MUHABİR: Selamün aleyküm,
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam,
MUHABİR: Hocam öncelikle çok mutluyum ben, sizle de tanışma fırsatımız oldu.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Gerçekten çok heyecanlıyım hem de, böyle bir muhterem zatın karşısında,
ADNAN OKTAR: Estağfurullah,
MUHABİR: Koltuğun üstünde oturup, sizinle konuşmakla çekiniyorum gerçekten.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah, olur mu ben kardeşinizim sizin, emrinizdeyim.
MUHABİR: Kendimizi biraz daha rahat hale getirip izin verirseniz sorular soracağız,
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Hem memleketimiz için, hem de dünya global bir problemler dile getirmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
MUHABİR: Müsaadeniz olursa,
ADNAN OKTAR: Estağfurullah, buyurun,
MUHABİR: Çok sevinirim gerçekten. Öncelikle Hocam şunu sormak istiyorum, bugüne kadar Osmanlı’dan başlayıp artık 21. asırdayız, Gürcülerin önemli bir tarihleri vardır. Çok büyük bir nüfus artışı tarihler boyunca göstermeyip hep azınlıkta, bu ülke sürekli el değişmiş, işte Rusya’nın hakimiyeti altında kalmış, İran’ın hakimiyeti altında kalmış, Osmanlı’nın hakimiyeti altında kalmış, sürekli el değişince farklı farklı kültürlerin içerisinde yaşamışlar. Bugün ise gerçekten kapılar her taraftan açıldı, insanların bakış açıları, bütün dünya bir tarafta, Türkiye’ye karşı çok farklı bir bakış açıları oldu. Siz Gürcistan’daki olan hem Gürcü Hıristiyanlara hem Gürcü Müslümanlara, yani ikisi bir arada neler söylüyorsunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz o insanları, sizden dinlemek istiyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, Allah razı olsun. Gürcüler mazlum, mübarek, çok temiz bir millettir, güzel insanlardır. Türk-İslam Birliği içerisinde de bir sevinç vesilesidir onlar, böyle güzel bir milletle iç içe olmak, beraber yaşamak, kardeş olmak, benim için orada Anadolu’dur yani Gürcistan, aklıma ilk gelen Anadolu gelir, yani oranın sıcaklığı, Osmanlı terbiyesi vardır orada, bir Osmanlı güzelliği vardır, çok yakın zamanda inşaAllah Gürcistan’ın kapıları açılacaktır. Bu güzel, mübarek, muhterem insanlarla iç içe olacağız, kardeş olacağız. Sizin güzel terbiyenizi, güzel ahlakınızı böyle doya doya adeta içeceğiz.
MUHABİR: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, çok seviyoruz biz Gürcüleri, Hıristiyan kardeşlerimiz de, Müslüman kardeşlerimiz de onlar çok mübarek ve tertemiz insanlardır. Onlar da Ehli Kitap’tır. Hıristiyanlar, Hz. İsa’yı bekliyoruz inşaAllah, onun nüzulünü bekliyoruz. Onlar geldiğinde de zaten, Hz. İsa geldiğinde, onunla karşılaştıklarında da bambaşka bir alem meydana gelecek, daha şiddetli bir coşku ve daha şiddetli bir sevinç meydana gelecek. Mehdi devrindeyiz, Hz. İsa’nın nüzulü devrindeyiz, Hz. İsa nüzul ettiğinde inşaAllah, Seyid-in Hz. Mesih, zaten bütün dünyayı İslam’ın nuru içersine çekecek, hepsi kardeş olacaklar ama ilk aşamada Mehdi devrinde Hıristiyanlara kendi kitaplarıyla muhabbet göstertilecek, sevgi gösterecek, yani İncil’le, İncil’in özüyle, İncil’deki gerçek izahlarla. Musevilere Tevrat’ın gerçeğiyle, Müslümanlara Kuran’ın nuruyla, Kuran’ın açık hükümleriyle, güzel ahlak ve güzel tavır gösterilecektir. Ama Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ilk bizim bağrımıza basacağımız yiğitlerimizdir, kardeşlerimizdir. Biz de onlardan haksız olarak ayrı kaldık, yani millet-i sadıkadır Ermeniler. Gürcüler de sizin güzel bir Osmanlı’dan, kavm-i necip’tir, evet, Osmanlı’nın onlara verdiği güzel isimdir kavm-i necip, necip olan kavim,
MUHABİR: Evet,
ADNAN OKTAR: Muhterem insanlardır. Anadolu’nun her yerinde nereye gitseniz Gürcü bulursunuz, hepimizin kanında bir Gürcülük vardır az veya çok. Onun için biz ayrı gayrı zaten görmüyoruz, ama özellikle Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan hemen önden bir bağrımıza basacağımız, hasret çektiğimiz kardeşlerimizdir. Muazzam bir zenginlik, bereket, bolluk, güzellik kapıda inşaAllah, bunu gördüğünüzde de bunun hamdını, şükrünü hep beraber yapacağız inşaAllah.
