SUNUCU : Kral Karadeniz, Tempo TV’den herkese merhabalar. Evet, Adnan Oktar ile Başbaşa Programımıza hoş geldiniz. Bugün de konu ve konuklarımız olacak. Hemen konuklarımızı size takdim etmek istiyorum. İlk konuğum sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz efendim.
ADNAN OKTAR : Hoş bulduk. Sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU : Evet ikinci konuğumuz Oktar Babuna. Hoş geldiniz efendim.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk, sağ olun.
SUNUCU : Evet son olarak konuğumuz Cihat Gündoğdu. Sizler de hoş geldiniz.
CİHAT GÜNDOĞDU : Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Evet bugün de bizi aydınlatacağınız çok önemli konular var bugün programımızda. Programımıza mesaj göndermek istiyorsanız hemen ben size mesaj hattımızı söylemek istiyorum. ahirzamansohbetleri@hotmail.com dan bizlere mesaj gönderebilirsiniz. Sorularınız olursa sorularınızı bizlere gönderebilirsiniz. Ayrıca da www.harunyahya.tv den de bizi canlı olarak izleyebilirsiniz. Evet Adnan bey hemen ilk soruma geçmek istiyorum ben. Çünkü çok yoğun bir şekilde sorularımız var. Hemen ilk sorumuzu size yöneltmek istiyorum. “Evrim teorisi son dönemlerde ülkemizde ilgi görüyor. Hatta bazı ünlü isimler de evrim teorisini savunmaya başladı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?” Adnan Türkmen, Bursa’dan sormuş.
ADNAN OKTAR : Ben işin doğrusunu söyleyeyim, evrim teorisini savunanlar teorinin bittiğinin çok açık farkındalar. Fakat insanlar gururla yaratılmıştır, enaniyetle yaratılmıştır. Bir şeyi bir anda elinden almış olmak, bir şeyin yanlış olduğunu bir insana ispat etmek, özellikle onu ısrarla savunan bir insana çok ağır gelir, çok rahatsız eder. Bir süre direnir. Her zaman olur. Mesela “baban öldü” dersin. “Yok ölmedi yaşıyor” der. Yahut ne bileyim adamın evi vardır, yanmıştır, inanmaz ona. Öyle bir şey yok der, şoka girer adeta. Şimdi Darwinistler de şokta. Çocuklar, anlatıyor kardeşlerimiz. Proteinleri anlattılar, başka bunun üzerine bir şey anlatmaya gerek kalmaz normalde. Buna hakikaten makul bir insan bakan bitti der, konu bitti der. Sırf fosillerin onda birini yani şu kitaptakilerin onda birini göstersek yine bitti der. Genetik yapı hakkında bilgi verilse yine bitti der. Böyle birşeyi yapacağımızı pek tahmin etmiyorlardı. Onlar alışmışlar sessiz sedasız insanlara. Herkes sakin karşılamış. Bir de bilim adına çıktıkları için, bilime de insanlar saygılı olmuşlar. Bilim adamı artık, koskoca profesör yanlış, yalan söylemez. Biz de susalım demişler. Yani öyle bir enselerine patlattık ki neye uğradıklarını şaşırdılar şu an. Tam anlamıyla şoktalar. Bunu en güzel gazetelerden takip edebilirsiniz. Meşhur gazeteler, bu konularda ünlü gazeteler evrim ile ilgili acaba niye yayın yapamıyorlar? Oktar bey buyrun anlatın.
OKTAR BABUNA: Yani hakikaten maşaAllah Adnan beyin 300 tane kitabı, Yaratılış Atlası ve ortaya çıkardığı fosiller; çünkü bu fosiller saklanıyordu. Avrupa’da, Amerika’da öyle bir etki meydana getirdi ki diyorlar ki dünyanın en önde gelen gazeteleri “Atom bombası etkisi meydana getirdi”, “Tıpkı bir tayfun gibi...” Fransa ayağa kalktı, Amerika ayağa kalktı, Avrupa aynı şekilde. Fakat hemen küçük örnek vereyim, Adnan beyin Yaratılış Atlasının Avrupa’ya gitmesinin hemen akabinde İngiltere’de bir kamuoyu yoklaması yapıldı. İngiltere’nin ve dünyanın en büyük gazetelerinden The Guardian gazetesi yaptı ve Darwinist fikirleri savunan bir gazete bu.
ADNAN OKTAR : Oktar, çok çok afedersin, şuradan sen direkt sayarsan, okursan güzel, gür sesinle.
OKTAR BABUNA: Bakın yabancı medyada çıkan haberler. Fransa’da Le Nouvel Observateur dergisi diyor ki: “2007 Ocak ayında, Fransa kendi topraklarında bu güne kadar gerçekleştirilmiş en büyük yaradılışçı saldırı ile karşılaştı.”
ADNAN OKTAR : Hay maşaAllah, Osmanlı ordusu musun maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. “Adnan Oktar, müslüman dünyasındaki en etkili evrim karşıtı hareketin önderi. Vuruş gücü son derece etkileyici.”
ADNAN OKTAR : Hay maşaAllah, Allah veriyor o kudreti, bizi vesile ediyor tabi.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. “Bu güne kadar böylesine Darwinizm’e karşı bir hareket olmamıştı.”
ADNAN OKTAR : Kim diyor bunu?
OKTAR BABUNA: Fransa Le Nouvel Observateur dergisi.
ADNAN OKTAR : Hay maşaAllah. Bak muhalifin övmesi çok önemlidir. Dost herkesi över ama düşmanın seni övüyorsa gerçekten kahrolmuştur, perişan olmuştur. Güzel, anlat inşaAllah.
OKTAR BABUNA : İngiltere televizyonu BBC’nin Darwin’in Tehlikeli Fikirleri isimli belgeselde diyor ki: “Adnan Oktar çok etkili bir kişilik. Yaratılışçılıkta büyük oyuncu. Oktar’ın etkisi gittikçe büyüyor ve şimdi de mücadelesini dünyanın geri kalanına taşıyor.”
ADNAN OKTAR : Tabi düşman derken orada biraz ağır oldu o söz de. Yani muhalif, karşı, rakip diyelim. Ne bilsin tutup ensesinden anında sırtını yere yapıştıracağımızı. Son okuduğunu kim söylüyor?
OKTAR BABUNA BBC söylüyor.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah. Çok çok afedersin bir daha tekrar edebilir misin?
OKTAR BABUNA : Tabi ki estağfirullah. “Adnan Oktar çok etkili bir kişilik. Yaratılışçılıkta büyük oyuncu. Oktar’ın etkisi gittikçe büyüyor ve şimdi de mücadelesini dünyanın geri kalanına taşıyor.”
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. Yani herkesi sıradan götürdü diyor değil mi? Eksik gedik bir yerler kaldı, oraları da halledecek diyor. Bunu da BBC söylüyor. MaşaAllah, devam et.
OKTAR BABUNA : İsviçre Tribune de Geneve gazetesi: “Yaratılışçı fikirler etki alanını gittikçe arttırıyor. Evrim teorisine karşı faaliyetlerde Müslüman dünyasında başı Türkler çekiyor. Harun Yahya’nın kitabının ortaya çıkmasıyla birlikte yaratılışçı dalgadan etkilenme sırası Avrupa’ya gelmiş oldu.”
ADNAN OKTAR : Hay MaşAllah.
OKTAR BABUNA : İsviçre maşaAllah.
ADNAN OKTAR : MaşAllah.
OKTAR BABUNA : İngiltere Mail on Sunday gazetesi: “Harun Yahya gezegendeki en etkili yaratılışçı”.
ADNAN OKTAR : Naçizane, Allah’ın yaratmasıyla elhamdülillah.
OKTAR BABUNA : MaşaAllah. Fransa Le Monde gazetesi: “Harun Yahya dünya çapında müslüman yaratılışçılığın önderi.” İngiltere The Guardian gazetesi: “Müslüman yaratılışçı Adnan Oktar bilim adamlarına evrimi kanıtlamaları için meydan okuyor. Yaratılış ile ilgili tartışmada Türkler önüne gelen herşeyi yıkan durdurulamaz bir güç gibi”
ADNAN OKTAR : Allah Allah, hep aklıma Osmanlı ordusu geliyor maşaAllah.
OKTAR BABUNA : MaşaAllah
ADNAN OKTAR : MaşaAllah
OKTAR BABUNA :“Adnan Oktar’ın dünya çapında güçlü bir etkisi var.”
ADNAN OKTAR : Kim bunu diyen?
OKTAR BABUNA : İngiltere The Guardian gazetesi.
ADNAN OKTAR : MaşaAllah. Biz desek, derler kendilerini övüyorlar. Biz demiyoruz, muhalifler söylüyor bunu. Çok ünlü gazeteler. Evet.
OKTAR BABUNA : ABD Science isimli uluslararası bilim dergisi: “Yaratılışçılık gerçekten de Avrupa’da canlı ve iyi durumda. Yaratılışçı fikirler araştırmacıların beklediklerinden çok daha hakim durumda. Yaratılışçılık Müslüman dünyada çok derinlemesine sağlamlaştı”
ADNAN OKTAR : MaşaAllah. Çok özür diliyorum siz tabi sunucu olarak biraz aceleci davranabilirsiniz ama bunlar çok önemli. Biraz vurgulayalım eğer müsade ederseniz inşaAllah
SUNUCU : Tabi tabi buyrun.
ADNAN OKTAR : Çünkü çok vahim ifadeler onlar açısından, can çekişen ifadeler, evet.
OKTAR BABUNA : Dünyanın en ünlü medya kuruluşları bunlar, daha ünlüsü yok. Bakın Politiken gazetesi var. Yaratılış Atlası ile ilgili çıkan üçüncü haberi söylüyorum şimdi: “Avrupa’yı fethetmek üzere olan kampanya diyor.” Danimarka.
ADNAN OKTAR : Avrupa’yı fethetmek üzere diyor. Allah, hep üç hilalli böyle Osmanlı ordusu aklıma geliyor. Hani var ya büyük toplarla falan maşaAllah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA : Devam ediyor haberin altında: “Anti-Darwinist bombardıman” demiş Danimarka’nın bu ünlü gazetesi
ADNAN OKTAR : MaşaAllah.
OKTAR BABUNA : MaşaAllah. Müslüman yaratılışçının Darwin ve evrim teorisine karşı mücadelesi neticesinde dünyanın büyük bir bölümüne binlerce adedi gönderilen bu eser Harun Yahya tarafından imzalanmıştır.
ADNAN OKTAR : Naçizane
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. “Harun Yahya, kendisinin de söylediği gibi çok açık bir biçimde artık Avrupa’yı fethetmek üzere olan kampanyasından çok iyi sonuç almış durumda.”
ADNAN OKTAR : Kim diyor bunu?
OKTAR BABUNA :Danimarka’nın Politiken gazetesi
ADNAN OKTAR : Ve böyle yüzlerce binlerce haber var. Çok az küçük bir bölümü.
SUNUCU : Evet dünyadan haberler bunlar ve önemli haber kuruluşları
OKTAR BABUNA : MaşaAllah, maşaAllah.
SUNUCU : Evet bugün konularımızı hemen hatırlatmak istiyorum seyircilerimize. Ahir zaman, Hz. Mehdi, Hz. İsa, Darwinizm’in geçersizliği, canlılardaki mucizeler ve son olarak da bal arısının mucizelerini konuşacağız bugün. Evet hocam bir soru daha hemen yöneltmek istiyorum sizlere. “Geçen hafta bir TV programında balığın karaya çıktığını, ayaklarının oluştuktan sonra kanatlanıp uçtuğunu savundu bir profesör. Bu bana çok komik geldi. Bu bir profesöre nasıl…” demiş. Leyla Dikmen, İstanbul’dan. Sorusunu sadece bu şekilde yöneltmiş. Arkadaşımıza biraz enteresan ve komik gelmiş. Ne düşünüyorsunuz bu konuda.
ADNAN OKTAR : Bakın özel sohbetlerde bunların arkadaşları geliyor, bu profesörlerin. Mesela ismi Hüseyin. Hüseyin gerçekten samimi inanıyor musun diyor. “Abi tabi inanmıyorum ama…” diyor. Hiçbiri inanmaz. Yani olayın başından sonuna kadar bir münasebetsizlik akıyor zaten. Ele alınacak bir durum yok. Allah istese ortalı yaratırdı ve bizi de imtihan ederdi, benzeyebilirdi de. Ama o kadar ilkel ve boş bir sistem üzerine kurmuş ki Allah Darwinizmi ve o kadar şiddetli bize yıktırdı ki meydana gelen netice nefes kesici. Adamlar şaşıyor nasıl biz buna inandık şu ana kadar ve işte İstanbul’dan bir genç çıktı bizi darmakeşan etti, nasıl oldu bu iş diye.
OKTAR BABUNA : MaşaAllah
ADNAN OKTAR : Ki benim biyoloji eğitimim de yok. Ben öyle tek özelliğim Allah’a çok şükür, Allah’ın vermesiyle akıllıyım. Bir de tabi hepsinden önemlisi Kuran’a tam tabi oluyorum. Allah’ın onlara böyle bir tuzak kuracağını ve bu tuzağı da başlarına geçireceğini hiç tahmin etmediler. Ve ahir zamanda büyük bir mucize meydana geldi. Şimdi hiç bu konuyu uzatmalarına gerek yok. Özür dileyecekleri bir konu da yok. Allah’a tövbe etsinler, hata yapmışlar, yanlışlık yapmışlar. Bu konuda hakkı teslim etsinler, doğruyu söylesinler. İnat eder, devam edebilirler olabilir o, çocuksu bir tavırla istikrarla devam edebilirler. Söke söke dünyanın geri kalan tarafına biz bunu anlatacağız, anlatmaya devam edeceğiz. Bir kere bizim milletimizden vazgeçtiler. Avrupalılar diyor, Türkiye’den ümidi kesin, Türkiye bitmiş diyor adam. Geldi, profesörler getirdiler buraya Amerika’dan, İngiltere’den Darwinistler; dayısını, amcasını hepsini çağırdı buraya. Hani bu amca beni dövüyor, gelin kurtarın gibisinden. Yedi sülaleleri geldi, olacak gibi değil. Adamlar dedi ki; İngiliz profesörler “Biz Anadolu’da da gezdik, Türkiye’de de gezdik” dediler, belgelerini de göstereceğim; “Türkiye bitmiş” dediler. Yani Darwinizm konusunda bir daha düzelecek bir konu yok, burası bitmiş Türkiye dediler. Ve şu an %95 Türkiye’de Darwinizme inanmayanların oranı. Fransa asıl kaleleri idi orası çok dikkatimi çekti Fransa. Dedim en önemli yer burası. Baktım Marksizmin kalesi orası, felsefenin, egzistansiyalizm falan feşmekan; gerçi biraz havalı konuşmalar oluyor ama…
OKTAR BABUNA : Estağfirullah.
