SUNUCU: Ekin Tv’den herkese iyi akşamlar. Yine her Pazartesi olduğu gibi birlikteyiz. Sayın Adnan Oktar karşımızda. Hoşgeldiniz programımıza.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, teşekkür ederim sizler de hoşgeldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk efendim, direk isterseniz sorulara geçelim.
ADNAN OKTAR: Tabii buyrun.
SUNUCU: Çok mailler var, çok sorular var. ‘Nefis nasıl terbiye edilir?’ diye bir soru geldi.
ADNAN OKTAR: Nefsin terbiye edilmesi, Allah’ın gösterdiği tek bir ölçü vardır, samimiyet. Samimiyeti biz ortaya koyduğumuzda, nefis çok makul hale gelir. Çünkü çıkarlar mantıklı olmayı sağlar. Ama vicdanımız da akıllı olmayı sağlar. Samimi ve candan davranmayı sağlar. Biz aklımızla ve vicdanımızla hareket edeceğiz. Aklıyla vicdanıyla hareket eden adam hep doğru hareket etmiş olur. Mesela Allah esirgesin, rüşvet alacaksa, mantığı al der. Ama aklı ve vicdanı da alma der. Aklına ve vicdanına uyduğunda da maddi yönden belki zorluklara girecektir, sıkıntıya girecektir ama doğru olanı yapmış olacaktır. Güzel ahlak öyle ucuz birşey değildir, zordur güzel ahlak. Pahalıya mal olur, güzel ahlaklı insan da onun için dünyada nadir olur.
SUNUCU: Peki diğer soruya geçmek istiyorum. Abdülkadir Demirci’nin diğer bir sorusu ‘tefekkür ne demektir, gafleti nasıl yok eder?’
ADNAN OKTAR: Tefekkür insanın düşünmeye karar verdiğinde yine Cenabı Allah’ın verdiği o büyük nimeti kullanacak, samimiyetini; ve vicdanını kullanacak. Samimi olarak düşünüldüğünde, mesela bir hücrenin yapısı veyahut bir sivrisineğin hayatı, yaşantısı, akılcı düşünüldüğünde nefes kesecek gibidir, çok heyecan verecek bir yapı ortaya çıkar. Hücreyi incelediğimizde yine öyle nefesimiz kesilir. Adeta bir şehir gibidir insan hücresi. İstanbul şehrini andırır. Öyle bir yapılanması vardır. Biz bundan hayretlere düşeriz. Hayrete düşünce Allah’a sevgimiz daha artar. Allah’tan korkumuz daha artar. Allah’tan korkumuz artınca da Allah’ın gösterdiği yola, yani İslam’a titizliğimiz daha da artar. Ve mükemmel ahlaklı oluruz.
SUNUCU: Diğer bir soru yine. Romantizm karamsarlığa sürüklüyor, romantizm günah mı diye bir soru var.
ADNAN OKTAR: Romantizm mantıklı olmayı ortadan kaldırıyor. Tutarlı konuşmayı ortadan kaldırır. Mesela, bir insan bir kadınla beraberse ona romantik hareketler yapması, romantizme uygun hareketler yapması onu otomatik yapmacıklığa sürükleyecektir. Kadınların da en nefret ettiği şey yapmacıklıktır. Erkek olsun kadın olsun, insanlar yapmacıklıktan hoşlanmaz. Doğal ve tabi insan çok etkileyicidir. Bir kadını en etkileyecek şey karşıdaki insanın dürüstlüğü, samimiyeti, Allah’tan korkusu, güvenilir olması, dengeli ve akıllı olmasıdır, romantikliği aklı başında bir kadını nefret ettirir, kızdırır hatta. Rahatsız olur öyle bir insandan. Ama akıllı bir insan, tutarlı bir insan, derin düşünen bir insandan çok hoşlanır bir kadın. Onun tutkuya olan derinliğini, aklını gördüğünde Allah onda özel bir güç meydana getirir ruhunda, o kadın o zaman onu çok sever ve çok etkilenir onda, ruhunda tarif edemediği bir zevk meydana gelir. Altıncı bir his meydana gelir. Ama romantizmde karşılıklı tiyatro sanatçısı gibi, karşılıklı aldatmaca vardır ve çok çok küçük düşürücü olur tabi.
SUNUCU: Peki bir insanı çok sevmek günah mıdır?
ADNAN OKTAR: Bir insanı çok sevmek çok sevaptır ama Allah’ın tecellisi olarak çok seveceğiz, delicesine bir aşkla delicesine bir tutkuyla sevebilir bir kadın bir erkeği. Ama Allah’ın tecellisi olarak görüyorsa. Ona niyetle baktığında olur, yoksa ete kemiğe sevgi nasıl olsun çok anormal bir hareket olur bu. O zaman kasaptaki etlere karşı da vitrine geçip coşkuyla onlara bakması lazım. Olmaz, Allah’ın tecellisine aşk duyulur. Allah özel güç vermiştir müminlerin ruhuna. Mesela bir insan, bir kadında Allah’ın tecellisini görür. Ona coşkuyla, muhabbetle, derin bir zevkle yaklaşır ve ona karşı tarif edilmez hisler duyar. Bunun adı sevgidir. Ama bu Allah korkusuna, Allah sevgisine, akla dayanırsa bir anlamı olur. Çünkü akıllı insan nerede, nasıl davranacağını bilir. Akılsız bir insan iticilik de yapabilir. İtici tavırlar gösterebilir, temizliğine özen göstertmez, lafına sözüne özen göstertmez. Kadınlar çok hassastır, akılsız ve aptal bir hareketi hemen görürler. Mesela münasebetsiz bir tavrı hemen görürler. Çok ince düşünürler. Kadınlar erkeklerden çok daha derin düşünen ve çok akıllı varlıklardır. Fakat tek şeyleri, sorunları çok detaycıdır, tereddüte çok düşerler, bir şeyde karar vermede zorlanırlar. O yüzden kadınlarda sorun çıkıyor. Çabuk şüpheye düşerler ve detaylara çok girerler. Ama erkeklerde öyle değil, erkekler tek bir karar alır, onu direk uygularlar. Bir veya iki karar alır uygularlar. Ama kadındaki derinlik, akıl çok çok güçlüdür. Erkekle kıyas edilemez. Çok çok yamandır. Sanata ve estetiğe, güzelliğe olan eğilim de çok güçlüdür. Allah’ın en güçlü tecellisidir kadınlar. Ama tabi karşısında aklı başında, Allah’tan korkan ve güvenilir, temiz, derinliği çok iyi bilen bir insan bulmak ister. Kadınlar tabi seçim yaparken de en iyiyi seçmek isteyecekler. Haklı olarak da, en iyi de en takva olandır, en güzel ahlaklı olandır, en çok parası olan, en tipi olan değildir, tip bazen bir gün içinde değişiyor biliyorsunuz, herhangi bir hastalıktan bir rahatsızlıktan, bir grip nezleden bile tipi gidebilir bir insanın. Parasını da çok rahat kaybedebiliyor, hele biliyorsunuz ekonomik kriz de var...
SUNUCU: Şu an kötü...
ADNAN OKTAR: Tabi bir de bakıyorsunuz sabahına bütün malı mülkü gitmiş. Parası, malı mülkü gidince de aşktan bahseden kadının ertesi gün çok sudan bahanelerle ayrılmak istediğini görüyor insanlar. İşte bu sahte aşk ve aldatmaca ve sahte romantizmin, daha türkçesi oyun olan romantikliğin bir sonucudur ve bir aldatmacanın ortaya çıkmasıdır bu. Dürüst olan insan Allah rızası için tutkuyla sever, derinlikle sever, Allah o zaman o kişiye o gücü verir. Özel, insanın içinde öyle özel bir güç vardır bu ortaya çıkar.
SUNUCU: Peki diğer bir soruya geçelim. Ezgi Sönmez sormuş Bayrampaşa’dan. ‘Namazı sadece farzlarıyla kılmamızda bir sakınca var mıdır?’ demiş.
ADNAN OKTAR: Hiç kılmayan bir insan için sırf farzlarını kılabiliyorsa kılsın tabi, olur.
SUNUCU: Sünneti kılmayıp sadece farz kılabiliyorsa...
ADNAN OKTAR: Tabi çünkü Said Nursi Hazretleri diyor ki, “kebairden kaçınan, feraizi yapana, farzları yapanlar, kebair, büyük günahlardan kaçınanlar, bu asırda, fitne asrında kurtulurlar diyor. Ama sünnetler tabi bir nurdur, bir ışıktır; çok çok güzel gücü yeten, bedeni imkanı olan, zamanı imkanı olanın sünnetleri mutlaka eda etmesi gerekir tabi. Sünnetler bir güzellik, bir süstür. Ahirette de insanın karşısına bir güzellik olarak çıkacaktır inşaAllah. Allah’ın rızasına vesile olacak güzel bir süstür.
SUNUCU: İnşaAllah.İzleyicilerimize hemen hatırlatalım eğer sizlerin de soruları varsa, ahırzaman, ahirzamansohbetleri@hotmail.com dan bizlere sorularınızı iletebilirsiniz. Aynı zamanda eğer yanınızda internet yoksa SMS adresini de hatırlatmak istiyorum, mesaj bölümüne girip ekintv yazıyorsunuz; bir boşluktan hemen sonra 3929’a mesajınızı yolluyorsunuz. Diğer bir soruya hemen geçiyorum, Ezgi hanımın diğer bir sorusu, ‘tebliğ nasıl yapılmalıdır? Tebliğ yapacak kişide ne gibi özellikler bulunmalıdır?‘
ADNAN OKTAR: Tebliğ yapacak kişi, çok samimi olacak, vicdanlı olacak, kendisinin konuşmadığını bilecek, Allah’ın onu konuşturduğunu bilecek. Gurur ve kibiri olmayacak, enaniyet olmayacak, kendini beğenmeyecek. Herşeyi yapanın Allah olduğunu bilecek, karşısındaki insanı da Allah’ın yarattığını bilecek, ona hidayet verecek olanın da Allah olacağını bilecek, iki tarafa da duyuranın Allah olduğunu bilecek, iki tarafı konuşturanın da Allah olduğunu bilecek ve başlayacak Allah’a sığınarak konuşmaya, Allah o zaman inşaAllah etkisini isterse meydana getirir, isterse de meydana getirmez. Çünkü eğer o insan dünyaya cennetten geldiyse, an içinde biliyorsunuz bütün hayatımızı yaşadık. Bir insan, eğer cennetteyse bir bedeni burada oluyor, bir bedeni cennette oluyor. Eğer cennetten gelen bir insansa, Allah’ın hidayet verdiği bir insansa zaten onu kabul edecektir ama cehennemden gelen bir insansa bütün delilleri verse, gece gündüz anlatsa yine netice alamaz. Hatta Peygamber Efendimize (sav) Cenab-ı Allah ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım şöyle buyuruyor: ‘Onlar hidayet bulmuyorlar diye, iman etmedikleri için neredeyse kendini helak edeceksin’ diyor Peygamber Efendimize (sav). O kadar üzüyor ki, Peygamber kendini neredeyse kendini helak edeceksin diyor. Belki de Peygamberimizin tansiyonu yükseliyor belki mesela çok müthiş rahatsız olmuş da olabilir öyle bir ortamdan çok ızdırap duyuyor, Allah’da ona üzülmemesini, onun çok tabi bir şey olduğunu çünkü hidayet verilmediği için onun o şekilde olduğunu söylüyor. Onun kaderinde yok. Anlatma birşeyi değiştirmez. Peygamberimiz de çok güzel huylu olduğu için, o güzeller güzeli, var gücüyle anlatıyor düzelsinler diye ama hidayet olmayınca etki olmaz.
SUNUCU: Kalp gözü kapalıysa eğer..
ADNAN OKTAR: Olmaz tabi.
SUNUCU: Doğru. Hemen bir diğer soruya geçelim, ‘tesadüf diye bir şey olmadığını daha önce söylemiştiniz sohbetlerinizde, biraz açar mısınız’ diye Ezgi Hanım’ın diğer bir sorusu var.
ADNAN OKTAR: Tesadüf yoktur, tevafuk vardır. Tevafuk etmesi. Tesadüf kaos teorisinde vardır, mesela siz geldiniz, karşılıklı konuşuyoruz, daha siz annenizden doğmadan buraya gelmiş oluyorsunuz zaten.
SUNUCU: Onlara göre tesadüfen..
ADNAN OKTAR: Onlara göre tesadüfen ama bize göre de tevafuk, Allah’ın kaderde yaratmasına göre. Siz şu sorduğunuz soruyu bile kaderde olduğu için soruyorsunuz ve o sesi meydana getiren de Allah, o soruyu sorduran da Allah, yoksa siz onu soramazsınız. Şeytandan Allah’a sığınırım, ‘Nutku veren Allah’tır’ diyor Allah. Yani konuşmayı ‘Ben sağlıyorum’ diyor Allah. Ayette Allah “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” diyor. Önce Allah diliyor, sonra biz diliyoruz. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz, yani her ne hareket edersek ne yaparsak yapalım kaderde olduğu için yapıyoruz.
SUNUCU: Kader olmazsa...
ADNAN OKTAR: Kesin hiç bir şey yapamayız.
SUNUCU : Said-i Nursiden az önce bir örnek vermiştiniz. Onunla ilgili bir sorumuz daha var. Said-i Nursi ‘düşman istersen nefis yeter’ demiştir. ‘Nefis denen şey bizi nasıl aldatır?’ demiş.
ADNAN OKTAR: Nefis denen bir güç vardır ama nefsin gücü çok cılızdır, şeytanın gücü de çok cılızdır. Yani mesela gayri meşru birşey yapmaya şeytan zorluyor. E ben aklı başında bir insanım değil mi, haysiyetine şerefine düşkün bir insan, Allah’tan korkan bir insan, Allah’ı çok seven bir insan, Allah’ı darıltmaktan şiddetle kaçınan bir insan niye yapsın öyle birşeyi? Yapmıyorum der olur biter. İşte ben zavallıyım diyor, nefis beni sürüklüyor diyor, bunlar laf, öyle bir şey yok, insan nefsine çok güzel hakim olabilen varlıktır, yapmayacaksın dedim mi yapmaz, bu kadar açık. Nefis garibandır, zavallıdır, ne derseniz yerine getirir.
SUNUCU: Hemen başka bir soru, yine izleyicilerimizden gelen sorulardan devam ediyoruz. Mahmut Akbulut sormuş Ankara’dan, ‘Herhangi bir tarikata mensup olmadan din tebliğ edilir mi?’ demiş.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, Kuran’ı iyi bilen, Peygamber Efendimizin hayatını, hadislerini genel olarak bilen bir insan, eğer çok samimiyse, Allah’ı da çok seviyorsa, Allah onu zaten çok güzel konuşturur. Çünkü hikmet vardır. İnsan kısa özlü, fakat çok etkileyici konuşur, buna hikmet denir. Allah sevdiği kuluna hikmet verir ve çok etkileyici kalbe etki eden güzel konuşmalar yaptırır ona, bu da iyi bir tebliğ olmuş olur.
SUNUCU: Diğer bir soru, ‘her dinin sonunda yaratılış gerçeği var, diğer dinlerde hak din olmaktan çıkan şey nedir?’ diyor. ‘Her dinin sonunda yaratılışla ilgili bir gerçek olduğunu tekrar ediyor Mahmut bey,
ADNAN OKTAR: Evet. Evet doğru.
SUNUCU: Diğer dinlerin hak dininden ayrılan kısmı ne peki diyor, farklılığımız ne diğer dinlerden?
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela Hristiyanlık; Hristiyanlık Allah’ı sever. Ve Allah’tan korkar ama çok vahim bir hataya düşüyorlar, Allah’ı üçlüyorlar, teslis inancı var: Allah, Ruhul Kudüs ve Hz. İsa. Halbuki Hz. İsa İncil’de açık açık Allah’a dua ediyor, Allah’ın bir kulu, yemek yiyor, uyuyor, acı çekiyor, yani bir kul ve Allah olmadığı belli. Allah hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır. Uykuya ihtiyacı olan bir varlık Allah olur mu?