MUHABİR: Evet Hocam, ikinci bir sorum, izin verirseniz şunu sormak istiyorum, bugün biliyorsunuz dış güçlerin artık darbesiyle mi oldu, bazı insanların isteği mi oldu, bilmiyoruz, hem Hıristiyanlar hem Müslümanlar Gürcistan bir ezik devirleri geçirdi, Ağustos aylarında bu sene. Bu arada orada kaybolan gerçekten hem askerler oldu, ölenler, geri dönmeyenler, işte annesi, babası işte kendi cenazesinde bulunmayıp, bu tür olayların meydana gelmemesi için, bunların önlenmesi için oradaki yaşayan insanlara ve dünyadaki olan insanlara neler söylemek istersiniz Hocam, mesajınız?
ADNAN OKTAR: Evet, Gürcistan zaten yakın bir zamanda Türkiye ile iç içe olacak fakat Ruslar da güzel insanlardır, yani onlara da böyle şefkatli davranmak, sevgi içinde davranmak çok önemlidir. Çünkü onu da Türk-İslam Birliği içersine alacağız Rusya’yı biz. Biz tarihte hep iç içe olduk onlarla, her yer Müslüman kaynar Rusya’da, tam Osmanlı terbiyesi vardır ve hakikaten çok güzel insanlardır ve terbiyeli, efendi insandır Ruslar. Sanki böyle ayrı gayrı varmış gibi yapmaya gerek yok, onlara da şefkatle, muhabbetle yaklaşıp onların güvencesini de onlara hissettirmek lazım, yani onlar da güvence altındalar inşaAllah. Onları biz ayırmayı asla düşünmüyoruz, bilakis bağrımıza basmayı düşünüyoruz. Gürcü - Rus çatışması son derece gereksiz oldu, mantıksız oldu. Masonların oyunuyla yaptılar bunu, ateist siyonistlerin oyunuyla yaptılar, aman sakın, aman sakın hiç, hiç gereği yok, mantığı yok, yani bir şeytanın oyunu oldu o, yani onun tekerrür etmemesi için Türkiye de hakem olsun, genel olarak herkes o konuda çok titiz olsun. Böyle bir olay inşaAllah bir daha tekerrür etmez ve etmeyecek de inşaAllah, umuyorum. Saakaşvili zeki, çok yaman, zannediyorum o, bu konuda daha itina göstertir diye düşünüyorum. Rusya’yla ikisinin dostluğunu, Gürcistan’ın dostluğunu çok iyi sağlamak lazım. Çünkü eninde sonunda hep beraber, birlikte olacağız, kardeş olacağız, az bir zaman kaldı, yani ne alakası var yani, ne gerekçe, ne mantık, bir düşman yok ki ortada, bir olay yok yani, birbirinden güzel huylu insanlar var. Onun için sakın böyle şeytanın oyununa gelmeyelim, gelinmesin bir daha inşaAllah.
MUHABİR: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: Ben bundan sonra güzellik olacağını düşünüyorum, şefkat ve sevgiyle hepsinin hallolacağını düşünüyorum inşaAllah.
MUHABİR: Biz bununla ilgili demeç de verdik, belki de diyor ki silah tüccarları silah satmak için, yeni bir cumhuriyet olduk, buna da vakıf olduk ve demeç de verdik biz gazetelere.
ADNAN OKTAR: Aman, aman, aman hiç gerek yok, yazık yani birbirinden güzel insanlar, birbirinden güzel memleketler, birbirinden efendi insanlar, güzel ahlaklı insanlar, doğrudan şeytanın oyunu, hep ittifak edeceğiz, birlikte olacağız, şeytanın belini her yerde kıracağız. Mesela Ehli Kitap tertemiz Hıristiyanlar orada, çok efendi olur onlar, çok mazlum ve çok saygılıdırlar. Müslümanlar zaten çok nezih insanlar, aman, yani sizin de bu desteğiniz çok güzel olur, biz de kalben onların yanındayız, bağrımıza basıyoruz. Böyle oyunlara hiç kimse gelmesin, daima ittifak edelim, Türkiye’yle de sürekli birlikte hareket etmek de çok büyük fayda var, hakemliğin de çok büyük fayda var, böyle ani heyecanlar, ani sinirlenmeler, ani öfkeler bunlar hep şeytandan, sakın, bunlardan kaçınmak lazım, daima itidal, muteberlikle, sevgiyle, şefkatle halletmek lazım. Her yer dost, her yer sevdiğimiz insanlarla dolu, bunlara gerek yok inşaAllah.