ADNAN OKTAR : Ha dedik, biz bunları tam kendi evlerinde yakalayalım ve neticeyi aldık. Geçen günler Fransa’da resmi açıklama yapıldı, gençlik yaratılışçı oldu diye. Ve tek suçlusu var diyorlar. Bilin bakalım kim? Malum şahıs, İstanbul’daki o kişi. Elhamdülillah, maşaAllah iftihar ederim. Kitabı yasakladılar böyle toplantıda. Avrupa Parlamentosu toplantısında Atlası havaya kaldırdı kadın, göstertti. Başlarına nasıl böyle tuğla gibi düştüğünü gösterdi kitabın. Olağanüstü tedbir alalım dediler. Toplandı kurul, karar aldılar kitapları yasaklayalım dediler. Kardeşim atı alan Üsküdar’ı geçmiş. Sen yasaklasan ne olur? İnternete konduktan sonra ve bütün Fransa’ya kitaplar dağıldıktan sonra ve herkes gerçeği gördükten sonra konu bitmiş. Şimdi adam diyor ki güneş yok. Ben pencerenin kenarından perdeyi şöyle hafiften bir açtım. Işık içeriye iyice doldu şöyle, perdeyi geri kapattım. Kim inanır güneşin olmadığına ondan sonra? Konudan çok çok eminler şu anda, konu bitti. Amerika’dan geçenlerde adam getirdiler, Fransa’dan oradan buradan topladılar, İngiltere’den getirdiler bir sürü. 25-30 kişe. Adamları uyku bürüyor tabi sıkıntıdan. Nasıl dinlesinler onu? Belli yani maval anlatıyor, hikaye anlatıyor. Daha hala Piltdown adamından, Jawa adamından bahsediyor, yok ara fosiller var diyor. Nerede ara fosil kardeşim? Ben sana demedim mi 10 trilyon vereceğim diye. O profesörü de alıp gelsene, adamcağıza harçlık olsun, gelsin beraber değil mi? 10 trilyon bu harca harca bitmez. Daha ne istiyorsunuz. Bir tane, tek bir tanecik, öyle fazla bir şey değil şu kadarcık bir fosil getirsinler yetecek bize, başka bir şey istemiyorum. Ben onlara kamyon hesabıyla göndereyim ama. Bıraksınlar çok ayıp yapıyorlar. Konu bitmiştir. Bizim milletimiz de bir hayli zeki ve çok imanlı bir millettir. Çetin cevize çattılar ve başlarını kayaya vurdular. Hani derler ya başka kapıya diye, biz başka kapıya da demiyoruz çünkü öbür kapılara da biz gittik. Doktorum seni her zaman biz böyle sanki unutuyormuşuz gibi. Ama bu sefer irademi kullanacağım ve ısrarla zatıalinizin konuşmasını istiyorum buyurun.
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfirullah. Gerçekten de yurt dışında çok büyük teveccüh var Adnan beyin eserlerine çünkü yaratılışın, Allah’ın varlığının delillerini ortaya koyan başka bir eser daha yok. Bu anlamda açık ve net bir şekilde, bilimsel delillere dayalı olarak. Çünkü Darwinizm biliyorsunuz ateizmin sözde bilimsel dayanağı ve sırf o yüzden, ateizmin temeli olduğu için ayakta tutulmaya çalışılıyordu. Bu da çökertilince geriye yalnızca Allah’a iman kalmış oluyor. Kendisinden Allah razı olsun. Pek çok iman hakikatleri var kitaplarında bahsettiği. Mesela pek çok tıp okuyan insan var, doktorlar olsun işte yine başka kesimlerden insanlar olsun, kendi vücutlarındaki harikaların gerçekten harika olduğunu anlıyorlar, fark ediyorlar, eserleri okuduktan sonra.
OKTAR BABUNA : Biz tabi bütün dünyada konferanslara gidiyoruz Adnan beyin adına, Adnan beyi davet ediyorlar. Gelin siz anlatın diye Adnan beyin adına bizi çağırıyorlar. Kimler çağırıyor biliyor musunuz? İsrail, Amerika, İngiltere, Avrupa ülkeleri, Asya ülkeleri, Japonya. Bunları siz anlatın burada diye Adnan beyin adına bizi davet ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Bugün de resmi bir çağrı oldu yani devlet kanalıyla çağırdılar. Dedim bizim yurtdışı yasağımız var, devletim bırakırsa, beni seviyorlar beni bırakmıyorlar dedim. Eğer bırakırsa inşaAllah, ya nasip dedik.
SUNUCU : Ama sizlerin adına sizler konuşmacı olarak…
ADNAN OKTAR : Gençler, kardeşlerimiz gidiyorlar evet.
SUNUCU : Evet Ahir Zaman, Hz. Mehdi ve Hz İsa konusunu ele alırsak neler söylemek istiyorsunuz konumuz ile alakalı? Ve Darwinizmin geçersizliği ile alakalı?
ADNAN OKTAR : Evet Mehdiliğin gölgesi, ışığı ve nuru dünyaya aniden yansıdı. Dünyada bir parlaklık var dikkat ederseniz, bir ferahlık oldu. İnsanların kafası açıldı. Bir kabz hali, bir kasılma vardı dünyada. Komünizm alabildiğine yayılıyor, faşizm alabildiğine yayılıyor, dinden bahsedilmiyor, Müslümanlar eziliyor. Bir şey oldu, dünyaya sanki nur geldi birden, Darwinizm yerle bir, komünizm yerle bir, kapitalizm yerle bir ve İslam çığ gibi yayılıyor elhamdülillah. Ne oldu, bir şey oldu demek ki. Ama tabi bu bir manevi ışık, Cenab-ı Allah Mehdi’yi vesile ediyor. Şu an isteyen istemeyen herkes Mehdi’ye hizmet ediyor. Mesela bir biyolog, biyoloji ile ilgili bilgi verirken Mehdi’ye hizmet eder. Bir fizikçi Allah’ın kanunlarını anlatırken Mehdi’ye hizmet eder. Mesela bütün dünyanın diyanet işleri Mehdi’ye hizmet eder, istese de istemese de. Mehdi gelmeyecek der ama hizmet eder. Mehdi geldi geçti der yine hizmet eder. Yüzyıllar sonra gelecek der yine hizmet eder. Mehdi şahsı manevidir der yine hizmet eder. Mehdi görünmez bir ruhtur der yine hizmet eder. Hiç aksi olamaz. Mesela bu firmalar yani her türlü teknik aleti yapan firma hepsi Mehdi’ye hizmet eder. Mesela bilgisayar yapıyorlar Mehdi’nin kılıcını bütün fabrikalar üretiyor ve bütün dünyaya yayıyorlar. Ki Dabbet’ül arzdır bilgisayar. Allah onlara yaptırıyor, onlara hazırlatıyor ve bütün dünyayı bu kılıç ile donatıyor. Ve bakın bu kılıcı siz hazırlayın demiyor, Allah onlara emrediyor. Onlar Mehdi’nin kılıcını hazırlayıp evlere dağıttırıyor ve insanlara parasıyla o kılıcı aldırıp evine getiriyor ve karşısına oturuyor Mehdi’nin dersini dinlemeye başlıyorlar, Mehdiyetin dersini dinliyorlar, Kuran’ın dersini dinliyorlar, Hadisleri dinliyorlar. Nereye giderse Allah ile karşılaşıyor, nereye giderse Kuran ile karşılaşıyorlar. Mesela Darwinist sitelere giriyor farzedelim, “yaratılışçılar şöyle diyor ama o yanlıştır” diyor. Adam onu bir okuyor, yaratılışçı oluyor. Yaratılışçılar yanlıştır diyor, delillerini veriyorum diyor. Adam bir okuyor hepsi doğru. O yanlış dediği şeylerin hepsinin doğru olduğunu onlar biliyor, anlamaz mı adam? Belli olay. Ve hepsi yaratılışı savunmaya başlıyor. Mesela gençlere üniversite imtihanlarında hazırlık yaptırılıyor biliyorsunuz. Mehdiyetin aydın gençliğe ihtiyacı vardır, cahile Mehdi hitap edemez Mehdiyet. Bütün dünya üniversiteleri Mehdi’ye asker ve ordu hazırlıyorlar. Üniversite imtihanlarına hazırlanan her genç Mehdi’nin istediği insan profilini oluşturur, Mehdiyet’in istediği insan profilini oluşturur. Çünkü Mehdiyet ve Kuran’ın anlaşılması için, hadislerin anlaşılması için berrak bir kafaya, modern bir kafaya, derin düşünmeye, derin kültüre, geniş araştırmaya, muazzam bir fizik, biyoloji bilgisine, paleontoloji bilgisine, felsefe bilgisine ihtiyaç var. Bunu Mehdi ve Mehdi talebeleri yapamaz. Bunu Allah cebren insanlara yaptırıyor. Ve Mehdi de hazırın üstüne geliyor, hazır talebeleri olmuş oluyor. Çünkü mesela çok cahil bir insana biz Darwinizm yoktur arkadaşım desek, anlatsak farz edelim Mehdi öncüsü olarak, Mehdi’ye zemin hazırlayan öncü askerler olarak, anlatsak Darwinizm ne ki der adam. O zaman kime anlatacağız biz? Arının hayatını anlatsak cahil bir insana nasıl anlasın. Mesela genetik yapıyı anlatıyoruz, üniversite eğitimi almamış, lise eğitimi almamış bir gence biz bunu anlatamayız. Dolayısıyla Mehdi de anlatamaz, Mehdi’nin talebeleri de anlatamaz. Mesela aydın ve modern bir gençlik isteniyor. Mehdi zaten taassuba karşı mücadele edecek, gericiliğe karşı mücadele edecek. Nasıl gücü yetsin? Dünyanın her yerinde bir aydınlanma hareketi var ve Mehdi’ye zemin hazırlamış oluyorlar. O aydınlanma hareketinin hazır yapısı Mehdi’nin karşısına gelmiş olacak. Yoksa mesela bağnaz, tutucu, cahil, ham softa, kaba yobaz insanlar olmuş olsa; Necip Fazıl Kısakürek, rahmetlinin üslubudur bu, nasıl anlatacaksın öyle insanlara? Kabus gibi… Ne sevgiyi anlatabilirsin, ne şefkati, ne merhameti, dostluk, kardeşlik, affedicilik değil mi? Adamın gözlerini kan bürümüş, sevgiyi anlatamazsın. Biz diyoruz ki Mehdi kan dökmeyecek, adam atın göbeğine kadar kandan bahsediyor, pırasa gibi doğramadan bahsediyor.
SUNUCU : Hocam devam edeceğiz ama öncesinde reklamlar var. Reklamlardan sonra tekrar sizlerle birlikte olacağız.
SUNUCU : Adnan Oktar ile baş başa programımız devam ediyor. Evet bizlere ahirzamansohbetleri@hotmail.com dan mesajlarınızı iletebilirsiniz. Ayrıca da www.harunyahya.tv den de izleyebilirsiniz. Adnan bey biraz evvelki soruya cevap veriyordunuz eklemek istediğiniz bir şey var mı, yarım kalmıştı?
ADNAN OKTAR : O konu aşağı yukarı tamam.
SUNUCU : O zaman sorularımız var yoğun bir şekilde. Ben sorularımızı yöneltmek istiyorum sizlere. “Hocam hücreyi biraz okuduğumuzda vücudun sürekli ihtiyaç duyduğu su molekülleri hücre zarını kolayca geçerken, hormonlar ancak hücre zarı üzerindeki alıcılar tarafından tanındıkları takdirde içeri alınıyor. Hücre içine alınan maddelerin seçiminde çok ince bir plan ve düzen var. Bu düzene tesadüfen oldu demek gerçekten hiç olmayacak bir şey. Hücrenin zarına bunu ilham eden övülmeye en layık olan, üstün ilim sahibi olan Rabbimizdir. Bunu görüp, okuyup da hala tesadüf diyebilmek nasıl, açıklayabilir misiniz?” demiş Ayşenur Deniz.
ADNAN OKTAR : Her şey tabi Cenab-ı Allah’ın yaratmasıyla oluyor. Ama hücrenin seçiciliği apayrı bir alem o. Mesela demir atomu halen mikroskopta görülemiyor, elektron mikroskopta tespit edilemiyor yani tek bir atomu tespit etmek mümkün değil, insan gözü göremiyor. Ama hücre görüyor, demire diyor ki sen demirsin gel. Sen bana lazımsın kan yapımında seni kullanacağım. Magnezyuma bakıyor, bu da yarar diyor. Ne isterse tam anlamıyla bir fabrika gibi mükemmel çalışıyor ve onu elde ediyor. Fakat biz bundan önce kader konusunu anlatalım kısaca. Çünkü kader konusunda çok yazı geliyor. İnsanlarımız bu konuyu pek anlayamıyor bazı kardeşlerimiz. İşte kötü insanın tavrı da kaderde mi? Cüzi irademiz var diyor. Tamam kardeşim cüzi irade var da o cüzi iraden de senin kaderinde. Tabi ki cüzi irade var. Külli irade de var. Ama hepsi kader içerisindedir. Allah’ın yaratmasıyla olur bunlar. Ben Allah’tan ayrı bir güce sahibim, Allah benim ne yaptığımı bilemez diyemez şahıs. Allah haşa bir sürprizle karşılaşmaz. Ne yapacağını ne edeceğini Cenab-ı Allah önceden bilir. Önce ayetlerimizi okuyalım inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Şeytandan Allah’a sığınırım. Kamer suresi 49. Ayet “Hiç şüphesiz Biz her şeyi kader ile yarattık.”
ADNAN OKTAR : Her şeyi, tamam devam et.
CİHAT GÜNDOĞDU: Taha suresi 40. Ayet “Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine buraya geldin ey Musa”
ADNAN OKTAR : Mesela Musa Medyen’den geliyor nasıl geliyor? Kaderle. Daha o babasından doğmadan, Hz. Musa, gelmiş oraya zaten. Yani cüzi iradesiyle gelmiş ama o cüzi iradesi kaderinde işte.
CİHAT GÜNDOĞDU: Ahzap suresi 38. Ayet “Allah’ın emri takdir edilmiş bir kaderdir.”
