.Bölüm (11 Mart 2009)
ADNAN OKTAR'IN İTİMAT GAZETESİ (İRAN) RÖPORTAJI (26 Ekim 2008) ADNAN OKTAR'IN TIMETURK RÖPORTAJI (24 Temmuz 2008)
ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (6 Ocak 2009) ADNAN OKTAR'IN DENGE TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (14 Ocak 2009)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (30 Ocak 2009) ADNAN OKTAR'IN KANAL 35'DEKİ (İZMİR) CANLI RÖPORTAJI (1 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR'IN HÜLYA AVŞAR RÖPORTAJI VE KAPSAMLI CEVAPLARI - 4.Bölüm (11 Mart 2009) ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (27 Ocak 2009)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (2 Ocak 2009) ADNAN OKTAR'IN KON TV'DEKİ (KONYA) CANLI RÖPORTAJI (25 Ocak 2009)
ADNAN OKTAR'IN EKİN TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (16 Şubat 2009) ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (13 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (31 Mart 2009) ADNAN OKTAR'IN GÜRCİSTAN TÜRKİYE DOSTLUK DERNEĞİ RÖPORTAJI (8 Nisan 2009)
ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (24 Mart 2009) ADNAN OKTAR'IN KOCAELİ TV VE KRAL KARADENİZ TV'DE ORTAK YAYINLANAN CANLI RÖPORTAJI (7 Mayıs 2009)
ADNAN OKTAR'IN DENGE TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (9 Aralık 2008) ADNAN OKTAR'IN HİLAL TV RÖPORTAJI (İstanbul, 3 Aralık 2007)
ADNAN OKTAR'IN THE STUDENT OPERATED PRESS İLE GERÇEKLEŞTİRDİĞİ TELEFON KONFERANSI (23 Mart 2009) ADNAN OKTAR'IN VISION PLUS (ARNAVUTLUK) RÖPORTAJI (11 Nisan 2008)
ADNAN OKTAR'IN TV 5 RÖPORTAJI (20 Ekim 2007) ADNAN OKTAR'IN WIENER ZEITUNG RÖPORTAJI (24 Aralık 2008)
ADNAN OKTAR'IN DENGE TV RÖPORTAJI (3 Temmuz 2008) ADNAN OKTAR'IN DENMARK TV (DANİMARKA) RÖPORTAJI (23 Ekim 2008)
ADNAN OKTAR'IN DER SPIEGEL RÖPORTAJI (14 Eylül 2008) ADNAN OKTAR'IN ALMAN ART TV RÖPORTAJI (9 Mart 2008)
ADNAN OKTAR'IN DESTAN TV (KÜTAHYA) RÖPORTAJI (5 Ağustos 2008) ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ VE KRAL KARADENİZ'DE YAYINLANAN CANLI RÖPORTAJI (3 Mayıs 2009)
ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (29 Nisan 2009) ADNAN OKTAR'IN AKS TV'DEKİ (SAMSUN) CANLI RÖPORTAJI (28 Nisan 2009)
ADNAN OKTAR'IN KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (23 Nisan 2009) ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV RÖPORTAJI (15 Ocak 2008)
ADNAN OKTAR'IN HİLAL TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (27 Aralık 2008) ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (18 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR'IN BAĞDAT TV RÖPORTAJI (2 Mart 2008) ADNAN OKTAR'IN AMERICAN FREEDOM RADIO - KEVIN BARRETT TELEFON KONFERANSI (2 Mayıs 2009)
ADNAN OKTAR'IN AL BAGDADI RÖPORTAJI -2- (29 Haziran 2008) ADNAN OKTAR'IN RFA (RADIO ASIA FREE) RÖPORTAJI (3 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN CURRENT ISSUES TV - HESHAM TILLAWI CANLI TELEFON RÖPORTAJI (1 Mayıs 2009) ADNAN OKTAR'IN AZERBAYCAN KASPI GAZETESİ RÖPORTAJI (19 Eylül 2008)
ADNAN OKTAR'IN AZERBAYCAN TREND HABER AJANSI RÖPORTAJI (1 Kasım 2008) ADNAN OKTAR'IN FRANSIZ MEDYASI İÇİN DÜZENLEDİĞİ BASIN TOPLANTISI - Bölüm 1 (25 Mayıs 2007)
ADNAN OKTAR'IN BASIN TOPLANTISI (5 Ağustos 2007) ADNAN OKTAR'IN ISLAMONLINE.NET SİTESİ RÖPORTAJI (26 Aralık 2008)
ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (6 Mayıs 2009) ADNAN OKTAR'IN OBJEKTİF RÖPORTAJI- 02 (24 Mayıs 2007)
ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ VE EKİNTÜRK TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (10 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN CHRISTIANITY TODAY DERGİSİ RÖPORTAJI (27 Mayıs 2009)
ADNAN OKTAR'IN KAÇKAR TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (15 Aralık 2008) ADNAN OKTAR'IN PATRONLAR DÜNYASI RÖPORTAJI (13 Ekim 2008)
