SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyirciler. Samsun AKS ve Ekintürk televizyonlarında ortaklaşa yayınlanan Adnan Oktar’la Başbaşa programıyla karşınızdayız. Evet değerli konuklarımız, başta Sayın Adnan Oktar ve doktorlarımız, Sayın Dr. Oktar Babuna ve Sayın Dr. Cihat Gündoğdu ve Bilim Araştırma Vakfı üyesi işadamı konuğumuz Gökalp Barlan bizlerle birlikte. Efendim hoşgeldiniz. Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin o güzel canını. Misafirlerine sen ne güzel davranıyorsun öyle, sen ne güzel huylusun sen, MaşaAllah. Allah’a hamd olsun, Elhamdülillah. Hepimiz çok iyiyiz değil mi? Yani yanlış bilmiyorsam...
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: MaşaAllah.
SUNUCU: Evet bu akşam değişiklik olarak bir tek Gökalp Bey aramıza katıldı.
ADNAN OKTAR: Evet Gökalp Bey yakışıklılığı ile ünlü bir gençtir. Huyu da güzeldir Gökalp’in MaşaAllah.
SUNUCU: Evet yine izleyicilerimizden size sorular yağmış. Nasıl yapalım istersiniz?
ADNAN OKTAR: Yağsın yağsın ne güzel rahmettir. Başlasın ilk sorumuz gelsin. İnşaAllah.
SUNUCU: Evet bir izleyicimiz demişlerki sayın hocam ‘Maddenin Ardındaki Sır’ ve ‘Sonsuzluk Başlamış Durumda’ adlı kitabınızı okudum çok etkilendim. Bu kaynakları nasıl hazırlıyorsunuz buna şaşırıyorum. Kolay olmayan bir olay ve bu kadar açık beyan ortada gerçeği yazıyorsunuz. Bu iman etmeyenlerin aklına şaşmak lazım demişler. Pek soru niteliği taşımıyor ama beğenilerini iletmiş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Yani yorumlamamı istiyor gibi düşünelim, yorumlayalım sözünü kardeşimizin. Maddenin varlığı işte bu Plank, Einstein bu vatandaşların, bu alimlerin özellikle dikkatini çeken bir konuydu. Bu devirde bu konu da ortaya çıktı ama zamanımızda şu an çok netleşmiş durumda. Ve dünyanın en büyük olayı bu olay, en büyük olayı. Ama şimdi bazı temel konular var bunların halledilmesi esas olduğu için ben bu konuya o kadar ağırlık vermiyorum yoksa bu konuyu dünya anladığında zaten dünyanın boyutu, anlamı değişir. Yani bilimin yeniden değerlendirilmesi gerekecektir. Birçok yeniden değerlendirilmesi gereken konu olacaktır. Yani bütün fizik kanunları, bütün olaylar, herşeyin yeniden değerlendirilmesi gerekir bu konu tam anlaşıldığında. Ki net gerçek, hiç kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçek. Beynin içerisinde yaşıyoruz. Yani dışarı çıktığımızda hemen hemen hiçbir insan bu gerçeği hisseden bir üslup içerisinde değildir. Mesela dolmuş kuyruğunda bir vatandaşı düşünün, otobüs kuyruğunda bir insan. Yani otobüsün beyninin içerisinde olduğunu farketmez. Bilmez. Dışarıda var zanneder. Mesela simitçi bağırıyor orada su satıcıları var. Allah onu çok detaylı yaratır. Mesela yağmurlu havada araba gelir, su sıçramaması için biraz kenara çekilir, araba hakikaten su sıçratır. Allah çok doğal bir hayat yaratır. Nasıl böyle film setlerinde doğal hayat olur. Mesela bir kovboy kasabası yapılıyor değil mi, yavaş yavaş oradan geçen arabalar var, insanlar sakin yürüyor. Mesela bir çocuk karşıdan karşıya bir çember çevirerek koşuyor. Bir kenarda bir dilenci var yani doğal bir sahne meydana getirir. Allah da dünyada doğal bir görünüm meydana getirir. Yani insanların aklının ihtiyarının kalkmaması için. O yüzden insanlar bunu farkedemezler. O kadar sanatlıdır ki bu. Yani rüzgarın esmesi, bir uçağın havadaki çıkarttığı ses, arabaların çıkarttığı sesler. Hepsi çok doğal bir görünümdedir ve dolayısıyla insanlar beyinlerinin içerisinde yaşadıklarını bilemezler. Mükemmel bir sistem yaratılış. Bir kere görüntünün 3 boyutlu olması asıl aldanmayı meydana getiriyor. Beyinde bir aldanma meydana gelmiş oluyor. Çünkü 3 boyutlu ve derinlikli bir görüntü var. Bir kere adam net diyor bir kere görüntüyü hakikaten ben diyor dışarıdaki varlığı görüyorum diyor. Tamam dışarıda varlık var ama dışarıdaki o varlığı senin görebilmen için ışık lazım. Ses yok. Mesela bir arkadaşı bağırıyor uzaktan “geliyorum” falan diyor, uzaktan ona bağırıyor. Aklının ucundan geçmez ki beyninin içindeki varlıkla konuşuyor. Dışarıda ses yok ki arkadaşı ona bağırsın. Öyle birşey olamaz. Sadece titreşim var ve madde saydam zaten dışarıda. Yani hem karanlıktır simsiyah karanlıktır hem de saydamdır. Şimdi bunu insanların %99’u bilmez. Ama işte 2012’de dedikleri olaylar, 2012 de dünya değişecek diyorlar ya, işte bu boyut farklılığına girecek insanlar. Yani bunun farkına varacaklar. Gerçek fiziğin gerçek dünyanın kanununa girecekler.
SUNUCU: Peki bu insanların hayatını nasıl etkileyecek sizce neler değişecek mesela insanların hayatında?
ADNAN OKTAR: İman derinliği meydana getirir. Şiddetli güçlü bir iman derinliği meydana getirir. Metafizik bilgiye çok açık olur, çok güçlü olur. Yani zaten Hz Mesih’in geldiği dönemde herkes iman edecek diyor Cenab-ı Allah Kuran’da. Yani bu çok yüksek bir oran. Demek ki en ince noktaya kadar bu gerçekler yayılacak. İnsanlar bilecekler. Fizik kanunları usulen bir kanun haline gelecek yani hükmi bir kanun olacak. Yani o görüntünün içerisindeki bir kanun. Yani gerçek anlamda olan değil de ama böyle olması gerekiyor herhalde gibisinden bir kanun olacak. Çünkü yerçekimi kanunu var mesela. Yerçekimi herşeyi çekiyor ama beynimizin içerisinde çekiyor. Yani gerçek yerçekimini gören kimse yok bilen de yok. Mesela demirden kaynaklanıyor diyorlar yer çekimi. Mıknatısı getirin siz demiri çeker çeliği çeker ama bakırı çekmez, plastiği hiç çekmez, tüyü de çekmez. Yani yerçekimi çok harika bir olay. Demirin herşeye etki eden bir çekim meydana getirmesi. Çünkü normalde sadece demiri çekiyor demir. Yani en güçlü mıknatısı alın kitaba getirin kitabı kaldırmaz havaya, kitap durur, kumaşı da kaldırmaz. Plastiği de kaldırmaz. Ama mesela toprağı kaldırabilir içinde demir olduğu için, toprağın bir kısmını kaldırabilir. İçinde demir ihtiva eden herşeyi kaldırır. Ama yani dünyada kaldırmayacağı o kadar çok şey var ki. Ama bakın yerçekimi hepsini havalandırıyor ve kendine çekiyor. Mesela dünya dönüyor. Helikopter kalkıyor, sabit havada duruyor, dünya onun altından kayması lazım dönmeden dolayı hızla kayması lazım. Ama böyle birşey olmuyor. Yani helikopter duruyor havada, sürekli havada duruyor, sabit duruyor. Mesela düşünelim, burada bir alan var, bunun üzerinde hep beraber gidiyoruz. Mesela bu kalemle beraber hep beraber gittiğimizi düşünelim. Kalem havalandığında havaya, altındaki kitlenin gitmesi lazım devam etmesi gerekiyor. öyle olmuyor deneme yapıldığında. Helikopter kalktığında dünya altında duruyor sabit duruyor, helikopterle beraber duruyor yani. Hep birlikte gitmesi normal. Yani insanlar mesela arabalarla hep beraber gider. Ama havaya kalktığında onu yerden götüren, tren gibi götüren sistemin dışına çıkmış oluyorsun sen. Yani mesela düşünün hızla giden bir geminin içinde bir helikopter olsa, helikopter geminin içinde beraberken gider ama helikopter havalanıp, havaya kalktığında sabitleştiğinde gemi gider helikopter havada kalır. Dünyada böyle birşey olmuyor. Diyorlar ki rüzgar götürüyor diyorlar, yani fırtına bile sürükleyemiyor helikopteri nasıl sürüklesin havada? Çok çok hafif belli belirsiz bir rüzgar olabilir. Aslında fizik kanunları o kadar zannedildiği kadar tam açıklayıcı olmuyor herşeyi. Yani rüzgar götürüyor diyorlar. Yani kardeşim istediğin kadar vantilatör tut yani en güçlü rüzgarı meydana getir, helikopter çivi gibi durur yerinde oynatmaz. Çok muazzam bir kitlesi var. Fizik kanunlarının biraz hayali birşey olduğunu insanlar anlayacaklar. Yani var diyeceğiz ama hikayemsi var. Çünkü Allah’ın fizik kanunlarına hiç ihtiyacı yoktur. Yani sadece bizim birşeylere inanmamız için, mantık olsun diye fizik kanunları vardır. Onun için biz diyoruz yerçekimi vardır, işte helikopter de kalktığında rüzgarda helikopteri sürükler işte o da beraber döner diyoruz. Yani pratiğinde pek inandırıcı durmuyor bunlar. Yani işin pratiğine bakıldığında. Mesela ben beynimin içindeki görüntüyle konuşuyorum, karşımdasın sen diyorum 3 metre ilerimde. Bu doğru değil. Yemin dahi edebilirim, değil. Beynimin içindeki adam yani, eğer dersem 3 metre ileride yalan söylemiş olurum. Görüntüye göre 3 metre ileride. Filmin kalitesinden dolayı öyle görünüyor diyebiliriz. Mesela biz televizyonda film seyrediyoruz evler, arabalar arkada oluyor, insanlar önde oluyorlar. Tamam 100-150 metre kadar ileride ama filmin içerisinde hepsi aynı yüzeydeler. İnsanın kafasında da aynı yüzeyin üzerinde oluyor görüntü yani hiçbir değişiklik yoktur. Mesela ben sizi görüyorum şu an. Şu kadarcık yerde oluyor bu görüntü, şu kadar parmağımın ucu kadar yerde oluyor. Ama mesela boylu poslu bir genç kız olarak görünüyorsun. Yani büyük bir insan olarak görünüyorsun. Ama şu kadarcık yerde ben buna yakında baktığım için beynimde kocaman görünüyorsunuz. Yani normalde böyle birşey yok. Çok küçük görüntüyü, hani vardır ya bazen böyle Hacc’dan gelenler tespih getirirler de, eskiden çocukken bakardık, içinde Hacc’ın resmi görünürdü değil mi? Hem de kocaman görünürdü. Halbuki küçücük yerdedir, ufacık bir yerde, koskoca alem görünürdü. İnsanın beyninde de öyle işte. Yani koskocaman görünüyor. Mesela insana uzaktaki insan şu kadar görünüyor, yakındaki insan daha büyük görünüyor. Biraz daha yakın olan iyice büyük görünüyor. Halbuki hepsi birer fotoğraf karesi gibi beyinde. Mesela o küçücük görüntüyü büyük kabul ediyorsun sen. Kafandaki bilgiye göre onu öyle kabul ediyorsun, beynin içerisinde normalde şu kadarcık oluşuyor. Mesela bak kameraman arkadaşlar şu kadar görünüyorlar orada karşıda. Beynin içinde oluşma şekli fakat şu kadar. Yani normal şu kadar insan yani o kadar. Ve beynin içinde gerçekten o şekilde oluşuyor. Ama bize sorulduğunda biz diyoruz ki yok diyoruz mesela, dört metre ötede ve koskocaman insan diyoruz.
SUNUCU: Ve mesela çok ilginç her insanı da mesela farklı ebatlarında, farklı silüetlerinde görebiliyoruz, işte kimisi uzun boylu, kimisi kısa boylu, şişman, zayıf, o da çok ilginç bir durum.
ADNAN OKTAR: Tabi, mesela pırıl pırıl ışık var, dışarıda ışık yok. Fizikçiler diyor, bu olayın gerçekliğini diyor, büyük bir korkuyla farkına vardılar diyor, kitapta. Bakın büyük bir korkuyla diyor, farkına vardılar diyor. Onun için bunu insanlara da pek anlatmıyorlar.