ADNAN OKTAR :Daha önceden takdir edilmiş bir kaderdir Allah’ın emri. Evet. Oktar hocam sen devam et şimdi.
OKTAR BABUNA : Yunus suresi 61 “ Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kuran’dan okuduğun herhangi bir şey…”
ADNAN OKTAR : Şu an olduğu gibi. Evet.
OKTAR BABUNA : “Ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki ona iyice daldığınızda Biz sizin üzerinizde şahitler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta kalmaz.”
ADNAN OKTAR : Yani bak Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım “Biz sizin üzerinizde şahitler durmuş olmayalım.” Ne demek? Ben sizi şu an seyrediyorum diyor Allah ve dediklerinizi de duyuyorum. Yani şu an Allah bizi seyrediyor, Allah burada şu an. Her yerdedir Allah, dünyada, kainatta her yerdedir. Şu an sizi seyrediyorum diyor Cenab-ı Allah ve dediklerinizi de duyuyorum. Evet.
OKTAR BABUNA : “Bunun daha küçüğü de daha büyüğü de yoktur ki apaçık bir kitapta kayıtlı olmasın.”
ADNAN OKTAR : Bu nedir? Daha biz anamızdan, babamızdan doğmadan bu toplantı yapılmış, bu konuşmalar olmuş. Evet devam et.
OKTAR BABUNA : “Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın.”
ADNAN OKTAR : “Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki” Bakın gizli olan da, toprağın altında olan da toprağın üstünde olan da hepsi Allah katında belli. Evet.
OKTAR BABUNA : “Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta olmasın.”
ADNAN OKTAR : Bakın, o olay meydana gelmeden önce ben onu bir kitapta yazdım diyor Cenab-ı Allah. Olmuş bitmiş. Sen cüzi iradenle onu söylediğin an onu yaşarsın ama Allah’ın kaderde belirlediği ve olmuş bitmiş olayı yaşarsın. Bunu anlatıyor Cenab-ı Allah.
OKTAR BABUNA : “Şüphesiz bu Allah’a göre pek kolaydır.” “De ki: Allah’ın bizim için yazdıkları dışında bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır ve müminler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.”
ADNAN OKTAR : Ne diyorsun Oktar hocam?
OKTAR BABUNA : Allah’ın yazdıkları dışında hiçbir şey isabet etmez yani yazılı olan bir şeyi yaşıyoruz biz.
ADNAN OKTAR : Hiçbir şey isabet etmez diyor değil mi? Evet. Mesela adamın başına bir taş düşüyor, bir şey oluyor. Yahu şunu yapmasaydı, şuradan geçmeseydi şu olmazdı diyor. Doğru ama o adam yeniden doğsa yine ona onu anlatsan yine ona gelir o taş kafasına çarpar. Yani onun hiç kurtarırı yoktur. İllaki olacaktır o.
SUNUCU :Kadere inanmamız gerekiyor.
ADNAN OKTAR : Yolumu değiştirseydim kurtulurdum diyor. Doğru, ama senin kaderin böyle.
SUNUCU :O taş muhakkak gelecekti kafasına
OKTAR BABUNA : “Onların işlemiş oldukları her şey kitaplarda yazılıdır. Küçük büyük her şey satır satır yazılıdır. Hiç şüphesiz muttakiler Cennetlerde ve nehir çevresindedirler.”
ADNAN OKTAR : Mesela diyor ki Allah bu kadar detayla ilgilenir mi? İlgilenir, hepsini bilir Allah. Yani nötronun dönüşü bile kaderde bellidir. Hangi yörüngede gidecek, ne yapacak, hangi demir atomunda hangi çekirdek nerede duracak hepsi Allah katında bellidir. Şimdi diyor ki o çok küçük diyor. Peki demir atomunun çekirdeğinde yaşayan alemi bir düşün. Orada yaşayan canlıları bir düşün. Bir de onlara sor bakalım, onlara göre orası öyle küçük mü? Onlar da diyor ki ucu bucağı yok, ne kadar büyük burası, diyorlar. Bu ne muazzam bir evrendir ki git git bitmiyor diyorlar. Atomun çekirdeğinde yaşayan bir canlı.
OKTAR BABUNA : “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
ADNAN OKTAR : Bak, “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz”. Mesela bir insana bana çay getirir misiniz diyorum. Allah dediği için ben onu diyebiliyorum. Allah bana bunu dedirttiği için. Yoksa ben diyemem. Cüzi irademle derim ama Allah onu kaderimde yarattığı için derim.
OKTAR BABUNA : “Allah’ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. O süresi belirtilmiş bir yazıdır.” “Onları siz öldürmediniz. Ama onları Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın ama Allah attı. Müminleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.”
ADNAN OKTAR : Ne anlıyorsun Oktar hocam, ayeti yavaş yavaş anlat bana.
OKTAR BABUNA : Atmak da öldürmek de bir fiil. Onları yaptığın zaman sen yapmadın ama Allah yaptı diyor. yani bütün fiilleri yaratan…
ADNAN OKTAR : Ama kelime kelime okuyarak, cümle cümle okuyarak anlat.
OKTAR BABUNA : “Onları siz öldürmediniz. Ama onları Allah öldürdü” Öldürme fiilini yaratanın Allah olduğunu anlıyoruz inşaAllah. “Attığın zaman sen atmadın ama Allah attı.” Atmak da bir fiil.
ADNAN OKTAR : Adam diyor ki mesela “ben attım” diyor. Allah da diyor ki “Sen atmadın, Ben attım” diyor. Daha o anasından doğmadan o atılmış. Allah atmış onu. Onu vesile kılar Allah, onun kaderinde. Evet devam et.
OKTAR BABUNA : “Her ümmet için bir ecel vardır. onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler. Tam zamanında çökerler.”
ADNAN OKTAR : Evet milletler, mesela Osmanlı İmparatorluğu, yedi düvel bir araya gelse durduramaz. İllaki çökecek, Allah’ın kaderi o, vakti geldi mi çöker. Nitekim her türlü tedbiri aldılar ama çöküş oldu. Mesela şimdi Türk İslam Birliği kurulacak, herkes çırpınıyor durdurmak için. Mehdi çıkacak, herkes çırpınıyor durdurmak için. Hz. İsa inecek. Herkes derken tabi ilgili şahıslar. Müslümanları tenzih ederim, dindar insanları tenzih ederim. Muhalifler çırpınıyorlar. Buna rağmen Hz. Mehdi çıkacak, Hz. İsa aleyhisselam inecek, Türk İslam Birliği oluşacak. Çünkü Mehdi çoktan indi Allah Katında, Hz. İsa çoktan indi. Hz. İsa’nın cenaze namazı kılındı, şu an Peygamber Efendimiz (sav)’in yanına defnedildi Allah Katında. Ve Kıyamet koptu şu an Cenab-ı Allah Katında, çoktan. Allah’ın yanında tek bir an vardır, tek bir an içerisinde hepsi olup bitmiştir. Evet devam edelim.
OKTAR BABUNA : “Oysa sizi de yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”
ADNAN OKTAR : Cisminizi de konuşmalarınızı da fiillerinizi de Allah yaratır diyor Cenab-ı Allah.
OKTAR BABUNA : “Sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik indirdi. Bir uyuklama ki içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da canları derdine düşmüştü. Allah’a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak “Bu işten bize ne var ki?” diyorlardı. De ki: Şüphesiz işin tümü Allah’ındır. Onlar sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar. Bu işten bize bir şey olsaydı biz burada öldürülmezdik diyorlar. De ki: Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine devrilecekleri yerlere gidecekti.”
ADNAN OKTAR : Kader değişmez diyor Cenab-ı Allah yani tedbir almakla kurtulamazsınız diyor inşaAllah.
OKTAR BABUNA : “Bunu Allah sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah sinelerin özünde saklı duranı bilendir.”
ADNAN OKTAR : Kasas suresini okur musun doktorum, şurasını?
CİHAT GÜNDOĞDU: Tabi inşaAllah. Kasas suresi 68. Ayet, şeytandan Allah’a sığınırım “Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Seçim onlara ait değildir.”
ADNAN OKTAR : Ne anladın doktorum bu ayetten?
CİHAT GÜNDOĞDU: Seçim hiçbir şekilde bireye ait değil. Tamamen Allah’ın yaratmasıyla seçmesiyle oluyor.
ADNAN OKTAR : Diyor ki adam, ben cüzi irademle yaptım diyor. tamam da kim yaptı? Allah yaptı. Ne zaman yaptı? Daha sen anandan doğmamışken yapılmıştı.
SUNUCU : Buradan şunu anlıyoruz demek ki Adnan bey, Kadere inanmak gerekiyor ve bizim kaderlerimiz daha evvelden yazılı ve biz her ne yaparsak yapalım bunu yaşamak durumundayız.
ADNAN OKTAR : Evet. Şimdi hocalarımız anlatacaklarını anlatsınlar. Başla sen bakalım inşaAllah.
OKTAR BABUNA : Estağfirullah. Arıdan bahsetmem uygun olur mu biraz?
ADNAN OKTAR : Siz de uygun görürseniz anlatsın.
SUNUCU : Evet tabi ki arıların mucizelerinden bahsedecektik bugün değil mi?
OKTAR BABUNA : Hakikaten canlılara baktığımızda, her aşamasında yüce Allah’ın, alemlerin Rabbi olan Allah’ın yaratma sanatını görüyoruz. Mesela arılar biliyorsunuz yediğimiz balları ki bal çok güzel bir besin. İnanılmaz derecede faydalı yani Allah Kuran’da şifa olarak bildiriyor. Hakikaten bu bilimsel olarak da kanıtlandı. Çok ilginç ben size bir örnek vereyim. Benim mezun olduğum tıp fakültesinde birkaç on yıl evvel ameliyat yaralarına bal konuyormuş. Balın mikrobun üremesine engel olan bir özelliği var. Tabi bunun yanında çok faydaları var. İçinde vitaminler var, mineraller var, çok özel proteinler var. Şekeri çok güzel bir şeker, diyabet hastaları için bile kullanılabilecek yapıda. Hemen kana karışan, beynimize faydalı yani saymakla bitmiyor. Bilimin bilmediği faydaları da var.
SUNUCU : Çoğu rahatsızlıklara tavsiye de ediliyor.
OKTAR BABUNA : Ben her sabah bal yiyorum bu yüzden. Onu hazırlayan o küçük canlılar, arıların akıl almaz bir sosyal yaşamları var. Bir arı kovanına girildiğinde inanılmaz bir yaşantıları olduğunu görüyoruz. Ki beyinleri bunların birkaç milimetre küpten bile küçük. Onun ürünü olamayacak derecede hesaplar yapıyorlar, yaşantıları, yardımlaşmaları… Mesela bir toplulukları var, kraliçe arı var başlarında.
SUNUCU : Bu ana arı dedikleri galiba değil mi kraliçe arı?
OKTAR BABUNA : Evet. İşçi arılar var, bunlar kovanlardaki bütün işleri yürütmekle görevliler. Mesela küçük bebeklerin larvalarına bakıyorlar arıların, balın alınması, peteklerin örülmesi hep bu işçi arıların görevi. Bir de erkek arılar var, onlar hiçbir işe karışmıyorlar. Onların görevi sadece kraliçe arıyı döllemek ve bu şekilde yavru arılar oluşuyor.
SUNUCU : Dişi arılar çalışıyor yani bal yapmak için.
OKTAR BABUNA : Evet dişi arılar çalışıyor. Kraliçe arı ile dişi arılar arasında aslında bir fark yok. Doğdukları zaman hepsi aynı yapıda fakat arılardan bir tanesi özel olarak daha uzun süre arı sütüyle beslendiği için bebek arılardan, o kraliçe arı oluyor. Onları beslenme süresi on gün kadar sürüyor, diğerlerinin ki ise üç gün. O kraliçe arı oluyor. Fakat başka bir kraliçe arının da meydana gelmesine izin vermiyorlar. Tam bir hiyerarşik düzenleri var bunların. Mesela peteklerin yapılması, inanılmaz hesaplar söz konusu burada. İnsan akıllı bir varlık, insanın akıl edemeyeceği, kolay kolay çok üstün düzenekler, teknolojik imkanlar kullanmadan yapamayacağı hesapları ve mühendislik harikaları meydana getiriyorlar. Mesela şöyle düşünün bu odanın duvarını ele alalım. İşçi arılar petek yapmaya her yönden başlıyorlar. Ortadan dışarı doğru değil de dışarıdan ortaya doğru petek üretmeye başlıyorlar. Peteklerin bir özelliği var, petekler altıgen yapısında. Bakın buraya çizmiştim daha önceden, devam edeyim. Bu şekilde altıgen yapıları var. Bu altıgen yapıları son derece anlamlı. Şundan dolayı anlamlı, alternatif yapılar olarak üçgenler olabilirdi ya da dairelerden meydana gelebilirdi. Altıgen yapısı şu özelliği taşıyor, bal mumundan yapılıyor bakın bu petekler, en az bal mumu maddesiyle en çok bal saklanabilecek tek şekil altıgen yapılar. Üçgen de kullansanız, karelerden de meydana gelse burada görüldüğü gibi hepsinde kullanılan bal mumu fazla oluyor.
SUNUCU : Evet doğru söylüyorsunuz. Şekillere baktığınız zaman altıgen daha böyle haznesi büyük, daha fazla.