SUNUCU: Haşa.
ADNAN OKTAR: Yemek yiyen bir insan Allah olur mu? Olmadığı belli. Boş yere milyonlarca insana acı çektiriyorlar, halbuki Hristiyanlar ona inanamıyor , buna zorla devam ettiriyorlar. Farzedelim öyle dediklerini düşünelim, ki batıl ve yanlış olmakla beraber Allah, Ruhul Kudüs ve Hz. İsa. Dua ediyorsunuz, peki niye sadece Hz. İsa’ya dua ediyorsunuz? Allah’a ibadet edin, madem 3 Allah’tan bir tanesi, birini Allah olarak kabul ediyorsunuz, o zaman 3 Allah’tan biri olarak gördüğünüz Allah’a dua edin, doğrudan O’na dua edin. Dua etmiyorlar Allah’a. Bunda bir acayiplik var. İşte Hz. İsa Mesih geldiği vakit, bu anormalliği ortadan kaldıracak. Musevilerde de en büyük eksiklik ahiret inancına ait, cennet ve cehenneme ait her türlü bilgiyi Tevrat’tan çıkartmışlar. Ama buna rağmen yaklaşık, yani yirmiye yakın ahiret inancına ait, ahiretin varlığına ait bilgi var. Onları yine de çıkaramamışlar.
SUNUCU: Peki bunları neden saklıyorlar sizce?
ADNAN OKTAR: Genellikle Museviler, yani Yahudiler çok sever dünyayı. Dünyadan ayrılmak istemiyorlar. Hatta ayette de var yani bin yıl yaşamak istiyorlar böyle, çok fazla yaşamak, yani dünyaya aşıklar adeta, dünyaya çok bağlılar. Halbuki dünya geçici bir yurttur. Allah’ın tecellilerinin olduğu bir yurttur ama hem cennet ve hem cehennem özellikleri vardır dünyada, imtihanın gereği olarak. Mesela insan düzgün yaratılmıştır amma üstünde cehennem özellikleri de vardır, cennet özellikleri de vardır. Genel olarak güzeldir. Ama çok acz doludur vücudunun her yeri. Yani her yeri acizliklerle doludur. Tabi, bunu aklı başında olan, samimi olan insan görür; bütün bu gerçekleri görür, Hıristiyanlıkta teslis inancı sorundur bu ortadan kalkacaktır Mesih geldiğinde, Musevilikte de ahiret inancı pekiştirilip güçlendirilecektir tabi yine bir de peygamberlere yönelik Allah’a yönelik ifadeler çok çirkin bazı yerlerde, onlar düzeltilecektir, onlar kaldırılacaktır İnşaAllah. Mehdi zaten, Musevilere Tevrat’ın gerçeğiyle, Hıristiyanlara da İncil’in gerçeğiyle hükmedecektir.
SUNUCU: Peki İncil neden değiştirilmiştir bu zamana kadar? Değiştirilmiş midir ya da?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, yani üç ilah olur mu? Çocuk bile olsa bunu anlar, hepsi anlıyorlar aklı başında insanların hepsi bunu görüyor yani son derece gereksiz ve hatta akılsızca diyeyim bir tavırla, o devirdeki kişiler güya Hz. İsa’ya saygıyı oluşturmak için, diğer peygamberlerden daha farklı olduğunu vurgulamak için ona bir de ilahlık vasfı verdiler. Peygamberlik onları doyurmadı yani yetmedi onlara. Çok sevdikleri için, ‘ne yapalım, işte Allah diyelim’ gibi bir neticeye gittiler, iyilik yapıyorum diye çok büyük kötülük yapmış oldular. Ve Hz. İsa’ya da Allah soruyor ayette söylüyor, ahirete geldiğinde soracağını söylüyor Allah, ‘Sen mi söyledin diyor bunlara onu’ diyor yani bu inancı sen mi söyledin? diyor. O da ‘haşa diyor ben tenzih ederim Seni Ya Rabbi diyor, ben böyle bir şey demedim. Ben tek bir ilahı savundum, Senin tek olduğunu söyledim diyor. Yani ben mealen, yaklaşık söylüyorum. Burada Hz. İsa’ya çok büyük kötülük yaptı o zamanın Hristiyan alimleri. Çok büyük bir yanlışlık yaptılar. İnşaAllah bu Mesihin dönüşünde düzeltilecek. Hz. Mesih bunları düzeltecek inşaAllah.
SUNUCU: Peki hemen izleyicilerimizden gelen diğer sorulardan biri, Pınar Gözüpek Rize’den sormuş. Kuran-ı Kerim’de “dünya hayatına razı olmak” ifadesi geçiyor, ne anlamda söylenmiş bu hocam? diye bir soru var.
ADNAN OKTAR: Dünya hayatına razı oluyor yani dünyada ne var işte yemek yemek var, uyumak var, işte gezmek var, buna benzer. Halbuki dünyanın yemeği çok eksiktir. Yani hangi yiyeceği yersen ye cennetteki gerçek yiyeceğin güzelliğini insan bilir ve hep onu arar. Hiç bir insan daha mükemmel yiyecekle karşılaşmamıştır şu ana kadar. Allah buna razı olmayın diyor işte. Cennetteki aslına ve sonsuza kadar olana razı olun diyor. Burada olsa bile çok kısa diyor Cenab-ı Allah, ve çok az yiyebiliyor insan zaten birkaç tabak yiyebiliyor. Onu da fazla da yerse ya kolesterolu çıkıyor, ya tansiyonu çıkıyor, birşeyler oluyor insanlara değil mi? Yahut midesi rahatsızlanıyor, fazla da yiyemiyorlar zaten. Ama cennette hadsiz yiyebilir, ucu bucağı yoktur. Sonsuz yeme gücü vardır. Sonsuz gezme gücü vardır. Ve sonsuz talep gücü vardır. Allah diyor ne isterseniz yaratacağım diyor cennette. Ama dünyada böyle birşey yoktur onun için, dünyaya Allah razı olmayın diyor. Ahirete razı olun, ahireti asıl amaçlayın, asıl yurt orasıdır diyor çünkü orası sonsuz ve kusursuz diyor. Burası hem sonlu, hem çok kusurlu. Allah’ın rızasını istiyorsanız, sonlu ve kusurlu olana razı olmayın, sonsuz ve kusursuz olanı isteyin diyor Allah. Aklı başında bir insan da zaten sonsuz ve kusurlu olmayanı isteyecektir tabi.
SUNUCU: Hemen diğer bir soru, ‘Hocam çevremde bazı kişiler var, onlar dini anlatmalarını tavsiye ettiğimde bana, din, Allah ile kul arasında oluyor, yani buna karışamazsın, bu gibi şeyleri açıklayamayız biz’ gibi Pınar Hanıma söylenen kestirip atılan cevaplar varmış.
ADNAN OKTAR: İnsanlar dine yaklaşmak istemediklerinde zaten uygun bahaneler bulurlar, ona bir cevap verse başka bir bahane bulacaktır, bu sefer Kuran’ın hükümlerinden rahatsız olduğunu söyleyecektir, işte şu niye böyle, bu niye böyle, yani o dallanıp budaklanır, o çok uzar. Dini konuları tenzih ederim, dallanıp budaklanma konusu açısından, fakat burada en akılcı şey, önce Allah’ı çok sevdirmek ve Allah korkusunu kalplere raptetmektir. Onun için önce iman hakikatlerinin anlatılması gerekiyor. Yani tekliften kaçınmak lazım, yani şunu yap şunu yapma.
SUNUCU: Şu günah..
ADNAN OKTAR: Olmaz; evet o değil o, önce onlar olmaz. Çünkü çok güçlü bir imana sahip olması lazım kişinin. Kişi çok güçlü imana sahip olduktan sonra zaten o kendi bulur, onu onun demesine gerek yok, bunlar zor bilinecek şeyler değil, helalleri haramları herkes bilir. Ezberden bilinir, çocukluğumuzdan itibaren bilinir. Bilinmese bile, çok rahat öğrenip çok rahat yerine getirebilir. Ama imanı zayıf bir insana teklif getirirsen, Allah esirgesin dinden çıkabilir. Önce imanını çok güçlendirmesi lazım. Bunun için de hayvanlardan, bitkilerden, kendisinden örnekler vererek, maddenin hakikatini anlatmak gerekir. Bizim her zaman anlattığımız, maddenin görüntüsünün beyinde oluşması olayı mesela, bu aklı başında bir insanın yüzde yüz iman etmesine sebep olur, mesela, bir insan, sırf şunu anlasa, başka hiç bir konuyu anlatmasa sırf bunu anlatsa 100’de 100 iman eder. Ve hem de çok Allah’tan korkar çok da takva olur.
SUNUCU: Diğer bir soru müminler sürekli beraber olmak zorunda mı? Yani birlikte ibadet yapmak zorunda mı diyor yine Pınar Hanım, insan kendi başına ibadet yapamaz mı?
ADNAN OKTAR: Kur’an birlikte yaşamaya göre anlatılmıştır, yani Kuran’ın bütün hükümleri topluca yaşamak içindir. Ayrı yaşamak için Kuran hükmü yok. Yani herşey mesela zekat veriyorsun, zekat vermek için müslüman olması gerekir. Ne bileyim mesela Allah mescidlerden bahsediyor, mescidler, topluca namaz kılınan yerlerdir. Mesela birisine iyilik etmek istiyorsun, müslümanlar gerekir, kardeşlerin gerekir. Şefkatin sevginin, muhabbetin göstertilebilmesi için yine müslümanlar gerekir. Mesela evlenen kişi de öyle, Allah mümin erkekler, mümin kadınlarla diyor, mümin kadınlar da mümin erkeklerle diyor.
SUNUCU: Peki farklı dinden insanlarla evlenmek?
ADNAN OKTAR: Oluyor tabi, Hristiyanlardan kadın alınır, evlenilebilir. Musevilerden de kadın alınıp, evlenilebilir inşaAllah.
SUNUCU: Peki diğer bir soru, ‘Hz. İsa ve Hz. Musa yani diğer peygamberler için Müslüman ifadesi kullanmak doğru olur mu diye bir soru.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi bütün peygamberler hepsi Müslümandır. Hz. İbrahim, İshak, Yakup, İsmail, Nuh, Adem hepsi Müslümandır.
SUNUCU: Diğer bir mail sorusu. Yaşar Şentürk Uşak’tan sormuş. Hocam herkes cennete girmek istiyor ama o zaman neden ölümden korkuyoruz?
ADNAN OKTAR: Şöyle olabilir: Daha çok ibadet etmek, daha Allah’a yakın olmak, daha çok günahlarına kefaret olacak birşeyler yapmak için insan uzun ömür isteyebilir ve istemelidir. Yani insan ölümü istememesi gerekir tabi. Kısa ölüm, yani mesela kısa sürede oluşan bir ölüm olayını Müslümanın istememesi gerekir. Tabi hayırlısı Allah’tan ama asıl istenen uzun ömürlü olup Kuran’a uygun çok uzun amellerde bulunmak çok hayırlı ve faydalı şeyler yapmaktır.
SUNUCU: Peki çok günahkar biri diyelim ki ilerleyen zamanlarında son zamanlarına yakın bir anda döndü, doğru yolu buldu.
ADNAN OKTAR: Bakın şöyle, eğer o insan cennetten geldiyse zaten hiç farketmez, o kaderinde öyledir. Hatta son ölüm anında bile Allah’ı anar, La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah der direk cennete gidebilir. Onun vicdanının gerçekten temiz, mümin fıtratıyla yaratılmış olması çok önemlidir. Yoksa ömrü öyle geçti, böyle geçti, o kaderindedir, onunla zaten kurtulamaz o. Bin kere dünyaya gelse yine aynı şeyleri yapacaktır.
SUNUCU: Peki ibadetlerde mesela namaz gibi, Kuran okumak gibi bunları içten yapmayıp sadece yapmak için yapmak ne kadar doğru, ne kadar yanlış sizce?
ADNAN OKTAR: Allah vermesin, Kuran’da münafıklık tabir edilen olay olmuş oluyor. Halbuki inanmıyorsa inanmıyordur, söyler açıkça ifade eder. İşte laikliğin faydası da budur. Laik sistemde şahıs ben inanmıyorum diyor, herkes de saygılı. Olabilir, Allah onu öyle yaratmış çok da makul, olabilir, çünkü Allah inananları ve inanmayanları yaratacağım diyor, inananları görüyoruz, peki inanmayanları yarattığında niye şaşıralım. Çünkü Allah ben yaratacağım onları diyor. Onlar da var diyor. Demek ki Allah’ın var dediği taife onlar. Olabilir. Biz onlara acımak ve kurtarmaya çalışmakla mükellefiz.
SUNUCU: Bir de şöyle bir soru var yine Yaşar Bey’den gelen, ‘insanlar namaz kılmadan da İslamiyeti yaşayabilir mi? Yani namaz kılma mecburiyetimiz var mı diyor?
ADNAN OKTAR: Namaz tabi çok açık farzdır yani Kuran’da. Şeytandan Allah’a sığınırım, ‘cehennem ehline sorulur’ diyor Allah, ‘sizi buraya düşüren nedir’ denir diyor, ilk verdikleri cevap, ‘biz namaz kılmayanlardandık diyorlar, ilk verdikleri cevap bu. Bu çok vahim bir durum. Yani müslüman bunu bile bile nasıl namaz kılmasın? Tabii ki namaz kılması gerekir. Ama namaz kılmayan Müslüman değildir, illaki cehenneme gider diye bir konu yok. Allah onun vicdanının temizliğinden, samimiyetinden dolayı cennetine de koyabilir, af da edebilir. O en fazla günahkar olmuş olur. Yani dinden çıkmaz. Ama makul de değil tabi, aklı açık, şuuru açık bir insanın bile bile namaz kılmaması makul de değil tabi. Ne gerekçeyle?
SUNUCU: Okuyan bir insan...
ADNAN OKTAR: Tabi ne gerekçeyle kılmıyor? Ama makul bir bahanesi varsa o zaten Allah’ın kabul ettiği birşey.
SUNUCU: Peki bir de şöyle bir soru var, diğer dinlerde de Allah namaz kılmayı emretmiş midir?
ADNAN OKTAR: Tabi Hıristiyanlıkta da vardır. Musevilikte de vardır. Hz. İbrahim de namaz kılıyordu ve Tevrat’ı incelediğimizde açık açık ruku, secde ve kıyam açık açık geçiyor. Abdest de var, abdeste ait açıkça bir çok ifade var. İncil’de de öyledir. İncil’de de secde vardır, kıyam vardır. Namaz aşağı yukarı tamamıyla açıklanmıştır. Mesela Kore’de Hıristiyanların bir kısmı namaz kılıyorlar. Musevilerden de namaz kılanlar var.
SUNUCU: Mezhep mezhep mi farklılık gösteriyor bunlar?
ADNAN OKTAR: Evet, mezhep mezhep farklılık göstertiyor. Ama tabi bizim bildiğimiz tarzda değil, mesela ayakta duruyorlar doğrudan secdeye kapanıyorlar yani daha değişik.
SUNUCU: Gelen maillerden Ali Yılmaz’ın yine bir sorusu var : ‘Hz. Ali’nin ibadet şekli nasıldı? Günümüzdeki Müslümanlar gibi mi namaz kılıyordu ve oruç tutuyordu? İmam Hasan ve imam Hüseyin nasıl ibadet ederdi?
ADNAN OKTAR: Allah’ın arslanları: Hazreti Hasan, Hüseyin, Hazreti Ali Keremullahu Vecceh. Allah’ın kılıcı, Hz. Ali’nin lakabı Esedullah, Allah’ın arslanıdır biliyorsunuz. Tabii ki namazlarını titizlikle beş vakit namazını kılan, Peygamber efendimizin (sav) hayatında gördüğü bütün güzellikleri tam anlamıylan uygulayan, halis munis tertemiz bir mümindir tabi ki.