SUNUCU: Peki ama bunu anlatmamalarındaki sakınca, neyi sakıncalı görüyorlar da anlatmıyorlar?
ADNAN OKTAR: Şimdi pavyonda eğlenen adama sen bunu söylersen, adam mahvolur yani orda eğlenecek hali kalır mı? Yani adam fabrikasının karşısına geçiyor, diyor ne muazzam tesisler yaptım ben diyor. Beyninin içerisinde şu kadarcık yerde onun bütün tesisi. Yani uçsuz bucaksız diyor fabrikalar diyor, yatım şurda diyor, Lamborghini de karşımda duruyor diyor. Hepsi karşımda diyor, şu kadarcık yerde oluşuyor hepsi. Bunu duymak istemiyorlar işte. Çünkü ciğerine oturuyor denir ya tabiriyle, bu acı gerçek olarak bunu görüyorlar. Ve bunu hiç duymak istemeyen pek çok insan var mesela akademide ben arkadaşlara bunu anlatırdım, akademideyken, solcular o zaman beni tehdit etmişlerdi, normalde çok hür bir ortam vardı, dediler aman sakın dediler bize de anlatma, kimseye de anlatma dediler. Yani bunu duyup materyalist olması bir insanın mümkün değildi çünkü. Ben direkt tepeden inme konuyu bitiriyordum. Darwinizme girmeye bile gerek yok işte bunu anlattın mı. Bunda adam felç oluyor zaten birşey yok. Mesela bizim bir arkadaş vardı akademide Hasib, ismi de aklımda, ismi söylemekte bir mahsur yok. Anlattım, anladı kıpkırmızı oldu böyle, iliklerine kadar kızardı. Bir daha da benle asla görüşmedi. Hemen kavradı ama, ve ondan sonra bunu unutmak ister insan ama unutamazlar. Nereye giderse gitsin, karşısına gelir. Yani bunu bir kere öğrenir, bir daha unutamaz. Ama unutmak için tabi kolaylıklar vardır, işte uğraşır biraz işte müzik dinler, etrafta gezinir. Şakalaşır falan unutur ama bu çok büyük bir gerçektir.
SUNUCU: Peki bu durum hani insanları amaçsızlaştırır hani güncel yaşamda herkesin belli bir amacı var, işte çalışmak, ailesine daha iyi bir yaşam standardı sağlamak gibi, böyle bir durumda acaba insanlar acaba amaçlarından vazgeçer diye de bir endişe mi var? Bir boşvermişlik mi hakim olur?
ADNAN OKTAR: Onu düşünecek takatleri kalmaz ki, yani bunu anlarlarsa onu düşünecek takatleri de kalmaz. Bunda zaten insan sadece Allah için yaşayabilir. Allah için yaşadığında muazzam tesisler kurarsın, Allah kurar, sen kendin yapıyormuşsun gibi görünür. Mesela Sultanahmet’i, Ayasofya’yı yapan Allah’tır. Biz diyor “Size giyimlikler var ettik “ diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Giyimlikler var ettik, yani biz size diyor elbise yaptık diyor Allah. Elbise fabrikada yapılmaz. Allah yapar, fabrikanın dışındadır elbise. Suyu açtığınızda barajdan gelmez su, orada Allah yaratır, o anda, mucize olarak yaratılır. Yani insanın bunu farketmesi lazım, mesela diyorlar ki insan nasıl yaratıldı diyor, kapıdan içeri annesi girdiğinde, annesi ani orada yaratılıyor, birden yaratılır. Allah ayette şeytandan Allah’a sığınırım “O, her an bir iştedir” diyor. Mesela Hz. İsa’nın inişi, insanlara acaip hayretler içinde geliyor, halbuki Hz. İsa’nın inişi gibi olaylar hergün yüzbinlerce, milyonlarca oluyor dünyada. Her karşılaştığın insan ani yaratılır, birden yaratılır o anda görüntüsü. Bunda sanat ve bilim ilerler, bunu farkeden insanlarda.Yani telif gücü olur çünkü o zaman kafan doğrudan Allah’a bağlanmış oluyor. Öbür türlü diyor ki ben yapacağım diyor, tabloyu yapmaya başlıyor, yapamaz. Rezalet tablolar çıkar. Mimari, mesela çizim yapıyor, yapamıyor, çıkmıyor. Allah yapar binayı. Yani Allah binayı yapacak, ben vesile olacağım dese, nefis binalar meydana getirir. Nefis sanat eserleri meydana gelir. Mesela Mozart, çok dindardır. Allah yapıyor diyor, bestelerimi. Muazzam başarı elde ediyor.
SUNUCU: Üstelik de sağırdı galiba... Ya Beethoven ya Mozart ikisinden birinin işitme engeli vardı diye biliyorum. Ona rağmen muazzam besteler yapmıştı.
ADNAN OKTAR: Zaten işitecek bir durum yok yani, iki tane et parçasının görüntüsü var. Onlar da mekanik alet hükmünde, kulak zaten, hiçbir kulak duymaz herkes sağırdır. Beynin içindeki kulak duyuyor. Yani bunun hiçbir işlevi yok, bu sadece bir makinedir yani sesi toplar götürür, titreşime çevirir, alır titreşimi beyne elektrik akımı olarak verir, kulağın görevi biter. Kulak devreden çıkar. Kulak sağırdır, garibanın tekidir kulak. Kulak hiçbirşey de anlamaz. Beynin içindeki kulak duyuyor. O da şu kadarcık yerde oluyor. Ufacık yerdedir. Mesela biz şimdi masaya dokunuyoruz, adam diyor ki parmağımın ucuyla dokunuyorum. Parmağının ucuyla dokunmuyorsun, beyninin içinde dokunma hissi oluşuyor, parmağının görüntüsü ile ikisi birleştiğinde o kadar üç boyutlu ve kaliteli oluşuyor ki beyinde sen, parmağını gerçekten buraya dokunduğunu zannediyorsun, hissediyorsun. Halbuki, beyne giden sinirler alındığında bunu alamıyorsun, dokunsa da hissetmiyor. Yani hiç boşluğa dokunuyormuş gibi olur, hissetmez. O da beyinde oluşuyor. Mesela koku, oh diyor mis gibi kahve kokuyor diyor. Kahve kokmaz, öyle birşey olmaz. Burna gelir, kahveye ait aromaya ait gazlar, kimyasal maddeler. Burunda titreşim meydana getirirler, o elektriğe dönüşür. Yani o kimyasal maddenin meydana getirdiği titreşimi elektriğe çevirir. Alır, beyne götürür, hiç bir burun koku almaz. Beyindeki bir burun vardır, o koku alır. Mesela gözler, herkesin gözü amadır. Klasik ama, bildiğin yani tam iptal. İki tane video kamera gibi etten video kameradır gözler. Hiçbir özelliği yoktur bunun dışında. Elektrik enerjisine çevirir görüntüyü, alır götürür beyne o elektrik akımını verir, görevi biter gözün. O ama gözler devreden çıkar ondan sonra. Oradaki asıl göz devreye girer ondan sonra. Bak, göze ihtiyacı olmadan gören bir göz vardır insanın beyninde. Kulağa ihtiyacı olmadan duyan bir kulak vardır. Parmağa ihtiyacı olmadan duyan, hisseden bir el vardır. Bu elle sen dokunursun. İşte bu ruhtur, Allah’ın ruhu. Ruhumdan üfürdüm dediği Allah, işte budur. Yoksa et kemikle yapılan hiçbir şey yok, bir fonksiyon yoktur. Bunu insanlık öğrenecek işte, 2012’lerden sonra. Tabi diyorlar ya, venüs bilmem neye girecek işte alt üst olacak, 2120 ile 2012’yi karıştırıyorlar. Yani hafif rakamlarda benzerlik var ya, yani kuruluşunda yapısında bir benzerlik var. 2120’dir kıyametin kopuş tarihi. Onlar da 2012 diyorlar, karıştırıyorlar. Ama 2012 hakikaten önemli bir yıldır. Yani insanların artık metafizik düşünceye girecekleri bir yıldır. Herşeyi metafizik görecekler.
SUNUCU: Neler değişecek 2012’de peki, düşünceyle birlikte, evet bir sürü şey değişecek ama mesela iman edenlerin sayısı artacak mı? Yoksa daha mı değişik şeyler yaşanacak?
ADNAN OKTAR: İman edenlerin sayısı şu anda da yani çok ciddi bir tırmanış şeklinde, çok şiddetli ama 2012’den sonra şiddetlenecek. 2014’te de çok yükselmiş olacak, bir hayli yükselecek. Ekonomik krizin çözülmesinin nedeni de insanların imanlı hale gelmeye başlamasından dolayı, yoksa IMF’in bir kısım atraksiyonlarından falan kaynaklanmayacak. Bak peşpeşe peşpeşe uluslararası kuruluşlar 2014 2014 deyip duruyorlar. Bakın açıkça da bir kişi çıkıp da yalanlamadı, sen nerden çıkarttın bunu demedi. Bak diyorum ki bunun tarihini ben verdim. Benim dışımda da metafizik bilgi yok. Yani benim verdiğim metafizik bilgiye göre hareket ediyorlar şu an. Yani IMF de ona göre hareket ediyor. İsterseniz gidin sorun, arkadaş dersin nerden çıkardın 2014’ü, teknik yönden bana bir açıkla, değil mi? Yani ekonomi bilimi açısından, sosyal bilim açısından bana nedenini açıkla, gık diyemez. Birşey yok ellerinde bilgi. Sadece benden duydukları bilgi var o kadar. Metafizik bilgidir. Ekonomik kriz özel oluşturulmuş birşeydir yani ruhani varlıklar tarafından. 2014’te de çözülecektir Allah’a yaklaşmalarından dolayı insanların inşaAllah ve insanlar herşeye daha akılcı bakacaklar 2012’lerden sonra. Daha net, daha akılcı bakacaklar inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet bir izleyicimiz demişler ki, Türk İslam Birliğinin üyelerinden biri olan Azerbaycan’dan inşaAllah sizi kucaklıyoruz. Sayın Adnan hocam her zamanki gibi çok şıksınız demişler. MaşaAllah Azerice eserleriniz kardeşlerinizin hayatına ışık tutuyor. Komünizmden ayrılan ülkemiz sizin kitaplarınız sayesinde İslam’ı öğreniyor ve yaşamaya çalışıyor. Sizin kitaplarda mezhep farkının olmaması Azerbaycan açısından çok çok önemli maşaAllah. İnşaAllah ne zaman Hazar’ın kıyısında balık yemeye geliyorsunuz demişler.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah koçlarım benim. Türk İslam Birliği ile ilgili ilerlemeler başdöndürücüdür. Hergün açın televizyonu haberlere bakın, her gün. Sürekli bir ilerleme var. Bakın Ermenistan’la olan bağlantıyı görüyorsunuz. Yani ben artık fazla yorum yapmayacağım, yorum kardeşlerimizin. Her dediğimin çıktığını görüyorlar. Fakat en tehlikeli şey şu an Türkiye’de o demokratik açılım mı diyorlardı Güneydoğu’da? Evet demokratik açılım. Şimdi bunun içinde samimi olarak bu düşünceyi savunan bir yapı var. Mesela Başbakan samimi, başka kişiler samimi. Ama bu düşüncenin içinde bir de kahpeleri var bu düşüncenin oyuncuları var. Bir dindar görünümlü, iki PKK’lı. Bakıyorsun adam dindar hatta sakalı da var. PKK’lı, komünist ve Müslüman. Bunlar bazı yerlerdeler. Şimdi bu çok büyük bir tehlike. Yani çok çok büyük bir tehlike. Biz bunu bugünlerde netleştirdik. Yani bana gelen bilgiyle netleşti olay. Bu kahpelere karşı çok dikkatli olmak gerekiyor çünkü Güneydoğuyu verme konusunda bunlar azimli. Bakın Müslüman görünümlü, komünist, zamanında da zaten teröre bulaşmış tipler, zamanında terörün içinden gelmiş adamlar. Azgın, sert, böyle küstah, saldırgan ve mafya kafalı bakın altını çizerek söylüyorum mafya yapılanması içerisinde bu, ne diyeyim zibidi. Yani ne anlama geliyor bilemiyorum şu anda da. Muazzam bir yapılanma meydana getirmiş, mafya yapılanması. Ve bu işin içinde bu adam aynı zamanda yani bir yönden bunun içine girmiş. Aman aman aman. Bir kere bize kabadayılıkla kimse yaklaşmasın. Yani biz hergün Mehmetçikleri orada şehit ediyoruz. Kurtulmak istiyor musunuz? İstiyoruz. O zaman verin Güneydoğu’yu siz de kurtulun. Bütün sülaleniz gelsin, iki kuşak evveline kadar, kimse bu PKK’lı köpekler, asla vermeyiz. Böyle bir konu var. Günde 10 kişi 100 kişi verelim hiç sorun değil. Bizim çocuklar da gitsin hepsini şehit etsinler hiç sorun değil. Bir kere böyle bize kabadayılık yapmayacaklar. Yani böyle laf olmaz. Kurtulmak istiyor musunuz? İstemiyoruz biz kurtulmak. Biz Allah için savaşırız gerekirse, devletimizin emrinde, bizi de asker olarak alsınlar gideriz. Böyle bir olay olmaz. Bir kere bu lafı kaldıracaklar. İşte falanca kişi adadan defter yazmış da talimat göndermiş, o defteri biz rulo haline getiririz, yuvarlarız ve yuttururuz. Böyle konuyu bırakacaklar. Oradan buradan defter kitap öyle birşey dinlemeyiz biz. Korkmuyoruz da ayrıca. Böyle bir konu da yok. Ne demek bu? Asker şehit ediliyor, o zaman ne yapalım? Verelim gitsin diyecek adam. Var mı öyle şey? Yarın öbür gün senin haysiyetine de yönelir adam, senin şerefine de yönelir. Diğer kısmı da ister, herşeyi ister. Canını da ister, malını da ister. Yok öyle şey. Milim santim Güneydoğudan hiçbir yeri vermeyiz. Boş yere de kimse kabadayılık yapmasın. Daha da güzel oturaklı sözler ağzıma geliyor tabi ama söylemeyeceğim irademi kullanacağım. Bu kabadayılığı bırakacaklar bir kere. Bir kere bu üslup da kalksın. Yani bundan kurtulmak istiyor musunuz? Biz istemiyoruz. Yani vatanın milletin bölünmesine sebep olacaksa bu, yani böyle bir düşünce, biz bunu kabul etmiyoruz. Size pahalıya mal olur diyor. Olsun, kabul ama vermeyeceğiz yani.