OKTAR BABUNA : Evet en etkili şekli. Peki arı mı bulmuş bunu küçücük beyniyle? Bunu matematikçiler ancak ortaya koyabilirler. Ben de bilmiyordum, bunu okuyana kadar. Hakikaten altıgeni kimse bilmez, sorsanız. Mesela daire kullandığınız zaman arada boşluklar kalıyor, olmuyor. Üçgen kullandığınız zaman kullandığınız bal mumu daha fazla kullanılması gerekiyor. Kadere de ayın şekilde. En etkili bu. Bu da yeterli değil. Bakın, bal mumunun yapılışı ayrı bir harika zaten. Bunların karınlarında minnacık plakalar oluşuyor önce. Şu şeye zumlayabilirseniz. Karınlarında 3mm büyüklüğünde 1 mm çapında minik minik plakalar oluşuyor. Bunları alıyorlar ağızlarındaki bir sıvı ile bir araya getirdikleri zaman kimyasal bir etkileşim oluyor son derece yumuşak hale geliyor. İşte bu yumuşak maddeleri kullanarak peterleri yapıyor işçi arılar, bu karınlarındaki oluşan maddelerden. Şimdi bu maddenin kimyasal yapısını nasıl bilebilir bir arı? Dur ben bir plaka oluşturayım… Ağzındaki tükürük de ayrı bir kimyasal etkileşime giriyor, onu yumuşatıyor çiğneyerek. Yumuşattıktan sonra alıyor onu böyle sıvayarak binlerce arı petek içerisinde kovan meydana getiriyorlar. Bakın petekler yapılırken şimdi düz bir petek yapısı olsa, dümdüz olduğunu düşünün böyle dik olarak duruyor yere doğru, içine bal koyduğunuz zaman ne olur? Dökülür bal. Ne yapıyorlar biliyor musunuz? 13 derece eğimle yapıyorlar. Böyle arkaya doğru 13 derece eğimle. Balın çünkü kendi bir şeyi vardır, buna akışkanlığı denir. O akışkanlığının akmayacağı tek açı 13 derecelik açı. Daha fazla yaparsanız eğimi arkaya akar. Öne getirirseniz 13 dereceden öne akar. Tam 13 derecelik açı ile yapıyorlar. Bu yani deneme yanılma metoduyla olabilir mi bu? Beyni olmayan bir hayvan ki arının baktığınız zaman fosilleri var, 50milyon senelik mesela arı fosilleri var, tıpatıp aynı. Peteklerin fosilleri var, tıpatıp aynı. Orada da 13 derecelik eğimle yapmışlar yine altıgen şekiller kullanmışlar. Neyi gösteriyor Azim olan, her şeye gücü yeten Allah’ın yaratma sanatını ortaya koyuyor. Allah’ın, Yüce Rabbimizin bal arısına vahyetmesi ile oluyor bu.
SUNUCU : Doğru.
OKTAR BABUNA : Bakın bu yeterli değil. Arıların balı nasıl buldukları apayrı bir mucize konusu. Şimdi bir bal kovanı var, diyelim ki 800 metre uzaklıkta bir çiçekli bölge var. Önce keşifçi arılar gidiyor o yeri keşfediyor, kovana dönüyor. Bunu anlatacak. Nasıl anlatabilir? Çünkü her yön var. Kovanın etrafında 360 derece her yönde. Nasıl uzaklığını tarif edecek? Nasıl açısını bildirecek?
SUNUCU : Ve neler keşfettiğini orada, onu söyleyecek. Nasıl çiçekler keşfetmiş.
OKTAR BABUNA : Bakın vücut dilini kullanıyor. Dans yapıyorlar çok ilginç bir şekilde. Mesela 250metre ötedeki bir şey için o vücudunun arka bölümünü sallayarak böyle, 30 saniye içerisinde 5 defa sallandırarak 250 metre ötede olduğunu bildiriyor ve açısını tam olarak veriyor. Çünkü güneşe göre bir hesaplama ile dans ediyor ve kullandığı yön de tam onun gideceği yön oluyor. Fakat burada yine bir eksiklik olabilir. Şöyle ki biliyorsunuz güneş hareketli. Her 4 dakikada 1 derece hareket ediyor güneş. Dolayısıyla arı güneşi hedef aldığında orada geçen süre içerisinde güneş de bir miktar hareket edecek tabi. Açısını nasıl ayarlayacak? İşte bunu beceriyor. O 4 dakikada 1 derece kaymasını hesaplayarak arı, o hesabı yaparak tam eliyle koymuş gibi buluyor. Bakın eliyle koymuş gibi lafı çok önemli. Burada dikkat edelim çünkü nasıl bir hesap daha yapıyor? Gitmek için yanına yakıt alıyor. Kullandıkları ballardan, biliyorsunuz çiçeklerden polenleri topluyorlar getiriyorlar bal haline geliyor, bir yakıt alarak gitmesi gerekiyor. Çünkü uçarken bir efor sarf edecek. Benzin kullanacak yani bir anlamda. Tam alıyor, yakıtını o kadar tam alıyor ki gittiği anda bitiyor böylece vücudunda yeni polen alabilmek için yeni yer açılıyor ki maksimum polenle dönebilsin diye. Bakın fazla alsa geriye fazla bir polen getiremeyecek. Az alsa bu sefer hedefi şaşıracak. Fakat o sırada dans edenin o kadar saniyesi milimetresine bir tarif yapıyor ki onun aldığı yakıt ile o tarifi üst üste getirdiğin zaman tam hedefe ulaştığında kullanılmış oluyor bütün yakıtı ve yeni malzemeyi alıp geri dönüyor.
SUNUCU : Hakikaten, müthiş yani o kadar da güzel anlattınız ki.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Benim yurt dışından bir canlı yayına katılmam gerekiyor, onun için çıkacağım. Siz sohbete devam edin. Oktar hocam da çok güzel anlatıyor. Sizlere güzel sohbetler inşaAllah.
OKTAR BABUNA : Allah razı olsun.
SUNUCU : Programımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyorum. Değerli bilgileriniz için.
ADNAN OKTAR: Ben teşekkür ederim.
SUNUCU : İyi akşamlar diliyoruz.
ADNAN OKTAR: Hayırlı akşamlar. İzleyicilere de kardeşlerime hepsine hayırlı akşamlar diliyorum.
SUNUCU : Hayırlı akşamlar. Evet biz devam edebiliriz.
OKTAR BABUNA : Bakın burada petekleri göstereyim. Pardon ters tutmayalım, şöyle.
SUNUCU : Evet şu an düz.
OKTAR BABUNA : Altıgen şeklinde bakın ne kadar düzgün. Şimdi hatırlarsanız ne demiştim? Etraftan başlıyorlar, bakın binlerce arı. Şimdi akıllı insanları toplayalım. 3, 5, 20, 50 kişi toplayalım. Büyük bir kağıt verelim böyle bu odanın zemini kadar büyüklüğünde olsun. Kalem de verelim, hepsi bir köşesinden çizmeye başlasınlar. Diyelim ki, altıgen şekiller çizeceksiniz, tam ortada birleşecek bu. Nasıl olur? Eciş bücüş, biri küçük biri büyük, eğri büğrü. Bir kere cetvel kullanmadan kimse düzgün bir şekil yapamaz.
SUNUCU :Biçimsiz bir şey ortaya çıkacaktır.
OKTAR BABUNA : Evet, ortaya gelindiğinde ne olacak? Ek yerleri olmayacak, biraz büyük kalacak, biraz büyük kalacak. Araya boşluklar kalacak, tam altıgen sığmayacak. Arılarda nasıl oluyor? Hiç hata olmuyor. Milyonlarca yıldır arılar, bunların ömürleri çok kısa işçi arıların. Günlerle, aylarla ifade edilen ömürleri var. Milyonlarca yıldır yapıyorlar bu işi, bütün peteklerin büyüklüğü hep aynı, hepsi 13 derece eğimli, özel iki tane açı kullanıyorlar, milyonlarca yıldır hiç hata yok. Bakın hiç ek yeri yok. Etraftan başlıyorlar, görüyor musunuz? Hiç ek yeri yok, hepsi aynı büyüklükte, aynı şekilde, aynı açılarla, 120 derecelik açılarla yapılmış.
CİHAT GÜNDOĞDU: Demek ki arılar trigonometri biliyor diyebilir miyiz?
OKTAR BABUNA : Arılar trigonometri biliyor, matematik biliyor.
SUNUCU :Arılar çok şey biliyor bence.
OKTAR BABUNA : Matematik biliyor, geometri biliyor. Bütün bu navigasyon sistemleri var, inanılmaz bir navigasyon böyle çünkü çiçeklerin yerini güneşe göre hesaplayıp buluyorlar. Bir akıl var, sosyal yaşantıları var yani baktığınız zaman aslında insandan çok daha akıllı görünüyor.
SUNUCU : Evet. Ben bir de şey duymuştum, ne kadar doğru bilmiyorum ama kraliçe arılar öldükten sonra arılar bal yapmıyormuş.
OKTAR BABUNA : Evet, kraliçe arının yerine hemen yenisinin olması gerekiyor. Müthiş bir hiyerarşi var kovanın içerisinde. Bu hiyerarşik yapıyı ne olursa olsun koruyorlar. Mesela ikinci bir kraliçe arının da olmasına izin verilmiyor.
SUNUCU : Evet bir tane olmak zorunda.
OKTAR BABUNA : Bu cinsiyeti belirleyen işçi arıların tavrı oluyor. İşçi arılar hangi büyüklükte hücre meydana getirirlerse kraliçe arı o cinsiyette uygun arıyı yerleştiriyor içerisine. Erkeğin biraz daha oluyor hücresi, dişi arının biraz daha küçük oluyor. Eğer küçük bir hücre varsa, kraliçenin döllenmesinden sonra meydana gelen arı, dişi arı olarak dünyaya geliyor. Yani döllenmeyi yönlendiren aslında işçi arılar. İşçi arıların hepsi dişi. Bakın şimdi bir Kuran mucizesi. 1400 yıl önce Allah’ın gönderdiği ayetlerde Kuran Kerim’de, bilim bunları hiç bilmiyorken çünkü bunlar 20.yy’ın son birkaç on yılının keşifleri, ancak böyle aylarca, yıllarca süren araştırmalarla, filmleri çekilerek, bilim adamlarının yaptığı araştırmalarla arıların bu özellikleri ortaya çıkartıldı. 1400 sene önceki bir Kuran ayetinde Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “Rabbin balarısına vahyetti. Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye. Böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü, uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar. Onda insanlar için bir şifa vardır. şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.” Nahl Suresi 68, 69’da. Bakın “Rabbin balarısına vahyetti.” diyor. Arının tabi bunu kendi düşünecek aklı yok. Bu hesapların yapılması, tam gideceği kadar yakıt alması, peteklerde 13 derecelik eğim kullanması… Nereden biliyor? Siz biliyor muydunuz? Ben de bilmiyordum, hiçbir bilim adamı bilmez. Ancak deneme yanılmayla yıllarca süren, açıları deneyerek tutturabilirsiniz onu. Çizin deseler petekleri çok özel aletler, teknoloji olmadan kimse o kadar mükemmel çizip, hele etraftan başlayıp ortada mümkün değil kere mümkün değil olmuş oluyor.
SUNUCU : Ki bunların hepsini bir arı yapıyor.
OKTAR BABUNA : Evet mesela kullandıkları bazı başka maddeler de var. Ayetin bir mucizesinden daha bahsedeyim. Bu ayetin Arapçasına bakıldığında kullanılan fiiller, bakın Arapçada fiillerin iki özelliği vardır, dişi ve erkek fiillerin özelliğine göre birbirinden ayırt edilebiliyor. Bu ayette geçen fiillerin özelliği, Allah’ın emriyle yaptıkları bu fiillerin özellikleri dişi arılar içinmiş. Biraz önce ne demiştik? İşçi arılar yani balın üretilmesi, peteklerin yapılması, larvaların yetiştirilmesi hepsini dişi arılar yapıyor. Allah bakın dişi arıya vahyettiğini ayetin içerisinde de bildirmiş oluyor. Bir ayrı Kuran mucizesi.
SUNUCU : Arılardan bahsetmeye devam edeceğiz ama bir telefon bağlantımız varmış. Alo demek istiyorum, alo.
BETÜL BAYRAKTAR: Alo. Merhabalar, hayırlı akşamlar. Benim kızım da bu camiadan, Bilim Araştırma Camiasından. Çok memnunum, arkadaşlarıyla…
SUNUCU : Öncelikle isminizi rica edebilir miyim?
BETÜL BAYRAKTAR: Betül Bayraktar
SUNUCU : Efendim?
BETÜL BAYRAKTAR: Betül Bayraktar.
SUNUCU : Seçil Bayraktar
BETÜL BAYRAKTAR: Betül. Çalışmalarından dolayı tebrik etmek istedim. Adnan Bey ile görüşmek istedim ama gittikleri için görüşemedim.
SUNUCU : Maalesef çıkmak zorunda kaldı.
BETÜL BAYRAKTAR: Evet evet, başarılarından dolayı tebrik ederim. Hepsinin çalışmalarını… Benim kızım da Bilim Araştırma Vakfının arkadaşları ile birlikte çalışmalara katılıyor. Başarılı işler yapıyorlar. Bu camiada olmasından çok mutluyum. İnşaAllah çalışmalarının böyle devam etmesini dilerim. Hayırlı akşamlar dilerim.
SUNUCU : Evet bu konuda faaliyetlerinizden bahsedebilir misiniz? Kızınız sanırım.
BETÜL BAYRAKTAR: Arkadaşları ile birlikte destek oluyorlar, çalışmalara yardımcı oluyorlar. O yüzden çok mutluyuz. Arkadaşlıkları çok güzel, çalışmaları çok güzel, yurt dışında tanıtıyorlar. Kitapları okuyoruz, konferanslara gidiyoruz. Çok övünüyoruz yani.
SUNUCU : Son davalar hakkında görüşleriniz var mı bizlerle paylaşabileceğiniz?
BETÜL BAYRAKTAR: Çok şikayetçiyim. Şöyle şikayetçiyim, koskoca insanlar böyle iftiralarla, gereksiz suçlamalarla çocukları helak ediyorlar. Bence çok anlamsız. Yani uğraşmasınlar, hepsi yaşını başını almış insanlar. Artık bu yaştan sonra onlarla uğraşılmasına karşıyım. Ben çocuklardan yanayım. Bir de çok düzgün çocuklar, hepsi saygılı.
SUNUCU : İlişkileriniz nasıl çocuklarla?
BETÜL BAYRAKTAR:Çok güzel, gayet güzel yani her zaman beraberiz. En ufak sıkıntılarımızda yanımızdalar. Yani inanamıyorum insanların, başka şeylerle uğraşsınlar, hayırlı işlerle uğraşsınlar. Saçma sapan şeyler yapmasınlar.
SUNUCU : Evet doğru söylüyorsunuz. Sormak istediğiniz sorular varsa alabiliriz.
BETÜL BAYRAKTAR: Vallahi bu çalışmaların devamını istiyorum.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
BETÜL BAYRAKTAR: Bir de çocukları rahat bıraksınlar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
BETÜL BAYRAKTAR: Başka bir şey istemiyorum. Çünkü gidiyorum davalara dinliyorum, sinirlenip çıkıyorum. Yani gereksiz, ölümlü dünyada biraz Kuran okusunlar, bunlarla da uğraşmasınlar. Biraz da Mevlana’nın kitaplarından okusunlar, insanlık, hoşgörü, o şekilde. Bilemiyorum, yanlış buluyorum tutumlarını.
SUNUCU : Çok teşekkür ederiz Betül hanım yayınımıza katıldığınız için.
BETÜL BAYRAKTAR: Rica ederim. Size başarılı yayınlar.
OKTAR BABUNA: Çok teşekkür ederiz, Allah razı olsun.