ADNAN OKTAR'IN SKEPTIC DERGİSİNDEN ERIC MICHAEL JOHNSON RÖPORTAJI (2 Haziran 2009) ADNAN OKTAR'IN KBYR RADYO (ALASKA) RÖPORTAJI (19 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN AL ALAM (İRAN) RÖPORTAJI (23 Eylül 2008) ADNAN OKTAR'IN IRIB (İRAN DEVLET RADYOSU) RÖPORTAJI (4 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN TV KAYSERİ, SAMSUN AKS TV VE GAZİANTEP OLAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (28 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE KANAL 35'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (4 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN GLOBAL POST RÖPORTAJI (Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN RADIO AMERICA GORDON LIDDY SHOW RÖPORTAJI (18 Haziran 2009)
ADNAN OKTAR'IN BAŞKENT TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (24 Nisan 2009) ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (3 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR'IN TV 41 (KOCAELİ) RÖPORTAJI (22 Eylül 2008) ADNAN OKTAR'IN EL QUETZALTECO (GUATEMALA) RÖPORTAJI (6 Eylül 2008)
ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ VE EKİNTÜRK TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (3 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN WCEV (ABD) CANLI RÖPORTAJI (3 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN ISLAMONLINE.NET SİTESİ RÖPORTAJI (3 Temmuz 2009) SAYIN ADNAN OKTAR'IN İSRAİL'İN SANHEDRİN HAHAMLARIYLA GÖRÜŞMESİ (1 Temmuz 2009)
ADNAN OKTAR'IN İRAN TELEVİZYONLARIYLA RÖPORTAJI (13 Temmuz 2009) ADNAN OKTAR'IN KOSOVA BESA TV RÖPORTAJI (16 Temmuz 2009)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (19 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN AKS TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (5 Mayıs 2009)
SAYIN ADNAN OKTAR'IN ARTE TV (FRANSA) RÖPORTAJI (31 Temmuz 2009) ADNAN OKTAR'IN DAILY NEWS EGYPT (MISIR) VİDEO KONFERANSI (13 Haziran 2009)
ADNAN OKTAR'IN HIDAYAT TV (İNGİLTERE) RÖPORTAJI (29 Temmuz 2009) ADNAN OKTAR'IN UNITY FM (İNGİLTERE) RÖPORTAJI (1 Temmuz 2009)
ADNAN OKTAR'IN HABERTÜRK SANSÜRSÜZ PROGRAMINDAKİ CANLI RÖPORTAJI -tamamı- (8 Ağustos 2009) ADNAN OKTAR ANLATIYOR: ''DECCAL'' - 1 -
ADNAN OKTAR'IN 51 KANALDA AYNI ANDA YAYINLANAN CANLI RÖPORTAJI (16 Ağustos 2009) ADNAN OKTAR'IN İSRAİL ULUSAL RADYOSU RÖPORTAJI (13 Ağustos 2009)
ADNAN OKTAR'IN JAMES ALLEN SHOW RÖPORTAJI (24 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN MAC'S WORLD LIVE RÖPORTAJI (20 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE KANAL 35'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (18 Ağustos 2009) ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (20 Ağustos 2009)
ADNAN OKTAR'IN WSRQ RADIO - THE CAPTAIN'S AMERICA RÖPORTAJI (20 Ağustos 2009) ADNAN OKTAR'IN HABERTÜRK SANSÜRSÜZ PROGRAMINDAKİ CANLI RÖPORTAJI -tamamı- (21 Ağustos 2009)
ADNAN OKTAR'IN DOĞU TV RÖPORTAJI (27 Şubat 2008) ADNAN OKTAR'IN DUBAİ DİYANET BAKANLIĞI RÖPORTAJI (30 Temmuz 2008)
ADNAN OKTAR'IN EDEN TV (İRAN) RÖPORTAJI (22 Eylül 2008) ADNAN OKTAR'IN EKİN TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (29 Aralık 2008)
ADNAN OKTAR'IN EKİN TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (5 Ocak 2009) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV VE KRAL KARADENİZ'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (24 Ağustos 2009)
ADNAN OKTAR'IN SAMSUN AKS TV VE EKİNTÜRK TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (26 Ağustos 2009) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (28 Ağustos 2009)
ADNAN OKTAR'IN HABER 3 RÖPORTAJI (21 Ağustos 2009) ADNAN OKTAR'IN GAZİANTEP OLAY TV VE MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (1 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN SAMSUN AKS TV VE EKİNTÜRK'TEKİ CANLI RÖPORTAJI (19 Ağustos 2009) ADNAN OKTAR'IN RADIO RAMADAN HIGH WYCOMBE (İNGİLTERE) RÖPORTAJI (4 Eylül Cuma)
ADNAN OKTAR'IN 6 EYLÜL 2009 TARİHLİ BASIN TOPLANTISI SN. ADNAN OKTAR'IN 6 EYLÜL TARİHLİ CANLI YAYINDAKİ AÇIKLAMASI