SUNUCU: Bunlar tabi nifak tohumu ekmek isteyen, halkın arasına nifak tohumu ekmek isteyen provakatörlerin işleri. Yoksa oradaki halkın, sizler de biliyorsunuz, zaman zaman konuşuyoruz oradaki halkın hiçbirisinin bu görüşte olduğuna, böyle saçma sapan düşünceyi savunduğuna kesinlikle inanmıyoruz. Lütfen bu oyuna da gelmesinler.
ADNAN OKTAR: Nur gibi onlar. Benim canım ciğerim. Güneydoğulu kardeşlerimiz o kadar şahane insanlardır ki, efendilik, terbiye, nezaket üstlerinden akar. Yani çok çok şahane insanlar. Benim birçok Kürt kardeşim var ve tanırım da. Tokat’a gittiğimizde de orada tanıdıklar, akrabalar vardı Kürt. Çok nezih insanlardır. Nereden çıkarıyorsunuz böyle, tehditkar bir üslup işte rahat etmek istiyor musunuz, bak bu kadar şehit verdiniz..Kardeşim sorun mu, biz Çanakkale’de de verdik şehit. Niğbolu’da da verdik. Şehit veririz biz sürekli. Bizim öyle bir sorunumuz yok yani.
SUNUCU: Şimdi bu ve buna benzer çevreler tabi tarihte tekerrürden ibarettir malumunuz tarih hep aynı oyunu yaptılar ve zaman zaman da başarılı oldular. Nedir işte Rumlarla Ermenilerle aynı şekilde benzer oyunlarla iki halkı birbirine düşman ettiler. Zaman zaman hakikaten de başarılı oldular. Ama kesinlikle buradan bizler de temennimizi iletiyoruz. Halkımız bu oyunlara gelmesin. Bunlar birlik olmasını halkın birlik olmasını engellemeye çalışan bir takım çevreler diye düşünmekteyim.
ADNAN OKTAR: Çok nezihtir Güneydoğulu insanlar. Ne güzel hep camiiler dolar taşar, hepsi Allah’tan dinden bahseder. Çok güzel ahlaklı, asil insanlardır, soylu insanlardır. Ama bazı aptalların böyle züppe bir üslupla bilmişlik yapması, Avrupalı bazı ahmaklarla işbirliği yaparak, Norveç, Danimarka, İsveç, İngiliz bazı o züppelerin ağzıyla bize yaklaşıp böyle artık kabul edin gerçekleri..Böyle bir olay yok. Demokratik açılım sonuna kadar olsun. Yani alabildiğine özgür olsun kardeşlerimiz. Ben onların alnını öperim hepsinin. Tabi ki olacak. Ama öyle bir üslup kullanıyorlar ki, yerel yönetim bizde olsun diyorlar. Eeee? Valiler, biz yapacağız. Yani PKK’lı olacakmış. Başka? Ama diyorlar bize para da verirseniz verin diyorlar, farketmez. Bayrak da asarsanız asın diyor. Bize akıl vermeyi bırakacaklar. Yani bizim devletimiz ne yapacağını bilir. Gayet normal yaşayıp gidiyorduk, iş çıkartıyorlar. Oradaki insanlarımıza da musallat oldular. Ne hayvanlarını otlatabiliyorlar, ne dağlara çıkabiliyorlar, çocuklar okullarına gidemiyor. Bırakın milletin yakasını. Bu dindar görünümlü bilmiş münasebetsiz şukerası da ve bu mafya yapılanması da bize böyle züppe bir üslup kullanmasın, aklını başına alsın. Tayyip Bey son derece samimi çok candan, hükümet de son derece candan yani gayet güzel. Benim onlara bir sözüm yok. Ama bu tehlikeye karşı çok uyanık olunması gerekiyor. Kimi kastettiğimi biliyordur herkes. Bayağı meşhur birşeymiş bu. Ben daha yeni öğrendim. Yani çok kapsamlı araştırdım. Hayretler içinde kaldım. Bu züppeyi gerekirse açıklayacağım da hemen kim olduğunu. Sen ne oluyorsun yani 5 bin yılık geçmişi var Türk milletinin. Soylu bir millettir, aklı başında, nezih bir millettir. Ordumuz yine öyle, şanlı bir ordudur. Bu memleket de sahipsiz değildir. Bu ehemmiyetli bir konu olduğu için bunu söylüyorum. Bu biliniyormuş. Yani kimse de ses çıkartmıyor. Bayağı bir insan ses çıkartmıyor. Gariban kafasıyla şunun bilmişliğine bak sen. Yani akıl veriyor millete, yol göstertiyor PKK ile işbirliği halinde. Gerekirse de rezil rüsva edeceğim inşaAllah. Böyle şeye müsaade yok inşaAllah.
SUNUCU: Evet bir izleyicimiz demişler ki, Hocam Ankara-Şereflikoçhisar’da yaklaşık on üç milyon yıllık fosil haberini bugün tüm internet siteleri yayınladı ve bu fosillerde at, fil vs hayvanların fosilleri çıktı. Yani evrim sizinde dediğiniz gibi bir yalandır. Buna ne diyorsunuz demişler.
ADNAN OKTAR: Yerin her yeri kaynıyor. Bak bizim bahçede ben kendim buldum bitki fosili buldum. Kendim buldum yahu. Bildiğin normal kırdık kayayı bitki fosili çıktı. Her yer kaynıyor. Hatta şu şeylerde bile deniz kabuklarına ait de, o kadar çok çıkıyor ki taşlaşmış, kırdım mı zibil gibi çıkıyor. Ama tabi Darwinistler altında kaldı bunun yani. 250 milyon fosilin altında kaldılar. Zaten ondan sonra havaları, üslupları değişti. PKK da şimdi evliya havasında. Orada Müslümanlara işte “biz daha Müslümanız, daha dindarız gibi bir şeyle yaklaşmaya çalışıyorlar. Bu aklı evvel züppe de onlarla iş birliği yapıyor. Ama herhalde tahmin ediyorum yani bir şekilde ilmi yoldan, akılcı yoldan, karşılığını alacak, inşaAllah. Çok büyük bir tehlike. Öyle oldu mu, mazaAllah, Allah esirgesin, orada bir verdiler mi güneydoğuyu, öyle bir taviz verildi mi, her yerden birden gider. Bittin sen ondan sonra. Ne haysiyeti kalır insanın, ne şerefi kalır, hiçbir şeyi kalmaz. Yani baş eğici oldun mu bir kere, “Eeee ne yapalım, burada her gün sürekli şehitler oluyor.” Çanakkale’de o zaman deselerdi İngilizler geldiğinde, “Burada şimdi bir sürü şehit çıkacak, yüz bin kişi, yüz elli bin kişi şehit olacak, bu kadar asker yazık, verelim gitsin” mi dediler Çanakkale’yi? Sel gibi kan aktı, sel gibi şehit verdik, hepsini kovduk gittiler. Bu kadar. İnşaAllah.
SUNUCU: Üstelik de yani husumet olacak veya anlaşmazlığa düşecek bir konu yok ki. Kimse kimsenin ne malına, ne canına, ne namusuna göz dikmişliği, herhangi bir zararı yok. Bu bitmek bilmeyen husumet, bu insanların kendi nemalandıkları bir konu olduğu için sürekli ateşi canlı tutmaya çalışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Hayır, eroin ticareti yapamayacaklar. Uyuşturucu ticareti yapamayacaklar. Kaptagone ticareti yapamayacaklar. Ahlaksızlık yapamayacaklar. Ondan bundan tehditle para alamayacaklar. Yani mafyalaşmışlar çünkü, mesela şu olursa şu kadar trilyon, şu olursa şu kadar trilyon, muazzam bir sistem kurmuşlar. Bu yıkılacak tabii. Buna müsaade etmeyiz. Devletimiz de müsaade etmez, bizler de vatandaş olarak asla müsaade etmeyiz. Şehit gerekiyorsa istedikleri şehit olsun yani. İstedikleri kadar. Toplu hepimiz gidelim yani hiçbir sorun yok, inşaAllah. Onun için böyle ucuz korkak üsluba hiç gerek yok. Bazı kişileri ben görüyorum. Bunlar çok çok tehlikeli bir üsluptur. Samimi ve candan bir tavır içinde olmak lazım. Güneydoğu halkı, onlar bizim canımız zaten, ruhumuz, bütün Türkiye, bütün vatandaşlarımızındır. Bir aksaklık varsa elbirliğiyle giderelim. Ama ne alaka, yani bu ne biçim üslup, yani bir de çok sinsiler, “yok biz bölünmeye taraf değiliz”. Kardeşim sen bölünmeyi alenen istiyorsun, bırak bu ağzı bize. Yani o üslup net bölünme ağzı. Hani hiçbir şey olmayacak, bir şey olmayacak hani böyle kandırarak falan sahtekarlığa ne gerek var. Bas bas bağırıyor yani üslup gidiciyim yolcuyum diye. Yani bölme amaçlı olduğunu çocuk olsa anlar. Eline almışsın bıçağı, yatırmışsın o insanı, hiçbir şey olmayacak diyorsun. Boynuna masaj yapar gibi bıçağın ucuyla, belli ki boğazlayacaksın. Beklenir mi böyle bir şey? Amacımız bölünme değil diyenler kesin net yalan söylüyorlar. Yüzde yüz bölünme amaçları. Yüzde yüz. Ve kin ve nefretle hareket ediyorlar. Bir avuç çete bunlar. Mafyalaşmış çete. Birkaç tane de avanak dindar görünümlü avanağı da yanlarına almışlar onlar da Norveç, Danimarka’daki bazı züppelerin ağzı var onlarda da, aynı üslupla konuşuyorlar. Bir de küstah ve çok kabadayı bir havaya girmişler. Yani bu ne cesaret ya? Nereden alıyorsun bu cesareti yani? Buna karşı bütün milletimiz uyanık olsun. Hep elbirliğiyle, bunlar parti falan, olmaz bunda. MHP’si, CHP’si, AKP’si, Saadet hepsi, tek bir bütün, yani çelik gibi karşı koyacaklar. Ha vermezseniz canınızı yakarız. Yani yetmiş milyonun tamamını şehit ederler, ondan sonra bir şey demeyiz. Ama en az yetmiş milyon. Yani bunu göze alıyorlarsa, tamam. Onun dışında yok. Olur mu öyle şey? Bunu gerekirse tabii önümüzdeki günlerde detaylı kapsamlı açıklarım. Çok önemli bir şey bu. Çok hayati bir konu, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Evet iki izleyicimin birbiriyle bağlantılı olduğunu düşündüğüm soruları var. İlkinde şöyle demiş izleyicimiz, “Kıymetli hocam, hakarete veya saldırıya uğrayan bir Müslüman nasıl karşılık vermelidir?” demiş, ve diğer izleyicimiz de “ bazı kendini bilmezler, internet ortamında haşa dinimize hakaretler ediyorlar. Bunlara aynı şekilde karşılık vermeli miyiz?”