SUNUCU: Diğer bir soru, Niran Sarar sormuş. ‘Daha önceki röportajlarınızda Hz. Muhammed S.A.V. ve Hz. İsa A.S.’ı tarif etmiştiniz, Hz. Ali A.S’ın görünüşü hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?’ demiş.
ADNAN OKTAR: Allah’ın arslanı geniş yapılı, pehlivan yapılıydı. Hz. Ali çok güçlü kuvvetli ve olağanüstü yakışıklıydı, çok çok güzeldi. Hz. Ali’nin gözleri yeşile çalan elaydı. Hilal kaşlı, burnu çok düzgün, tam delikanlı, tam yiğit, bakanların nefesini kesen bir güzellikteydi maşaAllah. Hz. Hasan ve Hüseyin de son derece güzeldiler, çok çok şiddetli güzeldiler. Hz. Hüseyin biraz daha dedesine Resulullaha benziyordu. Sallallahu Aleyhüm Vessellem biliyorsunuz o mübarek şehit edildi. Sonrasında hep şehitlik biliyorsunuz, Hz. Ali şehit, Hz. Hüseyin şehit, hep şehit oldular, ehl-i beyt MaşaAllah. O da onların şerefi. Cennet çiçeği onlar, cennet kuzusu. İnşaAllah cennette onlara sarılacağız. Hz. Ali’nin, o Allah’ın arslanının o güzel yüzünü göreceğiz. Neler yaptığını bizlere anlatacak, Peygamber efendimiz zamanında hatıralarını anlatacak, biz neler yaptığımızı anlatacağız inşaAllah Allah cennet nasip ederse. Hz. İbrahim’i göreceğiz, Hz. Musa’yı göreceğiz, peygamberler sohbet edecekler, biz de onların yanına gidip inşaAllah eğer nasip olursa o sohbetlerini dinleyeceğiz. Çok zevklidir cennet inşaAllah.
SUNUCU: Süleyman Tosun sormuş İstanbul’dan. Daha önceki ropörtajlarınızda İncil ve Tevrat’ın Kuran ile mutabık yönleri olduğunu söylediniz. Bu neden şimdiye kadar saklandı?
ADNAN OKTAR: Bilgisizlikten tabi yoksa İncil, Tevrat ve Kuran’ın çok çok benzeyen yönleri var. Özellikle Tevrat’ta çok çok fazla hatta sünnetlere varıncaya kadar, peygamber efendimizin sünnetlerine varıncaya kadar çok çok benziyor. Benim www.harunyahya.org , www.harunyahya.com sitelerimi ziyaret eden arkadaşlar olursa bu açık gerçekleri rahatça görebilirler.
SUNUCU: Tekrar hatırlatmak istiyorum izleyicilerimize eğer mailleriniz varsa mesajlarınız, ahirzamansohbetleri@hotmail.com dan bizlere ulaştırabilirsiniz eğer elinizde cep telefonu var internet yok ise SMS aracılığıyla da bize ulaşabilirsiniz. Mesaj bölümüne ekin tv yazıp bir boşluk yer bıraktıktan sonra istediğiniz mesajı daha doğrusu sorunuzu 3929’a gönderebilirsiniz. Hemen bir diğer soruya geçmek istiyorum. Mümtaz Bey sormuş Üsküdar’dan. ‘Ölüm kıyamet cehennem kitabını okumuştum sizin yazmış olduğunuz kitabınız; cehennem ayetleri ilk orada gördüm ve çok etkilendim daha önce cehennem bana çok soyut ve uzak bir kavram olarak geliyordu. Cehennemin daha geniş tasvirini yapabilir misiniz benim için?’ diyor.
ADNAN OKTAR: Cehennem materyalistlerin dediği, onların hayal ettiği tarzdadır. Tam onların dediğine uygundur. Dünyanın ilk yaratılışında oluştuğunu iddia ettikleri, o ilkel ortam dedikleri ortam vardır. Mağmalar kaynayan, dumanlar çıkan, sıcak ateşlerin, sıcak mağmaların fışkırdığı, sıcak suların, kaynar kükürtlü suların fışkırdığı, çok kötü bir ortamdır. İnsanlar çok çirkindir cehennem insanları. Onlar diyor ya, mutasyonla tipler olsa diyor, tam o dediklerine uygun. Kafaları, yüzleri böyle dönük değil de, yüzleri arkaya dönüktür, kolları öndedir, kafaları arka tarafa dönüktür. Mesela gözleri görmez bir çoğunun, gözleri görmüyor, kulağı işitmez, mesela yerde sürünerek gidiyorlar, diyorlar ya onlar, insanlar dört ayaklıydı yerde sürünüyordu diyorlar, onlar da öyle yerde sürünerek gidiyorlar yani yer o tarzda, o çok büyük bir mucizedir. Yüzleri görünüşleri falan böyle çok ilkel ve çok itici yani çok ürkütücü olacak. Gözleri, renkleri, gözleri renkli ve bu tarz değil, yani insan gözünde bir anlam var biliyorsunuz, güzellik öyle değildir. Doğrudan mordur, yani blok tarzda mordur gözleri, koyudur tenleri. Ve ortamda genellikle sis ve karanlık hakim olacaktır cehennemde. Yani bütün karanlık, ortamın tamamı sis ve karanlıklarla kaplıdır. Bir de birbirleriyle düşmanlar sürekli birbirleriyle çatışma halindeler, onlar diyorlar ya, diyalektik çatışma vardır diyorlar, aynısı orda var, sürekli gruplar halinde kavgaları vardır. Yani o onu döver, o onu döver. Birbirlerinin cehenneme düşmelerine vesile olduklarına iddia ederek, müthiş kin duyacaklar birbirlerine. Gruplaşarak her yerde cehennem sokaklarında kavga edecekler.
SUNUCU: Hemen diğer bir sorumuz, Melisa Hanım yollamış. Sayın Adnan Oktar acaba dünyanın herhangi bir yerinde hiç bir şekilde dinden ve İslam’dan haberi olmayan insanlar, ahiretteki yerleri ne olacak?
ADNAN OKTAR: Bakın, insanlar cennetten gelir buraya, cennetlik olanlar. Cehennemlik olanlar da cehennemden geliyorlar. Yani, an olduğu için dünyada, tek bir an olduğu için. Onu söylüyorum. Mesela peygamber efendimiz zaten cennetteydi. Yani sonradan cennete gitmiş değil. Şu anda da cennette Peygamber efendimiz (sav). Daha peygamberimiz gelmeden önce, doğmadan önce de cennetteydi yalnız. Yani, dolayısıyla cennetten dünyaya gelmiş oldu.
SUNUCU: Ruh olarak..
ADNAN OKTAR: Evet. Cennetten dünyaya gelmiş oldu. İnsanlar bu gerçeği tam kavrarsalar, bunu da tam çok iyi anlamış olurlar. O yüzden bazen bir insanı ikna edemediklerinde çok geriliyorlar demin anlattığımız konu. Halbuki çok normal. Dünyanın hepsi bir araya gelse, çok fazla para versen, çok fazla imkan sağlasan, hiç bir şekilde o insan iman etmez zaten. Yani, o kilitlenmiş, Allah onu özel yaratmış. O yüzden öyle oluyor.
SUNUCU: Peki, cehennemden gelen insanlar, cennete gitme olanağı yok mu?
ADNAN OKTAR: Allah’ın takdirinin dışında mümkün değildir. Yani, Allah’ın istemesi dışında mümkün değildir.
SUNUCU: Peki diğer bir soruya geçelim hemen. Hacer Özgedik sormuş, ‘Sn. Hocam, Mehdi A.S. zindana atılmasını anlatmıştınız daha önce, Mehdi A.S.’ı zindana atabilecek güçler olabilecek mi diyor?
ADNAN OKTAR: Mehdi halktan bir insan gibi olacak yani Mehdi çile çekecek. Acı çekecek öyle metafizik, olağanüstü bir insan olmakla beraber o da imtihan olduğu için o kendinin bile farkına varmayacak. Düşünün. O yüzden, hapsede uğrayacak, hakarete de uğrayacak, acı da çekecek, zulüm de görecek, iftiraya uğrayacak, Hz. Yusuf’ta nasıl oldu? Peygamber olduğu halde öz kardeşleri aldılar onu kuyunun içine koydular. Bir insan, bir kuyunun içinde, bir çocuk ölür zaten orada. Direk cinayet. Alenen cinayete azmetmiş olarak yaptılar bunu. Sonra da biliyorsunuz bir kadınla cinsel ilişkiye girdiği iddiasıyla iftira atıldı bu sefer de hapise kondu. 7 yıl da hapiste kaldı. Ve ona şükretti o haline. Ya Rabbi ben diyor, yoksa nefsime uyacaktım yahut o hatayı işleyecektim, Sen bana engel oldun, Sana hamdolsun, şükrolsun diyor Yusuf. Yani mealen yaklaşık. Ve hapse gittiği için, halbuki bir insana bir kadın, üstelik de zengin ve gösterişli bir kadın, ilişkiye girmek için zorluyor. Allah rızası için bunu kabul etmiyor ve 7 yıl hapsi göze almıştır. Ve kabul etmiştir. Çok mükemmel bir ahlak bu. İşte onun için diyorum ben samimi olmak zordur. Halbuki samimi olmayan bir insan onu tevil eder, o kadınla ilişkiye girerdi, 7 yıl da hapse de girmezdi. Ama ahiretini kaybeder, Allah’ın rızasını kaybetmiş olur ama Hz. Yusuf Allah’ın rızasını esas aldığı için o 7 yıl hapsi kabul etmiştir. Ve en sonunda biliyorsunuz Mısır’a sultan oldu, ki Mısır o zaman en büyük devletti. O zamanlarki dünya hakimiyetiydi Hz. Yusuf’un konumu. Daha hala Allah’tan ahireti istiyor. Ne kadar güzel ben bu nimetlerden istifade edeyim demiyor Yusuf. Tabi Allah’a şükrediyor nimetler için ama ilk istediği şey yine Allah’tan ahireti istiyor. Halbuki başka bir insan olsa öyle bir ihtişam zenginlik verilmiş olsa ona, güç verilmiş olsa Allah’ım Sana hamdolsun ben bu nimetleri bol bol kullanayım der belki ahiretten bahsetmeyebilirdi. Ama o sadece ahireti istiyor Allah’tan yine. Biliyorsunuz annesini babasını tahtın üstüne çıkartmıştır bu çok büyük bir saygıdır. Kendisinin o oturacağı tahta annesini babasını çıkartmıştı. Kardeşlerini affetmiştir ki bu çok büyük bir alicenaplıktır ve çok büyük bir nimet ve güzellik. Cinayete azmetmiş, onu öldürmeye azmetmiş kardeşlerine affediyor ve ona o kadar zulüm yapan kardeşlerini affediyor. Bu işte Hz. Yusuf’un ne kadar güzel ahlaklı olduğunu gösteriyor. ‘İlk bulduklarında Hz. Yusuf’u önemsiz gördüler’ diyor şeytandan Allah’a sığınırım. ‘Önemsiz gördüler’ diyor. Pek önem vermiyorlar ama sonradan Allah ona o kadar heybet ve o kadar güzellik veriyor ki yani kadınlar, nefesleri kesiliyor Hz. Yusuf’u gördüklerinde. Demek ki, bir erkeğin etkileyici olması için güzel ahlaklı olması esas. Tiple alakası yokmuş demek ki bunun. ‘Allah’ı tenzih ederiz’ diyorlar, ‘herhalde bu bir melek’ diyorlar böyle Allah’ı tenzih ediyorlar. Ellerini kesti kadınlar biliyorsunuz, meyva doğruyorum diye kendi ellerini doğradılar. O kadar güzel. Hz. Yusuf’un bu kadar heybetli ve güzel olmasının nedeni, bu kadar kadınları etkiliyor olmasının nedeni, onun imanı ve takvasıdır. Allah’tan çok korkmasıdır. Ve etkilemenin de Allah’ın gücünde olduğunun açık bir ispatıdır. Et doğrudan doğruya insanı etkilemeyeceğini Allah orada gösteriyor. Etle olmaz diyor Cenab-ı Allah. Heybetle, imanın verdiği nurla, Allah’ın verdiği özel güçle kadın etkilenir. Yoksa etkilenmez kadınlar. İstediği kadar yakışıklı güzel olsun. Allah’ın ona özel bir elektrik, özel bir derinlik, özel etkileme gücü yaratması lazım. Ancak o zaman etkilenebilir kadınlar. Yoksa istediği kadar, biliyorsun, çok güzel kadınlarla çok güzel erkekler evleniyorlar fakat çok kısa sürede de boşanıyorlar. Çünkü etkilenmiyor. Allah o gücü vermemiş. Halbuki altıncı bir his vardır tutku denen, derinlik denen, kadınları çok etkileyen bir güç vardır. Bunu Allah takva olan, Allah’tan korkan insanlara verir. Ve tarif edilemeyecek şekilde kadın ondan etkilenir. Hz. Yusuf’ta olan da budur. Yani olağanüstü etkilenmiştir. Ama bak başlangıçta bu yok. Önemsiz görüyorlar, çünkü o zaman daha çocuk. Ama sonradan Allah ona ilim ve hikmet verdikten sonra, derinlik verdikten sonra, daha güçlendirdikten sonra tarif edilemeyen bir heybet ve güzellik meydana geliyor. Ve etkileyicilik meydana geliyor. İşte bu Allah’ın bir mucizesidir.
SUNUCU: Peki Mehdi’yi nasıl tanıyabileceğiz?
ADNAN OKTAR: Mehdiyi en kesin en bariz tanımamız, namaz için toplandığında Müslümanlar, Hz. Mehdi Müslümanları namaza davet edecek ve imamet için imamlık için ilerlerken Hz. İsa’yı görecek. Hz. İsa’yı davet edecek, ‘buyrun efendim’ diyecek ‘siz buyrun, namazı kıldırın’ diyecek, o da mübarek elleriyle sırtından iterek Mehdi’yi namazda imamlığa geçirecek. Bu çok çok önemli ve çok büyük bir olaydır. Hz. İsa gibi Ulül-uazm bir peygamber onu kendisine imam tayin ediyor, sensin benim imamım diyor yani bu Mehdi’nin velayet gücünün ne kadar yüksek olduğunu göstertiyor. Ne kadar olağanüstü bir insan olduğunu göstertiyor. Düşünün, Ulül-azm bir peygamber, en büyük peygamberlerden birisi onu omzundan iterek imamlığa geçiriyor. İşte biz diyeceğiz ki Allahualem bu mübarek Mehdi diyeceğiz. Allahualem diyeceğiz. Ama ondan önce tabi çeşitli alametleri vardır Mehdi’nin. Fakat bu bizim hoşumuza gitsin diye Allah’ın yarattığı birşeydir. Çünkü Mehdi’de biz bunların tamamını bulacağız. Mesela kaşı kavislidir diyor, burnu küçük, kalkıktır diyor, saçı siyahtır, sakallıdır diyor, alnı geniştir diyor, dişleri düzgündür ve yüzü parlaktır diyor, nurludur yüzü ve güzel yüzlüdür diyor. Omuzları geniştir diyor, göğsü geniştir, karnı geniştir ve karnı büyüktür diyor. Detay veriyor, uylukları geniştir diyor, yürürken dışarı atar diyor adımlarını, alnında bir yara izi vardır diyor, Peygamber efendimiz. Bakın muazzam bir detay, eğer biz böyle birisiyle karşılaşırsak ve Hz. İsa da böyle bir kişinin arkasında namaz kılarsa tabi bu çok büyük bir mucizedir, çok şaşırtıcıdır. Mesela Peygamber efendimizde olduğu gibi kalp hizasında mühür var diyor Peygamber efendimiz, yani ben var diyor. Düz, yani mühüre benzetmesinin kastı, mühür düz yüzeyde olan birşeydir biliyorsunuz, ama ikinci bir mühürden daha bahsediyor, biraz daha üst taraftadır o diyor peygamber efendimiz, o da ağaç yaprağı gibidir diyor. Hatta mersin ağacının yaprağına benzetiyor. Yani üç boyutlu o dışa çıkık, daha açık renk yani yaprak renginde bir ben daha vardır diyor. Şimdi Mehdi’nin diğer alametlerinin hepsini daha çok çok detaylar var, bunların hepsi bir insanda bulunursa, Hz. İsa’yla beraber de namaz kılarsa, bu tabi Müslümanları mest eder, çok hoşlarına gider, bu çok büyük bir mucizedir. Yani 1400 sene önce söylüyor Peygamber, ve aynısının tıpkısı çıkıyor, teker teker, bu nedir bu?