CİHAT GÜNDOĞDU: Çok teşekkürler.
BETÜL BAYRAKTAR:Rica ederim. İyi akşamlar.
SUNUCU : İyi akşamlar. Evet neler söyleyeceksiniz? Betül hanım bazı açıklamalar yaptı. Adnan beyi de beğendiğini söyledi.
OKTAR BABUNA : Adnan Beyin, Bilim Araştırma Vakfı mensuplarının aileleri ile ilişkileri son derece iyi. Çünkü o kadar merhametli, o kadar güzel ahlaklı bir insan ki hakikaten. 250 ailenin çok büyük çoğunluğu Adnan beyi çok seviyor. Bu mahkemelere gelip giden, sorun çıkartan birkaç tane aile var.
CİHAT GÜNDOĞDU: 3 tane.
OKTAR BABUNA : Evet üç dört tane aile. Onun dışındaki tüm aileler, hakikaten o kadar merhametli, o kadar şefkatli, güzel ahlaklı bir insan ki onların sorunları ile ilgileniyor, ailelerle görüşmeyi onlara özellikle iyi ilişkide olmayı zaten teşvik eden Adnan bey. Bunu her zaman teşvik etmektedir, İslam’ın bir gereği zaten bu. Fakat işte her nedense bazı anlaşılmaz sebeplerle bu şekilde durumlar ortaya çıktı ki o durumları oluşturan ailelerin bile ben kendi ailemden şahidim, sağlıklarıyla… Hatta babamın fenalaştığı hatta yere düştüğü, kalp krizi geçirdiği, kalbinde blok meydana gelmişti. Hastaneye gitmek istemiyordu, gönderen Adnan bey oldu. Yani Adnan bey babamın benim, Cevat Babuna’nın hayatının kurtulmasına vesile oldu. Daha sonraki ameliyatında hiçbir akrabası kılını kıpırdatmamıştı. Kan verilmesi gerekiyor ameliyattan önce belirli bir miktarda ki hazır olsun, kanama olduğunda ameliyatta o kanı verecekler. Siz de bilirsiniz ameliyat olanların yakınlarından kan alınır. Hiçbir yakını vermedi. Kim verdi biliyor musunuz? Babamla hayatında hiç karşılaşmamış olan Bilim Araştırma Vakfı mensupları, Adnan bey arkadaşlarını gönderdi, altı kişiyi, Adnan bey rica etti. Onlar kan verdiler. Yani bu kadar merhametli…
SUNUCU : Bu kadar yardımsever, merhametli bir kişi için bazen böyle insanlar çıkabiliyor üzebilen değil mi?
OKTAR BABUNA : Olur mu? İşte olmaması gerekiyor.
SUNUCU : Maalesef.
OKTAR BABUNA : Çok tabi değişik.
SUNUCU : Evet, arılara tekrar dönelim. Canlıların mucizeleri.
OKTAR BABUNA : Arının aklı, daha doğrusu meydana getirdiği bu mucizeler saymakla bitecek gibi değil. Mesela özel kimyasal maddeler kullanıyor arı. Bir bu larvaların yetiştiği yerlerin kapanmasında kullandığı bazı maddeler var. Bir de kovanın içerisine yabancı biri girdiği zaman bunu iki şekilde çıkartıyorlar. Eğer büyüklüğü müsait ise sürükleyerek, kaldırıp atarak dışarı çıkarabiliyorlar. Eğer dışarı çıkaramayacak gibi bir giriş olduğu zaman, bu büyük bir yabancı böcek de olabilir, başka bir şey de olabilir, propolis denen bir kimyasal ile kaplıyor ve onu adeta mumyalıyor. Bu mumyalamanın özelliği şu, bir bakteri üremesini engelliyor ve onu steril hale getiriyor. Hem etkisiz hale getiriyor hem steril hale getiriyor. Tam özel bir mumyalama tekniği. Şimdi hep birlikte düşünelim, bir arı böyle bir şeyi keşfetmiş olabilir mi? Zaten ömürleri çok kısa, işçi arılara baktığınız zaman aylarla ifade edilen ömürleri var. Kraliçe arıların daha uzun.
CİHAT GÜNDOĞDU: Mesela Mısır’da Piramitler incelendiğinde orada mumyalama teknikleri incelendiğinde ne büyük bir medeniyete sahip oldukları anlaşılmış oluyor. Bakın işte hangi kimyasalları kullanarak hangi mikropların üremesini engellemişler diyerek taktir ediyorlar. Burada arı, hayvan olmasına rağmen, beyninin küçüklüğü malum, buna rağmen çok yüksek bir medeniyet sergilemiş oluyor.
OKTAR BABUNA :Milyonlarca yıldır yapıyor bunu.
CİHAT GÜNDOĞDU: milyonlarca yıldır yapıyor.
OKTAR BABUNA : Akıllı insanlar birkaç bin yıl önce keşfedebilmişler bu özellikleri belki, arı milyonlarca yıldır yapıyor.
SUNUCU : Değil mi? Biz bile daha yeni keşfediyoruz arı neler yapıyor, neler yapmış.
OKTAR BABUNA : Evet, yani burada Kebir olan Allah’ın, çok büyük olan Allah’ın yaratma sanatını görüyoruz. Allah’ın aklıyla oluyor bu tabi ki. Arının aklıyla değil çünkü gözle göremeyeceğimiz kadar ufak bir beyni var. Onun keşfetmediği bir şey olduğu belli çünkü doğar doğmaz yani işçi arı faaliyete başladığı günden itibaren 12. günde faaliyete başlıyorlar, anında bu teknikleri kullanmaya başlıyor. Demek ki onun keşfettiği birşey değil deneme yanılmayla. Doğduğunda zaten hazır olarak ona verilmiş, ilham edilmiş oluyor arıya bu özellikler.
CİHAT GÜNDOĞDU: Aslında burada şu sonuca ulaşıyoruz aslına bakarsanaz, ben bir ekleme yapayım, ortadaki organizasyon çok kesin ve net bir organizasyon. Arılar bunları kendi aralarında toplantılar yaparak, görüş alışverişinde bulunarak geliştirmiş değiller. Zaten onlardan bunu beklemek de anlamsız olur. Bunların gittikleri bir üniversite yok. İşte mimari eğitim alsınlar, trigonometri eğitimi alsınlar...
SUNUCU : Ama neler yapıyorlar.
CİHAT GÜNDOĞDU: 13 derece eğim olsun da suyun viskozitesi var. Sıvıların viskozitesinden, akışkanlığından bilgi sahibi olup da dökülmesini engelleyelim. Yabancı cisimler içeri girerse şöyle bertaraf ederiz çünkü bunların içinde mikro organizmalar var, içeride çürürse bütün kovanın sağlığını etkileyecektir. O yüzden bunu mumyalayalım, içindeki mikroplarla beraber onu etkisiz hale getirelim. Dışarıyla bağlantısını tamamen koparalım, içeride dahi olsa. Bu nasıl bir akıl ürünü olduğu çok açık net ortada.
SUNUCU : Bu kadar zekice bir işi bir arı senelerce üstelik nasıl yapabiliyor değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: O yolları bulması, yolları hesaplaması, Oktar beyin de bahsettiği gibi güneşin 4 derecede bir oynamasını hesaplayarak ona göre düzeltmesi.
SUNUCU : Vücut diliyle anlatması, ifade etmesi.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bunların hepsi tek başına ne olmuş oluyor? Tesadüf ile açıklanamayacak şeyler olmuş oluyor her biri tek başına. Tesadüf yoksa ne vardır? Akıl vardır, bilinç vardır, Allah’ın yaratışı vardır, eşsiz yaratması vardır. Biz buna ulaşıyoruz. İşte o yüzden buna arı mucizesi diyebiliyoruz. Mucize çünkü tesadüflerle açıklanamadığından mucize.
SUNUCU : Kesinlikle öyle.
CİHAT GÜNDOĞDU: Kimin mucizesi? Yüce Allah’ın mucizesi, yaratış mucizesi.
SUNUCU : Tabi ki kesinlikle.
OKTAR BABUNA : Bakın tabi Darwinizmi çökertiyor bu tamamen. Tesadüfe hiç yer olmadığı açık. Zaten onlar da bunun farkındalar. Bakın ben size Darwin’in bal arısı ve içgüdüler hakkında itiraflarını müsade ederseniz okuyayım.
SUNUCU : Tabi ki, buyrun.
OKTAR BABUNA : Buna iç güdü diyorlar mesela. İç güdü nedir? Keselim bakalım arının içine içinde bir güdü mü var?
CİHAT GÜNDOĞDU: Bir makina mı bulacağız?
OKTAR BABUNA : Evet, bir isim koyuyorlar. Buna sırf haşa Allah yaratmıştır dememek için, yüce Allah’ın yarattığını itiraf etmemek için yok içgüdü, yok şudur budur gibi böyle adlarla adlandırıyorlar. Bakın diyor ki Darwin: “İç güdüler, doğal seçme ile kazanılabilir veya değişikliğe uğratılabilir mi? Arıyı büyük matematikçilerin buluşlarından çok önceden petekleri yapmaya yönelten içgüdü için ne diyeceğiz?” Ne diyeceksin? Yaratılmış diyeceksin tabi ki, çok açık. Bunu çocuğa sorsan, yedi yaşındaki çocuğu getirsek buraya...
SUNUCU : Bu cevabı verebilir.
OKTAR BABUNA : Tabi, bu hesapları anlatsak, yavrum bu tesadüfen olur mu desek, tabi ki değil der, güler çocuk. “İç güdülerin çoğu; Darwin söylüyor bunu yine; öylesine şaşırtıcıdır ki onların gelişimi okuruma belki teorimi tümüyle yıkmaya yeter güçte görünecektir.” Tabi ki, sırf arıda değil ki bu milyonlarca çeşit canlının mucizevi becerileri saymakla bitirilebilecek gibi değil.
SUNUCU : Tabi ki sadece arıların değil, dediğiniz gibi diğer canlıların da nelere yaptığına şahit oluyoruz. Ki onlar kendi zekalarıyla bunları yapmıyorlar tabi ki. Bu zeka, bu mantık onlardan beklenemez. Allah’ın vermiş olduğu güçle yapıyorlar.
OKTAR BABUNA : Tabi, mesela insan teknolojik olarak canlıları taklit edemiyor. Hatta canlıların ve doğada bulunan bazı özellikler teknolojide taklit ediliyor. Buna da biyomimetri deniyor. Bilim dalı var bu şekilde. Hatta Adnan beyin kitabı var biyomimetri ile ilgili, tavsiye ederim. Mesela örümce ipek yapıyor, biliyorsunuz. Örümceğin bir ipliği vardır böyle ağ örer. Onun dünyanın en sağlam maddesi oyduğunu biliyor muydunuz? Bakın dünyadaki şu an teknolojik olarak üretilen en sağlam madde kevler denen bir madde. Kurşun geçirmez yeleklerde de kullanılıyor. Kevlerden kat kat daha sağlam örümceğin ipeği. Örümceğin ipeğinin esnekliği ve sağlamlığı bugün teknolojik olarak taklit edilemiyor. Formülü de hala keşfedilemedi. Çünkü formülü keşfedilse fabrikalarda örümceğin ağından neler yapılır. Mesela boğaz köprüsünde kenarının asılı olduğu dev çelik teller var. Eğer örümcek ipeği kullanılsaydı onun çok daha azıyla böyle minnacık kalınlıktaki örümcek ipeğiyle bütün köprüyü taşıtabilirdiniz siz.
SUNUCU : Neler yapılırdı değil mi?
OKTAR BABUNA : İnşaAllah ileride yapılabilir. Ama örümcek bunu milyonlarca yıldır kullanıyor. Her doğan örümcek de bunu yapabiliyor. İşte bu Allah’ın yaratma sanatı çünkü onun formülünü bilen Allah, örümceğin üzerinde onu yaratan yine Allah.
SUNUCU : Kesinlikle
CİHAT GÜNDOĞDU: Teknoloji zaten çoğunlukla doğayı taklit ederek ilerliyor, gelişiyor. Mesela bir sineğin uçuşu taklit edilerek uçuş geliştirilebiliyor. Kuşun aerodinamik yapısı incelenerek uçaklar geliştirilebiliyor. Mesela son olarak çok geniş kanatlı kuşlar var biliyrosunuz. Bunlar yaban ördekleri, yaban kazları. Kanatlarının uç kısmı hafif böyle kıvrık yani tam uç kısmı kıvrık olarak gidiyor. Acaba bu neden diye araştırıldı? Daha sonradan farkedildi ki havanın türbülans oluşturması yakıt tasarrufunu engelleyecek olan birşey olduğu farkedildi. Kuş bu şekilde kanatlarının ucu kıvrık olması sayesinde daha az enerji sarfederek çok uzun mesafeleri uçabiliyormuş. Şimdi bu saptandıktan hemen sonra uçakların kanatlarının uç kısımlarında bu hafif kıvrımlar eklenmeye başladı. THY’de de bu eklenmeye başlandı, modernize edilme adı altında. Farkedildikçe hemen uygulanabilirliği de ortada hemen geçilebiliyor böyle şeylere.
SUNUCU : Doğadan esinlenerek teknoloji ilerliyor diyorsunuz yani.
OKTAR BABUNA : Tabi daha neler var. Mesela sineğin uçma tekniğini incelediler Almanya’da sinek bir saniyede 1000 kere kanat çırpabiliyor. Bu böyle hayal bile etmesi güç birşey. Bir saniyede 1000 kere kanat çırpması için nasıl bir kas yapısı... Şimdi bunu inceliyorlar, yeni bir aerodinamik kanunlar keşfediyorlar. Bakın hiç bilinmeyen, bilim dünyasının bilmediği yeni aerodinamik kanunlar, sineğin uçma tekniğinin, Almanya’daki Max Planc denen dünyanın en önemli teknik laboratuarlarından birisi var, orada yeni aerodinamik kanunlar keşfediliyor. Özel teknikleri var böyle, bildiğimiz gibi menteşe hareketi yapmıyor sinek. Çok özel bir hareketle, böyle ileri geri hareketlerle uçabiliyor. Onu inceliyorlar, şundan dolayıymış; hava türbülansı oluşturuyor, kanatlarını hava türbülansının içine sokarak %40 enerji tasarrufu yapıyormuş. Bu şekilde uçabiliyormuş, eğer bunu yapmasaymış uçamazmış. Sinek nereden biliyor?
SUNUCU : Biz de sinekleri normal kanat çıkpıyor da uçabiliyor zannediyoruz.