ADNAN OKTAR: Bazen böyle içer, sarhoşlar olur, hakaret ederler, onun oturup üstüne gitmek olmaz. Ben anladım o ahlaksız çakalı, hakaret edeni biliyorum. Bana da dediler yani “şimdi ona cevap verelim mi?” dediler, açıkça bizim çocuklar da söylediler “mahkemeye mi verelim?” dediler. Şimdi dedim yani onu adam yerine koymak, oturup onunla muhatap olmak, daha fazla duyulmasına sebep olabilir. O köpekliğiyle kalsın. Yani hani it gibi ürümüş, ondan sonra, o kadar yani, onu orada kalsın. Ama tabii yaptığı aslında alenen suç. Bir şey, hukuki girişim gerekir. Yani çünkü o bu kadar çakallığa cesaret etmesi normal değil. Herhalde bir zemin yoklaması yaptı, “bakayım ne diyor, inananlar?” Bu bir herhalde adım attı. Hukuki yoldan dilini kopartmak lazım. Hukukla dilini kopartmak lazım. Onun için bir şey herhalde, avukatlarla görüşmek gerekir. Konuşuruz yani inşaAllah. Hukuki bir girişim iyi olur. Çünkü deli cesareti ve pis bir cesaret yani alçakça bir cesaret göstertmiş. Yani herhalde yeni bir provokasyon, yapmak istedi veya meşhur olmak istiyor olabilir. Yani bazı böyle çakalların yeni bir şeyi çıktı. Dine, mukaddesata bir şey söylüyorlar. Ondan sonra bütün Avrupa’daki bu it, kopuk, sapık, takımı bunu alıyorlar, “ya diyorlar sen ne demokratik adamışsın? Ne kadar özgür düşünüyorsun? Yani bak söyledin ama sana gericiler bile sana karşı oldu, herkes sana karşı geldi. Halbuki özgür bir ülkedesin, istediğin gibi söyle” diyor. İnsana küfredilse, kendine küfredilse nasıl hopluyorsun? Değil mi? Dine, mukaddesata hakaret edilir mi? Ama pislik bir tip, yani böyle insan tiksiniyor. Resmini gördüm onun, çok iğrenç böyle pislik, ayyaş kılıklı bir mikrop. Yani ama yine de hükmen şey olması lazım, çünkü ne amaçla yaptığı da belli değil böyle bir provokasyonu. Klasik komünist. Hayır, komünist olabilir, mesela birçok arkadaş saygılıdır, efendidir. Mesela adam nezaketiyle komünisttir. Ama bu alçak türünden yani şerefsiz türünden.
SUNUCU: Bir de hani durduk yerde, sizin tam konuyu bilmediğim için özellikle soruyorum, şahsınıza yapılan bir şey mi var?
ADNAN OKTAR: Hayır hayır değil. Dine, Allah’a yönelik bir şey ama böyle tam ayyaş ağzıyla, kahpe yani, kokmuş ağzıyla, pislik herif, bir ağır hakaretle yazıya girmiş, çok ağır bir hakaretle. Yani böyle, güya bir şeyi anlatıyor gibi yaparak yapmış. Şimdi anlatılacak gibi değil de, okunacak gibi de değil. Akıl almaz bir cesaret, pislik bir cesaret göstertmiş. Kimse de bir şey demedi herhalde, pislik olduğu için üstüne hani derler ya sıçrar, fakat hukuki bir girişim şart. Çünkü provokasyon yapmak istiyor olması ihtimali çok yüksek. Büyük bir ihtimalle bu unutulmuş bir tip, Avrupa’da orada burada ünlü olmak istiyordur. Yani çünkü orada bir sürü sapık var, Avrupa’da, dine imana, mukaddesata hakaretle dikkat çekmeye çalışan. “Mesela Peygamberimiz (sav)’in karikatürünü yaptım”, diyor. Sen kendi karikatürünü yapmışsın. Köpek yani, köpek suratını yapmışsın. Peygamberimiz (sav)’in nuru seni yakar. Tabii sen tırnağının içindeki toz olamazsın sen Peygamberin (sav) yani değil mi? Sen kimsin yani?
SUNUCU: Evet. Bir sorumuz daha var. İzleyicilerimizden, bir sürü sorularımızdan biri daha doğrusu. “Hocam bir videonuzda, romantik olan kişinin hal ve hareketlerinden bahsettiniz. Kadın onu parmağında oynatıyor, o da adeta çocuk gibi ağlıyor, sızlıyor, değişik modlara girdiğinden söz ettiniz. Hocam günümüzde bunlarla sık karşılaşıyoruz. Bir insan gerçekten birini sevdi mi, ister istemez ruh halini, karşısındaki kişiye göre değişiyor. Anormal durumlarda bu olayla karşılaşıyoruz. Özellikle genç arkadaşlarımızdan yaşayarak duyuyoruz. Hocam, bunun önüne nasıl geçilmeli? Bu tip olaylar intihara bile neden oluyor. Erkek bu durumda neler yapmalı?” demiş, izleyicimiz ama sadece erkek değil aynı durumlarla haberlerden çok da sıkça rastlıyoruz, bayanlar da aynı durumu yaşıyor, haksızlık etmeyelim lütfen.
ADNAN OKTAR : Bayanlar ne yapacaklar? Arabesk müziği açıp, bardağına viskiyi doldurup içmeyi düşünüyorlar. Çok büyük akılsızlık, çok çok büyük akılsızlık. Yani ah diyerek duvar yumruklamalar, bilmem neler. Kendine zarar vermeler. Günlerce uyuyamadım diyor, bilmem ne yapıyor. Bunlar ahiret inancının zayıflığından, aklın zayıflığından kaynaklanan hareketlerdir. Yani nihayet Allah’ın yarattığı zavallı bir varlık. Tuvalete gidiyor, yemeğini yiyor, etten kemikten oluşmuş bir varlığın görüntüsüyle karşılaşıyorsun beyninde. Bu kadar zavallılığa düşmek zaten komik birşey ve çok aşağılayıcı.
SUNUCU : Ama bunu da Allah vermiyor mu insanın içine?
ADNAN OKTAR : Tabi ki. Ama işte ibret alalım diye yaratıyor Allah. Insanın aczini görelim diye yaratıyor. Mesela kızcağıza aklını takıyor, işte kendimi öldürürüm, asarım, işte sana şu kadar müsaade. Ulan psikopat, o kız onu kabul etse bile belli ki senden pislikten tiksinir gibi tiksinecek ve ömrü boyunca nefret edecek. Böyle tehditle sevgi olur mu? Yani baskıyla sevgi olur mu, korkutarak, tehdit ederek sevgi olur mu? Mesela şimdi bu Gökalp’in olayında da bir kız, işte bu şikayetçi olanlardan bir tanesi çocuğa aylardan beri tehdit dolu yazılar gönderiyor. Biz hep alttan alıyoruz. Hakikaten acıyorum da, şefkat de duyuyorum, cahilliğinden kaynaklanıyor. Kaç yaşında o?
GÖKALP BARLAN : 24-25 yaşında.
ADNAN OKTAR : Yani böyle mal bulmuş mağribi gibi çocuğa kafayı takmış vaziyette. Şimdi bunu zaaf içinde görüyor, hani üstüne gidilirse, mahkemeler açılıyor ya çete iddiaları, şu bu filan. Bu da acze düşecek. Diyecek ki; ya sıkıştım ben artık napayım. Bak bu da şikayet ediyor. Evleneyim, kurtulayım şundan, bitsin. Zaten yazılarında da onu söylüyor. Kafanı çalıştır biraz diyor. Ya kardeşim böyle tehditle sevgi olur mu? Bak 6-7 kişi diyor hapse girecek diyor bu davadan dolayı diyor. Bu bilgiyi de o meşhur vatandaş veriyor anladığım kadarıyla. 6-7 kişi. Nerden biliyorsun sen. Daha savcılık aşamasında olay. Daha dur bismillah yani. Sana birşey olmaz diye buna da garanti veriyor. Bak bundan şikayetçi oluyor, sanık olarak bundan şikayetçi oluyor. Sana da birşey olmaz diyor. 6-7 kişi var diyor. Onların içinden biri de benim. Yani 6-7 kişi. Biz de içeri gireceğiz, hapse gireceğiz. Artık alan açılacak. Benim hiç umurumda değil onlar diyor.
SUNUCU : Peki sizden şikayetçi olma gerekçesi nedir? Hadi Gökalp Bey’den bir şekilde. Sizden şikayetçi olma sebebi? Bilmiyorum ama.
ADNAN OKTAR : Şikayetçi işte anlatırken hard porno gibi anlatmış. İşte yok 45 kişi ile ilişkiye girmiş, senelerce ilişkide bulunmuş. İşte akıl almaz izahlar, nasıl fantaziler. Yani var ya böyle romanlarda, hikayelerde anlatırsınız, öyle hikayeler anlatmış yaklaşık ve 3 yıl geldi değil mi o?
GÖKALP BARLAN: Bu 1.5 yıl
ADNAN OKTAR: 1.5 yıl mı?
GÖKALP BARLAN: Evet
ADNAN OKTAR : Ya kardeşim madem öyle birşey var, sen seve seve geldiğine göre 1.5 yıl 45 kişi ile. 45 çarpı 1.5 yıl, gün olarak düşün. Defalarca ilişkiye girdiğini söylüyorsun. Aklı başında bir kız bunu yapar mı? Ne işin var orda o zaman senin, madem öyle bir zorun var. Süslenip püslenip geldiklerini yazmışlar. İç gıcıklayıcı kıyafetler giydiklerini filan. Madem öyle hiç uğrama. Baktın ilk gördün namuslu, aklı başında bir kız der ki “bana müsaade” der, “aman arkadaşım” der. Geldiğine göre 1.5 yıl, aşık oldum diyorsun, çok seviyorum diyorsun, evlenmek istiyorsun. Demek ki mükemmel bir ahlakla karşılaşmışsın sen. Çok yüksek bir ahlak olmadan bir insan sevilebilir mi? Yani senin anlattığın hikayen orda. Haşa genelev kadını bile birşeyi vardır kendine göre, onur anlayışı vardır. O bile yok oradaki üslupta. Yani vücudunun deforme olduğunu söylüyor, rapor almış. Savcı da diyor ki; ne zaman oldu? Kim bilir nereden yapmıştır diyor bu hale gelmiştir demiş. Çok da güzel demiş. 1.5 yıl içerisinde böyle birşey olmayacağı belli. Sen kim bilir nerde o hale geldin sen değil mi? Yani geldiyse eğer. Niye müslümanların üzerine yıkıyorsun? Zaten yana yakıla geldiler. Kimi babasının ensest ilişkiye yaklaştığını söyledi, şikayetçi. Böyle ağlayarak, acındırarak. Kimi ağbisinin perişan durumda olduğunu, psikopat olduğunu, kendisine saldırdığını, isim vermiyorum da senin o senin vatandaş, o şekilde geldi. Öbürü sakso ve annesi silikonlu diye tabir edilen hanım da. Yani kadın diyorum, ya kadın evli. Yani kadın rezalet. Nasıl insanlar bunlar? Halk arasında derler ya merhametten maraz doğar diye. Merhametten maraz doğmaz. Merhametin sonucunda meydana gelen şeye de razı olacak mümin. Biz acıdık, Allah rızası için. Mesela kızcağızın burnu kokainden açılmış. Bırakayım da devam mı etsin yani. Tabi ki kurtarmak isteyeceğim, ne diyeyim? Okulda hemen hemen herkesle ilişkiye girmişler, büyük bir bölümü. Biliniyor adı sakso yani artık o şeye geçmiş. Bırakayım devam mı etsin yani ne diyeyim? Zaten utandım duyunca. Ben bilmiyordum, normal genç kız zannediyorum, terbiyeli, efendi bir kız zannediyordum. Sonradan bana söylediler böyle bir durum var diye. Ben de göndermedim tabi ki. Bu tiplerden oluşuyor genelinde yapı. Yani ben herkesi kontrol edemem ki. Zaman bozuk zaman. İnsan bilemiyor kimin ne çıkacağını. Mesela terbiyeli efendi bir insan zannediyorsun, hanım zannediyorsun bambaşka birşey çıkıyor.
SUNUCU : Şu an peki yasal devam eden herhangi bir başvuru, birşey var mı?
GÖKALP BARLAN : Şu anda dava aşamasında takipsizlik alan bir davamız var.
ADNAN OKTAR : Bak diyor ki; “platonik aşık olmak gururumu kırıo” demiş. Artık ne demekse.
SUNUCU : Kırıyor demek istemiş herhalde.
ADNAN OKTAR : Bak diyor; “sen artık benim canımı yakmayacaksın” diyor. “O yüzden ben de seni astırmayacağım.” Yani hapse attırmayacağım diyor. Astırmayacağım diyor. Kendisine koca yapacağını söylüyor. Bak açık kendi ifadesi, msn yazışmaları. Yani gerekirse mahkemeye de sunarız da yani. Hem de astırma. Çünkü hayatını karartacağım senin diyor.