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (7 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN 1 UMMAH FM (İNGİLTERE) 'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (7 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN EKİNTÜRK VE MAVİ KARADENİZ'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (22 Ağustos 2009) ADNAN OKTAR'IN GAZİANTEP OLAY TV VE MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (8 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN SAMSUN AKS TV VE EKİNTÜRK TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (9 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN RADIO RAMADAN BLACKBURN (ILM RADIO) (İNGİLTERE)'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (9 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN TEES FAST FM (İNGİLTERE) RADYOSUNDAKİ CANLI RÖPORTAJI (11 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN GAZİANTEP OLAY TV VE MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (15 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN JESSE WOODROW RÖPORTAJI (15 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN EKİN TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (19 Ocak 2009)
ADNAN OKTAR'IN EKİN TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (26 Ocak 2009) ADNAN OKTAR'IN THE GULF TODAY (BAE) RÖPORTAJI (2 Kasım 2008)
ADNAN OKTAR'IN EKİN TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (23 Şubat 2009) ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (6 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (17 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN AL BAGDADI RÖPORTAJI -3- (5 Ağustos 2008)
ADNAN OKTAR'IN EKİN TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (9 Mart 2009) ADNAN OKTAR'IN 17 EYLÜL 2009 TARİHLİ BASIN TOPLANTISI
ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (18 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE KANAL 35'DE YAYINLANAN CANLI RÖPORTAJI (20 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN SAMSUN AKS TV VE EKİNTÜRK TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (16 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV VE KRAL KARADENİZ'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (14 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (21 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN EL CEZİRE RÖPORTAJI (13 Aralık 2008)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE KANAL 35'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (13 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ VE EKİNTÜRK TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (12 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (3 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN SAMSUN AKS TV VE EKİNTÜRK'TEKİ CANLI RÖPORTAJI (2 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE KANAL 35'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (30 Ağustos 2009) ADNAN OKTAR'IN EKİNTÜRK VE MAVİ KARADENİZ'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (29 Ağustos 2009)
ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (10 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (31 Ağustos 2009)
ADNAN OKTAR'IN AHLULBAIT RADIO (NORVEÇ) RÖPORTAJI (15 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (24 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN GAZİANTEP OLAY TV VE MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (22 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN SAMSUN AKS TV VE EKİNTÜRK TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (23 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN SAMSUN AKS TV VE EKİNTÜRK TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (7 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN REPUBLIC BROADCASTING NETWORK (ABD) RÖPORTAJI (11 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN BAŞKENT TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (27 Mart 2009) ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ VE EKİNTÜRK TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (26 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE KANAL 35'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (11 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE KANAL 35'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (27Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN TALK RADIO EUROPE (İSPANYA) RÖPORTAJI (24 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (11 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN RADIO ISLAM (JOHANNESBURG, GÜNEY AFRİKA) RÖPORTAJI (2 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN KOLOMBİYA DEVLET RADYOSU RÖPORTAJI (25 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (25 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN MAKEDONYA RADYOSU İLE CANLI RÖPORTAJI (31 Ağustos 2009)