SUNUCU: inanmanın başka bir nedeni..
ADNAN OKTAR: İşte tabi bu insanların çok yakininin artmasına imanlarının çok artmasına vesile olacaktır, ama buna rağmen, kesinlikle Mehdi’dir de diyemeyiz. Allahualem Mehdi diyeceğiz.
SUNUCU: Peki Mehdi tam olarak nerde inecek, nerede gelecek?
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin çıkış yeri, Peygamber efendimizin çok net ifadeleri var. Said Nursi’nin de net izahları var. İstanbul’dur, Konstantiniye olarak geçiyor. Çok fazla çok çok mevzun hadis var. İstanbul’u diyor tekbirle Allah’ı anarak manen fetheder diyor Mehdi. Kaleler tek tek düşer diyor, denizin kenarına gelir, oraya yerleşir diyor Mehdi, bayrağı diker ve faaliyetlerine başlar diyor ve hatta denizi geçişi de diyor geçerken de diyor, deniz kuru yoldan geçecek diyor.
SUNUCU: Deniz açılacak..
ADNAN OKTAR: Hayır ya Boğazköprüsü yahut tünele işaret ediyor, yeraltı tüneline.
SUNUCU: Mecazi anlamda,
ADNAN OKTAR: Mecazi anlamda. Hiç bir şekilde aklın ihtiyarını kaldıracak şekilde Mehdi’de bir şey olmaz, yani halk öyle bekliyor diyor Said Nursi.
SUNUCU: Alamet bekliyor herkes..
ADNAN OKTAR: Böyle birşey yoktur diyor.
SUNUCU: Büyük alametler, olaylar..
ADNAN OKTAR: Hiç bir peygamberde olmamıştır ayrıca onların dedikleri olay. Mesela Hz. Musa’da deniz yarıldığında zannediyor ki insan, böyle duvar gibi dondu, yani su buz donar gibi dondu zannediyor, öyle değil, su çekilmiştir, dev dalgalar halinde çekilmiştir. Ve hiç olmayan bir şey de değildir bu, Kızıldeniz’de olan bir şeydir. Ama o ana rast gelmesi ve ani olması, dalgaların dev ve çok büyük boyutta olması bir mucizedir. Yoksa mesela kurbağa afatı, çekirge afatı, bit afatı Mısır’da olmayan birşey değil. Olan birşey. Ama tam onun sözünün üstüne, tam ilgili afatın olması mucizedir. Yoksa kurbağa afatı her yerde görülüyor. Bit afatı da görülüyor. Ama tam dediği anda ve şiddetli boyutta olması çok büyük mucizedir.
SUNUCU: Hemen bir diğer soru, ‘hipnozla bir insan nasıl oluyor da farklı yerlerde bulunabiliyor? bunu nasıl yapabiliyorlar?’
ADNAN OKTAR: Evet, bu çok garip yani çok şaşırtıcı. Bu gerçekten de oluyor. Mesela hipnoz olan şahıs yan odada olan bir şeyi bilebiliyor, görüp söyleyebiliyor. Allahualem şöyle açıklayabiliriz, uyku halinde olduğu için ölüyor, ruhu çıkıyor, ruhu da yan odada oluyor, yahut gideceği yerde oluyor neresiyse orada görüyor, onun gördüğü şeyi de olduğu gibi söylüyor. O şekilde olabilir. Ama hipnoz tabi başlı başına çok çok büyük bir olaydır. İnsanın vücudu tamamen taş kesilebiliyor adeta. İki uç, mesela şöyle, iki kenara sandalye konduğunda, sanki bir ağaç parçası konmuş gibi dümdüz insan durabiliyor orada. Normal olarak asla gücü yetmez bir insanın buna. Mesela, hipnozda derin yandı dendiğinde, deride su topluyor deri ve kızarıyor. Yanma alameti oluşuyor. Çok garip birşey hipnoz tabi, çok detaylı incelenmesi gereken birşey.
SUNUCU: Başka bir soru, ‘gruplar oluşturarak dini tebliğ etsek Mehdi’ye yardımcı olur muyuz?’ diyor.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, tabi ki.
SUNUCU: Diğer bir soru, dinleyicilerimizden gelen sorulara hemen bakıyoruz. Semih Demir yollamış İstanbul’dan. ‘Hocam, Türklerin içinden çıkacağını söylediğiniz Mehdiye İran’ın tutumu ve Şii aleminin bakışı nasıldır?’ diye bir soru gelmiş.
ADNAN OKTAR: Ben Şii kardeşlerimle bizzat görüştüm. Konuştum, alimleriyle de görüştüm. Adeta deliriyorlar sevinçten, Mehdi çıkacak diye. Biliyorsunuz onlarda Mehdi sevgisi çok çok şiddetlidir. Ahmedinejad da büyük bir coşkuyla Mehdi’yi bekliyor. Bir sır söyleyeyim. Uçaktan Türkiye’ye indiğinde indiğinde bir çocuk onu Mehdi şiiriyle karşılamış. Buraya indiğinde, gözyaşlarını tutamadı, sevinçten, yani Mehdi’ye olan sevgisinden. Ahmedinejad tam bir Mehdi aşığıdır. Mehdi’yi görse yani 2 büklüm olur, öyle söyleyeyim, ne derse yerine getirir. Bütün İran öyledir, biliyorsun anayasalarının birinci maddesinde, ‘Bu anayasa Mehdi çıkıncaya kadar geçerlidir, Mehdi çıktıktan sonra onun dediklerini yapacağız’ diyorlar. Yani yer yerinden oynar, İran Mehdi’yi görse.
SUNUCU: Peki, Mehdi sizce gelmiş midir?
ADNAN OKTAR: Bence geldi tabi, net olarak gelmiş olması gerekiyor çünkü Said Nursi’nin izahlarından da bunu anlıyoruz. Said Nursi’nin hiç bir dediği yalan çıkmadı, boş çıkmadı. Mutlaka doğru çıktı. Bir kere o benim için çok büyük bir delil. Fakat bunun üstüne daha büyük bir delil Peygamberimizin bütün hadisleri çıktı. Kuyrukluyıldızın çıkması, Ramazan ayında ay güneş tutulmaları olması, Kabe’ye baskının yapılması, Fırat’ın suyunun kesilmesi, Irak’ın işgali, Afganistan’ın işgali, Irak’ın yeniden yapılanması gibi 300’e yakın alametin hemen hemen tamamı çıktı. Ve diğer alametler, Türkiye’deki gelişmeler, ekonomik krizin başlaması, Mehdi devrinde ekonomik kriz başlayacak diyor Peygamber efendimiz, bu da oldu. Yağmurlar azalacak ilk önce diyor Peygamberimiz, sonra yağmur bollaşacak diyor, önce yağmurlar azaldı, sonra da yağmur bollaştı.
SUNUCU: Barajlar...
ADNAN OKTAR: Tabi, dediler ki küresel ısınma var ondan oluyor dediler halbuki mucize olarak oldu.
SUNUCU: Hep bahane..
ADNAN OKTAR: Tabi.
SUNUCU: Bir küçük izleyicimiz var. Konya’dan Berk yollamış, ‘Hocam ben 12 yaşındayım. Sizi çok seviyorum. Sitenizden kitabınızı okuyorum. Mehdi İstanbul’a geldiğinde biz de İstanbul’a gelmemiz gerekiyor mu? Biz ona nasıl yardımcı olabiliriz?
ADNAN OKTAR: Arslan Berk, aslan Berk. O minik canıyla gelsin İnşaAllah. Mehdi’yle de inşaAllah gelir kucaklaşır. Bizler de kucaklaşacağız. Mehdi çok sevgi dolu olacaktır, dünyayı gezecektir Mehdi. Halk onu aşkla kucaklar diyor, sevgiyle kucaklar diyor, Mehdi zuhur ettiğinde. Yer yerinden oynayacak Mehdi çıktığında inşaAllah.
SUNUCU: Diğer bir soru, mailler aracılığıyla bizlere geldi. Tahir Bayraklı sormuş. ‘Türkiye’nin güneydoğusunda çok zengin petrol kaynakları olduğu söyleniyor fakat bunlar neden çıkarılmıyor?’
ADNAN OKTAR: Mehdi zamanını bekliyor da onun için. İnşaAllah. Şu an engelliyorlar, bazı mihraklar engelliyorlar ama Mehdi devrinde güçleri yetmez. Mehdinin Allah’ın dilemesiyle kahredici gücü vardır. Bütün İslam alemi onun destekçisi ve yardımcısı olacak, dünyanın en büyük süper gücü olacak o zaman Türkiye. Çok çok büyük, muhteşem olaylar olacak. Ve çok büyük bir medeniyet yaşanacak. Yani bir medeniyet patlaması olacak ki, görülmemiş bir şey olacak inşaAllah.
SUNUCU: Peki ne kadar süre sürecek Mehdi dönemi?
ADNAN OKTAR: Mehdi dönemi yaklaşık toplam yani Hz. İsa’nın gelişiyle beraber 100 yıla yakın. İnşaAllah.
SUNUCU: İstanbul’dan Suna Keskin sormuş, ‘Hocam ben fizik öğretmeniyim, çocuklara atom anlatmak için internette araştırma yaparken sizin Atom Mucizesi kitabını gördüm. İnanın 20 yıldır bu konuyu anlatıyorum ama atoma hiç mucize olarak bakmamıştım. Bize anlatır mısınız biraz’ demiş. Bir fizik öğretmeni.
ADNAN OKTAR: Evet atom. Şimdi ortada bir çekirdek var. Mesela, ta Silivri’de bir karpuz düşünelim burada küçük bir karpuz, ta Silivri’de bir elektron onun etrafında saniyede 50 bin tur atıyorsa ve hiç şaşmadan ve üstüne balyozla vursan dahi yörüngesinden sapmıyor. Bak düşünün, atomun küçüklüğünü düşünün ve enerjinin gücünü de düşünün. saniyede 50 bin tur dönüyor etrafında ve üstüne balyozla vurduğunda bana mısın demiyor. Sırf şu tek başına çok çok büyük bir mucizedir. Çünkü çok nazik birşey bu, bir kere ne diye dönsün etrafında, niye 50 bin tur atsın, niye o çekirdeğe o kadar sadakat göstertsin? Yani bunun enerjisi nereden geliyor ayrıca? Bu, bu ve milyonlarca sene dönüyor etrafında. Dönüyor da dönüyor, sürekli dönüyor.
SUNUCU: Sizce bu bir zikir midir?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, Allah bizim bunu duymadığımızı fakat her canlının herşeyin Allah’ı zikrettiğini söylüyor Cenab-ı Allah.
SUNUCU: Peki cansız varlıklar da zikir ediyor mu?
ADNAN OKTAR: Tabi hepsi zikreder. Zaten o muntazam dönüşünde mutlaka ses oluşuyordur, mutlaka güzel bir ses oluşuyordur. Çünkü çok ritmik ve düzgün bir dönüş var, işte o bir zikirdir. Allah onu zikir kabul ediyor. Mesela kuşların sesi de bir zikirdir. Mesela ‘gök gürültüsü de Allah’ı hamd ile tesbih eder’ diyor. Hakikaten dikkatlice bakılırsa böyle Elhamdülillah der gibidir gökgürültüsü. Ama Allah’ın onu zikir kabul etmesiyle ilgilidir bu. Yani Allah ben bunu böyle zikir olarak kabul ediyorum diyor. Çünkü mesela bazı insanlar İngilizce zikrediyorlar biz anlamıyoruz onu. Mesela sürekli Allah’ı anıyor. Mesela Japonca Allah’ı anıyor ama anlamıyoruz. Ama Allah onu zikir olarak kabul ediyor. Onun için ibadet olmuş oluyor.
SUNUCU: Diller önemli değil.
ADNAN OKTAR: Evet, evet tabi Allah’ın onu zikir kabul etmesi önemlidir.
SUNUCU: Hemen diğer sorumuz, Çiğdem Beylik Bayrampaşa’dan sormuş, ‘Muhterem Hocam, Hz. Mehdi’nin Hz. Süleyman’a benzeyeceği ile ilgili bir hadis okumuştum’
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: ‘Bu benzerlik fiziksel mi yoksa karakter olarak mı?’ diye bir soru sormuş.
ADNAN OKTAR: Biliyorsunuz, aynı soydan geliyor, Mehdi Hz. Süleyman’ın soyundandır, Hz. İbrahim’den gelen bir soydur, dolayısıyla tabi dedelerine çeker Mehdi, benzeyecektir. Resulullah’a da benzeyecektir, Hz. Ali’ye de benzeyecektir. Ama benim kanaatim Mehdi daha çok Hz. Ali’yi andırıyor. Yani onu andıracaktır, görünüş olarak ona benzeyecektir. Bu kadar.
SUNUCU: Hemen başka bir soru yurt dışından gelmiş, ben Yugoslavya’dan bir kardeşinizim. ‘Dejavu denen şey nedir? Kaderle ilgisi olabilir mi hocam’ diye bir soru sormuş.
ADNAN OKTAR: Tabi ki, o, kaderi zaman zaman Allah bize hatırlatır. Ben de çok oldu o. Ortaköy’deyken hatırlıyorum, merdivenlerden çıktım, şimdi çıktığımda birisiyle karşılaşacaktım dedim, hatırladım rüyamı. Bir kere mekanı tam hatırladım, net. Çok net hatırladım. Birden böyle şaşkınlığa girdim. Ama orada karşılaşacağım bir insan bir konuda inat ediyordu, onu hatırlamıştım. Yani inatçı bir üslubu var, o inatçı bir üslup geliştirdi orada, onu da gördüm hemen akabinde, mesela o çok net olaylardan bir tanesidir. Ona benzer bende birkaç kere oldu.
SUNUCU: Peki bu dejavu neden oluyor? Bilinçaltımızda mı var bunlar?
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır. Daha önce yaşadığımız kaderi Allah bize göstertiyor. Daha önceden göstertiyor. Yani kaderi kavramamız için bize göstertilen birşey.
SUNUCU: Anladım. Peki, şu anki Mehdi zamanının, tabir edilen zamanın bir bağlantısı var mı?
ADNAN OKTAR: Mehdi devrinde çökertileceği rivayetlerde var. Said Nursi Hazretleri bunu çok kapsamlı anlatmış. Bu komitenin, masonların muavenetiyle, yardımlarıyla diyor, hareket edecekler diyor ve hatta kadınlardan oluşan bir kadın derneği de bunlara destek verecek diyor. Ve bu komitenin Mehdi devrinde dağıtılacağını, bu komitenin ayrıca Türklüğü ve Türkçülüğü muvakkaten, geçici olarak kullanacağı, fakat başarılı olamaz diyor, çekilir, çekinecekler diyor, kahraman ordu ve imanlı millet diyor, Türk Milletini kastediyor, kahraman ordu ve Türk Milletine, ordusunu ve milletini kastederek, kahraman ordu ve imanlı millet diyor, hakikat hali göreceği, Kuran’ın diyor ışığıyla diyor hakikat hali göreceği, ve bu dehşetli tahribatı diyor tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor diyor. Yani bu şu an oluşuyor.