MUHABİR: Hocam dile getirdiğiniz işte hoşgörülü olmak, sevgi dağıtmak insanlara, yani şu anda biliyorsunuz Kafkasya, bölge olarak Gürcistan bir ana şehir diyebiliriz, ana memleket diyebiliriz, çünkü çevresinde Ermenistan, Azerbaycan, Dağıstan, Çeçenistan, şunlar hep çevremizde.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Bu ülkelerde hep Rusya’nın ya da Rusya’nın yönetimindeki olan siyonist düşünceleri taşıyan insanlar, bunları bölmeye çalıştı. Çeçenleri bir taraftan, İnguşlar bir taraftan, Oslar bir taraftan, Abhazalar bir taraftan, Ermeni, Azerbaycan’ın arasındaki savaş bir taraftan, yani o küçük topraklarda ciddi bir hareket var, ciddi bir düşmanlık şeyini ekilmiş bir kere. Bunun yok edilmesi için, ayriyeten de Gürcistan’ın kendi toprağı bütünlüğü içerisindeki olan topraklar, şu anda Rusya kendi sınırları içersinde kabul etti ve ilan etti; dedi ki ben Abaza’yı kabul ediyorum devlet olarak. Avrupa ülkeleri ve Amerika diyor ki yok, biz kabul etmiyoruz, yani bir nevi çekişme var. Birisi diyor ki, benim diyor Gürcistan’ı kabul etmiyor, Gürcistan küçük, yani gücü yetmiyor alması için, nasıl alınacak ya da bu insanları nasıl getirelim. Çünkü zamanında bunlarla evlendik, kız verdik, yani bizim kanımız iç içe geçti. Oradan bu tarafa gelen mülteci, bizden o tarafa geçen insanlar hep kardeşimiz ya da kız kardeşimiz, amcamız, dayımız, yani bir akraba bağımız var aramızda ve bir de silah konuşuyor, yani bu sevgiyi, bu topraklarda nasıl ekebiliriz. İster Hıristiyan olsun, ister Müslüman olsun, fark etmez ikimiz de insanız ama sonuçta kan dava gibi bir şey, daha beter, daha kötü bir şey. Bu tür şeyin içersindeyiz ve imkansız diyebiliriz. Çünkü bizim karşımızdaki olan devlet, büyük bir aşılmayacak bir engel gibi görünmüyor, biz bu durumda Müslümanlar ne yapmalıyız ki komşumuz, beraber, yani kandaşımız, kardeşimiz, hepimiz Gürcüyüz ama yarısı diyelim Hıristiyan, yarısı Müslüman, ama beraber oturuyoruz, beraber yatıp kalkıyoruz, yani yürütülen politika hep beraber. Kaybolan topraklar da bizim. Bizim orada çatışmalar başlansa, bütün Kafkasya etkileniyor bundan. Dudayev’in döneminde başlayarak ta bugüne kadar taşınmış bir problemler var. Bunlar nasıl çözülür, sizin gözünüz nasıl görüyor?
ADNAN OKTAR: Evet, Rusya’da epeyden beri yalnız kalma korkusu var, haklı olarak yalnız kalma korkusu var. Burada çok güzel çocuklar var, insanlar var, kadınlar var ve bunlar asil bir millet, yani Rusya’ya bu korkuyu yaşatmamak lazım, bu çok yanlış. Biz Rusya’yı bağrımıza basacağız, yani bu güzel insanları biz harcatmayız ve kimseye de böyle ezdirtmeyiz, yani çünkü Amerika sanki öyleymiş gibi görünüyor, etrafında sanki böyle insanlar düşman. Rusya bu sevgiyi hissetmek ister, dostluğu hissederse, bu muhabbeti hissederse böyle bir sorun kalmaz, bu ortadan kalkar ama bu ben açıkça söyleyeyim Mehdiyet devrinde olacaktır, Mehdi’nin zuhuru ile olacaktır, yani yıldırım gibi, fırtına gibi olur. Saydınız şimdi siz Osetya, Abhazya, yani bunlara her söz bir sevgi kabarcığı bunlar, sevgi yumağı bunlar, çok şahane insanlar bunlar, Osetler, Abhazalar, Gürcüler, Çerkezler, şahane, iç içe yaşadığımız insanlar, bütün Anadolu’da nereye gitseniz görürsünüz. Osetler vardır mesela, Abhazalar var, benim çocukluğumda, ben Çerkez köyünde yetiştim, benim küçüklüğüm. Mesela Abhaza Osman amca vardı, böyle Abhaza, çok güzel huylu bir insandı. Osetler de vardı, Kabartaylar var, Besnililer var, Besniler var. Hepsi Anadolu’nun hamurunu almış insanlardır, o ahlakı almış insanlardır. Fakat Rusya’nın bu güvenceye ihtiyacı var. Mesela İslam Birliği’ne girmek istedi, sonra aldılar. Çok güzel, bu bir şefkattir.