OKTAR BABUNA : Evet, değil.
SUNUCU : Yani görünürde onu gösteriyor.
OKTAR BABUNA : Evet, inceledikleri zaman hayrete düşüyorlar yaptığı kompleks hareketten dolayı. Ve bunu saniyede 1000 kere yapabiliyor. Şimdi bunu taklit etmeye çalışmışlar.
SUNUCU : Bir de ısırmasalar daha da güzel olacak sinekler ama...Maalesef
OKTAR BABUNA : Evet, ısırması da ayrı bir mucize ama. Cihat bey geçen günkü televizyon programında anlattı. Anestezi tekniği kullanıyor, kanın pıhtılaşması engelleyen bir madde kullanıyor.
SUNUCU : İğnesini batırıyor o kanı çekiyor oradan. Hakikaten o da enteresan aslında.
CİHAT GÜNDOĞDU: İğne diyoruz, basit bir iğne olmadığı anlaşıldı. O da şöyleymiş, altı tane birbirleriyle ortak hareket eden bıçak aslında bunlar. Kestikten sonra deriyi bir araya gelip hortumu oluşturuyorlar.
SUNUCU : Öyle mi? Yani bizim zannetttiğimiz gibi batırmıyorlar iğnelerini.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hayır, öyle değil.
SUNUCU : Bıçak gibi kesiyorlar. Aa, çok enteresan.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bıçak gibi kesiyorlar deriyi, o şekilde damara ulaşıyorlar. Tabi öncesinde lokal anestezi yapıyor ki sinir sistemi uyuşsun önce.
SUNUCU : Acımadan...
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet, bir sırası var. Önce keseyim, sonra lokal anestezi yapayım hayır öyle değil. Çok saçma olurdu o zaman.
SUNUCU : Önce lokal anestezi yapıyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hiçbir sivri sinek o zaman zaten beslenemeden soyu tükenirdi.
SUNUCU : Doğru.
CİHAT GÜNDOĞDU: Onun sırası var. Önce lokal anesteziyi yapıyor, sonra kesmeye başlıyor, sonra kana ulaşıyor sonra emmeye başlıyor hortum haline getirip.
SUNUCU :En son biz farkediyoruz ısırıldığımızı.
CİHAT GÜNDOĞDU: Gittiği zaman, uçup gittikten daha sonra orada bıraktığı o salgıların vücudumuzdaki alerjik tepkisinden dolayı kaşındı hissediyoruz. Hepsi o.
SUNUCU : Evet, hakikaten enteresan.
OKTAR BABUNA : Yani tıbbın en son tekniklerini kullanıyor.
SUNUCU : Sinek
OKTAR BABUNA : Evet, bu Halik olan Allah’ın yaratması. Halik de herşeyin varlığı ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hadiseleri tespit ve tayin eden ve ona göre yaratan, yoktan var eden. Kuran’da “Yaratmak da emir de Allah’ındır” diyor. Allah’ın yaratma sanatı işte bu.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bakın, başka bir ayette de Allah şöyle buyuruyor, Lokman suresi 10. ayette, şeytantan Allah’a sığınırım: “O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik. Böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik. Bu Allah’ın yaratmasıdır. Şu halde onun dışında olanların yarattıklarını bana gösterin. Hayır, zulmedenler açıkça bir sapıklık içindedirler.” Bakın, hep Allah’ın yaratması var. Teknoloji de doğayı taklit ederek bir yerlere varıyor, ulaşıyor.
SUNUCU : Doğru.
CİHAT GÜNDOĞDU: Lokal anestezi diyoruz zaten sivrisinek yapıyormuş. Uçuş diyoruz, zaten onu taklit edilerek bir yerlere gelinebiliyor. Gece görüş sistemi diyoruz, sivrisinekte çıkıyor, işte pek çok hayvanda var. Yani neye bakarsak bakalım insanın sıfırdan yarattğı birşey yok, yaptığı birşey yok.
SUNUCU : Gece görüşü kartallarda da vardı değil mi bildiğim kadarıyla?
OKTAR BABUNA : Kartalların gözleri çok keskin evet.
SUNUCU :Kartalların gözleri değil mi?
CİHAT GÜNDOĞDU: Onlar zumlama denen görüntüyü yaklaştırma işini yapıyor kartallar.
SUNUCU : Süper görüntüleri var ama hakikaten.
CİHAT GÜNDOĞDU: Görüntüyü yaklaştırarak inceliyor. Bu tip teknolojiler kullanıyorlar ki insanın burada yaratmış olabileceği veya bu hayvanlar mı bunu geliştirdi diyebileceği zaten birşey söz konusu değil. Ne kartal onu yapabilir, ne sivri sinek böyle sistemler. Laboratuarları yok, bir medeniyetleri yok. Arılar aynı şekilde, aldıkları bir eğitim yok. Dünyanın her yerindeki kovanlarda bu sosyal yaşantı var. Arıların nüfusunu saymaya kalksak her halde milyon kere milyar mı? Çok sayıda olmaları lazım yeryüzündeki arı popülasyonu.
SUNUCU : Ve dünya için arıların varlığı çok önemliymiş.
OKTAR BABUNA : Evet.
SUNUCU :Arılar gittikçe artık dünyanın hani böyle sonuna yaklaştım anlamına gelirmiş ki Amerika’daydı sanırım, arılar artık yavaş yavaş tükenmeye başlamışlar.
OKTAR BABUNA : Evet arıların tükenişi konusunda araştırmalar yapılıyordu. Hatta panik çıkmıştı.
SUNUCU : Çok önemliymiş dünya için arılar.
OKTAR BABUNA : Bal mesela, bal o kadar yararlı birşey ki yani böyle insanların, herkesin yemesini tavsiye ederiz tabi ki. Buruda tabiki şu anlaşılıyor, çok açık olan nokta, sonsuz bir akıl var, Allah’ın aklı. Ve herşeyi kontrol eden Allah’ın aklı. Hiçbir yerde en ufak bir tesadüf, karmaşa, düzensizlik yok. Tam aksine her aşamada sonsuz akıl var, nizam, intizam var, organizasyon var, hiç aksaklık yok. “En ufak bir çatlaklık yok” diyor Allah Kuran’da. Hakikaten nereye baksanız, bakın hiçbir insan bugüne kadar hiçbir canlı hibir bitki ya da doğadaki herhangi bir olayla ilgili şöyle değil de böyle olsaydı diyebileceği hiçbir durum yok. Hatta bir hataya düştüler bakın, son Habertürk programında, evrimciler çıkmıştı biliyorsunuz. Bizimle karşılıklı çıkmayı kabul etmediler. Hatta telefonla bağlanmayalım diye Yiğit beye yalvarmışlar. Aman telefonla bile bağlamayın onları diye. Adnan beyin karşısına hiç çıkamadılar zaten ama bizim de karşımıza çıkmak istememişler. Neyse, oraya bir genetikçi hanım katıldı Aslı Tolun isimli Boğaziçi üniversitesinden. Dedi ki: “insan gözü aslında o kadar mükemmel değil öyle iddia edildiği gibi. Hata var gözde.” Bunu iddia etti, dedi ki: “Gözün sinir hücreleri var en arka kısmında. Onların lifleri yani kabloları arkaya doğru değil de önden geçiyor. Bu bir hatadır.” dedi. İşte insanın biraz insaf etmesi lazım. Şimdi siz baktığınız zaman, hastalık halleri hariç, gözlük takan insanlarımız var, gözü iyi görmeyen ama gözü normal gören bir insan mükemmel bir görüntüyle karşılaştığını bilmez mi, değil mi? En ufak bir eksiklik yok. Bakın nereye dönseniz anında odaklanma oluyor. Yeryüzündeki teknolojik olarak hiçbir kamera bunu bu şekilde yapamıyor. Mutlaka görüntü gidip gelir. Siz de tabi medya kuruluşunda da çalıştığınız için bilirsiniz kameraların değil mi?
SUNUCU :Doğru
OKTAR BABUNA : Görüntü gider gelir ve ondan sonra odaklanır. Kısa bir süre de olsa tabi gittikçe kısalıyor bu süre teknoloji ilerledikçe. Gözde hiç öyle birşey yok. Nereye bakarsanız anında odaklanıyor. Peki görüntüde hiçbir eksiklik var mı? Yok.
SUNUCU :Kesinlikle yok.
OKTAR BABUNA : Demek ki göz mükemmel çalışan bir organ. Bakın sırf buradan bu anlaşılıyor. Şimdi gelelim onun iddiasına. O kablolar gözün sinirlerinin önünde diyor. Çok özel bir tasarım bu işte. Yani Aslı hanım bunu ya bilgisizliğinden bilmiyor ya da bildiği halde sırf Darwinizme karşı bir şey gösterebilmek için göya diye bir ihtimal de aklıma geliyor tabi. Başka bir ihtimal olmaz. O kabloların öne çıkmasının sebebi şu: eğer arkadan çıksaydı göz sinir hücrelerinin, kan dolaşımı arkada. Göz siniri hücrelerinde milyarlarca reaksiyon meydana geliyor saniye içerisinde. Bakın, fotonları algılayabiliyor. Bunlar o kadar ufak parçacıklar ki atom altı parçacıklar. Fotonları algılayabilmesi için saniyede 500 milyar reaksiyon yapabiliyorlar. Piko saniyeler içerisinde deniyor. Piko saniye, saniyenin tiriilyonda biri. İki piko saniyede yapabiliyor, 500 milyar reaksiyon. Bakın bu bir saniye, 500 milyar reaksiyon oluşuyor gözün içerisinde, sinir hücrelerinde. Dolayısıyla öyle bir yüksek ısı açığa çıkıyor ve o kadar oksijene ihtiyaç var ki kan dolaşımına çok yakın olması gerekiyor. Eğer Aslı hanımın iddia ettiği gibi o kablolar arkadan çıksaydı hiç göremeyecektik. İşte yaratıcının sonsuz aklı zaten. En ufak bir eksiklik yok. Yani nereye baksanız hücrenin yapısı, bakteriler, canlılar, yarasalar, sonar sistemleri, kamuflaj yapan canlılar en ufak bir eksiklik ve hata yok.
SUNUCU : Evet tabi doğru söylüyorsunuz.
OKTAR BABUNA : İşte bu tabi bizi şuna götürüyor, mantık şöyle işler, eğer siz bir yerde tek bir harf bile görseniz onun arkasında bir akıl olduğunu bilirsiniz. Mesela zor durumda kalan insanlar bilirsiniz yere X çizerler. Yukarıdan geçen uçaklar görsün de yardım etsin diye. Neden? Çünkü tesadüfen bir X harfi bile meydana gelmez. X harfi varsa bir yerde, uçaktan bakan bir insan gördüğü zaman “burada demek ki nisanlar var” der. Bunların tesadüfen tozların kalkıp...
SUNUCU : Oluşmaz
OKTAR BABUNA : Değil mi? Bir gram DNA molekülünde 200 trilyon kitaba eşdeğer bilgi var. Bir gram DNA molekülü. Şimdi o bir tane X harfinin tesadüfen olmayacağına inanan Darwinistler, uçağı koysanız Aslı hanımı ya da Charles Darwin’i ya da Türkiye’nin evrimcilerini ya da Richard Dawkins’i. X harfini gördümü akıl var bunun arkasında, insanlar var orada der. Bir gram DNA’ya bakıp 200 trilyon kitaba eşdeğer bilgi için tesadüfen oldu diye iddia ediyorlar. Yani kullanacak kelime bulunamıyor. O da biliyor olmayacağını.
CİHAT GÜNDOĞDU: Dogmatik bir ideoloji var açıkça anlaşılan ve bunu şuursuz bir şekilde savunmaya devam ediyorlar. Oysa herşey zaten tamamen aleyhlerine işlemiş oluyor, bütün bilimsel veriler tamamen aleyhlerine, çürütüyor onları. Mantık zaten çürütüyor. Oktar’ın da söylediği gibi bir kağıtta her hangi bir yazı gördüğünüzde bunu kim yazmış diye düşünüyorsunuz. Bunu DNA’da gördüğünüz zaman, oradaki uçsuz bucaksız bir bilgi deposu zaten tesadüfen oluşamaz. Hani diyelim üç tane tuğla üst üste dizilmiş olarak çölde yürürken karşılarına çıksa kimse der mi bu tuğlalar tesadüfen işte rüzgarın, güneşin, tozun, toprağın milyonlarca yıl sürecinde tesadüflerler sonucunda üst üste gelmiştir, oluşmuştur bu tuğlalar der mi? Tabi ki herkes der ki, bunlar bilinçli olarak birileri geldi inşa etti, koydu üst üste. Üç tane taştan bahsediyorum, üç tane tuğladan. Ama tuğlanın yanında sakallı , gözlüklü, önlüklü biri gelse, profesör kılıklı biri dese ki “bunlar tesadüfen oluştu”. Ona mı inanırız yoksa mantığımıza mı? Adamın her halde aklından zoru var deriz bir defa çünkü mantıksız düşünüyor. Elbette ki o bir biliç ürünü, bir yaratılışın ürünü. Hücreye baktığınızda bundan kat be kat daha büyük bir organizasyon. Üç tane tuğladan hiç bahsetmiyoruz. Sırf duvarı bile başta bahsettiğimiz gibi seçici geçirgen özelliği var. Duvardan bahsediyoruz, bakın beyni yok duvarın ama üzerinde pencereler var ve o pencerede özel proteinler var. O protein neye ihtiyacı olup neye olmadığını seçip içeriye sokuyorlar. Ya da duvarın kendisi, Adnan beyin de bahsettiği gibi belli atomları direkt olarak içeriye bırakıyor magnezyum, kalsiyum, sodyum vs gibi. Bazılarını bırakmıyor. Bakıyorsunuz ortada bir beyin de yok ama bilinç var. Allah’ın emriyle oluyor hepsi. Görmesek de gayba iman ediyoruz sonuçta ama varlığına kesin olarak eminiz.