SUNUCU: Tahmininizce ne kadar sürebilir? Bir zaman belirlenmiş mi?
ADNAN OKTAR: Tam çökmesi hukuk ayağının, yargı ayağının çökmesiyle olacaktır. Yani bunun çöktüğünü gördüğünüz an biliniz ki bitti demektir. Ama bu çökmeden beyninin canlı kaldığını fakat bedeninin öldürüldüğünü görüyoruz şu an.
SUNUCU: Peki, sizce bir kişi mi yönetiyor, bir çok kişi mi yönetiyor?
ADNAN OKTAR: Yurt dışından yönetiliyor yoksa buradakilerin yapacağı iş değil o. Bunlar gariban takımı, bunların bilebileceği bir şeyler değil. Kafası o yönde çalışan insan da yok. Masonların ve onların oluşturduğu toplum mühendisleri var, yani psikolojik savaş uzmanları var. Yabancı bunlar profesörlerden, doçentlerden falan oluşuyor. Onlar bunlara akıl verip yönlendiriyorlar. Bunlar da onların dediklerini yapıyorlar. Mesela bayraklarına dikkat edersen İsrail bayrağı var. Yani, israil bayrağının aynısı. Bir de mason pergel ve iletkenini almışlar, masonların en önemli simgeleridir. Bunu da bayraklarına koymuşlar, bu bayrak bunlara hazır dışardan gelmiştir. Yani bunlar masonluğun m’sini de bilmezler aslında. Masonluk ne emrediyorsa onu yapıyorlar. Fakat genellikle psikopatlardan, kendini öne atmak isteyen, mühim adam olduğunu hissetmek isteyen, böyle dev bir mafyaya sahip olmanın, dev bir mafya üyesi olmanın vereceği güven ve gururun, güya tabi onların kafasına göre, hazzını yaşamak isteyen tipler.
SUNUCU: Peki ahirzamanın son alameti mi?
ADNAN OKTAR: Değil. Daha Müslümanlara bayağı bir zulüm de yapılacak. Daha çok acı çekecekler. Yani kan dökülecek, müslümanların daha kanı dökülecek. Filistin’de, başka yerlerde de Müslümanlara müthiş zulümler yapılacak daha. Allah vermesin biz bunları istemeyiz ama artık Müslümanların canı ağzına gelecek o derece. Said Nursi Hazretleri diyor ki, ‘işte böyle bir ortamda diyor hamiyet-i islamiye feveran edecek’ diyor, yani artık yeter diyecekler. Hamiyet-i islamiye patlayacak. Feveran edecek. Mehdi’yi başlarına geçirecekler, tarik-i hak ve hakikata sevk edecek diyor. Yani Türk milleti inşaAllah bu olaya el koyacak.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah Türk İslam Birliği oluşacak ve hiç kimse bundan sonra ne terör çıkarabilecek, ne anarşi yapabilecek ne Müslüman kanı dökebilecek, ne etrafa meydan okuyabilecek. Tek güç Türk İslam Birliği olacak. Dünyanın en büyük devleti. Amerika’dan da, Rusya’dan da, Çin’den de daha büyük. Süper, tek devlet olacak. Onlar onlara kıyasla daha küçük devletler haline gelecekler.
SUNUCU: Mailimize gelen diğer bir soru. Ali bey sormuş, ‘hocam alevilerle sünniler arasında sanki yapay sorunlar çıkıyor, İslam aleminin bir olunması engel olunmak isteniyor. Yani bütün İslam alimleri, İslami kesim bir olmak isteniyor fakat birileri sanki engel oluyor buna’
ADNAN OKTAR: Toplum mühendisliği uygulamasıdır o, psikolojik savaşın bir gereğidir. Bu psikolojik savaşı yaparken, karşıt unsurları da yani Türk İslam Birliğini savunanları, darwinizmi, materyalizme karşı mücadele edenleri de kendilerince sindirilmeye çalıştılar, çok büyük oyunlar oynadılar. Bir tek bize değil, toplum mühendisliği ve psikolojik savaş bir çok kişiye uygulandı. Bu uygulamalar toplum çapında geniş çapta uygulandı, ama Allah ayaklarına dolandırdı. Başarısız oldular. Ama milletimizin yapacağı şey bu konuda, devletimize yardımcı olmaktır. Polisimize, özellikle savcılarımıza, her türlü ellerindeki bilgiyi aktarmaları çok hayati. hukuk ayağı, yargı ayağı çökmeden, bu bela milletin başından kalkmaz. Bu çok önemlidir.
SUNUCU: Peki, bir kargaşa çıkacak mı sizce? Hukuk ayağında?
ADNAN OKTAR: Türkiye’de mi? Bizim millet çok güzel huyludur, bizim milletimiz, çok kalenderdir, mazlumdur, bizim millet kargaşadan hoşlanmaz. Osmanlı’dan itibaren ta eskiden beri islamı çok mükemmel yaşayan bir millettir Türk milleti. Çok asildir, çok makuldur. Bizi dediniz ya alevi-sünni ayrımı. Aleviler, bir sürü Hz. Ali düşünün, bir sürü de Hz. Ebubekir düşünün. Sünniler olarak bir sürü Hz. Ebubekir düşünün, bir sürü de Hz. Ali. Hz. Ali’yle Hz. Ebubekir zamanında Alevi, Sünni çatışması var mıydı? İşte her yer Hz. Ebubekir dolu, her yer Hz. Ali dolu. Ve kucaklaşıyoruz ve kardeşiz. Hiç bir şekilde böyle bir konu yok. Ellerinden geleni ardlarına koymasınlar, hiç bir şey yapamazlar. Aleviler halis kan yiğittir. Tam delikanlıdır. Hepsi arslandır. Türkiye’nin çimentosu bu insanlar, bir de halis kan da Türktürler, ekstradan da bir özellikleri olarak onu söyleyeyim. Çok yiğittirler ve çok yamandır aleviler. Sünni kardeşlerimiz de öyle çok titizdirler, aynı şekilde aleviler gibi. Hiç ayrımız gayrımız yok. Bu tip laflara bu tip sözlere cevap vermek dahi gereksiz. İt ürür kervan yürür derler. Konuşsun konuşan, istediğini konuşsun.
SUNUCU: Hemen diğer bir soru, Hamza Taşçı sormuş Arnavutköy’den, ‘Hocam bir mason taktiği olan çamur at izi kalsın size çokça uygulandı, şu anda da Müslüman camiasına bu taktikler uygulanıyor. Bunu şu anda en çok hangi yöntemle uyguluyorlar?
ADNAN OKTAR: Çamur atmıyorlar onlar üstümüze nur atıyorlar. Her attıklarında da bizim ışığımız daha artıyor, daha da güçleniyoruz. Daha aydınlanıyoruz daha çok sevap kazanıyoruz. Her iftira, her baskı, her şiddet, her acı müslümanı güzelleştirir. Hz. Yusuf’u nasıl güzelleştirdi, nasıl onu olgunlaştırdıysa da Müslüman için o bir şereftir ve bir güzelliktir. Hz. Yusuf’a çamur mu atıldı? Güya iftira attılar onun üzerine nur geldi. Allah onun nurunu ışığını etrafa saçtı, insanlar kadınlar ellerini kestiler artık orada. O kadar güzelleşti. Müslüman altın gibidir. Alır yerlere atarsın üstünde isterse tepinsin, hep altındır o hiç bir şey olmaz.
SUNUCU: Hemen diğer bir mailimize geçiyoruz. Arzu Hn. sormuş, Ertuğrul Özkök hiç bir delil vermeden ‘ben evrim teorisini doğru olarak inanıyorum, biliyorum, diye bir kelime etmiş. Böyle göz önünde bir objektif yazarın, delil vererek yazması gerekmez mi bu konuyu, yani üst düzey bir insan bunu söyleyebilmesi normal mi diyor?’
ADNAN OKTAR: İnanın çok çok az bilgisi vardır evrim konusunda Ertuğrul Bey’in. Çok çok az. O 100 milyon fosil hakkında da bilgisi yoktur. Ara fosil olmadığını da bilmiyordur. Yani bir proteinin tesadüfen oluşamayacağını da bilmiyordur. Genel oradan buradan duydukları, gazetelerden dergilerden okudukları, mesela herhangi bir tabiat bilgisi kitabı eline geçtiyse oradan okumuştur. Çok sathi bilgilerden bunlar kaynaklanıyor yoksa derinlemesine incelemiş olsa, bunun aleni aldatmaca olduğunu çocuk dahi anlar. Çünkü 100 milyon fosil yaratılışı ispat ediyorsa, bir insan bunun üstüne ne söyleyebilir, üstelik Darwin’in kendisi söylüyor, eğer ara fosil yoksa benim teorim de bitmiştir diyor. Ara fosil yok, 150 yıldan beri yeryüzü, yeraltı her yer aranmıştır, hiç bir yerde yok fosil. Olmadığına göre, Darwin’in dediği kehanet doğru çıkmıştır, iddiası doğru çıkmıştır. Darwinizm hakikaten yerle bir olmuştur. Darwin’in kendisi söylüyor bunu zaten yani Ertuğrul Özkök’ün bunu söylemesine gerek yok. Darwin’in kendi teorisini kendisi bitirmiş zaten bu izahıyla.
SUNUCU: Hemen bir diğer soru daha var. Darwin’in Türklere düşman olduğunu, Türklere hakaret ettiğini ilk siz gündeme getirdiniz diye bir soru sormuş. Aslında bu büyük bir olay değil mi diyor, bazı malum gazeteler evrimi desteklerken, bazı gazeteler de farklı şeyler söylüyordu. Türk düşmanlığı yapan, Türkleri aşağı ırk göstermeye çalışan bir teoriyi desteklemek sizce doğru mu?
ADNAN OKTAR: Biz, Robert kolejin kütüphanesinden bu kitabın orjinalini aldık. Alenen ve çok net olarak Darwin, Türkleri, haşa, ki binlerce haşa, bu asil milleti, daha hayvan özelliğinden kurtulamamış, daha insan vasfını kazanamamış bir ara varlık olarak tarif etmiş. Hayvana da benzemiyor insana da benzemiyor gibi göstertmiş. Ama Avrupalılar evrim sürecinde insan olmuşlardır diyor. Şimdi onlar üstün bir ırk oldukları için ve tabi güçlülerin de zayıflarla mücadelesi de mevzu bahis olduğu için onlar Avrupa şu an güçlüler diyor. Ve dolayısıyla bu geri kalmış ırkı, bu yarı insan, yarı maymun olan bu diyor ırkı, haşa Türk milletini kastediyor, elimine edecek, yok edecek diyor. Ve bunu savunan bir sürü İngiliz siyasetçi var, savunmuş. Bizim milletimize yapılan biliyorsunuz o devirde yapılan saldırılar malum. Bütün Anadoluyu işgal etmişlerdi, işte bu teoriden istifade ederek, bu teoriye dayandırarak işgal etmişlerdi. Eğer Atatürk’ümüzü Allah göndermeseydi, Darwinistlerin bu dediği şu an uygulanmış olacaktı. Burada da bir tane Türk bırakmazlardı söyleyeyim. Zaten adamlar diyor, en iyi ihtimalle hepsini Orta Asya’ya süreceğiz diyor. Ama normalde asıl hedef elimine etmek, yani sözlük anlamı yok etmektir. Kitle katliamıyla yok edeceğiz diyor. Ve bu bizim doğal hakkımız diyor. Darwin bunu anlatıyor ve millete bunu ders veriyor. Ve bunun uygulamasını da bu adamlar yapmaya kalktılar, Atatürk’te yaptıklarına yapacaklarına pişman etti ve memleketi kurtardı biliyorsunuz.
SUNUCU: Peki izleyicilerimize tekrar bir hatırlatma yapalım. Mesajlarınız ya da mail yoluyla da bizlere ulaşabilirsiniz. ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan sorularınızı bizlere iletebilirsiniz. SMS aracılığıyla da Ekin tv yazıp boşluk bıraktıktan sonra sorularınızı 3929’a gönderebilirsiniz. Hemen bir diğer soruya geçmek istiyorum. Hüseyin Atukalp, İstinye’den sormuş, ‘Anarşizmin çözümü İslam ahlakı diyorsunuz İslam ahlakına anarşistler nasıl çağırılabilir hocam?’
ADNAN OKTAR: Önce onların bir kere putunu kırmak lazım. Hz. İbrahim gibi, Hz. Musa gibi. Hz. Musa biliyorsunuz, önce o altından olan buzağıyı bir devirmişti ve asasını da atıp onun yılan haline geldiğini insanlara göstertti. Böylece de evrimin olmadığını, yani Firavun’un dediği gibi insanların ve canlıların, Nil’in çamurlarından tesadüfen oluşmadığını bir ispat etti önce. Önce bir yaratılışı ispat etti. Bizim de yapacağımız önce bir yaratılışı ispat etmektir, Darwinizmin geçersizliğini insanlara bir anlatmaktır. Beyinlerindeki o putu, o kiri bir kere temizlemektir. Onu temizledikten sonra tertemiz bir yapının üzerine İslam’ı Kuran’ı anlatmak çok kolaydır fakat en dikkat edilecek şey tabi iman hakikatlerine çok önem vermek. Mesela bir sivrisineğin yapısını anlatmak, hayatını anlatmak, arının hayatını anlatmak bilmeyen bir insanı çok şaşırtır. Çok çok mükemmel ve çok hayret edicidir bu hayvanların hayatı, yapısı ve fiziksel özellikleri. Mesela örümceğin hayatını anlatabilirler. Ama en şiddetli netice alacakları şey bütün görüntünün beyinde olduğunu insanlara tarif etmektir. Eğer bunu iyi kavratırlarsa yani hakkal yakin derecesinde insanlar iman ederler. Buna aklı başında hiç bir insan dayanamaz. Bu bilginin karşısında duracak hiç bir insan düşünemiyorum ben. Ama biraz problemi varsa tabi yaratılıştan o ayrı. Yani o insanları tenzih ederim.
SUNUCU: Hemen bir diğer soru, yine Hüseyin Bey sormuş. ‘Satanistler genelde lise ve üniversite öğrencilerinden çıkıyor. Tüm dünyada böyle görüyoruz bunları, eğitim sistemlerimizde acaba bir eksiklik mi var neden bunlar böyle oluyor?’
ADNAN OKTAR: Darwinist eğitim verilirse ve din de gerici bir üslupla, tutucu bir üslupla ve böyle bağnaz bir üslupla anlatılırsa, ki nur gibi olan İslamiyet, nur gibi olan İslamın güzel hükümleri, Allah sevgisi, Allah korkusu ve bütün güzellikler, Allah’ın bize verdiği bütün nimetler güzel bir üslupla anlatılmazsa, tabi ki o zaman satanistlere de eğilim gösterebilir şahıslar. Çünkü darwinist eğitim almış, bir de din de çok çarpık anlatılırsa, ikisi bir araya geldiğinde bu neticeler oluşabilir. Çünkü dinin yanlış anlatılması da bir satanist propagandadır aynı zamanda.
SUNUCU: Tam anlatılmıyor değil mi din yani içerik olarak.
ADNAN OKTAR: Anlatıyor kendince de zarar veriyor. Hiç konuşmasa daha iyi öyle bir insan. Ne konuşsa, adamın biraz imanı varsa o da gidiyor yahut normal imanlı bir adamın bile imanını yıkmaya kalkıyor
SUNUCU: Acaba oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabi çok anormal ve çok akılsızca izahlar yapıyor. Kendi inanmadığı şeyleri anlatıyor. Halbuki insan inanmadığı bir şeyi anlatması olumsuz etki yapacağı belli. Önce kendisinin samimi olarak inanmak, kavrayıp yüzde yüz doğru olduğuna inanması gerekir ondan sonra başkasına anlatır. Bilgi edinmeden samimi bir ruh halini elde etmeden, vicdani derinliği elde etmeden anlatmaya kalkarsa, cahil bir insana, ortada olan bir insana zarar verebilir. Ama aklı başında kültürlü bir insana cahil birisinin tabi dini anlatması yine olumsuz etki yapmaz, ona sadece acır herhalde aklı başında bir insan.