MUHABİR: Ve daha çok yakınlaştılar,
ADNAN OKTAR: Tabi, mesela Türkiye Rusya’ya sevgi göstertti, Rusya bir anda açıldı, rahatladı, ferahladı. Mesela eskiden Moskof, işte Rus denirdi, haklı olarak bir şey vardı ama şu an bu kalktı yani, bu güzel milletin üzerindeki o deccaliyet kalktı, melanet kalktı, yani deccalin pençesinden kurtuldu, yani komünist beladan kurtuldu. Biz halkıyla zaten bir alıp veremediğimiz yok ki zaten seviyoruz biz Rus halkını, çok şahane insanlar. Dolayısıyla onlar bizlerin güvencesinde, bütün İslam aleminin güvencesindedir, Türklük aleminin güvencesindedir ve dost gözüyle, sevgi gözüyle bakıyoruz. Bunu Rusya ne kadar şiddetli hissederse, o kadar rahat açılır. Yoksa Rusya meraklısı değildir orayı, burayı işgal etsin, adamlar zaten bu onlar için bir iş yani, onlar da can veriyorlar, onlar da kan veriyorlar.
MUHABİR: Kaybediyorlar,
ADNAN OKTAR: Tabi, bir yalnız kalma korkusu, can kaygısına düşürtmemek lazım, yani günah, yazık. Birçok Hıristiyan ve Müslüman kardeşimiz var, Museviler var ve bir nevide İslam ülkesi gibi. Aynı Türklere benzer Ruslar da, asaletleri çok soylu bir millettir, ahlak olarak o anlamda diyorum. Dolayısıyla sevgi Rusya’yı sürekli çözüyor ve rahatlatıyor, bununla devam edilirse konu bitecek, öyle bir konu kalmaz. Yoksa Rusların Osetlerden bir alıp veremediği yok, Gürcülerden alıp veremediği, öyle bir konu olmaz. Abhazalardan da alıp veremediği olmaz, yani hepsinin iyi olmasını ister Rusya.
MUHABİR: Yanlış üzerinde bir şey çekmişsiniz Hocam, Saakaşvili’nin biraz erken hareket etmesi,
ADNAN OKTAR: Evet, heyecanlanmasına gerek yok, yani sevgiyle yaklaşsa yeter. Yani o gerilime, sevgiye mesela deriz ki Rusya’yı biz çok seviyoruz, Türkiye olarak da biz çok seviyoruz, dostuz, bağrımıza basmak istiyoruz sizi deseler, Rusya’nın ne zoru, niye öyle bir şey yapsın.
MUHABİR: Çok güzel de atasözleri var, kapı komşumsun, gözümün nurusun, bunların Gürcülerin bir şeyi.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, Rusya ani üstüne gelince tabi onlar refleks olarak kasıldı. Yani bir şey yapacaklar zanetti. Amerikalılar toplandı bir şey yapacak zannettiler, şüphelendiler. Korkutmak haramdır, yani tedirgin etmek haramdır. Müslümana yapılmaz, Ehli-i Kitab’a da bu yapılmaz. Sevgiyle, muhabbetle Rusya’nın bütün şeyi gevşer, rahatlar adamlar. Huzurlu yaşamak istiyor Ruslar, o kadar. Yani ezmesinler, sarsmasınlar, bereket olsun, bolluk olsun. Çünkü aç kalma tehlikesi oluyor öteki türlü. Mesela orada yazık nur gibi çocuklar var, nur gibi insanlar var, yaşlılar var, dedeler var, amcalar var. Biz onların can güvenliğinden biz sorumluyuz. Niye Rusya yıkılsın? Niye bilmem perişan olsun? Kıyamete kadar Allah yaşatsın, niçin öyle bir şey olsun. Yani bizim öyle bir şeyimiz yok. Türk-İslam Birliği’nin içine şerefle de almayı düşünüyoruz. Yani sevinç duyarız inşaAllah, sevinçle alacağız. Dolayısıyla olayın kökeninde gereksiz heyecanlar, gereksiz gerilim politikaları yatıyor. Masonlar bir laf atıyor, ortalık birbirine karışıyor. Kardeşim dersin “Sen şeytanın emrindesin, şeytani bir laf söyledin. Senin sözünü dinlemiyorum”, bu kadar. Sevgiyle yaklaşınca konu hallolacaktır inşaAllah.