SUNUCU : Yani canınızı yaktığını iddia edip aynı zamanda sizinle evlenmeyi mi düşünüyor?
GÖKALP BARLAN : Aşık olduğundan dolayı canını yaktığımı kastediyor olabilir.
SUNUCU : Şiddet eğilimini kastetmiyor yani değil mi, fiili bir eylemden bahsetmiyor?
ADNAN OKTAR : Yok yok evlenmemesini can yakma olarak görüyor. Evlenmediği için canımı yakıyorsun diyor. Bak Türk filmi hesabı bana yar olmadın diyor kara toprağa ol diyor. Bak hiç üsluba bak yani. İşte bak evet o zaman diyor kırma beni diyor, al işte diyor. Çok kısa bir dünya diyorsun madem diyor getiriyorum nüfus cüzdanımı akşam diyor. Yani hemen evlenmesi gerekiyor. Yani öbür türlü canımı yakıyorsun diyor.
SUNUCU : Allah Allah. Peki bu yazışmalar yakın bir zamanda mı, siz ayrıldıktan sonra mı gelişen yazışmalar?
ADNAN OKTAR : Bizden ayrıldıktan sonra söylüyor bunu. Bak o zaman hakime giderim diyor. Eğer o da bana yapmam öyle birşey garantisi verirse orada yazıp vereyim diyor. Ben şikayetçi olmak istemiyorum diyor. Yedim birşey diyor, kendisini kirlettiğini söylüyor, doğru birşey yapmadığını, iftira attığını kabul ediyor konuşmasında. Yani iftira attım diyor. Seni sevdiğim için iftira attım diyor. Çünkü başka türlü yol yok diyor senin evlenmen için diyor. Ama diyor hakim diyor benim şikayetten vazgeçtiğimi gizlesin diyor. Karşı taraftan korkuyorum diyor. O avukat Rezzan Aydınoğlu var. Ondan çekindiğini, korktuğunu söylüyor. Ondan korkuyorum diyor. Ordan da evlilik idaresine gideriz diyor. Ben bunu yaparım ama diyor yani hakimin yanından çıkacaklar birlikte evlilik dairesine gidecek, imzayı atacak, konu bitecek. Bak diyor sen yanımda olsaydın diyor olmazdı diyor. Başına bu gelmezdi diyor. Ya ne bileyim alpi kafam çok karıştı. Ama bir çözüm bulacağım diyor buna. Kafası karışmış. Yani bu hani niye beni şikayet, naptım ben sana diyor da inşaAllah. Bize ilk demişlerdi ki diyor sadece savcı bunları fikir amaçlı alıo dendi. Alıo ne demek ya?
GÖKALP BARLAN : Alıyor demek istemiş.
ADNAN OKTAR: Alıyor. Bir de bu çıktı ya ne biçim internette böyle garip garip böyle yabancı dil gibi. Bütün her yer, kime baksan böyle yani. Yani normal konuşurken normal konuşuyorlar, internette inanılmaz bir üslup ya. Yani hayretler içinde kalıyorum. Bak sadece savcı bunları fikir amaçlı alıo dendi, yani beni kandırdılar diyor. Böyle ciddiyette olacağını bilmodum diyor. Türkçe nasıl bir Türkçe bu anlamadım.
SUNUCU: Şimdi yanlış anlamadıysam bir ifadeyi bazı kişiler bundan hani sadece fikir amaçlı alıyoruz diyip savcıya mı ulaştırmışlar?
ADNAN OKTAR : Allahu Alem. Yani hayır çok oyuna gelmişler. Aslında biraz da çocuksu, acıyorum da, kızmıyorum da. Şikayetçi olduğunda da kızmıyorum. Aslında sevimli bir tip de böyle insan acıyor ama çocuk aklı var. Baksana aklı başında insan şunları söyler mi. Bak ben bunu alırsam diğer taraf bana saldıracak diyor. Yani bu karşı taraf. Rezzan Aydınoğlu ve aileleri kastediyor, saldıracak. Tmm cnm ne demek bu?
GÖKALP BARLAN : Tamam canım demek.
ADNAN OKTAR : Allah Allah, fesuphanAllah. Neler öğreneceğim daha. Tmm cnm da itiraz etmiyorum dediklerine oldu bitti. Yaptım bir kere diyor. Oraya seni götüren zaten bu kız lakaplı birisi var onun ismini veriyor şimdi söylemiyorum onu, o şahsı söylüyor. Ki abisinin cinayetine adı karışan bir mahluk, psikopat yani her yeri oynuyor falan. Geçenlerde televizyona çıkmıştı tikleri tuttu böyle, manyak gibi birşey. Evet, neo nazilere benziyor, klasik psikopat. Internette resmi filan var böyle. Tam klasik çakal yani. Onlar seni oraya götürdü zaten diyor. Bu ifadeleri ver diye diyor. Bu söylüyor. O da tmm cnm diyor. Tamam canım mı demekmiş o? İtiraz etmiyorum dediklerine oldu bitti diyor. Yaptım bir kere diyor evet diyor doğru diyor.
SUNUCU : Ama geri de alamam diyor. Yani böyle bir ifadeyi verdiğini kabul ediyor fakat korkusu yüzünden geri alamıyor.
ADNAN OKTAR : Çekiniyorum, korkuyorum diyor evet. Diorum diyor. Diyorum mu demek istiyor?
GÖKALP BARLAN : Evet Allah-u Alem.
ADNAN OKTAR : Diyorum sana al beni götür diyor. Yanına al kurtulalım herşeyden. Yani senden şikayetçi de olmam o zaman. Seni kurtaracığım diyor. Ama öbür türlü asılırsın diyor, idamdan bahsediyor. Bak diyor ki hep senin yüzünden diyor. Çıksaydın bana sahip. Bana sahip çıksaydın demek istiyor heralde. Çıksaydın bana sahip yapmayacaktım böyle aptal şeyler diyor.
SUNUCU : Devrik cümle.
ADNAN OKTAR : Evet. Bak diyor istersen bu işten kurtulabileceğini biliyorsun ama değil mi diyor. Bak kerataya bak. Evlenirse kurtulacak.
SUNUCU : Peki siz kesin olarak hani evlenmeyeceğinizi mi belirttiniz? Kesin bir şekilde red mi ettiniz?
GÖKALP BARLAN : Öyle birşey yok.
SUNUCU : Şu anki durumu sormak için şey yapıyorum.
ADNAN OKTAR : Ya kardeşim zaten evleneceğim diye bir sözü yok adamın.
SUNUCU : Hem yok hem de bu tehditler karşısında asla bu gerçekleşmeyecek dedikten sonra olan kısmı merak ediyorum. Sonrasında neler ceyran etti?
GÖKALP BARLAN : Gerçekleşmediği için olan şeyler bunlar.
ADNAN OKTAR : Hayır yine devam ediyor ben konuşacağım, onları söyleyeceğim.
SUNUCU : Tamam.
ADNAN OKTAR : Çocuk aklı gibi işte toplamışlar bunları. Mesela aklı başında bir insan bu hallere gelir mi? Şu söze bak yani 45 kişi 1.5 sene ilişkiye girmiş de bilmem ne. Aklı başında insan bunu yapar mı ya inşaAllah. Millet sana ne yapsın ayrıca kerata yani, delirdin mi? Saydıkları içinde 16 yaşında çocuklar var ayrıca. Öyle birşey yaptıysan sen zaten suç işlemişsin sen. 16 yaşındaki çocukla ilişkiye girmek zaten yasak kanunen. Ya kafa yani gitmiş çocuk aklı gibi. Onu rahatça kandırabiliyorlar o yüzden. “Bak sana diorum bas nkhı” Ne bu?
GÖKALP BARLAN: Nikahı.
ADNAN OKTAR: Bas nikahı. “Bütün hayatın resetlenir” O nedir, reset?
GÖKALP BARLAN: Silinir. Sıfırdan başlar.
ADNAN OKTAR: “Bak sen dinle ve guven bana teslim ol” diyor sanki ellerini mi kaldıracaksın nedir teslim ol diyor. “Sonrasında görürsün”. Yani ne kadar onu rahatlatacağını filan anlatıyor bu kısımları anlatmıyorum. Herşeyden vazgeçer tamamen bunun olacağını söylüyor. Seninle olmak için elinden geleni yapacağını söylüyor. “Ama sen asılmayı, idamı tercih edersen bunun yerine bilmem” diyor. “İstersen hapise göndertiyim seni” diyor. Yani iftira atar hapse gönderirim diyor. Yani bu Yusuf Suresi’nde de var Kuran’da, bir kısım kadınların olayları, bu şerri, çok büyük beladır Allah vermesin. Mesela öbür 45 yaşındaki de evli kadın, o da bana kafayı taktı. Allah Allah ben ne yapayım yani? Evli, boşanacakmış da bilmem ne yapacakmış da. Hayır sana mı kaldım ben ne zorum ya? İnşaAllah. “Hangisini tercih ediosun” diyor. “Bak kendini astırmak istiyorsan git, bak sölüorum sana al beni” diyor, “bitsin işkence, anlamıosun”. Böyle mi konuşuyor bu normalde?
GÖKALP BARLAN BARLAN: Yok. Msn’de.
ADNAN OKTAR: Bu nedir böyle ya? “Sen bence” diyor, “bnı ciddiye al, bu konuyu bir dur düşün” diyor. Düşünmedin mi sen, düşün diyor. “Hayat şartları zor be Alp’im” diyor buna. “Yapacak birşey yok” diyor. Ya bu yerli film gibi, bu nedir böyle. Hayır cahil de yani, insan kızamıyor. Yani güleyim mi, kızayım mı ne diyeyim bunlara ya. Her biri bir alem ya.
SUNUCU: Kısa bir ara vermemiz gerekiyormuş da, daha sonra aranın ardından tekrar bu konuya devam edeceğiz. Efendim kısa bir aranın ardından tekrar burda olacağız, bizden ayrılmayınız.
SUNUCU: Kısa bir aranın ardından programımız devam ediyor. Evet, Gökalp Bey’in yaşadığı ilginç duruma ilişkin, sohbet ediyorduk. Tabi bu ilginç durumun hedefinde siz de varsınız Adnan Bey. Buyrun efendim neler söyleyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Aslında tabi böyle şeylerde ana konu ben oluyorum yani. Beni adamlar ekarte etmenin peşinde. Orada bu çocukları da kullanıyorlar, bir anlamda, kendi kafalarınca. İşte mesela vahim bir görünüm vermek istiyor basın, hiçbiri inanmadı bu oyuna ama savcılık da inanmadı. 45 kişiyle bilmem kaç yıl ilişkiye girmiş de vücudu deforme olmuş da... Yani çok vahim bir görünüm vermeye çalışıyor aklınca. Savcı da diyor, kendisi de yapmış olabilir diyor. Yani ne malum? Çünkü bu akıl sır alacak birşey değil yani, bir genç kız, bunun iması dahi olsa, iması, oraya bir daha gitmez, yanaşmaz. Sen süslenip, püslenip, fantazi kıyafetler giyip geldiğini söylüyorsun. Ve her gün geldiğini ve hergün ilişkiye girdiğini söylüyorsun ve deforme olduğunu söylüyorsun. Bu bir rezalet bu ve çok kötü bir yalan bu. En kötüsünden bir yalan.
SUNUCU: Siz mi zorlamışsınız, öyle bir iddia mı var? Peki bu 45 kişiyle birlikte olmasına?