SUNUCU: Bu bir nevi de bir çok insanın dinden biraz uzaklaşmasından kaynaklanmıyor mu? Aslında gençlere fazla dini sevdiremiyoruz gibi geliyor.
ADNAN OKTAR: Din gençlere çok güzel sevdirilir, fakat ustaca ve akıllıca ve samimi anlatılması gerekiyor. Yoksa din insan fıtratının en şiddetli arzu duyduğu şeydir. Sudan, ekmekten, yiyecekten, havadan daha çok insanın ihtiyaç duyduğu en şiddetli ihtiyaçtır. Ve şiddetli bir tatmin oluşturur din insanda. İç güdü olarak insanın ruhunda vardır. Her insan dine susamış yaratılır, islama susamış yaratılır ama yani islamı verirken zehir tarzında vermek ayrıdır bal tarzında vermek ayrıdır. Bal tarzında verilmesi lazım. Doğru, akılcı, samimi ve candan bir üslupla bunun aktarılması gerekir.
SUNUCU: Peki, ilimadamlarını dikkat ediyoruz da televizyonlarda çok az görüyoruz. Genelde magazinsel gündemlerle bunlar dejenere ediliyor. Ne yapılması gerekiyor sizce?
ADNAN OKTAR: Bir daha tekrar edin sorunuzu, daha iyi anlaşılsın.
SUNUCU: Şimdi genelde dinle ilgili ilim adamlarımız televizyonlarda fazla görünmüyorlar. Bundan dolayı da genelde birçok sorun oluyor. Herkesin içinde belli sorular oluyor bunları cevaplayamıyorlar. Din adamları sizce ne yapmalı televizyonlarla ilgili? Reyting kaygısı güdülüyor.
ADNAN OKTAR: Yalnız benim dikkatimi çeken iki türlü din adamı ben televizyonlarda gördüm. Biri darwinizmi savunan din adamları, bu dine olabilecek en büyük darbelerden bir tanesi olmuş olur.
SUNUCU: Bunlar da bizden yetişmedi mi?
ADNAN OKTAR: İnanılır gibi değil. Darwinizm zaten tesadüfü savunuyor, Allah’ı reddediyor, sen çıkar darwinizmi savunursan, Allah’tan bahsedersen arkasından o insan ona nasıl inansın, inanır mı? Aklı başında bir insan tabi etkilenmez. Ama ortalı düşünen, zayıf düşünen bir insana etkisini düşünmeleri gerekir. Bir de ağzından köpükler saçarak, bağırıp çağırarak dini anlatan dindarlar görüyorum. Din şefkat, sevgi, merhamet ve muhabbettir. Bu nasıl oluyor? Bu hiddet, bu kin, bu nefret imanla beraber nasıl olur? Eğer bir insan samimiyse Allah’ı candan seviyorsa, ruhu o kadar öfkeyi kaldırmaması gerekir. Ve bir de o kadar öfkelenecek ne var? Allah’ın yarattığı kullara biz şefkatle yaklaşırız. Bunu gerektirecek birşey yok. Yanlış bir şey varsa akılcı, samimi bir üslupla anlatırız. Bağırıp çağırmaya, böyle gözlerini fal taşı gibi açarak değil mi, ağzından köpükler saçarak bağırmaya gerek yok. Ama bir de çıkıp darwinizmi anlatmak, biraz da büyük basının desteğini sağlamak için bunu yapıyorlar.
SUNUCU: Reyting uğruna.
ADNAN OKTAR: Tabi, büyük basın çünkü darwinist olduğunda bir dindar onu çok takdir ediyorlar, çok beğeniyorlar. Çok ilginç birisi olmuş oluyor, tam ideal dindar olmuş oluyor, hem darwinist hem dindar. Halbuki bu pek makul birşey değil. İmkansız değil tabi, hem darwinist hem dindar olunur. Olabilir bir insan, ben ona dinsiz demem.
SUNUCU: Ama bir çelişme olmaz mı?
ADNAN OKTAR: Net çelişme olmuş oluyor. Çünkü Hz. Musa asayı attığında, tahta bu elindeki tahtayı atıyor..
SUNUCU: Cansız canlı oluyor.
ADNAN OKTAR: ..ve evet, bir anda yılan oluyor ve bu yutuyor. Yiyecek midesi var hayvanın ve canlı oluyor. Şimdi burada evrim mi var? Cinler melekler evrimle mi yaratıldı? Adama sorsa hangi melek evrimle yaratıldı? Anlat bakalım dese ne diyecek bu adam? Büyük gazetelere yaranmak mı önemli, Allah’ın rızasını kazanmak mı önemli? Burada dürüst davranmak lazım. Yahut Hz. İsa, Allah diyor, ‘çamur al diyor, çamurdan kuş biçiminde birşey yap, üfür’. Üfürdüğünde kuş uçuyor, evrim mi var burada? Normal bildiğimiz çamur, balçıktan çamur alıyor, kuş biçiminde yapıyor, tam da değil, kuş biçiminde bir şey, üfür diyor, üfürdüğünde kuş olarak uçuyor. Ve yuva yapıyor bu kuş, doğuruyor, yumurta çıkartıyor ve ürüyor. Evrimle mi oluyor bunlar, onun için bu konuda çok dürüst ve samimi olmak lazım. Evrim düşüncesinin Kuran’a tam anlamıyla zıt olduğu ve Kuran’a hiç bir şekilde uymadığı çok açık. Bunu zorlamanın bir alemi yok.
SUNUCU: Peki televizyonlarda bazı hocaları izliyoruz, bir çok hoca var, popüler hocalarımız da var. Hangisinin doğru söyleyip söylemediğini nasıl anlayacağız? Çünkü birinin yukarı dediğini diğeri aşağı diyor, farklı şeyler söyleniyor, insanlarımız ayırd edemiyor bazıları.
ADNAN OKTAR: Bizim milletimiz ariftir ve çok ferasetlidir. Bakar bakmaz anlar. Öyle bağırıp çağıran tiplerin ne olduğunu anlar, mesela darwinizmi savunanların zorunun ne olduğunu anlar. Bizim tarif etmemize dahi gerek yok. Çok yamandır bizim milletimiz. Yani olağanüstü birşeydir, metafizik adeta hemen anlar. Mesela bir vatandaş çıktı dedi ki, köydeki çobanla biz aynı mıyız? Halbuki köydeki çoban çok ariftir ve çok derin düşünür. Kalp ehlidir o insanlar, o hayvanların hayatını görerek, kırları çiçekleri görerek Allah’la bağlantı kurarak ruhu derinleşmiştir ve çok hikmetli olur bu insanlar. Ama mesela profesör oluyor adam ama marksist, komünist, PKK’yı destekliyor, ama profesör, ton hesabıyla kitap okumuş. Ama köydeki bir çoban çok arif. Allah’a aşık. Allah’ın yarattıklarına aşık, çiçeklere aşık, sevgi dolu ve hikmetle ve hayırla konuşuyor. Konuştuğunda ağzından hikmet dökülüyor. Bizim için makbul olan işte dağdaki çobandır. Hikmetli olan insan bizim için önemlidir. Samimi olan insan önemlidir. Samimi olana Allah hikmet verir, derinlik verir, Allah ona rahmetiyle yardım eder. Rahman ve Rahim ismiyle onu kuşatır. Artık onun dilinden çıkan bilgiyi Allah yarattığı için, onun için o çok büyük bir kolaylık olur.
SUNUCU: Bir nevi aslında Kuran’ı türkçe okumak en iyisi herhalde.
ADNAN OKTAR: Tabi ben, Kuran’ı okunmasını tavsiye ederim. Ama fıkhi hüküm çıkartmaya kalkmasınlar tabi. Onun için Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihali var. Çok güzeldir, onu okusunlar. Oradan gerekli bilgiyi alabilirler inşaAllah.
SUNUCU: Diğer bir soru, yine Hüseyin Bey’e ait ‘Rusya Hazar Birliğinden bahsediyor, bu birlik zamanla Türk İslam Birliği projesine dönebilir mi acaba?’ diye bir soru.
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliği’nin üyelerinden biri de Rusya olacaktır.
SUNUCU: İlerleyen zamanda yani.
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi tam, müthiş uygun Rusya. Çok çok..
SUNUCU: İran’la bağlantısı acaba bu mu..
ADNAN OKTAR: ..uygun.
SUNUCU: ..bir nevi.
ADNAN OKTAR: Türk İslam birliğinin dev üyelerinden bir tanesi İran’dır, birisi Rusya’dır, biri de Mısır’dır. Yani bu illaki olacak. Rus milleti çok İslam’a çok yatkındır. Biliyorsunuz onlar komünist rejim içerisinde Hristiyanlık inancını kaybettiler. Şu an bir boşluktalar. İslam çığ gibi yayılıyor. Ve Rusya da çaka çaka Türk doludur. Her yer Türk kaynar.
SUNUCU: Bir de benim bildiğim kadarıyla, lafınızı böldüm, Said-i Nursi kitapları çok satıldığından dolayı hatta bir ara devlet durdurmuştu gibi birşey hatırlıyorum.
ADNAN OKTAR: Durdurdular. Bir tek benim kitaplarım serbest şu anda Rusya’da. Harun Yahya kitapları serbest. Öbür kitapların hepsi yasak, evet doğru.
SUNUCU: Diğer bir soru, Hüseyin Bey yine sormuş. ‘Bazı gazeteler ısrarla BOP Projesini yerden yere vuruyorlar, BOP gerçekten kötü mü, yoksa Türk İslam Birliği için bir işaret mi?’ diye bir soru var.
ADNAN OKTAR: Büyük Ortadoğu Projesinde normalde Türkiye parçalancaktı, yani Güneydoğuyu alacaklardı. İşte Suriye’yi, Irak’ı şekillendireceklerdi bir şeyler, karmakarışık bir şey. Büyük Osmanlı Projesi vardır. Türk İslam Birliği vardır. Sosyal yapıya uygun olan, yani bu Türk İslam coğrafyasına uygun olan tek model budur. Amerika’nın söylediği BOP hiç uygun değil bünyeye. Hiç bir şekilde olmaz zaten geri çekildiler, vazgeçtiler şu an. Ama Büyük Osmanlı Projesi, Türk İslam Birliği projesi biçilmiş kaftandır bölge için. Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Litvanya, Rusya hepsini içine alacaktır. Çok mükemmel muhteşem bir medeniyet oluşturacağız inşaAllah. Allah’ın izniyle. İnşaAllah.
SUNUCU: Hemen diğer bir soru, Selim Çorumlu sormuş, Muğla’dan bizlere yollamış mailini. ‘Bana dokunmayan bin yıl yaşasın diye bir söz vardır veya söz gümüşse sükut altındır diye bu mantık dinimize göre doğru bir mantık mıdır?’
ADNAN OKTAR: Çok egoistçe, çok bencilce bir ifade ama egoistlik bencillikle ilgili çok fazla şey vardır toplumun öğrettiği. ‘Yavrum babana dahi güvenmeyeceksin’, ‘hiç kimseye güvenme’. Halbuki bizim özlediğimiz toplum modelinde herkes herkese güvenecek. Herkes herkesi sevecek. Ben dışarıya çıkıyorum. Herkesin yüzü asık. Büyük bölümünün yüzü asık, gözleri yerde. İnsan her türlü güzelliğe bakar, gördüğü insanlara selam verir, dost olur, arkadaş olur. Bu millet bizim, vatan da bizim ve olağanüstü güzel Türkiye, inanılmaz güzel maşaAllah. Binlerce kere maşaAllah, sonsuz kere maşaAllah. İnsanlarımız da çok insancıldır bizim. Normal olarak eğer güven duyarsa, saygı duyarsa, kendini güvende hissederse çok sevgi dolu bir millettir. Ama Kimin nerede öldürüleceği belli değil. Adam can kaygısıyla ne yapacağını şaşırıyor. Okula çocuğunu gönderiyor, sağ salim dönecek mi belli değil. Birşey oluyor bir yerde bombalamalar oluyor, askere çocuğunu gönderiyor sağ dönüp dönmeyeceğini bilemiyor. Gittiler kurdular işte PKK’yı, aslan gibi bizim mehmetçiklerimizi, gencecik fidanlarımızı onlara kırdırmaya kalkıyorlar. Onları şehit ettiriyorlar. Tabi biz şehit kazanıyoruz elhamdülillah, hamd ediyoruz Allah’a. Ama tabi bunun da bir sonu gelecek. Bunun da çözümü Türk İslam Birliğinin kahredici pençesidir, kahredici gücüdür. Nefes dahi alamayacaklar. Eğer 24 saat devam ettirebilirse PKK gücünü, herkes gelsin bana ne söylüyorsa söylesin. 24 saat dahi devam ettiremezler.
SUNUCU: Peki TRT’nin bu açılımı, devletin kürtçe tv açılımı sizce iyi mi oldu, kötü mü oldu?
ADNAN OKTAR: Tabi ki iyi, anadan doğma kürtçe bilen bir kardeşimiz, tertemiz insanlar bunlar, dinine imanına düşkün, vatanını milletini seven, haysiyetine, onuruna çok düşkün, çok şahane insanlardır kürtler. Misafirperver ve çok efendidirler, çok onurlu insanlar. Kürtçe biliyor, tabi ki biz o annelere, o babalara tabi ki kürtçeyle hitap edeceğiz. Ama doğruları anlatacağız. PKK’nın zulmünü, stalinist yapılanmasını, Allah’a olan inançsızlıklarını onlara aktardığımızda, PKK sırf bu yönden bile hemen dibe oturacaktır.
SUNUCU: Aslında bir nevi ilim adamlarının da oraya doğru biraz akın etmesi gerekmiyor mu? Ama işte dağlara girmek çok zor, köylere girmek çok zor. Asker bile zor girebiliyor birçok bölgeye. Mesela gece gezinmek çok çok zor. Ama radyo, televizyon bir de helikopterle uçaktan kitap atılabilir, yazı atılabilir. Bir şey olmaz, o uygun bir şekilde iner ve okurlar. Oradaki halk bilinçlenirse bilgilendirirsek çok çok iyi olur. Oranın ileri gelenleriyle konuşulabilir, onlara bilgi aktarılıp onlara olan sevgimiz, muhabbetimiz daha hissettirilebilir. Çünkü çok mübarek insanlar. Said Nursi mesela kürttür..
SUNUCU: Tabi.
ADNAN OKTAR:..Benim mürşidimdir, canım gibi sevdiğim hatta canımdan çok sevdiğim bir insandır. Son bin yılın en büyük alimidir. Metafizik bir insandır. Ve bu kürttür. Ve alimlerin büyük bölümü kürttür. Ve hep seyyid yatağıdır orası. Hep peygamber efendimizin soyundan gelen seyyidlerin en yoğun olduğu bölgedir orası. Onun için, dindar oldukları için, masonluk, oradaki dindar kardeşlerimize, vatanına milletine bağlı olan kardeşlerimizi yıldırıp, onları dinden uzaklaştırmak, milli hislerinden uzaklaştırmak için böyle alçakça bir plan yaptılar ve oyun oynadılar. Ve bu oyunu da daha sürdürmeye devam ediyorlar ama onlar da aslan gibi direniyor o yiğit kardeşlerimiz. Biraz daha beklesinler kurtarmak üzere geliyoruz Allah’ın izniyle.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Diğer bir soru, ‘Türk İslam Birliğinde petrolün kullanılmasına Amerika izin verecek mi’ diyor.