ADNAN OKTAR'IN RADIO RAMADAN - SOUTHALL (LONDRA) RÖPORTAJI (1 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (4 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN RADIO RAMADAN EDINBURGH (İNGİLTERE) RÖPORTAJI (10 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN RADIO AL ANSAAR 'DAKİ (DURBAN, GÜNEY AFRİKA) CANLI RÖPORTAJI (14 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN TALK RADIO EUROPE (İSPANYA) RÖPORTAJI (5 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (5 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (8 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ VE KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (29 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN RADIO DAWN (İNGİLTERE) RÖPORTAJI (30 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN SAMSUN AKS TV VE EKİNTÜRK TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (30 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (28 Eylül 2009) ADNAN OKTAR'IN TALK RADIO EUROPE (İSPANYA) RÖPORTAJI (29 Eylül 2009)
ADNAN OKTAR'IN KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (20 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (1 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN AL QURAN AL KAREEM RADYOSU RÖPORTAJI (AVUSTRALYA) (22 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN UNITY FM (İNGİLTERE) RÖPORTAJI (2 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN ANTARA HABER AJANSI (ENDONEZYA) RÖPORTAJI (16 Eylül 2008) ADNAN OKTAR'IN LE MONDE RÖPORTAJI (18 Mayıs 2008)
ADNAN OKTAR'IN EL CEZİRE TELEVİZYONU RÖPORTAJI (6 Ağustos 2007) ADNAN OKTAR'IN GECE TV (TOKAT) RÖPORTAJI (15 Eylül 2008)
ADNAN OKTAR'IN KANAL MALATYA RÖPORTAJI (15 Ocak 2008) ADNAN OKTAR'IN EL CEZİRE TV RÖPORTAJI - 2 (22 Şubat 2008)
ADNAN OKTAR'IN HABER 7 RÖPORTAJI (13 Kasım 2008) ADNAN OKTAR'IN MANŞET HABER RÖPORTAJI (5 Mart 2009)
ADNAN OKTAR'IN GAZİANTEP OLAY, SAMSUN AKS VE TV KAYSERİ'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (6 Ocak 2010) ADNAN OKTAR'IN AL-QUDS (KUDÜS) GAZETESİ RÖPORTAJI (17 Kasım 2008)
ADNAN OKTAR'IN AMASYA TV RÖPORTAJI (21 Temmuz 2008) ADNAN OKTAR'IN OBJEKTİF RÖPORTAJI (16 Mayıs 2008)
ADNAN OKTAR'IN AMERICAN PUBLIC TV RÖPORTAJI (19 Aralık 2008) ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (10 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR'IN ORTADOĞU HABER AJANSI (MISIR) RÖPORTAJI (6 Eylül 2008) ADNAN OKTAR'IN AMERİKAN HALK RADYOSU RÖPORTAJI (11 Ekim 2008)
ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (17 Şubat 2009) SAYIN ADNAN OKTAR'IN POLI GAZETTE (HOLLANDA) RÖPORTAJI (2 Temmuz 2009)
ADNAN OKTAR'IN AN ANBAR TV (IRAK) RÖPORTAJI (21 Eylül 2008) ADNAN OKTAR'IN ARABNEWS RÖPORTAJI (9 Kasım 2008)
ADNAN OKTAR'IN ASIA RFA RADYOSU RÖPORTAJI (14 Haziran 2008) ADNAN OKTAR'IN SAKARYA SRT RÖPORTAJI (23 Ekim 2008)
ADNAN OKTAR'IN ASSOCIATED PRESS OF PAKISTAN RÖPORTAJI (6 Eylül 2008) ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (3 Mart 2009)
ADNAN OKTAR'IN SAMSUN AKS TV VE EKİNTÜRK TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (14 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN AZERBAYCAN DEVLET RADYOSUYLA YAPTIĞI TELEFON GÖRÜŞMESİ (25 Nisan 2009)
ADNAN OKTAR'IN AZERBAYCAN EDALET GAZETESİ RÖPORTAJI (5 Kasım 2008) ADNAN OKTAR'IN KON TV (KONYA) RÖPORTAJI (31 Ağustos 2008)
ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (10 Mart 2009) ADNAN OKTAR'IN AZERBAYCAN DEVLET HABER AJANSI RÖPORTAJI (14 Ağustos 2008)
ADNAN OKTAR'IN AZERBAYCAN HALK GAZETESİ RÖPORTAJI (6 Ekim 2008) ADNAN OKTAR'IN KON TV'DEKİ (KONYA) CANLI RÖPORTAJI (1 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR'IN AZERBAYCAN İÇTİMAİ RADYOSUYLA YAPTIĞI TELEFON GÖRÜŞMESİ (16 Ocak 2009) ADNAN OKTAR'IN HABERDEM (KONYA) RÖPORTAJI (24 Ekim 2008)
ADNAN OKTAR'IN KON TV'DEKİ (KONYA) CANLI RÖPORTAJI (8 Şubat 2009) ADNAN OKTAR'IN KANAL MPL RÖPORTAJI (23 Nisan 2008)