ADNAN OKTAR: Yok, kendi gönlüyle yaptığını söylüyor zaten. Fakat orda anormal görünüm vermek amaç. Yoksa öyle birşey olsa, zaten gider şikayetçi olur. Değil mi? Hiç gelmezdi hiç yanaşmazdı. Orada garip bir görünüm vermek için. Bana da yönelmiş. Asıl hedefinde ben varım beni böyle hiperseksüel göstertiyor. Gece gündüz böyle…. Yok abuk subuk da şöyle söylemek de istemiyorum. “İstememiş ama çok etkilenmiş” “İstemiyormuş ama vücudu tepki vermiş” öyle. Çok olağanüstü etkilenmiş vücudu öyle etkilenmiş, ruhu etkilenmemiş ipsiz sapsız abuk subuk şeyler. Yani hani duyan da diyecek ki vay vay zavallı diyecek yani bu nasıl oluyor ki vücudu tepki veriyormuş da yani vücudu olumlu tepki veriyormuş da ruhu karşı çıkıyormuş. O zaman ne zor işin var oralarda. Değil mi? Bir de sana ben niye sana tenezzül edeyim. Sen kimsin de sana tenezzül edeyim kerata yani? Helal olmayan şeye ben niye yaklaşayım? Haram olan bir şeye ben niye yaklaşayım? Yani ilginç hoca görünümü vermek için. Böyle değişik… Çünkü en sağlam bunu buldular. Bu yöntemi buldular. Savcılık da hiçbir şekilde etkilenmemiş. İnanmamışlar. Hepsini birden geri gönderdiler. Hepsinden de beraat ettik. Daha önce de Ebru Şimşek yaptı biliyorsunuz. Bu tip olayları. Yok silahlarla falan. O kadar abartıyorlar ki kardeşim insan akla hayale gelmiyor yani. Bunlarda böyle hani film oluyor ya böyle fantezi yabancı film onlardan da, gelişmiş fantezi şeyleri. Uzun namlulu silahları içeri girmişiz. Ben arkadaşlarımla falan böyle. Hadi yat bakalım yatağa demişiz. Sonra bu soyunmuş. Birisi gelmiş hadi ilişkiye. Hadi siz de kameraya alın demişim. Elimde silahlarla. Bir de uzun diyor namlulu ta böyle diyor namluları. Sonra namlular kısaldı kısaldı. Sonra silahlar başka şekle girdi. Kaç defa ifade değiştirdi Beş altı kere ifade değiştirdi. Bir ak diyor bir kara bir ak diyor bir kara diyor. Sonra Allah’a çok şükür ki bir yerde onun filmine rastladık. Film de yoktu. Mahkeme heyetine.. çok da net film. Koyduk dedik “bak bu kadının gösterdiği film bu “ dediği film bu, bizim evimiz de bu. Baktılar uzaktan yakından alakası yok. Yani o anda olay bitti. Bilirkişi de geldi, psikologlar da geldi zaten ifadeler alındı. Baştan sona iftira. Ve beraat ettim Ağır Ceza Mahkemesi’nden. Kaç yıl sonra ? Yıllar sonra. Yıllarca onu bir gerçekmiş gibi anlattılar. Ya sürekli ifade değiştiriyor kardeşim buradan da mı anlamıyorsunuz ya? Bir gün beyaz diyor bir gün kara diyor bir gün gri diyor. Bambaşka ifadeler veriyor. Mesela bu da öyle. Senin bu vatandaş da öyle. Kardeşim bir kere sen böyle bir şey olsa sen böyle bir insanla evlenmek için böyle can atar mısın? Eğer böyle bir şey varsa sen çok ters bir adamsın. Hiç ele alınacak bir yönün yok senin. Bu şartlarda kabul ediyorsan sen evliliği. Ve bu kadar ısrar ediyorsan sen zaten bir hiçsin sen. Niye kabul ediyorsun istiyorsun evliliği; çünkü güzel ahlaklılar, namuslular, haysiyetliler, şerefliler, akıllılar, temizler, güvenilirler o yüzden istiyorsun. Bu çirkin iftiralara ne gerek var? Desene çok güzel ahlaklı insanlar o yüzden şey ettim. Ama gücünün yetmediğini söylersin. Yani olmadı kızdığın için değil mi bu şeye girmişsin. Diyor ki ben bunu da söylemem çekiniyorum onlardan diyor. O Avukat Rezzan Aydınoğlu’nun mu ismini veriyor?
GÖKALP BARLAN: Evet aileler ve Rezzan Aydınoğlu’ndan bahsediyor.
ADNAN OKTAR: Ondan bahsediyor. Onlardan çekiniyorum diyor. Peki kardeşim bu kadar insana iftira atarken çekinmedin mi sen ? Bunlar da insan evladı, bunlar da Müslüman bir kardeşin senin. Böyle bir şey için böyle bir tavır konur mu?
SUNUCU: Peki bu insanlar bir herhangi bir vaatte bulunmuşlar mı bu kişiye. Bak sen şöyle konuş şöyle arkanda oluruz. Veya sana maddi manevi şöyle bir kolaylık sağlarız gibi bir vaatte bulunmuşlar mı? Yoksa direk neden korkusunun kaynağını şey yapmaya çalışıyorum.
ADNAN OKTAR: Bunun amacı bir terör ortamı estirecek. Yani korkutacak güya. Biz yanacağız artık insanlar hayatından bezecekler. Herkes başının derdine düşecek. Güya kendi kafası ile. Bunun da başının derdine düşeceğini düşünüyor. Böyle diyecek ki tamam bir kurtuluş olacak bulacak artık. Yani madem cezaevine gireceğiz herkes hapse giriyor. Bak kerataya bak. Diyor ki “Sen diyor hapsedilmeyeceksin ben biliyorum.” diyor “öğrendim ben” diyor. “Altı yedi kişi hapsolacak bu davadan” diyor. Kardeşim bu ne bilgidir böyle? Senin kulağına bunu kim fısıldıyor? Nerden çıkartıyorsun bunları? Daha ortada bak savcılık iddianamesi var daha. Altı yedi kişi bundan tutuklanacak sen tutuklanmayacaksın onun için sen evlenebilirsin rahatsın gel diyor. Buna da cazip göstermek için sanki ihtiyacı varmış gibi halbuki maddi yönden Allah’a çok şükür bizim arkadaşlarımızın hepsi çok zenginler. İşte evin hazır araban hazır bilmem ne hazır falan güya bunu iç güveysi alacak. Kendi kafasınca yani. Bütün sülalesini satın alır maddi varlığı arkadaşımızın. Sülalesine saygım var bir şey dediğim yok da. Yani maddi yönden. İnşaAllah. Onların bir suçu yok o adamcağızların. Onlara bir şey demiyorum. Fakat çocuk aklı gibi aklı. Bak ne kadar büyük felaket üzerine mutluluğunu kurmak istiyor. Yani bu kadar insanı tutuklatacakmış, bir şiddet ortamı olacak, insanlar çaresizliğe düşecekler yani bir bozgun havası olacak bozgun. Orda da bu diyecek hazır evlenecek şey var. Hiç uğraşmam. Gidip evleneyim iş bitsin. Ya bu belalardan kurtulayım diyecek. Zaten işlediği konu bu. Bütün konu bu. Öbür türlü; asılırsın sen, asılacaksın sen. Yani idam olacaksın. Bütün yazışmalarda bu var. Ya sürekli tehdit. Ya kardeşim bir kere sen böyle bir ortam olsa senin dediğin gibi bir şey olsa sen oraya bir buçuk yıl gelir misin sen? Bu insanla evlenmek ister misin? Böyle bir yalan olur mu? Öbürleri de o kadar berbat yalan atlamışlar ki artık bir tanesi edebiyat yazmış böyle kitap yazmış adeta. İşte duygularına hakim olamadığını etkilendiğini ama ruhunun isyan ettiğini ipsiz sapsız deli deli izahlar. Yani dengeli bir insanın kullanacağı bir şeyler değil. Hep etkileniyordum diyor. Çok çok etkileniyordum diyor. Hem de ruhen de karşıydım diyor. Yani buna benzer birşeyler söylemiş. Yani önü sonu yok. Bir de zaten ben Allah’ın yarattığına kusur bulmam ama tiksineceğim bir tip. Asla öyle bir şey olmaz yani. Helali ile yanaşsa bile zaten kabul etmem. Burnu şeyden kokainden şey gibi açılmış halbur gibi açılmış burnu. Yani çok Allah’ın yarattığına kusur bulmam ama, acıyorum ama itici görünüşü. Zaten onu bildiği için bu kadar kinlendi. Annesi ile kızı, ikisi birden biri kırk beş yaşında koskoca kadın bir de bu; ikisi birden musallat oldular. Durdurabilene helal olsun. Kaç defa tersledim. Fakat kadında böyle bir deli kadın cesareti var. Çok gözü kara. Evli olduğu halde bir film çekip açık saçık film göstertmek. Yani deli olması lazım. Öyle gözleri kara ki, hayret ediyorum. Bu nasıl bir üsluptur. Bakın kendini bu kadar aşağılayacak bir şeyi üslubu nasıl kullanır? Ya bak bir kargaşa ortamı yaratmak için kendisi alabildiğince aşağılanılıyor. Kardeşim sen o kadar aşağılıksan zaten seninle evlenilinir mi? Senin tarif ettiğin gibi isen sen kırk beş kişinin geceli gündüzlü ilişkiyi girdiği biri isen ve o kadar da deforme olmuşsan dediğin gibi seninle evlenilinir mi? Değil mi? Sen o zaman bu insanı neden kabul ediyorsun o zaman? Zaten çete bu...
SUNUCU: Zaten bu insan sana öyle bir şey yaptırdıysa sana ne gözle baktığı başından belli.
ADNAN OKTAR: Ve madem çete. Çetede senin ne işin var? Niye bu kadar ısrar ediyorsun bastırıyorsun evlenmek için o zaman? Çünkü tamamı yalan tamamı uydurma. Asaletlerine efendiliklerine kalitelerine hayran oluyorlar. Ulaşamadığı dala da mesela derler ya atasözü vardır, kedi derler ulaşamadığı ciğere murdar dermiş. Ulaşamayınca akıl almaz rezaletler. Zaten toplumun bir kısmında sorun böyle, kıskançlık. Çocukların yakışıklılıkları, zenginliği, gücü, neşeleri, eğlenmeleri, başarıları ağırlarına gidiyor, haset ediyorlar. Yani bütün kökeninde kıskançlık var. Mesela bakıyorsun bazı devlet memurları oluyor yine iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü emrinde. Ama yine kökeninde bir kıskançlık hasetlik oluyor. Üslubundan anlaşılıyor, tavırlarından. Yani hasetlik çok korkunç bir şey. Mesela bu Hazreti Yusuf’ta da biliyorsunuz o kadın. Hazreti Yusuf’un yedi yıl hapiste yatmasını kabul ediyor. Bu ne biçim sevgi? İnsan sevdiğini hapse gönderir mi yedi yıl hapse? Senle ilişkiye girmiyor efendi tertemiz insan. Bu onun kalitesini üstünlüğünü göstertir. Yani öyle bir şey kabul etse yakışık almazdı. Ve Peygamber olarak da zaten asla yapmaz ve yapmamıştır. Ve yedi yıl hapsi göze almıştır. Bu çocuklar da böyle. Haysiyetli adam şerefi için asla böyle bir şeye yanaşmaz ve kabul etmez. Ne zorumuz yani inşaAllah.
SUNUCU: Burada ama yasal ifadeler, özür dilerim sözünüzü kestim. Yasal olan yöndeki ifadeler çok ilginç. Yani hani sanki böyle bir güç kendisinin veya yanındaki insanların elindeymiş gibi hani ipe götürür ipten alırım seni, diğerleri ile birlikte yargılanıp sizi harici tutuyor bu konudan, bu nasıl bir şeydir onu bilmiyorum.
ADNAN OKTAR: Hayır biliyor da biliyor da, mesela dedi ki; falanca kişi ile ilgili haber çıkacak dedi doğru çıktı hakikaten, değil mi? Mesela şu olacak diyor, oluyor hakikaten dediği, yani müneccim tarzında değil söylediği yani, bilgiye dayalı söylüyor. Mesela diyor 6-7 kişi bundan diyor hapse girecek diyor bu şeyle ilgili dava ile ilgili. Kim bunlar kimler seçilmiş, kendi kafalarına göre seçmişler bunlar. Mesela Rezzan Aydınoğlu da avukat açıklama yapıyor New Humanist’e Ekim’de diyor konu bitiyor dava aleyhlerine sonuçlanacak diyor ve tetkik hakiminde şu anda diyor hepsini biliyor yani kendince.
SUNUCU: Peki, avukat bayanın dediği şekli ile sonuçlanırsa davanız, o durumda ne yapacaksınız? Herhangi bir yasal karşılık veya nereden bu bayanın bu sonucu bildiğine dair bir araştırmaya yönelecek misiniz veya insanlara bakın New Humanist’de daha önce yazmıştı, bu kararın böyle sonuçlanacağı daha öncesinden belliydi gibi ifadelerle karşılığınız olacak mı? Ne yapmayı düşünüyorsunuz o zaman?
ADNAN OKTAR: Şimdi ben size daha da onun galizini söyliyeyim. Yargıtay üyesi bayan, yargıtay üyesi. Getiriyorlar klasörleri, bizim dava klasörlerini 200 klasör. Bakıyor 200 klasöre hukuk profesörünün yanında şahidimiz var yani. Hukuk profesörü şahıs, yani çok değerli bir insan, onun yanında söylüyor. Bu 200 klasör diyor dosyaya bakıyor diyor ki, 200 klasör diyor böyle birşey olduğuna göre diyor dava dosyasına bunlara verilen 3 yıl da az diyor, daha fazla olması lazım diyor. Ve yetkili bir insan bunu söylüyor. Bakın 2 yılken 1 yıl artırılmış, bunun niye artırıldığını biz bilmiyoruz şu an yani neden dolayı arttırıldığını ama ellerine sağlık ben saygı duyuyorum. Ama ben mahkemede en ufak saygıda kusur etmedim.