MUHABİR: Evet erken davranması için Müslümanların alabileceği yer tavsiyesinde,
ADNAN OKTAR: Aslında Saakaşvili’ye bu yönde yanaşan olmamıştır. Yani Amerika veya başkaları da bir ihtimal biraz kovboy ruhu vardır Amerikalılarda. Biraz haksızlık yaptın mı gerekeni yapar gibi. Ama tabi onlar da yine aslında doğrusu iyi niyetle yaklaşıyorlar. Onlar da Ruslar onlara bir kötülük yapacak diye çekiniyor. Ruslar da Amerikalılar onlara bir kötülük yapacak zannediyorlar. Halbuki iki tarafın da öyle bir şeyi yok. Ne zoru yani. Çünkü bir çıkar sağlayacak bir yer de değil. Böyle bir konu olmaz. Dolayısıyla mutedil, aklı başında konuşmak da çok büyük fayda var. Her iki tarafı dengelemek, sakinleştirmek, bu çok kolay yapılacak bir şeydir. Saakaşvili zaten gelmiş iktidara. Zeki insan, samimi de güzel, modern bakış açısı var. Sevecen de yaklaşıyor, Türkiye’ye yaklaşımı da sıcak. Ama bir sınır kapıları açılırsa Rusya da ferahlar, çünkü Rusya Türkiye’ye güvenir yani mutedil bir yer Türkiye. Bir şey olacak zannediyorlar, bir kavga olacak, bir kargaşa olacak zannediyorlar. İnsan bilmezse sokakta tanımadığı, bilmediği adam olunca değil mi, bir gerilim içinde oluyor. Her an biri bir şey yaparsa kendimi savunurum diye düşünüyor. Bu gerginliği kaldırmak lazım. Yani sorun gerginlikten kaynaklanıyor. Ortalığı sakinleştirdin mi Rusya ne zoru yani, niçin öyle bir şey olsun.
MUHABİR: Şimdi de ticareti düşünüyor Rusya. İş adamlarını davet ediyor. Bizim şirkette Rusya ile çalışma yapıyoruz. Bundan dolayı ben şahsen sizin bu nokta koyduğunuz şeyler geçerli şu anda da geçerli. Geç kalmış da değiliz.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır bilakis yeni başlıyor. Daha yeni başlıyor tabi. Çünkü bir Rus düşmanlığı vardı, şimdi bir Rus muhabbeti oldu. Tabi, mesela Ermeni düşmanlığı, ne alaka ya. Yani niçin düşman, biz yüzyıllarca beraber yaşadık. Paşa yapıyoruz paşa. Yani orduya paşa yapıyoruz Ermeni’yi. O kadar güveniyoruz. Niye düşman olalım. Sanatçıları var, güzel insanları var. Gider kilisede Allah’a dua eder, gelir. Çok efendi insanlar, çok nezih insanlar. Şeytan, masonları, ateist siyonistleri bir körükledi. Ortalığı cehenneme çevirdiler. Darwinizm’i, materyalizmi ortaya koydular. mason kafasını ortaya koydular. İnsanların bir kısmını adeta delirttiler. Ortada hiçbir şey yokken bir yaygara yaptılar. Şeytanın yaygarasını Kuran’ın tenzihiyle, Kuran’ın nuru ile söndürüyorlar ve söndürdük elhamdüllillAllah. Bundan sonra böyle bir olay olmaz, gittikçe olumluya doğru gidecektir. Yani mesela Gürcünün birleşmesine biz büyük bir heyecan duyuyoruz. Çok efendi, şahane insanlar. Ermenistan’ı biz kapıları zorluyoruz, illa açacağız diyoruz. Azerbaycan hop oturup hop kalkıyor diyorlar aman birleşmek