ADNAN OKTAR: Amerika mahvolacak, başka türlü çözüm yok ki. Amerika çökmek üzere. Bu ekonomik kriz metafizik bir olaydır. Dünyadaki bütün ekonomilerin tamamını çökertecek. Sadece Türk İslam Birliği olan bölge bundan kurtulacaklar. Büyük şirketlerin hemen hemen tamamı çökecek onu söyleyeyim. bunun ikinci bir kurtuluşu yok.
SUNUCU: Diğer bir soru, Cemal Ersöz..
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Cemal Ersöz yollamış Küçükçekmece’den, ‘Hocam adam olmak mı yoksa dindar vicdanlı olmak mı önemli sizce?’ diye bir soru.
ADNAN OKTAR: Adamlık dini derler ya işte o. Tabiki dindar ve vicdanlı olmak çok önemlidir. Eskiden beri çocukluğumdan beri duyardım herkesten duyardım, ‘adam gibi adam!’, ‘adamlıkta var mı böyle?’, ‘biraz adam ol!’. Ne demek bu? Samimi, vicdanlı Müslüman vardır, dürüst insan vardır. Vicdanıyla hareket eden aklı başında insan vardır. Ne demek adam ol, işte onun özel pozları var. Özel hareketleri var. Adam oldu falan diyorlar böyle. Adam olan şefkatlidir, merhametlidir, sevgi doludur, buna diyorsalar tamam. Doğaldır ve tabidir, yapmacık hareketler yapmıyordur, candan hareketler yapıyordur. Bu insandır bizim makbulümüz.
SUNUCU: Bir diğer soru yine Cemal Bey’in, ‘gerçeği düşündünüz mü diye bir kitabınız var..
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: ..Gerçeği nasıl düşüneceğiz, ne zaman düşüneceğiz, tefekkürhane mantığıyla mı düşünelim yoksa gün içinde nasıl düşünebiliriz’ diye bir soru.
ADNAN OKTAR: Herşeyi, Allah’ın razı olmasını isteyerek yapmak lazım, samimi karar verirken de. Mesela ben sizinle konuşuyorum, ben buraya niye geldim, Allah rızası için geldim. Niye konuşuyorum? Allah rızası için konuşuyorum. Konuşurken bu gücü ve bu konuşmayı ben kendim yaptığıma inanmıyorum. Neye inanıyorum, bunu bana Allah konuşturtuyor diye inanıyorum ve doğrusu da budur. Çünkü ben aciz bir varlığım, nihayet beynimin içindeki bir görüntüyle muhatap oluyorum ben. Ve küçücük bir monitörün başında elektrik akımı veriyor Cenab-ı Allah. Ben o elektrik akımını, böyle renkli, net bir dünya olarak görüyorum, sizi göstertiyor, beni göstertiyor, ikimizde aynı yerdeyiz. Ben sizle konuşuyorum, bu çok harika bir şey, tabi ki müslüman sürekli Allah’ın rızasını umarak hareket edecek, Allah’ın rızasının en çoğunu arayacak. Hatta ben mesela buraya gitmeyip diyebilirim ben gidip uyuyayım, Allah’ın rızası onda da var diyebilirim mesela dinleneyim diyebilirim. Ama Allah’ın rızasının daha çoğunun burada olduğunu biliyorum. Ve uyumayı önemli görmüyorum, buraya geliyorum. İnsanlar da bu seçimi yaparken, hep Allah’ın rızasının en çoğunu arayarak hareket etmeleri gerekir.
SUNUCU: Evet, Cemal Bey’in diğer bir sorusu, ‘Hocam siz Tapınak Şövalyelerinin kanunsuz mal edinme yöntemlerinin Avrupa’yı, Avrupa’yı bir ağ gibi nasıl sardığını hep gündeme getirdiniz. Kitaplarınızda yazdınız. Korkmuyor musunuz Tapınak Şövalyelerinden, masonlardan, bu kadar söz ediyorsunuz.’
ADNAN OKTAR: Evet, Tapınak Şövalyesi sözünü ilk defa herhalde Saadettin Tantan’dan duymuştuk. O da benim kitaplarımdan muhtemelen bunu almış ama benim ilginç bulduğum da mason kelimesini niye kullanamadı da, tapınak şövalyesi demeye ihtiyaç duydu, o da çok acayiptir. Mason kelimesi ürkütücü mü geldi, riskli mi geldi, niçin olduğunu ben bilmiyorum şu ana kadar. Niçin o kelimeyi kullanmadı çünkü Türkiye’de bayağı bir mason var ve çok güçlü noktalardalar. Ama Tapınak Şövalyesi deyince o adrese gitmedi o ifade çünkü halkımız bilmiyor Tapınak Şövalyesinin ne olduğunu.
SUNUCU: Aralarındaki farklar?
ADNAN OKTAR: Tabi tapınak halbuki direk masonluk vardır. Tapınak şövalyesi yani geçmişteki bir masonik örgütlenmedir. Yani bir nevi masonluktur ama net masonluk varken mason gücüne karşı tavır almak varken, Tapınak Şövalyesinden bahsetmek bana biraz garip geldi. İnsanların anlamayacağı bir dilden bunu söylemek mi daha doğru, insanların net anlayacağı tarzda konuşmak mı doğru? Net olan masonluktur ve masonluğun yanlış uygulamalarına karşı tavır konmasıdır.
SUNUCU: Evet, diğer hemen mesajlarımıza geçelim, Erkan Bey sormuş İstanbul’dan, ‘dini sembollleri görmek bazı insanlara rahatsızlık veriyor veya dini sözleri kullanmak. Mesela başbakanımız ‘hamdolsun’ dediği için günlerce gazetelerde manşet oldu, neden böyle olaylar çok gündeme getirilmek isteniyor?’
ADNAN OKTAR: Şimdi tabi, Allah’a hamdolsun dese, belki, bazı, görüşlere göre, bazı bakış açılarına göre, bazı insanlar mahsurlu bulabilir bunu belki, Başbakanımız da dikkatli bir dil kullanıyor, sadece hamdolsun diyor, güzel, çok güzel söz. Tabi ki biz hamd edeceğiz. Gece gündüz hamd edeceğiz. Allah’ın nimetlerine hamd edeceğiz. Ama tabi üsturuplu bir dil kullanmış benim gördüğüm. Güzel insan, iyi insan Tayyip Bey, samimi olarak da dindar olduğu için, alenen tabi böyle dini motifler kullanmasının mahsurlu olacağını düşünmüştür gibi geliyor bana, ‘Hamdolsun’ demiş güzel çok güzel. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Şimdi şöyle bir soru daha var, Hakkı Muhtar sormuş, ‘Said-i Nursi’yi nasıl tarif edersiniz, nasıl bilirsiniz?’
ADNAN OKTAR: Said Nursi, 10 yıl sonra bütün dünya onu tanıyacak, çok şaşıracaklar, çok olağanüstü bir insan. Bir kere çile ehli. 30 yılı hapiste geçmiştir. Yaşlı haliyle 70 yaşında bir insan düşünün hapiste. Ve tahta barakadan oluşmuş bir hapis ortamında tutuluyor ve sadece tek kendisi. Küçücük bir hücrede tutuluyor soğukta. Ve oralarda Risale-i Nur yazan bir insan. Bu kadar makbul ve doğru bir insan. Ve hemen hemen her dediği doğru çıkmıştır. Mesela Mehdi konusunu çok kapsamlı anlatmıştır. Çok güzel anlatmıştır. Ve hiç bir kaynakta, hiç bir yerde bulamayacağımız olağanüstü izahlardır. Benim gördüğüm Said Nursi Hazretleri Mehdi’yi bizzat görmüş. Ve gördüğünü yazmış. Ahirzaman olaylarını da bizzat görmüş ve gördüğünü yazmış. Zaten diyor, ben görmediğimi yazmadım diyor. Yalan söyleyecek bir insan hiç değil, ayrıca her dediği doğru çıktığı için de doğru olduğunu görüyoruz.
SUNUCU: Acaba orada bir tasvir var mı Said-i Nursi’de?
ADNAN OKTAR: Kapalı bir dille anlatıyor. Zaten kendisi de söylüyor, ben bunu açıkça anlatılmaz diyor. Bu üsluba uygun değildir diyor. Bir Müslüman, peygamber bile böyle anlatır diyor, kapalı ve tevile açık anlatılır diyor. Ama Mehdi konusunu anlatıyor çok açık anlatıyor. Mesela, Mehdi’nin vakit ve hal müsaade etmez diyor. Yani nereden biliyor? Vakit ve hal müsaade etmez. Halbuki benim bildiğim Mehdi medrese eğitimi almış bütün dilleri bilen, ben kafamda çocukluğumda öyle bilirdim. Kuran’ı, bütün hadisleri herşeyi ezberden bilen, dünyadaki bütün alimlerden daha alim, bir insan olarak bilirdim. Ama Said Nursi öyle değil diyor. Bizzat kendisinin araştırma yapmaya vakit ve hal müsaade edemez diyor. Ondan evvelki bir taifenin diyor uzun tasdikatıyla yaptıkları eseri, kendine hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek diyor. Yani hazır kitaplardan istifade edecek diyor, hazır bilgilerden istifade edecek diyor. Vehbi bir ilime sahip olacağını açıklıyor. Mesela bu çok acayip bir detay. Kendisi dahi kendisini bilmez diyor, çok acayip bir detay bu. Mesela İstanbul’da çıkacağını net bir dille söylemiş. Basra, Küfe ve Şam gibi yerlerde tasavvura edilmiştir diyor onun sebebi şudur. Basra zaman zaman İslam aleminin başkenti oldu diyor, Kufe de oldu diyor, Şam’da oldu. Hadis ravileri diyor hep başkent orası kalacak gibi zannettikleri için, mesela Şam’sa islam aleminin başkenti Şam demişlerdi diyor, Basra’ysa Basra demişlerdi diyor. Halbuki İslam aleminin başkenti değişmiştir diyor. Son olarak İstanbul’da kalmıştı biliyorsunuz, sonradan başkent Ankara oldu. Ama son olarak İslam aleminin başkenti, yani tarihi anlamda İstanbul’dur. Ve dolayısıyla Peygamber efendimiz (sav) hadislerinde Konstantiniye olarak belirtiyor. İstanbul’da çıkacağını söylüyor ve net tarih veriyor Said Nursi. 1400 sene sonra çıkacak bir hakikati, asırlarında yakın zannetmişler diyor. Sahabeler ve tabiin, Tebe-i Tabiin dahi beklemişler diyor Mehdi’yi. Onlar bile şartlar oluşmuş artık, Mehdi herhalde gelecek demişler diyor. 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında gelecek zannetmişlerdir diyor. Ama net tarihlerini de belirtmiş. Hicri 1400 sene.
SUNUCU: Peki diğer bir soru, Eyüp Bey sormuş, “Allah bir ayetinde ‘israf eden şeytanın kardeşidir’ diye buyurmuş ama dünyada inanılmaz bir israf var, bu da masonlarla ilgili bir oyun mu?” diye bir soru sorulmuş; Eyüp Bey tarafından.
ADNAN OKTAR: Mesela, ben biliyorum. Büyük işletmeler, büyük iş yerleri kazanlarla yemeği çöpe döküyorlar. Çok çok güzel, etli çok güzel yiyecekler, ekmekler, yani inanılır gibi değil. Sanki böyle bir kabus görüyor insan. Böyle hani zehirlenir falan bir insanlar kabus görürler ya, kabus sanki. Bu nasıl olur dağıtın fakirlere çağırın adamları, kap kap adamlar alsınlar hazır tertemiz, yani çöplükten de alamadıkları için o kardeşlerimiz heba oluyor tabi o yiyecekler. Çok fazla ekmek çöpe atılıyor. Halbuki insan, yiyeceği kadar alıp yese, arta kalanı da biriktirse, yine o kurusa da o bir şekilde değerlendirilebiliyor ama yiyeceğin çöpe atılması çok çok yanlış tabi.
SUNUCU: Diğer bir soru Trabzon’dan gelmiş, Nur Nural’dan. ‘Sayın Hocam Türk İslam Birliğine Mehdi mi öncülük edecek, Türk İslam Birliğinin kurulmasına katkıları mı bulunacak, Türk İslam Birliği bütün yararlarıyla, tüm herkesi mi kapsayacak diğer ülkeleri de kapsayacak mı?’
ADNAN OKTAR: Türk İslam Birliği bir kader. Bakın açıkça söylüyorum, yüzde yüz Türk İslam Birliği oluşacak. 10 yıl içerisinde herkes bana gelsin eğer olmazsa. Ve muntazam bunu eğer gelişmesi olmazsa yine de bana gelsinler. Her yıl, her ay bunun adım adım olduğunu görecekler. Yüzde yüz olacak bir şeydir bu. Mehdiliği bunun içinde bir bölüm olarak alırız tabi ki, ama her halükarda olacaktır bu. Yine Nur hanımın diğer bir sorusu, ‘Hocam bildiğiniz üzere bir çok zorluklar atlattınız, iftiralara uğradınız. Peygamberler de zamanında bir sürü iftiraya uğramış ve hatta öldürülmüşlerdi’ diyor. ‘Sabrınızı onlardan mı alıyorsunuz bu kadar güçlü olmanızı neye bağlıyorsunuz?’
SUNUCU: Allah’a hamdolsun, tabi ki okuyorum, Hz. Musa mesela Allah esirgesin cinayetle itham edilip kaçıyor. Ve Firavun psikopat. O devrin psikopatı. Kanun nizam yok yani her tuttukları yerde öldürebilirler ve üstelik feci şekilde öldürebilirler. Ve saklanıyor. Bu yaklaşık 8-10 yıl sürüyor. Ne kadar zor çölde saklanmak. Ve o psikopatlardan saklanıyor. Ki bir de çok heyecanlı bir insan. Çok çok heyecanlı Hz. Musa. Kuran’da bunu çok açık görüyoruz. Dilim tutuluyor diyor, göğsüm sıkışıyor diyor, Allah’a bunu söylüyor. Allah da onun korkmamasını, Allah katında peygamberler korkmaz diyor. En çekindiği şey belki de asasını atıyor, yılan haline geliyor kaçmaya başlıyor Hz. Musa. Allah korkma gel diyor, ona yeniden tutturuyor o yılanı. Yılanı tuttuğunda o yeniden asaya dönüşüyor. Allah onu öyle, tabi hem eğitiyor Hz. Musa’yı. Hem onun gücünü arttırmış oluyor. Ben de tabi çok örnek alıyorum. Mesela Hz. Yusuf bir kadının iftirası yüzünden 7 yıl hapis yatıyor, cinsellik iftirası sebebiyle, bu çok olağanüstü bir şey. Kardeşleri ona, öz be öz kardeşleri ihanet ediyorlar. Kuyuya koyuyorlar, hem sabrediyor, hem de üstelik de affediyor. Çok yüksek ahlak gösteriyor. Tabi ki ben bütün peygamberlerin güzel ahlakından hepsinden örnek alıyorum, çok iyi olmaya çalışıyorum elimden geldiği kadar tabi inşaAllah.
SUNUCU: Taşkın Bey sormuş, Taşkın Türk. ‘Hocam insan niyet etse, dua etse, acaba peygamberlerle aynı seviyede bir dua olabilir mi? yoksa yaratılışta biz daha alt seviyelerde mi yaratıldık?’
ADNAN OKTAR: İnsanlar için yükselmenin sınırını koymamış Allah. Müminler için yükselmenin sınırı yoktur. İmtihanda Allah ilerleyemezsiniz demiyor, ilerleyebildiğiniz kadar ilerleyebilirsiniz diyor, ne kadar isterseniz o kadar sizi ilerleteceğim diyor Allah. O kadar çok Allah’ın rızasına uygun, o kadar yüksek ahlaklı olma imkanımız var inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Şimdi, Kemal Polatcan sormuş Ümraniye’den, ‘Sayın Adnan Hocam, bir Alevi olarak Sünni kardeşlerimizle bir problemimiz olmadığını düşünüyorum. Yıllarca bu konuda gündem oluşturulmaya çalışıldı. Türkiye de yerinde sayması sağlanmaya çalışıldı. Bunun arkasında kim var, nasıl biter bu olay’ diye bir soru.