SUNUCU: Ama bunun hani gerekçesini size bir şekilde açıklanması, ceza arttırımını da yapması gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Yok yok, gerekçesi yok. Yani mahkeme benle ilgili açıklamamış mahkeme. Yani şunu yaptı demiyor. Benim hatırladığım yok. Bilmiyorum yani. Zaten saygıda asla kusur yapmadım yani o anlamda ben hiç bir şey görmedim. Ama hak olarak görüyorlarsa yani kanaatleriyse bu, tamam o zaman saygı duyarım ben birşey demiyorum. 2 yıl iken bak 3 yıl oldu. Sebebini hala bilmiyorum. Ama ellerinden öpüyorum diyorum her seferinde. Oraya gittiğinde de Yargıtay üyesi bayan diyor ki, bu da az diyor 3 yıl da az diyor, daha da arttırmak lazım diyor. 200 klasörün özelliği ne biliyor musunuz? 1 klasörde suçlamalar var, 199 tanesi savunma delilleri. Hem de tapu gibi deliller, Adli Tıp raporları bilirkişi raporları, şahid ifadeleri bunlar.
SUNUCU: Evyah o zaman şimdi klasörler 300 dimi? En son konuştuğumuzda, evyah yani eğer içeriğine bakılmadan böyle birşey yapılıyorsa evyah o zaman. Ki konuşuyoruz programlarımızda, bu klasörlerin 300 klasörün incelenmesinin süresine ilişkin konuşuyoruz. Çok kısa bir sürede inceleme gerçekleşiyor.
ADNAN OKTAR: Olacak diyorlar takdir onların tabi. Yaparlarsa öyle bir yetenek imkanları varsa ne yapalım yine ellerinden öperim, gider yatarız yani yapacak birşey yok. Ama yani hukukta, acil düzenleme gerektiği çok açık görülüyor. Yani bir kere Yargıtay mensubunu şikayet etmen gibi bir konu yok. Yani yargılanamıyor.Konu orada zaten bitiyor. Yani şikayet edeceğin bir merci yok. Yapabilecek bir şey yok. Dava açamıyorsun, o durumda ne yapılır?
SUNUCU: Bir tek temyize galiba gidebiliyorsunuz ama onun da şeyi var heralde belli bir...
ADNAN OKTAR: Yok temyiz yok bir kere gidiyorsun temyize. Cezayı verdi mi bitti. Geçmiş olsun hayırlı uğurlu olsun. Ondan sonra teşekkür edip, gidip karar alıp, yatacaksın. Başka birşey yok yani inşaAllah.
SUNUCU: Peki bu şaibe uyandırmaz mı? Vatandaşlarımız açısından da bakmak lazım bu duruma. Yani sadece sizin başınıza gelen konu üzerinden konuşuyoruz ama, atıyorum yargılanan Ahmet veya Ayşe isimli bir vatandaşımız. Aynı durumda kaldığı zaman ne yapacak? Yani bu hakikaten ciddi bir problem.
ADNAN OKTAR: Yani benim gördüğüm Türkiye’nin bir numaralı konusu bu. Yani biz bununla karşılaşmasaydık ben buna inanamazdım. Bu kadar kapsamlı ben böyle olaylarla karşılaşacağımı aklımın ucundan geçirmezdim. Çok hayret verici olaylar oluyor. Mesela Rezzan Aydınoğlu hem Hürriyet gazetesinin avukatı hem Fatih Altaylı’nın avukatı. Fatih Altaylı’yı durduk yere bana muhalif insan haline getirdiler. İki yazı gönderip bana muhalif hale getirdiler karanlık odaklar.Yani bu kadar kolay mı oluyor bu işler? Çok çok acayip. Yani mesela size birisi 2 satır mektup yazıyor bitti, o kadar. Yani sonra git ispat et, buna rağmen ispat ettik biz Allah’a şükür. Mahkeme bilirkişiye gönderdi ve ispat edildi. Yani netleşti olay. Bir de ispat edemediğimizi düşün. Yani beraat ediyorsun yine konu bitmiyor. Mesela Ebru Şimşek olayı da öyle. Beraat etmekle bitmiyor. Mesela New Humanist bakıyoruz yine onu kullanmış. Ebru Şimşek’i kullanmış.
SUNUCU: Tabi basında sürekli bu zamana kadar geçen olayların hepsi baştan aşağı veriliyor, ama dediğiniz gibi beraat kararları yok. Veya akıl hastanesinde yattığınıza dair fotoğraf var ama aldığınız bir rapor ‘hayır kardeşim değildir’ diye bir beyan yok.
ADNAN OKTAR: Tabi ‘ruhen ve bedenen tam sağlıklıdır’ diye askeri hastaneden rapor var. Gönderdik de hepsinde var ama ona yanaşmıyorlar. New Humanist yani kadrosunda yoğun mason olan ateist, darwinist Avrupa’nın ünlü dergisi. Yani 100 küsür senelik dergi. Yani köklü bir dergi.
SUNUCU: Ve bu avukat bayanın o dergi ile bağlantısı da bana biraz değişik geldi. İlginç.
ADNAN OKTAR: Nereden buluyorsun orayı yani New Humanist’i? Bu adamlar onu nereden bulur? Ta ordan kalkıp buraya gelmişler İstanbul’a gelmişler adamlar. Bak benimle ilgili haber yapıyor, benimle ilgili görüşme yok. Benim gıyabımda görüşüyor. Gelip bana sorsana sen. Değil mi yani? Bak bu Ebru Şimşek olayını bana anlat de. Bu, şu konuları anlat de ben sana raporları gösterteyim, beraat kararlarını gösterteyim. Benle hiç görüşmediler. Gitmişler bana muhalif olan ne kadar insan var, onlarla görüşmüşler. Kapsamlı bir haber hazırlamışlar.
SUNUCU: İlginç.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Tabi yani her iki tarafı da dinlersiniz. Tarafsız birşey yapmak istiyorsanız, okuyucu okur kendi muhasebesini yapar, kimin haklı olduğuna o şekilde karar verir veya deliller ışığında kimi haklı görüyorsanız siz bir taraf tutup onu yazarsınız. Normalinde böyledir ama ilginç. Evet sorularımızla devam edelim mi?
ADNAN OKTAR: Evet devam edelim.
SUNUCU: Mesela İstanbul’dan izleyicimiz de benim az önce sorduğum soruya benzer bir şekilde yöneltmiş. Demişler ki ‘Sayın hocam, eğer Yargıtaydaki dava New Humanist’in iddia ettiği gibi sonuçlanırsa bu neyi gösteriyor olacak? Ayrıca böyle bir durum zannediyorum sizin fikirlerinize ve eserlerinize olan ilgiyi kat kat arttıracaktır. Fakat insanların kafaları karışacak ve nasıl oluyor da masonların dergisi ülkemizin en üst düzeydeki yargı organının kararını önceden biliyor, diyeceklerdir. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?’ demişler, evet az önce bu konuya değindik ama.
ADNAN OKTAR: Ben bana ceza verseler de teşekkür ederim, Allah razı olsun derim, ne diyeyim yani. Elinize sağlık diyeceğim başka birşey demem.
SUNUCU: Demiş ki izleyicimiz ‘Hocam, siz son dönemlerde kıyametin yakın olduğunu söylediniz. Hocam bir hadiste şeytandan Allah’a sığınırım ‘depremler çoğalmadıkça , fitneler zahir olmadıkça, cinayetler çoğalmadıkça kıyamet kopmaz (Kıyamet Alametleri’nden)’ şeklinde bildiriliyor. Son birkaç hafta içinde Peru’da , Endonezya’da Pasifik’te, Gürcistan’da çok şiddetli depremler oldu. Ayrıca başka bir hadiste de ‘Ev ve kulübe bırakmayan şiddetli yağmur yağıncaya kadar kıyamet kopmaz’ şeklinde bildiriliyor. Kanada, Çin, Pakistan ve Güneydoğu Asya’da şiddetli yağışlardan seller oldu. Hocam bu gelişmelerin hepsi kıyametin yaklaştığını mı gösteriyor?
ADNAN OKTAR: Evet ve manidar tarihlerde, manidar rakamlarla bunlar oluşuyor. Yani çok şaşırtıcıdır. Ne var senin bu konuda dikkatini çeken?
ADNAN OKTAR: Manidar tarihlerde manidar rakamlarla bunlar oluşuyor. Çok şaşırtıcıdır. Bu konuda ne var senin dikkatini çeken?
OKTAR BABUNA: 9 Eylül 1979 yılında büyük bir sel fırtınası olmuştu.
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin çıkış tarihi.
OKTAR BABUNA: Çıkış tarihi. Hicri 1400 inşaAllah. Aynı şekilde 9 Eylül 2009 sabah 9’da İstanbul’da büyük bir sel fırtınası oldu.
ADNAN OKTAR: Bize yoğun saldırının başladığı gün, aynı güne rastgeldi. Basının yoğun saldırıya başladığı gün. Evet, o da her şeyin kaderde olduğunu gösteriyor. Mesela bize yapılan saldırıda kaderde, sel de kaderde orda oluşacak şehitler de kaderde. O şehit illa ki orada şehit olacak. Kimi gider savaşta şehit olur. Kimi o şekilde şehit olur. Ama tabi bunlarda hep bir hikmet ve hayır olmuş oluyor. Yani insanların daha çok Allah’ı düşünmesi, daha çok Allah’ı sevmesi için vesiledir bunlar. Ama evi yıkılan olsa o sadaka sevabı alır. Tam anlamıyla bir sadaka sevabı almış olur.
SUNUCU: Evet, depremler dünyada oluyor ama sizin depremlere ilişkin, İstanbul’da deprem olmayacak diye bir açıklamanız var. Buna ilişkin neler söyleyeceksiniz?
ADNAN OKTAR: Ben bunu dedikten sonra deprem muhabbeti kesildi. Dikkat ederseniz. Eskiden profesörler şunu bunu çıkarıp sürekli konuşuyordu. Çok net konuştum dedim ki İstanbul’da Mehdi bulunduğu için İstanbul’da deprem olmaz. Herkesinde kanaati geldi ve vazgeçtiler bu konudan.
SUNUCU: Bir dönem programların çoğunda depremden çok sık bahsediliyordu.
ADNAN OKTAR: Hakikaten de adalara kadar geldi deprem İstanbul’un altından geçti, Avcılar’dan çıktı. İstanbul’a dokunmadı. Çünkü Mehdi bulunduğu için İstanbul’da deprem olmayacak dedim. Bilim adamları bunu açıklarken şaşkınlıkla anlatıyorlar. Kimsenin dikkatini çekmedi bu, açıklayamıyorlar, yani nasıl olduysa oldu hayret edilecek bir şey diyorlar. “Adalara geldi oradan yerin altına geçti, düz gideceğine deprem yerin altından ilerledi ilerledi İstanbul’a dokunmadı Avcılar’dan çıktı ve oradan vurdu, devam etti.” diyorlar ve bunu açıklayamıyorlar. Ben olmaz dedim ve çok uzun süre de olmayacak. Çünkü İstanbul özel seçilmiş bir şehirdir. Allah Mehdi için İstanbul’u fethettirdi Fatih Sultan Mehmet’e. Mehdi çıkacak diye. Mehdi çıkacak diye özel olarak süslenmiştir İstanbul ve Kuran’da özel olarak işaret edilmiştir. “İki denizin birleştiği yer” Kehf Suresi’nde. Ki Kehf Suresi zaten hep Mehdiyet’e bakar. Mehdiyeti anlatır. Çok fazla sır var çok fazla izah var. Aslında yine onları bir ara bölüm bölüm, bölüm bölüm anlatmaya devam ederiz inşaAllah. Bütün harikaların olacağı bir dönem. Şu an Avrupa hop oturup hop kalkıyor Mehdi çıkacak diye. Tabi Avrupa’daki gelişmeleri Türkiye’deki bir çok vatandaşımız bilmiyor. Her yer müthiş heyecan halinde şu an.
SUNUCU: Doğru sizin bağlantılarınız var. Zaman zaman ben de arkadaşlarınızdan da öğreniyorum çok güzel geçtiğine dair hemen hemen dünyanın dört bir yanıyla radyo bağlantıları yapıyorsunuz ve çok güzel tepkiler geldiğini Mehdiyet dönemine ilişkin, insanların çok heyecanlı olduğunu ve zaman zaman hatta farklı bilgilere sahip olduklarını onları bir şekilde fikirlerinizle aydınlattığınızı da bahsediyorsunuz. Biraz onlardan da bahsedelim radyo bağlantılarına ilişkin de konuşalım.