OKTAR BABUNA : Tesadüfi doğa olayları diye iddia ettikleri ancak basit tekrarlar meydana getirebilir. Mesela bir odanın penceresinden esen rüzgar odadaki tozu odanın bir köşesine toplayabilir. Hakikaten bu olabilir değil mi, savurabilir. Peki odanın ortasında tozlardan oluşmuş bir insan yüzü görürse bir insan ne düşünür? Bunu rüzgar mı yapmıştır biri mi gelip yapmıştır? Tabi ki biri gelip yapmıştır, bir akıl vardır bunda değil mi? bir yerde bir tasarım, bir organisazyon gördüğünüz zaman, insan mantğı bu şekildedir, mutlaka arkasında bir akıl vardır. İşte biz bakıyoruz canlılara, doğaya akıl almaz bir tasarım var. Yani her yerinde kainatın. Evrenin yaratılışı bigbang anından itibaren. Bigbang yoktan var oluştur evrenin. Evren, zaman, mekan ve madde yoktan var olmuştur. Bu kabul edilen artık kesinleşmiş bir teoridir, delilleriyle. Bakın birşey yokken var oluyor. Orada tesadüf de olmaz, yoklukta tesadüf de yoktur. Tesadüf olması için birşeyin var olması lazım. Madde yokken tesadüf diye bir kavram da olmaz. İşte tesadüf olaylan ancak basit tekrarlardır. Mesela denizin dalgaları kıyıya vurduğu zaman herkes bilir kıyıda kumda hafif dalgalanmalar meydana getirir, doğru. Ama kumdan bir kale yapamaz. Orada mutlaka bir akıl vardır, oraya çocuklar gelip de...
SUNUCU : Kale yapılmışsa orada bir akıl vardır mutlaka
OKTAR BABUNA : Tabi, siz görmeseniz de yapılırken, hemen ne düşünürsünüz otomatik olarak? Burada çocuklar oynamış...
SUNUCU : Deniz yapmış olamaz, mümkün değil.
OKTAR BABUNA : Değil mi? İşte bunlar deniz yaptı diyor Darwinistler. Yani böyle kepazelik şeklinde. İşte Allah razı olsun Adnan bey yerle bir etti. Mesela bu anlattıklarımız, proteinlerden bahsediyoruz, protein mucizesi diye bir kitabı var. Arıdan bahsediyoruz arı mucizesi diye bir kitabı var. Oradaki bilgilere insanlarımız www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net’e girsinler. Kitapları bedava olarak indirebilirler. Örümcekteki mucize diyoruz, kitabı var.
SUNUCU : Tekrarlayalım isterseniz kitaplara ulaşabileceğimiz adresi.
SUNUCU : Bütün kitaplara ulaşabilirsiniz diyoruz.
OKTAR BABUNA : 300 tane kitabı var akla gelebilecek her konuda genetik, mikrobiyoloji, astronomi, Kuran’daki bütün temel konular, politika, masonluk, komünizm, faşizm, Darwinizmin getirdiği belalar. Sadece 40 kadar kitabı Darwinizme yönelik. Darwinizmin bilimsel olarak çürütülmesine ve Darwinizmin getirdiği belalara yönelik. Mesela komünizm ile ilgili kitabı var, faşizm ile ilgili kitabı var, Darwinizmin insanlığa getirdiği belalar diye bir kitabı var, yaratılış atlasları var. Bakın Darwinizm, güya evrim teorisi, teori de değil de iddia ettikleri bu iddia yani batıl din diyeyim çünkü bilimselliği hiç yok, batıl din hakikaten, böyle masum bir felsefe değil. Nereye girse, hangi topluma girerse girsin bela getiriyor. Şundan dolayı bela getiriyor, bakın eğer siz dinin, güzel ahlakın yerine, merhametin, şefkatin, adaletin, Allah’tan korkunun yerine böyle bir pagan felsefesini, batıl dini koyarsanız ki ana mantığı Darwinizmin şudur, Darwin şunu iddia etmiştir “güçlü olan hayatta kalır, zayıf olan yok olur gider.” Zayıf bireyler elenirler, yani orman kanunu topluma uyarlanmasıyla sosyal Darwinizm oluyor. Ve çatışma ilerlemenin temelidir. Bakın bu mantıkları alıp siz toplumlara uyarlarsanız ki buna sosyal Darwinizm deniyor, ne olur? O zaman komünizm, faşizm, anarşizm, terörizm, kan dökme, savaşlar meydana gelir. İşte 20. yy’da dünya kan gölüne dönmüştür, kan gövdeyi götürmüştür. 180 milyonun üzerinde insan öldü, bu felsefelerin toplumlara uyarlanmasından ötürü. Mesela komünist mantık ortaya çıktı. Karl Marks evrimcidir. Charles Darwin’in kitabını ilk gördüğünde hemen mektup yazıyor Engels’e, mektuplarında var bu. İşte bu görüş, diyor Charles Darwin’in görüşü için, bizim görüşümüzün doğa tarihi temelini oluşturmaktadır, diyor. Hemen imzalıyor kendi kitabını Das Kapital’i ve Charles Darwin’e bir hayranından diye Charles Darwin’e gönderiyor. Karl Marks çatışma mantığını kullanıyor. Tez-antitez-sentez, çatışma ilerleminin temelidir mantığını diyalektik materyalizm yani bir yerde işte, komünizmin temel felsefesidir. İşte bunun bilimsel dayanağı olarak da Darwinizm’i kullanıyor Karl Marks. Sonunda komünizm ortaya çıkıyor. Ondan sonra Stalin geliyor tabi başa, kanlı diktatör. “Biz gençlerimizin beyinlerin temizlemek için, onları kurtarmak, zihinlerini kurtarmak için Darwinizmi öğretmeliyiz” diyor. 20 milyon adam kesiyor Rusya’da, onun döneminde. Mao diyor ki “Çin sosyalizminin temeli evrim teorisidir ve Charles Darwin’dir” diyor. 60 milyon insan katlediliyor onun döneminde. Komünizm, Darwinizmin doğal sonucudur, oraya gider o zaten. O çatışma mantığını siz dikte ettiğiniz zaman komünizm ortaya çıkar. Faşizm de aynı şekilde, Adolf Hitler ve Alfred Rosenburg, bunlar teorisyenleri faşizmin, ırkçılığı Charles Darwin’den almışlardır. Charles Darwin kendisi ırkçı zaten. Kitabının başlığı da o şekilde, Türlerin Kökeni ve Doğal Seleksiyon yoluyla ve güçlü olan ırkların ayakta kalması mantığına dayanıyor. Bakın şunu iddia ediyor Charles Darwin, diyor ki; üstün ırklar vardır, daha çok evrimleşmiş hayvanlar, beyaz Avrupalıyı o şekilde niteliyor. Aşağı ırkları maymuna yakın ırklar olarak niteliyor. Bütün haşa necip Türk milletini de bunun içine koyuyor, arapları, avustralyalıları, çinlileri, japonları bütün ırkları aşağı ırk olarak gösteriyor ve bunları yok edecekler, katledeceklerdir diyor. Hatta necip Türk milletine çok ağır ifadeleri var. Bakın onları müsaade ederseniz şuradan kısaca okuyayım size. Diyor ki, Türk milleti için. Türk milleti bunu ibretle dinlesin ve bu sapkın adamın fikirlerini Türkiye’de ders kitaplarında okutuyorlar bizim genç beyinlerimize. Derhal kaldırılması lazım bu zehirlemenin. Diyor ki: “Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki birkaç yüzyıl önce Avrupa Türkler tarafından işgal edildiğinde Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı. Ama bugün Avrupa’nın Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar,” bakın Avrupalılara medeni ırklar diyor, “yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir.” Haşa Türklere barbar diyor. “Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum.” Yani Türkler katledilecekler, yok edilecekler diyor. İslam’ın bayraktarlığını yapmış, biz binlerce yıllık bir geçmişe sahibiz, tarihteki en büyük medeniyetler kurulmuş. Türk medeniyeti dünyanın en önde gelen medeniyetlerinden birisi. İslam’ın bayraktarlığını yapmış, kahraman, necip Türk milleti için ne ifadeler kullanıyor? İşte bu sapkın fikirleri alındı, Hitler dedi ki “ırkçılık bilimsel” dedi. “Bak Charles Darwin de aynı şeyi söylüyor, evrim teorisi de onu söylüyor.” dedi. O da ne yaptı? Yahudileri kesti, bütün ırkları Alman ırkından aşağı gördü, çingeneleri yok etti. 55 milyon insan katledildi faşizm sapkın felsefesinden dolayı. Sonra terörizm, anarşizm ortaya çıktı, niye? Terörizm nedir, bizden olmayanlardır. Terörizmin bütün rakibi, masum halk. Nedir sebebi? Bizden olmayan ölsün mantığıdır. Karşı tarafın teröristi o kendisini haklı görür, karşı tarafı haksız görür. O onu öldürür.
SUNUCU : O da bizden olmayan ölsün der.
OKTAR BABUNA : Evet, halbuki bakın yüce Allah Kuran’da merhameti, sevgiyi, şefkati emrediyor. Bir insanı öldürmek, bütün insanlığı öldürmek gibidir deniyor. Masum insanları öldürmek haramdır. Tam aksine insanlar birbirine karşı şefkatli olur, merhametli olur. Bizim hayvanlarla ne ilgimiz var? Kaldı ki o da yanlış. Biraz önce arıları anlattık. Ne kadar merhamet ve dayanışma var aralarında. Birbirlerini koruyorlar, kolluyorlar, yavrularını on bin kere ziyaret ediyormuş işçi arılar bir larvanın yetişmesinde, çok kısa süreler içerisinde.
SUNUCU : Bakın arı bile bunları yaparken...
OKTAR BABUNA : Onu özel böyle arı sütüyle besliyor, her dakika başına gidiyorlar böyle o minnacık bebeklerin, büyüyene kadar. Karıncalar aynı şekilde... Bütün hayvanlar yavrularını koruyup kollar, onu yemez. Ne kadar aç olursa olsun değil mi? Yavrusunu yemez hayvan, onu hatta koruyup kollar, böyle merhamet, sevgi, dayanışma vardır. Ya da bitkiler çok ürediği zaman üremeyi kesiyorlar. Böyle bir fedakarlıkları var. Bakteriler mesela hemen üremeyi durduruyorlar, bazıları intihar ediyor ortamda eğer fazla üreme olursa besin azalıyor o zaman, üreme ortamında. Yani her canlı arasında bile fedakarlık, sevgi, şefkat var. Bu adamın sapkın fikirleri ile işte Charles Darwin’in sapkın fikirleri ile bütün bu sapkın ideolojiler ortaya çıktı. 180 milyon insan öldü. Ama şimdi çok şükür Ahir Zamandayız. HPz. Mehdi ve Hz. İsa’nın ortaya çıkışında tam bir Altın Çağ yaşanacak. Bu, Kuran’da vaadedilen birşey. İslam ahlakının dünyaya hakim olacağı, Allah Nur suresi 55. ayette bunu vaadediyor. “Allah’tan daha çok vaadine bağlı kalacak olan kimdir?” diyor Allah ayetlerde. Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecek inşaAllah. Son döneme girdik, Hicri 1400 ile 1500 arası. Mutlaka Hz. İsa’nın gelişiyle çünkü kaderde olan birşeydir bu. Hz. Mehdi’nin ortaya çıkışıyla Altın çağ denen merhametin, sevginin, şefkatin, adaletin, saygının, kardeşliğin olduğu, zenginliğin, bolluğun, bereketin olduğu mükemmel bir dönem hızla geliyor. Bunun da alametlerini görüyoruz.
SUNUCU : Bunlar yaşanacak inşaAllah.
OKTAR BABUNA : İnşaAllah.
SUNUCU : Evet, programımız devam ederken isterseniz bir iki mesaj sizlere okuyayım. Gerçi bunlar Adnan Hoca’ya gelmiş ama sizler de cevaplandırabilirsiniz. “Hocam sizin söylediğiniz birşey benim çok hoşuma gitti. Gerçekten mütasyonlar faydalı ise bunu savunan Darwinistler, bilimadamları vs neden radyasyon olan yerlere gidip de kendini geliştirmiyorlar? Mesela o zaman için Çernobil civarında çok fazla insan akımı olması lazım. Oradan şahane insanlar çıkıp gelmesi lazımdı. Ama hiçbiri bunu yapmıyor. Aksine çok sakınıyorlar. Madem öyle neden bunu yapıyorlar acaba?” Tarık Yaşlı göndermiş.
OKTAR BABUNA : Tabi ki, kim radyasyonun altına gider? İnsanın deli olması lazım. Ama bunlar diyorlar ki mutasyonlar faydalı. Yapmayın, etmeyin! Bu kadar rezil bir mantık olabilir mi? Mutasyon bir kere nedir? Mutasyon şu: DNA’nın mükemmel bir yapısı var. Harf diziliminden oluşmuş. Tesadüfi değişiklikler diyorlar yani harf değişiklikleri. DNA’da kopmalar, yer değiştirmeler meydana gelecek o harfler arasında ve bundan dolayı da... Bakın mesela DNA’nın yapısı şurada. Şöyle gösterirseniz. Bakın harflerden oluşuyor. Sarmal bir zincir var burada. Güya bu harflerdeki tesadüfi değişikliklerle ki olur, mutasyon hakikaten oluyor, dış etkenlerle, ultraviyole ile, kimyasal etkilerle, hücrenin bölünmesi sırasında da ama çok nadir olarak. 3 milyar harften oluşuyor, tek bir basamakta hata meydana gelebiliyor, hemen düzeltiliyor. Çünkü düzeltilmediği taktirde %99 oranında zararlı. Biz bugün bilimsel olarak biliyoruz bunu. Nereden biliyoruz? Bugüne kadar yapılan deneyler, gözlemler bunu kesin olarak kanıtladı. Şimdi burada meydana gelecek harf değişiklikleri diyorlar, yeni genler ekleyecek. Gen de proteinlerin kodlandığı alanlar DNA’nın üzerinde. DNA’nın %2si 3ü kadar bir bölümü zincirin. 3 milyar harften %2si 3ü proteinleri kodlarlar. Proteinler de aminoasit zincirleri. Şimdi diyorlar ki güya mutasyon meydana gelecek, tesadüfen değişiklikler olacak, bunlar yeni proteinler meydana getirecek, yeni genler, yeni enzimler, yeni organlar, yeni türler. Yani o kadar ipe sapa gelmez bir iddia ki. Şunun gibi düşünün mesela bir yazıyı ele alın. DNA harflerden oluşuyor. Bir kitabı ele alın mesela. Bu kitapta ya da yazılarda harfleri tesadüfen değiştirse birisi. Mesela buradaki harflerin yerlerini değiştirse, araya birden bire bir harf otursa, harf eksiltse ne olur? O kelime anlamsız hale gelir önce, sonra cümleler anlamsız hale gelir çok da yaparsanız bütün kitap anlamsız hale gelir. Bunlar hayır diyor. Harfleri ekleyin, çıkartın, yerlerini değiştirin yeni bölümler eklenir o kitaba diyor. Anlamlı ve diğer bölümlerle uyumlu olan. Biraz daha çok yaparsanız diyor, mesela tarih kitabı biyoloji kitabına dönüşür diyor. Yani bu kadar bir mantık sefaleti.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bunun temelinde bilimi bilmemek yatıyor. Bir defa ben size insan vücudundan bir örnek anlatayım. Dolaşım sisteminden bahsedeyim, vaktimiz var zannediyorum biraz, az da olsa.