üzereyiz. Niye orada dursun kardeşlerimiz. Ermenistan küçücük yer yani. Niye kapalı orada dursunlar, açalım bir rahatlasınlar. Gelsinler Antalya’ya, İzmir’e atsın masayı, yemeğini yesin. Gitsin akşam, nüfus cüzdanı ile gitsin evine dönsün. Bir uçakla gelir, bir uçakla döner. Yani efendilik, terbiye, nezaket, bir de çok efendi bir toplum orası. O yönden çok önemli. Müthiş terbiyeliler. Yani Musevileri çok terbiyeli, Hıristiyanları çok terbiyeli, Müslümanlar zaten çok efendi, bir ahlak okulu gibi, bir güzellik yeri yani güzellik ortamı. O yüzden yüzyıllardan beri bizim kafamızdaki bir idealdir bu. Daha yeni bunun kapıları açılıyor. Allah yeni bunun imkanını verdi. Yoksa Abdülhamit devrinde de biz bunu istedik. Ama nasip etmedi Allah. Enver paşaların zamanında da, oldu başka kişilerin zamanında da oldu, ama yollar yöntemler yanlış oldu. En doğru yoldan Allah bizi şu an ortaya çıkardı. Gidişat da fevkalade. Mesela sizlerle görüşüyoruz, konuşuyoruz. Bir süre sonra bambaşka olaylar olacak ama bu sürate insanlar yetişemiyor neredeyse. Yani Allah o kadar süratlendirdi ki, yani baş döndürücü bir sürat var. Yani kapıda olay.
MUHABİR: Şöyle diyebilir miyiz Hocam. Şimdi mesela yok Avrupa Birliği’ne gideceğiz, yok Rusya’ya gideceğiz, aslında fikirleriniz aslında şimdi orada okunuyor. Mesela sizin fikirleriniz orada okunmuş. Her birisi orada bir not düşmüş. Not almış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUHABİR: Yani beğendiklerini almış. O insan demek ki iyi tarafları var. Şimdi ben sizden onu aldım. Oysa siz şu anda kaç seneden beri bu işle uğraştıysanız siz hem Avrupa kapılarını açmışsınız, hem de Asya kapılarını açmışsınız.
ADNAN OKTAR: EvelAllah, inşaAllah.
MUHABİR: Benim şu anda daha yakın görmemin şeyi şöyle şey oldu. Dünyada iyilik istiyorsunuz. Benim şimdiki kalbimdeki şey o yerleşti.
ADNAN OKTAR: Hayır yani çok sevilecek insanlar, nasıl yapalım yani neden düşman olalım. Yani insanın takati yetmez. Yani gücü yetmez. Şeytan zorlasa bile yapamaz, yapmaz yani. Niye yapalım. Her türlü bereketin, güzelliğin olduğu yerler buralar. Bu insanlar mübarek insanlar, muhterem insanlar. Allah’ın bir lütfu o, Allah’ın en güzel tecellisidir insan. Dolayısıyla nur çağına, ışık çağına girdik. Karanlık artık aydınlanıyor. Bundan sonra kimsenin önü kapalı değil. Yollar açık. Ben geçen gün saydım Türk İslam Birliği’ndeki gelişmeleri, herhalde 6 saat sürerdi yani. Bir kısmını saydım, bitecek gibi değil. Muazzam gelişme, hız var. Hükümette iyi maşaAllah. Tayyib Bey’in o konudaki şevki de çok güzel. Tam Türk İslam Birliği önde gidiyor. Yani bizim milletin tamamının ruhunda vardır bu. Türk İslam Birliği. Bizim genlerimize yerleşmiş. Allah ayırdı, şu anda da birleştiriyor, o kadar.