ADNAN OKTAR: Bir avuç mason kendilerince kendi gazeteleriyle, televizyonlarıyla Türk halkını provoke etmeye ve kandırmaya kalktılar. Ama ‘şeytanın hilesi zayıftır’ diyor Allah, bir üfürmeyle gider. Nitekim şimdi de öyle oldu yani bir üfürmeyle gitti yerle bir oldular. Aleviler aslandır, Allah’ın arslanlarıdır onlar. Hiç bir aleviye tek kelime söz kimse söyleyemez, Allah’ın mübarek tertemiz insanlarıdır. Türkiyenin çimentosu olan yiğitlerimizdir onlar. Bütün sünni kardeşlerimiz de aynı vasıflardadırlar. Bu vatan da bizim, millet de bizim, gelecek de çok güzel, gönülleri çok çok rahat olsun inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Konya’dan Levent Doğrusöz sormuş, ‘Sayın Hocam sizin birkaç kez hapse atıldığınızı biliyoruz acaba hapiste nasıl bir ortamla karşılaştınız, sıkıntılarınız olmadı mı’ diye bir soru var.
ADNAN OKTAR: İlk hapiste, Bayrampaşa’da yattığımda beni akıl hastalarının olduğu koğuşa koydular. Tek tekler denen koğuşlara. Akıl hastası vardı bayağı. Onlar çok bağırıyorlardı tabi çok acıyordum. Can hıraş bağırtılar oluyordu. Gece gündüz ama gecenin 11’i, 12’si, gece 3 yani var gücüylen bağırıyorlar, oradan da tabi akıl hastanesine sevk edildim biliyorsunuz. Adli tıpta ayağımda zincirle bağlı olarak yatakta, yatağa bağlandım. Zincirlenmem için niçin ihtiyaç vardı onu tabi bilmiyorum, daha hala da kavramış değilim. Bir de akıl hastanesine niye kondum onu da anlamadım, anlamış değilim. Bir de on ay az da değil, yani on ay. Bir de niye en azılı akıl hastalarının içerisine kondum. Çünkü normal akıl hastaları da vardı, normal gezinen sakin makul konuşan, bir de şuuru tamamen kapalı saldıran, sürekli bağırıp çağıran, yerlerde böyle çırpınan akıl hastalarının bulunduğu bölüm vardı. Beni en şiddetli akıl hastalarının olduğu bölüme koydular. Daha henüz kavrayabilmiş değilim bunun nedenini.
SUNUCU: Deniz Bahçeli sormuş Yalova’dan ‘hocam acaba ilk Kuran okumaya ne zaman başladınız? Üstad Bediüzzamandan etkilendiniz mi, yazılarınız da?’
ADNAN OKTAR: Üstad Bediüzzaman tabi ki benim lise yıllarında, ruhumu coşturan, ruhumu derinleştiren çok çok ehemmiyetli, bu son bin yılın en büyük müceddid ve müçtehididir, en büyük alimidir, çok muhterem ve mübarek bir insandır. Veli bir insandır inşaAllah. Allah ahirette karşılaşmayı nasip etsin inşaAllah. Lise yıllarında, lise son, lise 2 gibi, hatırladığım kadarıyla o yıllarda yoğun olarak okumaya başladım. Daha önce de dindardım, çocukluğumdan beri dindardım, ben bayağı vicdanlıydım. Küçükken de öyle. Daha önce de anlatmıştım normal böyle, r’leri, ş’leri, t’leri çok düzgün böyle şakır şakır konuşuyordum. Ama hoşlarına gitsin diyen konuşamıyor gibi yapıyordum böyle. Onların da hoşlarına gidiyordu, çevremdekilerin böyle, o tarz bir tavrım da vardı, daha 3 yaşındayken falan öyleydim.
SUNUCU: Şimdi Trabzon’dan Nur Hanım başka bir sorusu, ‘Türk İslam Birliğinden bahsediyoruz şu anda konumuzda aralarda sorular oluyor, siz bu konuyla ilgili bir çalışmalarınız var mı, varsa neler bunlar?’
ADNAN OKTAR: İşte vakıf mensubu kardeşlerimiz sürekli Türk İslam Birliği’ni ısrarlı olarak basında ilanen duyuruyorlar. Bu tabi insanların bilinçaltına çok olumlu etki yapar. Ama benim ilk istediğim şey şu Ermenistan ve Azerbaycan sınırlarının açılmasıdır. Ermenistan çok önemlidir. Ermeni kardeşlerimizle kucaklaşmamız çok önemli. Onların Türkiyeye rahatça girip çıkmaları, bizim oraya rahatça girip çıkmamız, eski günlere dönmemiz, birbirimize sarılıp böyle dostane, candan ve kardeş olarak yaşamamız çok hayati. Bu millete çok hizmet vermiştir Ermeniler. Milleti sadıka, yani sadık millet tabir edilir. Orgeneral, generallerimiz vardı bizim, Ermeni generallerimiz. Ve mehmetçiği onlara teslim ediyorduk biz. Ve çok güzel yönetiyorlardı, sanatçılarımız, bilim adamlarımız, Türkiye’nin süsüydü onlar. Onlar niye gitti oraya? Açalım orayı, o güzel vatanlarına biz de gidelim, onlar da buraya gelsinler, bütünleşelim, kardeş olalım, habire yok işte özür dile, özür dileyecek ne var? Özür dileyecek hiç bir konu yok. Ne bizim onlardan özür dileyeceğimiz bir konu var, ne onların bizden bir özür dileyeceği bir konu var. Geçmişteki olan olaylar o zaman 5000 yıl öncesine de gidelim, 4000 yıl, 3000 yıl öncesine gidelim. Onun muhatabı olan insanların kemikleri bile kalmamış. O devirde olan olayların muhatabı olan insanların. Velev ki olmuş olsa bile, ne alaka onlar bizim kardeşimiz, canımız ciğerimiz dostumuz. Ermeniler tamam, mesela öyle doğru, Türklere yönelik bazı şeyleri oldu, katliamları oldu, birşeyler oldu ama biz alicenap milletiz, affediyoruz, gani gani haklarımız helal olsun onlara, gani gani helal ediyoruz. Biz onları bağrımıza basmak istiyoruz. Masonların yaptığı bu oyuna bu kışkırtmaya gelmiyoruz ve gelmeyeceğiz. Bu kadar açık. O devir faşist, faşizmin moda olduğu bir devirdi, kan dökmenin moda olduğu bir devirdi, darwinizmin en azgın hakimiyetinin olduğu dönemlerdi. O dönemde bir çok Ermeni kardeşimizi kandırdılar. Kan döktürttüler ama diyoruz affediyoruz ve gani gani haklarımızı helal ediyoruz. Ve biz bunu unuttuk. Artık bitti bu bizim için. Böyle bir konu yok. Mecbur olduğumuz için şu an ağzıma alıyorum. Bu konu ağza alınacak bir konu değil. Ne gerek? Canımız ciğerimiz bizim kardeşlerimiz. Gelsinler yine, sanatçıları gelsin, o güzel böyle üstadlar gelsin buraya. Devletin de bir çok kilit noktalarında görevler alsınlar, mutlu güzel yaşayalım. Ki bu günlere doğru da hızla gidiyoruz inşaAllah. Azerbaycan’ın kapısını da açacağız, Azerbaycan aslan doludur. İnşaAllah. Türkleri müthiş seviyorlar. Türkiye, zaten aynıyız, yani Konya, Eskişehir gibi hiç farkı yok aynı şey. Ha Eskişehir’i alıp oraya götürmüşsünüz, ha Azerbaycan farkı yok. Kısa sürede inşaAllah birleşeceğiz ama o bölge çok önemli. Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan. Önce oradaki kilitin çözülmesi gerekiyor inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Bengisu Hanım göndermiş. Bengisu Kibar İstanbul’dan. ‘Muhterem Hocam çocuğumuzu namaz kıldırmak istiyoruz. Ama o erken saatte kaldırmak için biraz acıma hissi geliyor içime diyor, ne yapmam gerekiyor çocuğumu kaldırmak için?’
ADNAN OKTAR: Erken yatırsınlar, o kerata zaten güneş ışığınla kalksın şöyle bir, güneş doğmadan, o temiz havayı bir alsın ciğerine çok çok güzel olur. Elini yüzünü yıkasın bir çocuk rahatlasın, annesinin babasının yanında çok güzel zevkle namazını kılar, erken yatırmak çok önemli, 8 saat uykusunu aldıktan sonra çocuk zaten niye yatmak istesin? Sabah güneş doğmadan kalkar. Daha zinde olur. Daha sağlık verir ona daha iyi olur.
SUNUCU: Peki, dinde, lafınızı böldüm ama,
ADNAN OKTAR: Estağfirullah.
SUNUCU: Dinde neden sabah kalkma var yani sabah ezanı niye güneş doğarken belirtiliyor? Bir nedeni var mı, bilimsel bir nedeni bir açılımı da var mı bunun?
ADNAN OKTAR: Sabah, oksijenin en yüksek olduğu orandır, zamandır. İç açıcıdır, bir de ne kadar güzel güne pırıl pırıl başlıyorsun, güneşin doğuşunu görüyorsun, kuşların en yoğun öttüğü zamandır, çok hoştur sabah. Bir ayrı zevki vardır sabahın. Akşama kadar boşsun ne güzel.
SUNUCU: Bir diğer soru Van Erciş’ten gelmiş, Sami Durmaz. ‘PKK’nın hedeflerinden, en büyüklerinden biri ve hatta en önemlisi Müslümanlara yönelik midir’ diyor.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, o çok hayati bir konu onlar için. Mesela bizim için Ramazan bayramı diye bir konu yoktur diyor. Yahut işte, bayram yoktur diyor, bizim bayramımız başka türlüdür diyor, mesela bir PKK’nın önemli gördüğü bir günü bayram olarak alıyorlar. Mesela namazla alay ediyorlar. Onun filmlerini dağıtıyorlar orada burada. PKK propagandası bunları kullanıyorlar. Televizyonda da yayınlanmıştı. Allah’a dine inanları böyle sanki anormal birşey yapıyormuş gibi haşa lanse ediyorlar, ve yoğun bir ateist propaganda ve yoğun bir darwinist propaganda var. Buna rağmen maşaAllah, aslanlar gibi, kürt kardeşlerimiz, iman kalesi olarak, kendilerinin imanlarını muhafaza ediyorlar maşaAllah. Ama biraz daha sabretsinler, az kaldı kurtaracağız inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Kayseri’den Gökhan Aydın sormuş, ‘Hocam ben 30 yaşındayım benim vesveselerim oluyor. 10 yıldır bu sorunu yaşadım. Bana ne tavsiye edersiniz? Neler yapmam lazım?’
ADNAN OKTAR: Bakın, iki türlü vesvese olabilir. Bir ibadetlerde vesvese olur, bir de aklına kötü şeyler geliyordur. Aklına gelen kötü şeylerlen bir kere hiç muhatap olmasın, ondan dinen sorumlu değil çünkü hiç muhatap olmasın, cevap vermesine dahi gerek yok. Onun için tevbe etmesine de gerek yok. Hiç bir şey demesin. Yani tevbe etsin de, o konuyu kendine muhatap almasın. Öyle birşeyle ilgilenmesine gerek yok. Azmen ve kasten yapılan, bilenen ve açıkça olan birşey suçtur. Bunun dışında vesvese suç değildir, şeytanın bir oyunudur. Müslümana o sevap kazandırır hatta. Onunla hiç ilgilenmesin, bir de ibadette vesveseler vardır. İbadeti de dümdüz işte elini yüzünü normal yıkayıp her zaman yıkadığı gibi yıkayıp dümdüz namaza durup namazını kılıp çıkacak. Çünkü namazdan zaten kaçmıyor o. Ben namaz kılmayacağım da demiyor, abdest de almayacağım demiyor. Zaten yapıyor, öyle grift bir şeye zaten Allah girmemizi istemiyor. ‘Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler’ diyor Allah ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. Zaten bu Allah’ın emri. Bize eğer bu zorluğa kendimizi sokuyorsak, Kuran’a uygun hareket etmemiş oluyoruz zaten. ‘Allah sizin azabınızla ne yapsın’ diyor Allah ayette yine. Allah bizim acı çekmemizi istemiyor, mutlu olmamızı istiyor. Onun için sade ve kolay olarak namazımızı kılıp çıkacağız. Oturup bunu, bu konuyu böyle vesvese konusu yapmak. Abdesti bir daha alıyor, bir daha alıyor, bir daha. Yok her zamanki gibi elini yüzünü yıkayıp, ayaklarını yıkayıp hemen başını meshedip namaza duracak inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Diğer bir soru, ‘kaderin en baştan belli olduğunu bir kitabınızda belirttiniz..’ Az önce de söylemiştiniz. ‘..sakın unutmayın kitabında, peki insanların günah ve sevapları da önceden mi belli oluyor?’
ADNAN OKTAR: Tabi bu Allah’ın bir sırrıdır. Bu sırrı hiç bir zaman için insanlar çözemeyecekler. Aslında kaderi de tam anlamıyla insanlar hiç bir zaman için kavrayamazlar. Allah’ın belirttiği kadar kavrayabilirler. Ama tek bir an içerisinde sonsuzluğu yaşadık. Bu Allah’ın gücünün ne kadar şiddetli büyük olduğunu göstertiyor. Dikkat edin bir an ve sonsuzluk, iki zıtlık bir arada. Ve bu oluyor. Ve bu şekildedir. Mesela Hz. İsa çoktan inmiş, Mehdi çoktan çıkmış. Türk İslam Birliği çoktan oluşmuştur. An içerisinde, biz onu an an, an an, kare kare görüyoruz ve oraya doğru gidiyoruz. Ve hiç bir güç de bunu durduramaz Allah’ın izniyle. Kesinlikle olacak bir şeydir bu inşaAllah. Çünkü kaderde. İnşaAllah.
SUNUCU: İzleyicilerimize bir kez daha hatırlatmalar yapalım. Mail aracılığıyla bizlere ulaşabilirsiniz. ahirzamansohbetleri@hotmail.com dan SMS aracılığıyla da Ekintv yazıp bir boşluk bıraktıktan sonra 3929’a mesajlarınızı bizlere ulaştırabilirsiniz. Son bir soru daha sorsam, hemen ardından. Kuran’la ilgili, Yeşilköy’den Yiğit Çelik sormuş, ‘Kuran’ı Kerim’de anlatılan kıssalar acaba mecazi anlam mı taşıyor yoksa Kuran, Kuran’a tabi olmuş bir insan olarak bu kıssalardan nasıl ders almamız gerekiyor’ diye son bir soru.
ADNAN OKTAR: O kıssalar her asra bakar ama özellikle ahirzamana bakıyor. Mesela Hz. Yusuf kıssası Mehdi’yi anlatır. Zülkarneyn Mehdi’yi anlatır. Hızır kıssasında ve Kehf gençlerinin hayatında Mehdilik anlatılır. Ve inşaAllah başka bir gün, sırf bu konuyu işleyebiliriz. Çok kapsamlı ve hayret edilecek şekilde anlatır. Hatta tabi bu kesin bir ölçü ve delil değildir. Ama bu ayetlerin rakamsal karşılığı yani ebcedleri de bu ahirzamanı veriyor, bu devri veriyor. Mesela 2010, 1980, 1990 tarihlerini veriyor. Çok çok acayiptir bu. Bunları da inşaAllah beraber işleriz. Yorumlarız İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Bu akşamlık bizden bu kadar. Sayın hocamıza çok teşekkür ediyoruz bilgilerinden dolayı.
ADNAN OKTAR: Ben de çok teşekkür ederim. Çok sağolun.
SUNUCU: Bir hafta sonra tekrar birlikte olmak üzere herkese iyi akşamlar.
20 Ocak 2009
|