SUNUCU : Evet vaktimiz var.
CİHAT GÜNDOĞDU: Şimdi insan vücudundaki sistemlere bakıyorsunuz hiçbir zaman için tesadüflere yer vermeyecek düzeyde yüksek organizasyonlar ortaya koyuyorlar. Dolaşım sistemi mesela bunlardan bir tanesi. Diğerlerini hiç konuşmasak bile bir tanesini ele alsak bakın ne kadar büyük bir organizasyon. Bu bakalım hakikaten tesadüfi mutasyonlarla ortaya çıkabilir mi? Evrim teorisyenlerinin öne sürdüğü masallarla, hikayelerle olabilecek birşey mi değil mi görelim. Şimdi bir defa vücudumuzda 100 trilyon hücre var. Bakın bu hücrelerin herbiri dev şehir büyüklüğünde kendi içinde organizasyonlara sahipler. Ne demiştik? İçinde nükleer enerji santralleri var demiştik, işte bilgi deposu, çekirdeği var, DNA’sı var. İçinde süregelen pek çok işlem var, her bir hücrenin. Ve böyle çalışan 100 trilyon hücre, 100 trilyon şehir var vücudumuzda. Bunların ihtiyacı olan şeyler neler? Tabi ki hammaddeler ve enerji. Enerjiyi kendi içinde üretiyor gerçi ama hammaddeyi yakması için hammaddeyi şeker olarak nitelendirebiliriz, hammaddeyi kullanabilmesi için oksijene ihtiyacı var hücrelerin, başlıca. Demek ki hammadde gidecek, tamam damarlarla bir şekilde ulaştırılıyor. Oksijen de ulaştırılıyor. Ama nasıl ulaştırıldığına baktığımızda akıllara hayranlık oluşturacak şekilde bir yapıyı görmüş oluyoruz. 100 trilyon hücrenin hiçbiri unutulmadan hepsine bu hammadde ve oksijen eksiksiz bir şekilde ulaştırılıyor. Ve bütün canlılarda da bu sistem var. Şimdi nasıl oksijen ulaştırılıyor dediğimizde, şimdi bir defa oksijenin ulaştırılmasının gerektiğini bilen bir bilin olması gerekiyor burada değil mi? Çünkü bu hiç bilinçsiz olabilecek birşey mi?
SUNUCU : Değil tabi ki.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hammaddenin ulaştırılması gerektiği yine bir bilincin ürünü olarak ulaştırılıyor. O da kesin ve net. Peki oksijen nasıl ulaştırılacak? Oksijen bildiğiniz gibi bir gaz. Damarların içinde gaz yok. Nasıl taşınacak oksijen? Bunun için çok özel bir sistem var. Akciğerlerde havayı soluduğumuz zaman havanın içindeki %21 oranındaki oksijen akciğerin çok ince, çok küçük hava kesecikleri var alveol denilen ve o alveollerin etrafında da yine çok ince kılcal damarlar var. O kılcal damarlara bulunduğu, duvarlarında bulunduğu alveollerin içine hava geldiği zaman damarların içinde dolaşan bir hücrecik ile karşılaşıyoruz. Hücre diyorum ama tam hücre değil çünkü içinde yalnızca oksijenin taşınmasını sağlayacak bir yapı var. Çekirdeği yok mesela. Alyuvar dediğimiz hücreler bunlar. Oksijeni bu alveol duvarından geçerken alıyorlar ve yolculuk yapmaya başlıyorlar damar ağının içinde. 100 trilyon hücreye bu şekilde bu alyuvarlar oksijeni taşımış oluyorlar. Şimdi oksijenin nasıl taşındığı, alyuvarın içine gidiğimizde apayrı bir harika ile karşılaşıyoruz çünkü oksijen molekülü alyuvarın içinde belli bir şekilde bağlanıyor. Bir defa oksijen birşeye bağlandığı zaman hangi molekül olursa olsun onu oksitler yani paslandırır, bozar onu. Hemoglobine bakıyoruz, alyuvarın içindeki protein yapıya bakıyoruz ki içinde demir de vardır. Demirin paslanması söz konusu değil mi? bu da büyük bir risk. Böyle olmuyor, özel bir tutma şekli var hemoglobinin, maşa şeklinde tutuyor alyuvar, alyuvarın içindeki hemoglobin molekülü. Yani kesin bir bağ yapmıyor, çok hafif bir şekilde tutuyor. Ta ki oksijenin olmadığı bir ortama, hücrelerin oksijene aç olduğu ortama gelinceye kadar. O ortama geldiğinde ki biliyorsunuz oksijeni kullanmış olan hücreler etrafa karbondioksit bırakmış oluyorlar yan madde olarak. Karbondioksiti gördüğünde oksijeni bırakıyor, oksijenin olmadığı ortamda, bu sefer karbondioksit fazla diye karbondioksize bağlanıyor. Böylesine bir mantık var. Bunun için hemoglobin molekülü içindeki demir ile beraber çok özel tasarlanmış bir molekül olduğunu görüyoruz. Sırf bu alışverişi yapabilsin diye. Oksijene zayıf bir şekilde bağlanacak, oksijenin yoğun olduğu akciğerler gibi ortamda, daha sonra oksijene aç olan ve karbondioksitin yoğun olduğu ortama geldiğinde oksijeni hemen bırakacak karbondioksiti bağlayacak. Daha sonra toplar damar ağıyla bu sefer alyuvarların akciğere geri döndüğünü görüyoruz ki vücuttaki bütün dolaşımı tarif ettim ben bu sırada, akciğere geri geldiğinde bu sefer oksijenin yoğun olduğu ortam, karbondioksitin az olduğu ortam ile karşılaşmış oluyor alyuvarlar. Bu sefer karbondioksiti bırakıyor hemen oksijene tekrar bağlanıyor. Bu mükemmel bir akıl, mükemmel bir bilincin eseri. Yüce Allah eseri olduğu çok net ve açık karşımıza çıkıyor. Şimdi kimse diyemez ki bu tesadüfün eseri oluşmuştur.
SUNUCU : Kesinlikle
CİHAT GÜNDOĞDU: Yani çünkü tesadüfe mahal bırakacak bir ortam var mı burada? Hücreler oksijensiz kalacak ve ölüceklerdir. 100 trilyon hücreden bahsediyoruz. Burada şansa, tesadüfe, mutasyonlara mahal yok, böyle birşeye kimse izin veremez, izin de verilmemiş.
SUNUCU : Buna inanmak mümkün değil zaten.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bunu aklı ve mantığı olan her bilimadamı açık ve net bir şekilde görüyor zaten. Doktorlar, biyoloji okuyan herkes görüyor. Alyuvarı bilmeyen yoktur. Nasıl çalıştığını görünce de o zaman ne yapacağız? Burada yüce Allah’ın kusursuz yaratışını taktir etmek düşüyor bize.
SUNUCU : Kesinlikle öyle.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bu bizim vazifemiz, takdir. Burada akciğerlerin yapısı ayrı bir harika. Alyuvarların o yapıda olması tek başına bir çözüm değil 100 trilyon hücreye oksijen gitmesi için. Akciğerler de mükemmel yapıda olacak. sizin soluk alıp verebilmeniz zaten kontrolünüzde değil. Ben dakikada 20 defa nefes alayım diye çabalamıyorum, bunu hesaplamıyorum. Kaç oldu? 19 oldu, dur bir defa daha nefes alayım demiyorum. Ya da gece yatarken aynı şekilde. Nefes alıp verişimi ben kontor etmiyorum kesinlikle. Kim kontrol ediyor? Burada Allah’ın çok büyük bir nimeti var bize vermiş olduğu. Beynimizde özellikle bir merkez var, beyin sapında ve orada küçük bir hücre grubu sırf belli bir elektrik, devamlı belli aralıklarla vücudun ihtiyacı olduğu miktar kadar elektrik sinyali ritmik olarak üretiyorlar ve akciğerlere gönderiyorlar.
SUNUCU :Tamamen beynimiz ile hareket ediyoruz.
CİHAT GÜNDOĞDU: Akciğerlerin havayla şişmesi için gerekli kasların çalışmasını yönlendiriyorlar. Bu sistemin de olması lazım demek. Aynı zamanda damar ağının olması gerek ki alyuvarlar içinde gidip gelebilsin. Damar ağı olmasa, o yollar olmasa, döşenmiş olmasa, o apayrı bir akıl ürünü zaten, hiçbir anlamı yok. Yani bunların hepsini toplu olarak düşündüğümüzde, hepsi birbiri için var olan olmazsa olmaz sistemler görüyoruz ki...
SUNUCU : Vücudumuzun her noktasını yönlendirmek için beynimizi kullanıyoruz. Bu beynimiz de Allah’ın mucizesi, bize vermiş olduğu.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bakın bu yalnızca insanda değil hayvanlarda da böyle.
SUNUCU : Hayvanları çoğunda hissiyat var, his var.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evrimciler de o yüzden diyorlar ki nasıl olmuş da bütün hayvan gruplarında tirum var diyorlar. Pek çok filumda aynı anda alyuvar sistemini görebiliyoruz diyorlar. Bunu evrimle açıklayamayız diyorlar. Çünkü gerçektende bunda tesadüfe yer olmadığı çok açık ve net.
OKTAR BABUNA : Evet dediğiniz gibi mesela beyinden bahsettiniz de 1 katrilyon sinyal gönderiyor insan beyni her saniye. Bu aklın alacağı şey değil. Mesela siz beni dinliyorsunuz şu anda. Gözünüz milyarlarca sinyali değerlendiriyor. Milyarlarca hesap oluyor görme merkezinizde. Vücudumuzdaki bütün kasları kontrol ediyor. Dinlerken sandalyeden yuvarlanıp düşmüyorsunuz. Elinizle istediğiniz hareketi yapabiliyorsunuz. O arada kalbinizin atışını düzenliyor. Dakikada kaç defa atacak çok hassas dengelerle belirleniyor bu. Bütün damarların çapı kontrol ediliyor, hangi organa ne kadar kan gidecek... Mesela şu anda beyniniz çok çalıştığı için beyninize daha fazla kan gidiyor. Yemek yiyen birinin de iç organlarına daha fazla kan gitmesi gerekiyor. Dolayısıyla iç organlara yöneltilir kan. Spor yapan birinde de kaslara yine aynı şekilde yönlendirilir. Hormonları kontrol ediyor. Hipofiz bezi var mesela beynin bölümlerinden bir tanesi. Vücuttaki salgılanan hormonların ana hormonları oradan salgılanıyor ve bütün hormon sistemleri düzenleniyor. Mesela triodin faaliyeti düzenleniyor. Tiroid bütün metabolizmayı ayarlıyor vücuttaki. Ya da böbreklerin ne kadar sıvı tutacağını ayarlayan hormon beyinden yola çıkıyor. Ta böbreklere gidiyor, şu kada sıvı tutulması gerektiği.
SUNUCU : Ve orada çalışıyor.
OKTAR BABUNA : olmadığı zaman mesela günde, hastalık hallerinde, o hormonun eksikliğinde hastalar günde 20 lt idrar yapıyorlar. Ne içse dışarı çıkıyor. Yani 20 litre hayatta kalmasına imkan yok. Onun için o hormonun dışarıdan verilmesi gerekiyor. Ya da günde 20 litre sıvı alacak. Bu korkunç birşey. Ne boğaz kalıyor, ne ağız kalıyor, ne mide kalıyor tabi ki. Bir tek basit bir hormonun salgılanmasındaki bozukluktan dolayı. Bunlar tabi içiçe geçmiş sistemler. Bir faktörü, bir parçası eksik olsa bütün sistem komple çöküyor. Dolayısıyla hepsinin, bütün faktörlerin, bütün parçacıkların aynı anda, aynı yerde, aynı canlıda meydana gelmiş olması yani Allah tarafından yaratılmış olması gerekiyor.
SUNUCU : Kesinlikle öyle. Evet programımızın artık yavaş yavaş sonlarına yaklaştık. Konularımızı şöyle bir toparlamak istersek neler söylemek istersiniz?
OKTAR BABUNA : Şimdi inşaAllah çok güzel günler geliyor. Hakikaten Adnan beyden Allah razı olsun, Darwinizm ve materyalizmin, biliyorsunuz basındaki çıkan haberlerle başladık böyle, dünya çapında yerlebir olmasıyla onun yerine inşaAllah güzel ahlak, din ahlakı gelecek. Hakikaten biz bunun böyle olduğunu hem sosyolojik olarak gelişmelerden görüyoruz hem de hadislere baktığımızda ahir zamanla ilgili 100ün 120nin üzerinde hadis, alamet gerçekleşti. Allah’ın Kuran’da vaadi var. Allah’ın din ahlakı inşaAllah dünyaya hakim olacak ve bugüne kadar hiç olmadığı şekilde ve olmadığı için de Allah’ın vaadinin gerçekleşmesi için şimdi yaşadığımız hicri 1430 yılında yaşıyoruz. 1400 ile 1500 arasında, hadislere göre, 1400 Hz. Mehdi’nin çıkış yılına denk geliyor inşaAllah. Bu dönemde inşaAllah İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. Hz. İsa gelecek. İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olacak. Hz. İsa’nın gelişiyle Hıristiyanlar da inşaAllah Müslüman olacaklar. Bütün dünya inşaAllah İslam ahlakını yaşayacak. Çok güzel günler yaklaşıyor. Hakikaten bu sapkın felsefenin çöküşüyle de bir rahatlama geliyor dünyaya. Bakın 20.yy kapkaranlık bir yüzyıldı. Bütün saydığım sebeplerden dolayı, bu Darwinizm batıl felsefesi, bütün komünizme, faşizme, anarşizme, terörizme neden olduğu için 100 milyonun üzerinde insan katledildi. İnşaAllah bunların hepsi geride kalacak.
SUNUCU : Umarım, inşaAllah. Çok teşekkür ediyoruz sayın Oktar bey. Cihat bey size de çok teşekkürler.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet ben de teşekkür ederim.
SUNUCU : Evet bir programımızın daha sonuna geldik. Bir programda daha, Adnan Oktar ile Başbaşa programında daha görüşmek ve buluşmak dileğiyle efendim Allah’a emanet olun. Hoşçakalın. 01 Eylül 2009
|