ADNAN OKTAR: Sık sık konuşuyorum. Şimdi İspanya ile günlük radyo konuşmaları olacak, yani burada nasıl böyle sohbetlerimiz oluyor. İspanya ile de öyle günlük sohbetlerimiz olacak inşaAllah. Çok hoşlarına gitti. Onu her yer dinliyor. Mesela şimdi önümüzdeki günlerde Amerika’nın tamamına yönelik bir röportajım olacak. Bütün Amerika’ya yönelik olacak. Mehdi’nin gelmesi olayı onları müthiş heyecanlandırıyor. Çünkü hakikaten Tevrat’ta da vardır. Mesih olarak geçer aynıdır, Mehdi ve Mesih. Musevilik ve Hıristiyanlıka göre de Dünya’nın ömrü 7000 yıl aynı bizim gibi onlarda hicri 1500’lerde kıyametin kopacağına inanıyorlar onlarda. Kainatın sonunun geldiğini biliyorlar. Ben mesela Sanhedrin Hahamları gelmişti buraya onlarla konuştum doğru dediler. 7000 yılın sonuna geldik dediler. Vakit yok dediler onlar da o kanaatteler. Ben dedim ki vakit yok, savaşlar da olmayacak. Evet dediler. Ahmedinejad’a da haber gönderdim. Çok detaylı anlattım. Ahir zamanı. Kelimesi kelimesine dediklerimi anlattı maşaAllah. Savaş olmayacak dedi. Büyük savaşlar yok dedi. Bütün silahları eritelim bunları dedi, alet edevat yapımında kullanalım dedi. Fakirler için kullanalım dedi. Yani kelimesi kelimesine hepsini anlattı. MaşaAllah. Mehdi de çıkmıştır dedi. Hamaney de çıktı Mehdi çıkmıştır dedi. Hürriyet sürmanşet haber verdi. Mehdi geliyor diye. Dediler ki bana çekiniyor dediler diplomatik açıdan. Çekinmesin dedim. Bu işte diplomasi falan kalmamış dedim artık. Diplomasiyle anlatılacak gibi değil Mehdiyet. Alenen söylesin dedim. Biraz şaşırıyor insanlar reaksiyon gösteriyor. Olsun anlatın dedim. Bereketi yeter size dedim inşaAllah. O da gürül gürül anlatıyor maşaAllah. Amerika’da hatta dinleyenler bir kısmı. Hocam diyorlar sizin Türkiye’deki tanınmanız, yurt dışındaki tanınmanızı bilseniz onlarla kıyas olmaz diyorlar. Doğrudan zaten konuya giriyoruz. MaşaAllah su gibi biliyorlar konuları. İnternet girişi muazzam arttı. Eskiden sınırlıydı. Ben geçenlerde bir sayı verdim. Toplamı günlük giriş 500.000. Ama bir çok siteden oluşuyor. Ben sadece bir bölümünü harunyahya.org’un ana site girişinin rakamını verdim. Oda 150.000’nin üzerinde 150.000 - 160.000 gibi değişiyor ama toplamı 500.000 günlük giriş. Muazzam bir rakam dünya çapında en büyük gazetede bile çok zordur. maşaAllah.
SUNUCU: Bu arada hemen bahsetmişken hatırlatalım da adreslerimizi www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden sayın Adnan Oktar’ın tüm eserlerini bulabilirsiniz. İnceleyebilirsiniz hatta ve hatta ücretsiz bir şekilde indirebilirsiniz de efendim.
ADNAN OKTAR: Cübbeli ile ilgili site var mıydı bizim?
ADNAN OKTAR: www.cubbeliahmetecevap.com. Şu kitabı zoom yapıp gösterelim. Emre Bukağılı’nın. Bu internetten derleme, halkın mesajlarını içine alan ve çok güzel, faydalı bir eser. Cübbeli’ye Cevap. Nerede var demiştin internet sitesi?
SUNUCU: Neler var bu adreste Oktar Bey?
ADNAN OKTAR: Her türlü Cübbeli’nin yaptığı hataları, yanlışları, eksikleri makul ve akıcı bir dille anlatılıyor. Doktor sabaha kadar bulabilirsin herhalde. www.cubbeliahmet.org’da var mıydı? Senin bilgisayar biraz.
SUNUCU: Çok fazla site var hakikaten cevap niteliği taşıyan, daha doğrusu forum, site demeyelim de.
var.
ADNAN OKTAR: www.Cubbeliahmetecevap.com . Bayağı bir internet sitesi varmış. Tamam buna girenler zaten gerekli cevapları alırlar. Çünkü Cübbeli Ahmet’i anlatmak çok vakit alıyor. Oraya girerlerse çok net anlarlar.
ADNAN OKTAR: www.Cubbelihocayacevap.com bir de evet. En kestirmesi bu internet sitesine girmek. Çünkü Cübbeli hocayı anlatmaya kalkarsak sabaha kadar anlatmamız gerekecek inşaAllah. Başka neler var?
SUNUCU: O arada ben de devam edeyim sorulara. Muğla’dan bir izleyicimiz demişler ki “Hocam. Gazetelerde Obama’nın Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesini ön gören süreci desteklediği” yönünde haberler vardı. Bundan bir yıl öncesini düşünüyorum Ermenistan, Azerbeycan ve Türkiye arasında sınır açılacak, aradaki gereksiz uzaklıklar, bölünmeler yerini sevgiye bırakacak diyordunuz. Ancak daha o zamanlar dünyada bu yönde bir gelişim yoktu. Şimdi artık bunları gazetelerden okumaya alıştık bile. İnşaAllah Türk İslam Birliği ile ilgili güzel sözleriniz de gerçekleşecek. Dünya bereket, bolluk, barış ve sevgi ile dolacak. Bugünleri Allah görmeyi nasip etsin özlemle temenni ediyoruz inşaAllah demişler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Söyleyen.
SUNUCU: Muğla’dan Cem Ergin.
ADNAN OKTAR: Cem, aslan Cem. Doğru söylüyor. Söylediklerimin doğru çıktığını Allah’ın ispat etmesi, bundan sonra söyleyeceklerimin doğru çıkacağına dair delildir. Ne demişti ne oldu sitesine baksın kardeşlerimiz, bakın 500’ün üzerinde bütün dediklerimin doğru çıktığı var. Deliller, mesela bak birşey söylüyorum, çıkmış. Söylemişim çıkmış, söylemişim çıkmış. Bundan sonrası için de gönülleri müsterih olsun, bütün söylediklerimin çıktığını görecekler. inşaAllah.
SUNUCU: P ile değil, b ile.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Oraya girdiniz mi zaten bütün sitelerin listesi var orda inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama o zaten düzeltmiyor mu o google’a giren?
SUNUCU: Yok google’a girdiğiniz zaman o harfe göre her iki türlü de siteyi bulabiliyor.
ADNAN OKTAR: Ya bunu mu demek istiyorsunuz falan bazen diyor.
SUNUCU: Evet, çok değerli Adnan Hocam, sizin röportajlarınız adeta bir okul hükmünde. İnanın hergün sitenize girip röportaj saatlerinizi takip edip mutlaka seyretmeye çalışıyorum. Hocam, ayrıca internetten röportajlarınızı indirip bilgisayarımda tekrar dinliyorum ki, kaçırdığım bir konu varsa onu da sonradan öğreneyim istiyorum. Hocam, bence röportajlarınızı tüm İslam dünyası dinlemeli. Bu konuda İslami organizasyonların mutlaka bir çalışma yapması gerekiyor bence. Çünkü insanın hayatını değiştirecek kıymetli bilgiler anlatıyorsunuz. Ben kendi adıma ne yapabilirim hocam? İyi günler demiş.
ADNAN OKTAR: Kendi adına neler yapabilir, Kuran okusun, bizim internet sitelerimize girsin. Ama en daha güçlüsünü söyleyeyim mi, en mükemmelini söyleyeyim mi? Çok samimi olup, derin bir imanla Allah ile bağlantıya geçsin. O zaman, on iki kişi bile olsa Allah İslam’ı dünyaya hakim eder. Ki 313 kişiyle Allah İslam’ı dünyaya hakim edecek. Çok az insanla. Derin iman çok önemlidir. Allah’ı derin sevmek, ve Allah taraftarı olmak. Allah hizbinin tarafında olmak. İnşaAllah. O kadar. Allah kulunu sevdi mi, razı oldu mu, bitti. Dünyanın en büyük gücü haline gelir o insan, Allah’ın izniyle, inşaAllah.
SUNUCU: Evet, son 5 dakikanın içine girmişiz.
ADNAN OKTAR: Son 5 dakika.
SUNUCU: Dilerseniz son görüşlerinizi alalım veyahut sorularımızla da devam edebiliriz.
ADNAN OKTAR: Senin o güzel canını severim. Aç bir sayfa Kuran’dan bana bir sayfa ver.
SUNUCU: Bismillahirahmanirrahim.
ADNAN OKTAR: Ya Allah, Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Evet, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Allah, gaybı ve müşehade edilebileni bilendir. Ortak koştuklarından Yüce’dir. De ki: Rabbim eğer onlara vadolunan azabı mutlaka bana göstereceksen, Rabbim bu durumda beni zulmeden kavim içinde bırakma”. Çünkü azap geldiğinde eğer orada iyi insan varsa, önemli bir olay varsa, bambaşka olaylar oluyor. Mesela Peygamber ordan çıkarılıyor önce. Yani bir şehre bir bela gelecekse, bir olay gelecekse, ordaki o veliyi o şehirden bir çıkarıyor Cenab-ı Allah. Sen varken diyor, Ben oraya o belayı getirmem diyor Allah. Ama o ordan çıktıktan sonra, eğer çıkarsa, Allah yerle bir ediyor, Kuran’da bu var. “Rabbim bu durumda beni zulmeden kavim içinde bırakma. Gerçek şu ki, Biz onları tehdit ettiğimiz şeyi şüphesiz sana gösterme gücüne sahibiz. Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır”. Mesela bize de kötülük yapılıyor ama biz en güzeliyle uzaklaştırmaya çalışıyoruz. Bize zulmedenlere biz şefkatle yaklaşıyoruz. Mesela iftira edenlere ben acıyorum. Mesela isimlerini vermiyoruz, nezaket gösteriyoruz. Aman diyoruz birşey olmasın, titriyoruz üzerlerine. Ki gene de hürler de yani, isterlerse şikayet edebilirler, gönlümüz çok müsterih yani, karşımdaki insanlar ne yaparlarsa yapsınlar. Çünkü hak yerini bulur. Yani bu hep böyle olmuştur. “Biz onların nitelendiregeldiklerini en iyi bileniz ve de ki: Rabbim, şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım.” Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. “Veya onların yanında bulunmalarından da sana sığınırım Rabbim”. Şeytanın yanımızda bulunmasından da Allah’a sığınıyoruz, çünkü yanımıza insanlar geliyor, şeytan çıkıyorlar. Çok ahlaksız çıkıyorlar. Emek veriyoruz, maddi manevi bütün gücümüzle, en zor şartlarda ilgileniyoruz. Para vermedik diye, bir kısmı da ev istedi bizden. Deliliklerine bakın, araba istiyor. Karşı taraf da vaad edince, karşı tarafa geçiyor. Mesela bakıyoruz adamların altında, yani üst baş bulamayan insanların arabaları var şu an. Çok acayip tabi.
SUNUCU: Değil mi, öyle birşeyden bahsetmiştiniz, evet.
ADNAN OKTAR: “Artık kimin tartısı ağır basarsa işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir, kimin tartısı hafif gelirse işte onlar da, nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde ebedi olarak kalıcı olanlardır. Ateş onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, etleri sıyrılmış olarak sırıtan dişleriyle kalıverirler” diyor Allah. Yani ateşin alevi gelir, suratları, etleri bükülür, yüzleri sırıtır halde kalır diyor. Dişleri görünür diyor Allah. Yeniden et giydiriyor Allah, yine bu oluyor, cehennemde.
SUNUCU: Ağzınıza sağlık. İçimiz aydınlandı.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. Hepimize Allah sıhhat versin. MaşaAllah.
SUNUCU: Evet, süremiz bitmiş. Çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.
SUNUCU: Değerli fikirleriniz için. Size de geçmiş olsun, diyoruz.
GÖKALP BARLAN: Teşekkür ederim. Sağolun.
SUNUCU: Umarız bu kötü durumdan bir an önce siz de kurtulursunuz.
GÖKALP BARLAN: Teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Yani aslında mağdur gibi gösteriyoruz ama birşeyi de yok aslında. Aslan gibi, birşeyi yok. EvvelAllah. Yağmur gibi yağsın. Yağsın başımdan taşlar diyor, yağmur gibi. Dostun attığı bir gül yaralar beni diyor. Dosttan gelirse diyoruz, biz sadece onda ayıplarız yani, ama yağsın başımızdan taşlar, yağmur gibi. EvvelAllah. Umurumuz değil yani.
GÖKALP BARLAN: İftiralar gerçekleri değiştirmiyor sonuçta.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
SUNUCU: Evet, bir programımızın daha sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen arkadaşlarımız adına iyi akşamlar, mutlu yarınlar diliyoruz efendim, hoşçakalınız. 08 Ekim 2009
|