MUHABİR: Evet hocam şunu sormak istiyorum. Biraz daha yersiz olabilir bu soru ama şöyle söyleyeceğim. Çünkü az önce biz ne Musevilerden ne Hıristiyanlardan hem de İslam toplumundan, dinimizden yani biz kendimizi olmuyoruz. Diyoruz ki biz hakiki bir, hakikat bir inançdayız. Yalnız onlar da öyle inanıyorlar. Biz de onu kabul ediyoruz. Yalnız şöyle bir korku var. Ta asırlardır devam ediyor bu korku. Özellikle küçük devletlerde ve bizde de aynı, “aman ha Müslüman olma ya da Musevi olma ya da şunu olma bunu olma, Hıristiyanlığı kabul ettik biz. Bizim atalarımızın, dinimizin, bu din bizi buraya kadar getirdi, bizi yaşattı. Bu tür şeyler var, hep çekiniyorlar. Biz Müslüman olarak Müslüman ailelerde komünizm rejimde kalmışız ve hiçbir eğitim almadan çok yıprandık ve hocalarımız, alimlerimiz, okuyan bilim adamlarımız yok elimizde gerçekten. Ve bu yokluğunun içerisindeyiz halen. Onlarla beraber yani bu tür korkuları gidermek, bizim korkularımız yok yani. Allah’a şükür biz Müslüman olarak onlara hem sofrayı açarız, evimize davet ederiz, onların düğünlerine gideriz, cenazelerine gideriz. Ama onlar bize gelmiyorlar. Ne tür tavırlar almalıyız ki, onları biraz daha sevsin bu insanları.
ADNAN OKTAR: Ben geçenlerde burada bir yabancı gazeteci ile röportaj yaptım. Hz. İsa gelecek dedim. Hz. İsa ile ilgili ayetler var. Nefesi kesildi, acayip hayret etti. Müslümanların Ehl-i Kitab’a olana bakışını onlar bilmiyor. Yani bizim Hz. İbrahim’i, İshak’ı, Yakup’u, İsmail’i çok sevdiğimizi, Hz. Meryem’i böyle aşkla, muhabbetle annemiz olarak sevdiğimizi, Hz. İsa’ya aşık olduğumuzu bilmiyorlar. Bilse bütün korkusu gider, yani bilgisizlikten kaynaklanan bir şey. Ama geçici olan bir şey. Yani zıt zannediyor. Halbuki onun tamamlayıcısıdır yani Müslümanlık. Hıristiyanlığın eksik yönlerini ortaya koyan, hakkı tebliğ eden ve Musevilikteki eksik yönleri tamamlayan, ama bu dinleri kabul eden bir dindir. İseviyet yok demiyor Kuran. Fakat İslam hak dindir. Son olarak gelmiştir. O da bir İslam diniydi ama o devirde geçerli idi. Musevilik de hak dindi ama o devirde geçerliydi. Şimdi İslam gelmiştir bu devirdedir. İslam’ın hakimiyeti vardır. Fakat onlar Ehl-i Kitap’tır. Kuran onları reddetmiyor. Ehl-i Kitap olarak onlar yaşar. Ve Ehl-i Kitab’a saygı vardır, sevgi vardır, güven vardır. Kız alınır, yemeği yenir, sofrası herkese açıktır Müslümanın. Bunu bilmezse, korkar çekinir tabi. O yönde eğitim aldıysa, yanlış eğitim aldıysa. Bunlar bir hafta da, on günde giderilecek şeyler. Hemen gider. Anlatır anlatır, çıkarsın radyoya, televizyona anlatırsın, konu biter. Yoksa zeminde Hıristiyanlar çok nezih insanlardır. Bilmediğinden korkar insan. Bildiği bir şeyden çekinmez. Ama tabi gençleri özgür bırakmak lazım. İsteyen Hıristiyan olur, isteyen Musevi olur, isteyen de Müslüman olur. Yani Müslümanken de adam istiyorsa, Hıristiyan olmak istiyorsa olsun. Allah onun kaderini öyle yarattıysa olsun. Gidip kimse onun gırtlağına çökmez. Yani niye Hıristiyan oldun demeyiz. Ama normalde bir Müslüman Hıristiyan olmaz. Çünkü o kadar bariz ki Kuran. O kadar net, o kadar açık, o kadar akılcı ve o kadar muhteşem anlatmış ki Allah. Yani İncil’in tahrifatını görerek, 4 ayrı kitabı görerek bir insan nasıl Musevi olsun. Yahut Hıristiyan olsun. Yani İncil de, Tevrat da karmakarışık hale gelmiş. Yani normal akılda bir insanın dinini değiştirmesi mümkün değildir. Ama olabilir. Allah basiretini bağlar, ferasetini bağlar. Kaderi öyledir. Gider Hıristiyan olur. Olsun, o bir şey değil yani. Onun kaderi de odur. Ama genellikle hep İslam gelişir, Müslümanlık gelişir. Hıristiyanlık içerisinde de bu böyledir. Ama ürkütmemek, tedirgin etmemek yani Müslüman olduğunda Hz. İsa’yı bırakmıyor, Hz. İsa’ya daha da sarılmış oluyor. İsa’nın hakikatine, gerçeğine girmiş oluyor. Yani ona olan aşkı, muhabbeti birse, bin, milyon olmuş olur, kat kat artar. Gerçek İsa’yı sevmiş oluyor, onda bir şey yok. Onun için İslamiyet’in Rusya’da yayılması, oralarda yayılması zaten mukadder olan bir şeydir. Bu olacak. Kuran’ın bir mucizesidir bu. Hz. İsa’nın da mucizesidir. Allah ona bir mucize verecektir. Tedirgin olmamak lazım, bu her zaman olmuştur. Buna şaşıracak bir şey yok. Bu da yine sevgi, güvenle çok rahat aşılacak bir şeydir.