ADNAN OKTAR'IN AZERBAYCAN TV RÖPORTAJI (11 Haziran 2008) ADNAN OKTAR'IN HABER FLASH RÖPORTAJI (1 Ekim 2008)
ADNAN OKTAR'IN KON TV (KONYA) RÖPORTAJI - 1 -(29 Ocak 2008) ADNAN OKTAR'IN THE NATIONAL GAZETESİ (BAE) RÖPORTAJI (28 Mart 2009)
ADNAN OKTAR'IN AZERBAYCAN AZERNEWS RÖPORTAJI (23 Ekim 2008) ADNAN OKTAR'IN HATAY TV RÖPORTAJI (7 Eylül 2008)
ADNAN OKTAR'IN KON TV (KONYA) RÖPORTAJI -2 - (28 Şubat 2008) ADNAN OKTAR'IN THE WALL STREET JOURNAL RÖPORTAJI (6 Mart 2009)
ADNAN OKTAR'IN HİLAL TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (24 Ocak 2009) ADNAN OKTAR'IN KORDON TV (İZMİR) RÖPORTAJI (27 Temmuz 2008)
ADNAN OKTAR'IN MPL SATRANÇ TAHTASI RÖPORTAJI (19 Aralık 2008) ADNAN OKTAR'IN BAŞKENT TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (23 Ocak 2009)
ADNAN OKTAR'IN BAŞKENT TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (13 Şubat 2009) ADNAN OKTAR'IN BAŞKENT TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (27 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR'IN HOPE TV (BULGARİSTAN) RÖPORTAJI (16 Haziran 2008) ADNAN OKTAR'IN ARTE TV RÖPORTAJI (FRANSA-ALMANYA) (4 Kasım 2009)
ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV VE MARAŞ AKSU TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (5 Kasım 2009) ADNAN OKTAR'IN DEM TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (30 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN DEM TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (6 Kasım 2009) ADNAN OKTAR'IN KOCAELİ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (6 Kasım 2009)
ADNAN OKTAR'IN KOCAELİ TV VE KANAL 9'DAKİ CANLI RÖPORTAJI (30 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN KOCAELİ TV, EKİNTÜRK TV VE MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (3 Kasım 2009)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE GAZİANTEP OLAY TV RÖPORTAJI (31 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN MAC'S WORLD LIVE RÖPORTAJI (6 Kasım 2009)
ADNAN OKTAR'IN KANAL 35 VE TV KAYSERİ'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (1 Kasım 2009) ADNAN OKTAR'IN UMMAH RADIO (İNGİLTERE) RÖPORTAJI (31 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN TALK RADIO STATION (KUZEY CAROLINA) RÖPORTAJI (3 Kasım 2009) ADNAN OKTAR'IN RADIO ISLAM (JOHANNESBURG, GÜNEY AFRİKA) RÖPORTAJI (30 Ekim 2009)
ADNAN OKTAR'IN TV KAYSERİ, SAMSUN AKS TV VE GAZİANTEP OLAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (4 Kasım 2009) ADNAN OKTAR'IN BAŞKENT TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (6 Mart 2009)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ VE TEMPO TV'DEKİ CANLI YAYINI (7 Kasım 2009) ADNAN OKTAR'IN BAŞKENT TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (13 Mart 2009)
ADNAN OKTAR'IN TV KAYSERİ'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (21 Ekim 2009) ADNAN OKTAR'IN KANAL URFA, ADIYAMAN ASU VE KRAL KARADENİZ'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (9 Kasım 2009)
ADNAN OKTAR'IN TV KAYSERİ'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (6 Aralık 2009) ADNAN OKTAR'IN MPL RÖPORTAJI (21 Kasım 2008)
ADNAN OKTAR'IN ABC TELEVİZYONU (AVUSTRALYA) RÖPORTAJI (10 Kasım 2009) ADNAN OKTAR'IN KANAL 35 VE TV KAYSERİ'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (8 Kasım 2009)
ADNAN OKTAR'IN KOCAELİ TV, EKİNTÜRK TV VE MAVİ KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (10 Kasım 2009) ADNAN OKTAR'IN MPL RÖPORTAJI (19 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR'IN SUN TV (KONYA) RÖPORTAJI (14 Eylül 2008) ADNAN OKTAR'IN NEWSTALK KXYL CANLI RÖPORTAJI (Teksas, ABD) (11 Kasım 2009)
ADNAN OKTAR'IN TV KAYSERİ, SAMSUN AKS TV VE GAZİANTEP OLAY TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (11 Kasım 2009) ADNAN OKTAR'IN ÇAY TV VE MARAŞ AKSU TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (12 Kasım 2009)
ADNAN OKTAR'IN DEM TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (13 Kasım 2009) ADNAN OKTAR'IN HAHAM FROMAN İLE BİRLİKTE 10 KASIM 2009 TARİHLİ CANLI YAYIN SOHBETİ (altyazılı)
ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (14 Kasım 2009)