MUHABİR: Arkadaşımız gerçekleri söylüyor da bunun tamamlayıcısı işte sizin bilimsel olarak çalışmış olduğunuz kitaplar, cd’ler eksik kalıyor yani biz ulaşamıyoruz. Bu tür dediğiniz gibi kitaplarınız, cd’lerinizi verecek olursak, diyecekler ki biz hem Hz. İsa’yı, hem de Hz. Musa’yı da seviyoruz. Çünkü literatürde Hz. Muhammed geçmiyor. Mesela geçenlerde sözlüğe bakıyorum, Hz. İsa, Hz. Musa var. Gürcüce şey gösteriyorum işte bizim 28 peygamberi gösteriyor. O zaman dediğiniz gibi bakıyorum, düşünüyorum. Geçenlerde köye giden iki misafirim var, pazar günü. Biz diyor ibadet edeceğiz, kilise götürdüm hemen, Ortodoks kilisesi bizim yanımızda götürdüm, orada çıkınca ferahladılar. Ben şunu söyledim o iki hanıma “Bakın siz kendiliğinizden burada ibadet ettiniz. Ben Tiflis’e geldiğim zaman benim mescidim veya benim camim orada şöyle güzel bir şekilde namaz kılıp da ben de şükretseydim olmaz mıydı? O zaman bunu düşünürüz, dediler. İran’dan gelen bir kardeşimiz yine Gürcü, tarihçi, dedi ki ben sizin caminizde Hz. Ali’nin ismini ilk defa gördüm diyor. Diyorlar ki “Siz Hz. Ali’yi seviyor musunuz?”, elbette ki. Yalnız vaktinizi almayalım. Vaktiniz şeydir.
ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey.
MUHABİR: Ben şunu söylüyorum. Biz kendi kardeşimizin ezikliği ve bizim eksikliğimiz bu bilimsel çalışmaları bir an önce Kafkasya’ya, Gürcüstan’a bir an önce kendi dillerimizce yerleştirmektir. Ki apayrı bir dilimiz var. Ondan da biraz çekiniyoruz. Doğru dürüst anlatamıyoruz, onun için diyorum ki Gürcüye sizin kitaplarınızı, cd’lerinizi, yayınlarınızı bilimsel olarak oraya götürelim. Göreceğiz ki inşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvelAllah, emrinizdeyiz,
MUHABİR: Böyle Kafkas ülkeleri, Türki Cumhuriyetleri böyle şey olsun,
ADNAN OKTAR: EvellAllah, kasırga gibi eseriz Allah’ın izniyle, kasırga gibi.
MUHABİR: Bizim tek eksiğimiz bu efendim.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah ittifak edelim, görüşelim, konuşalım, ne gerekiyorsa yaparız inşaAllah.
MUHABİR: Ben çok memnun oldum, gerçekten.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun.
MUHABİR: Bize hem vakit ayırdınız,
ADNAN OKTAR: Olur mu, büyük şeref, çok sevindim.
MUHABİR: Teşekkür etmek istiyorum. Bu büyük fırsat verdiğiniz için. Çok çok teşekkür ediyorum. İnşaAllah bir dahaki sefere izin verirseniz tekrar geliriz ziyaretinize.
ADNAN OKTAR: İç içeyiz, sürekli birlikte, beraber.
MUHABİR: Kafamızda soru işaretleri oluşur. Onların giderilmesi için size tekrar başvurmaya çalışırız.
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun. Siz bize gelirsiniz, biz size geliriz. Kardeşiz, sizleri çok çok seviyoruz. Allah ömrünüzü uzun etsin. Bereket getirsin. Gürcistan’la Türkiye’yi en kısa sürede birleştirsin Allah. Ermenistan, Azerbaycan ile inşaAllah Türk İslam Birliği’ni en kısa sürede Allah kursun. Bu önümüzdeki 10 yıl zaten bu güzelliklerin yılı inşaAllah. 08 Nisan 2009
|